şükela:  tümü | bugün
  • yazmayayım diyordum çünkü kendi hakkımda fazlaca bilgi veriyorum yazarken ama enin'in muhteşem entrysini okuyunca yazmak zorunda hissettim kendimi.

    20 gün sonra 36 yaşına girecek bir ablanız olarak kabul edin sözlerimi.

    ben hayatı tersinden yaşadım. 18 yaşıma basana kadar barlara girmeye çalışıp, reşit olduğum gün duruldum. 19 yaşımda beraber yaşamaya başladığım adamla 21 yaşımda evlendim. 22 yaşımda anne oldum, 24 yaşımda ikinci çocuğum oldu. ikinci çocuğumu emzirirken üniversiteye döndüm. okudum, çalıştım, çocuklarımla ilgilendim. 30 yaşıma gelip yurtdışında burs kazandığımda, 1 yıllığına çocukları anneme emanet edip gittim. döndükten bir süre sonra da boşandım.

    en çok bana veriyorlardı bu mesajı: boşandın, hayatın bitti, orta yaşlısın artık, iki çocuğun var diye... ben de bu durumu kanıksamaya başlamıştım artık. ne de olsa artık genç değildim. bundan dolayı normalde özgüvenim yüksek olsa da hayatımdaki kişiyi memnun etmek için saçma sapan şeyler yaptım.

    şubat ayının sonunda birden bir aydınlanma yaşadım. karşımdaki adam kaşımdan gözüme, kılığımdan kıyafetime, saçımdan makyajıma kadar her şeyimi eleştiriyordu. incir çekirdeğini doldurmayacak bir "ben kıvırcık saç sevmiyorum, o saçların hep toplu olacak!" tartışmasından sonra banyoya gittim. aynaya baktım ve "ne yapıyorum ben?" diye sordum kendime... bütün hayatını kendi dilediği gibi yaşamış, hep seven ve sevilen biri olmuştum. aynanın karşısındaki kişi ise ben değildim artık. yalnız kalmaktan korktuğu için sürekli taviz veren bir kadın vardı karşımda ve ben o kadından hiç hoşlanmadım.

    o aynanın karşısında saçlarımı kökünden kazıdım. o "ne yaptın sen??!" diye bağırırken adamın karşısına geçip eline saçlarımı verdim ve dedim ki "ister fön çek topla, ister kıçına sok bunları, hadi hoşçakal!"

    sonrasında pişman olur muyum acaba diye düşünmüştüm ama açıkçası şu güne kadar herhangi bir pişmanlık yaşamadım. 36'ya merdiven dayamış, kocaman çocukları, 1,5 metrelik boyu, subay traşı saçları olan bir kadının bile her gün bir şekilde iltifat alabileceğini gördüm.

    kimseye mecbur değiliz hemşirelerim. hayatımız bitiyor falan değil. özgüveninizi zedelemeye çalışan kara propagandalara aldanmayın. biz kendimizi sevip beğenince başkalarının da beğeneceğini unutmayın. özgüveninizi sağlam tutun, yürüyüşünüz bile değişir.

    30 yaşında kadın genç kızlıktan kadınlığa daha yeni terfi etmiştir. kendini keşfetme sürecinin en başındadır. iyi insanlara karşı iyi ve mütevazi olurken, egosunu zedelemeye çalışan terbiyesizlere karşı da "bastığım toprağı, soluduğum havayı şereflendiriyorum!" mesajını vermelidir.

    ayrıca "30 yaşına gelmiş kadın çok rerörerö!!" diyen adamların hiçbiri bir biscolata erkeği değil, lütfen bunu unutmayın. çoğu benim bakkal hüseyin efendi'ye benziyor...

    - ne yaptın hocam sen ya? yakışıyor mu hiç bu yaşta? bayan dediğin uzun saçlı olur!
    + baymayan olmaya karar verdim.
  • beyaz itli prens'e katılıyorum.

    benim tanıdığım bir kadın vardı evde kalmış diye az dalga geçmediler arkasından. elaleme kalsa eciş bücüş bir tiple evlenmesi lazımdı.

    ama sonra bu hatun 38 yaşında abd'de dil okulunda tanıştığı müthiş yakışıklı amerikalı bir avukatla evlendi. elalemin nasıl göt olduğunu, kıskandığını dün gibi hatırlıyorum. sosyal gözlem çok zevkli birşey.

