şükela:  tümü | bugün
  • çocukluğun sona erip gençliğin başladığı yaş
  • rakam değil sayıdır.
  • elit popçumuz mavi'nin çıkış şarkısı.

    bıraktığın şişeden elimi kestim
    şarap gibi kanım sanadır
    alışmışım soldan sağa geçemedim
    yatağımda yanım sanadır

    vapurda galata'yı seyre dalmam sanadır
    rüzgara karşı dağlara karşı duruşum sanadır

    şu burukluğum, durgunluğum, mutsuzluğum sanadır

    biliyorum artık alışığım
    biliyorum acıdan ölünmüyor
    yine de bir ders çıkarmam lazım
    30'una kolay gelinmiyor

    bıraktığın şişeden elimi kestim
    şarap gibi kanım sanadır
    alışmışım soldan sağa geçemedim
    masamızda yerim sanadır

    bu akşam batan ayı seyre dalmam sanadır
    düşmana karşı dostlara karşı duruşum sanadır
    bu akşam batan ayı seyre dalmam sanadır
    düşmana karşı dostlara karşı susuşum sanadır

    şu burukluğum, durgunluğum, mutsuzluğum sanadır

    biliyorum artık alışığım
    biliyorum acıdan ölünmüyor
    yine de bir ders çıkarmam lazım
    30'una kolay gelinmiyor
  • reşit olma yaşının güncel olanı.

    30’undan önce sorumlu davranan insan nadir. herkes çocuk gibi.
  • bu gece itibariyle gireceğim yaş. yirmiler bitiyor heyhat. moral desteğine ihtiyacım var. kolay mı ulan tüm yirmili yaş anıları ve söylemleri artık geride kalıyor.

    onlar çocukluk, yirmiler gençliğin bittiği yaşlar... 30'a hoşgeldim.
  • yaş anlamında incelendiği takdirde, istatistiksel olarak bir üst basamak içinde sayılma yaşıdır. çalışan kişinin artık gençliğe veda yaşıdır; gelmesine bir hafta kalmış olandır, hafiften tırstırandır.
  • takvim yaşı olarak ele alındığında, 29 ile arasında inanılmaz bir fark olduğunu hissettiren sayıdır.

    daha bir kaç ay öncesine kadar "daha yirmili yaşlarımdayım" diye gafil gafil gezerken, "daha temmuz olmadı, otuz sayılmam" derken bir süre sonra aniden inkar edemeyeceğiniz bir gerçeği kavrıyorsunuz. otuz yaşındasınız.

    ben bunu annem sayesinde farkettim. geçenlerde birisiyle konuşurken "otuz yaşında oğlum var" dediğinden beri şoktayım. evet.. annemin otuz yaşında bir oğlu var. demek ki o da yaşlanmış. ama bu lafı söyleyene kadar genç görünüyordu bana. şimdi sanki yüzü daha bir kırışık. eskisi kadar hızlı hareket edemiyor sanki. halbuki, o bankaya ben okula beraberce yürüyerek giderken hızına yetişemezdim. daha dün gibi anasını satayım. annem yaşlandıysa kimbilir ben ne haldeyim.

    şaka maka, gittikçe piknik tüpü benzeri bir hal almaya başlayan göbeğimi, uzayınca beyazladığı belirginleşen sakalımı, halı sahada top oynarken 10. dakikada pilimin bittiğini ben de farkediyordum. ama bunları "otuz yaş" kelimeleri kadar yüzüme vuran olmamıştı.

    bir de şiir var anasını satayım "yaş otuzbeş, yolun yarısı" diye. kim yazdıysa artık. acaip sinir bozucu. eskiden de sinir olurdum, şimdi şairini bulsam döverim. sahi kim yazmıştı onu?

    işte böyle sözlük. bir umut sarıkaya karikatürüydü sanırım. adamın üstünde "yaş otuz küsür" yazan bir tişört vardı. o adam gibiyim be sözlük.

    bonus olarak;

    (bkz: hali saha maclarinin liberosu gobekli cocuklu abi)
  • bir türlü olamadığım yaş

    zaman ölçü birimlerim dünyanınki ile uyuşmuyor. otuz yaş gözümde olgun,sorumlu,dingin ve bıyıklı aile babası yaşı iken kendi katılımımla tüm anlamını yitirdi. yolun yarısına yıllar kala saydığım melekelerin hiç birisine sahip olmamam bir yana, umudum ve niyetim de yok. otuzu doldurup küsüratını adımlarken kabuslarında evlendiğini görüp, oynayamayacağını bildiği halde bilgisayar oyunlarını takip edip sabahlara kadar sigaranın gözüne vurup oyun oynama hayalleri kuruyor, motorsikletle avrupa turuna çıkıyorum.

    turlu motorlu gönlünün getirdiği yere götüren seyahatler bilinçaltıma gidiyor artık. önümde hesaplanacak, karşılaştırılacak, incelenecek, onaylanacak tüm dikkatimi talep eden boy boy rakamlı harfli kağıtlar varken olmayan motoruma binip gidemiyorum, oldurup binsem hemen benzini bitiyor.

    eloğluna türlü türlü hesaplar yaparken kendim için zaman ve para eğrisinin hiç tutturamadım, zaman arttıkça para sıfıra gitti; hiç kariyer yapmak gibi bir niyetim yokken şaşı gözlü paranın peşine düşüp otuzumda proje içinde kaldım.

    adıma nevresim takımlı buzdolaplı stor perdeli planlar yapılırken; tekrar üniversiteye gitmek, avrupada bir süre yaşamak, dönüp kafe açıp aylık karın tokluğu ve beş kitap nevalesi ile sona doğru saymak istiyorum. al sana otuz!

    sorarsanız söylerim ama bahsi geçmezse de hiç göstermem ben otuzumu
  • doğumgünümde oturup hüngür hüngür ağladığım yaş.

    tabi ki biliyordum olay yaş değildi, benim kendimden beklentilerimdi. bir beş sene öncesinde 30 yaşa kadar yapmam gerekenler listesini kafamdan geçirince, planladığım pekçok şeyi yapmadığım veya yapamadığım, onun yerine başka iyi kötü bir sürü sürprizle karşılaştığım için değişen algım sayesinde, o zamana kadar istediğim şeyleri artık istemiyor olmanın ve içimde filizlenen yeni yollara nasıl ulaşacağımı bilmemenin verdiği boşlukla dolu bir zaman diliminde bulmuştum kendimi ve korkudan ağlıyordum. tanrıları güldürmek istiyorsanız onlara planlarınızdan bahsedicekmişsiniz sahiden. otuz yaş sanırım bunu getirdi bana, değişmeyen tek şeyin değişim olduğunu bir kere daha hatırlattı. yaşanan deneyimlerle her an yeniden şekillendiğimizi, kafa yapısının hayatının sonuna kadar 22 yaşta kalabileceğini, toplumsal kalıpların ne kadar sahte ve yalan olduğunu, herkesin içsel korkuları nedeniyle bu kalıplara bağlı kaldığını, bununla birlikte içsel olgunlaşmanın yeni kapılar açabileceğini öğretti. ve tabi ömür devam ettiği müddetçe daha gidecek çok yol olduğunu.
  • türk futbol piyasasında bir futbolcunun yaşlılık sınırı:
    29sa hala gençtir;
    30sa orta yaşlıdır;
    31se direk yıllanmış şaraptır..