    hatun yakışıklıyı kapınca "çocuğu olamaz" diye kendilerini avutmaya çalıştılar ama hatun 40'ında ikiz doğurarak fatality yaptı.

    ya şimdi düşünüyorum da bu kadın 30 yaşında "ayy evde kaldım" paniğiyle bir tipsizle evlense sıradan vasat bir hayat yaşayacaktı türkiye'de.. ama naptı, çalıştı para kazandı abd'ye gitti ve yakışıklı herifi kaptı, new york'da rüya gibi bir hayat yaşıyor. kendine güven çok önemli birşey. valla bak.
  • +2'imle katıldığım grup. 3 yıl önceki halimden tek farkımsa artık uzun uzun kafa sikenleri okumamam ^^

    32 yaşındayım, bekarım.
    2 senedir kendi evimde yaşıyorum.
    karışanım edenim yok.
    dışarı ne zaman çıktın, ne zaman geleceksin, nereye gideceksin, kiminle gideceksin diye soranım yok.
    moralim bozuk olduğunda istersem bağıra çağıra ağlarım, istersem kapı duvar indiririm, duygularımı saklamak zorunda olduğum kimse yok.
    daha hayatta yapmadığım onlarca şey, görmediğim onlarca yer var. bunları yapabilmek için vaktim de var imkanım da. henüz daha ben büyümemişken, doymamışken, üstüme yüklediğim başka insanların sorumlulukları yok.
    sadece kendimden mesulum, maddi olarak da manevi olarak da kendimden başka kimseye bakma yükümlülüğüm yok. yarın bir gün parasız kalabilirim, gururuma yediremez istifa edebilirim, ya da sadece basıp gitmek isteyebilirim. yapabilirim. yapabilirim çünkü elimi kolumu bağlayan hiçbir şey yok.
    şimdiye kadar yaşadıklarımı da bekarlığın verdiği bu özgürlükle yaşadım. özgürlükten kastım da "sadece kendinden mesul olmak".
    hayatımı seviyorum. dünyanın en güzel hayatı benim hayatım olmayabilir, değil de tabii ki. ama hiç değilse sikko heriflerden oluşan bir topluma yaranmak için ilk gördüğüm hırboyla evlenmedim.

    aferim bana lan; böyle bir ülkede, böyle bir toplumda bekar kalmayı başarabildim.

    siz mesainize devam edin, dünya bize güzel amina koyim.
  • birkaç yıl üstünde olduğum kadın.

    doğru adama denk gelmemekle alakalı. beyaz atlı prensi aramadım hiç ama huyu düzgün, dürüst, iyi bir adam olsun istedim hep. yanımda olduğunda huzur bulabileceğim birisi olsun dedim. paranın önemi yok, ben de çalışıyorum, eli ekmek tutsun yeter dedim ama huyu düzgün ve iyi olanına rastlayamadım. sonunda ben de iyi birini bulmaktan umudu kestim.

    ha, derdim evlilik değildi. beni seven, sevdiğim birisi olsun; zaman ne getirirse bakarız dedim. şimdi geçmişe dönüp baktığımda sanıldığının aksine pişmanlığım yok. "keşke reddetmeseydim," dediğim kimse olmamış hayatımda. eski sevgililerim hakkında o zaman verdiğim kararlar şu anda da değişmemiş. herkes gibi benim de mutluluklarım, üzüntülerim, kalp kırıklıklarım oldu ama şu anda eksikliğini hissettiğim şey koca değil sevgi

    çok mutluyum goygoyu yapmayacağım ama kendime göre mutluyum. yanlış adamlarla evli olmaktansa bekar kalmayı seçtim ve pişman değilim. tek endişem yalnız ölecek olmak ama buna da "allah'ın dediği olur," mantığıyla yaklaşıyorum. yalan söyleyen, beni aldatan, önemsemeyen, duygularımı hiçe sayan biriyle olmaktansa yalnızlık daha eğlenceli. bununla birlikte sorumluluklarım daha az. bugün izin günümdü mesela, geçen hafta dinlenememiştim, bol bol uyudum. kimse önüne yemek koymamı beklemedi. çamaşırları falan daha önceden halletmiştim, o yüzden sadece kendime zaman ayırdım. sabah erken kalkıp işe gideceğim ve iş arkadaşımın kendisine ciddi bir ilgisi olmadığı apaçık ortada olan bir erkeğin kendisine ilgisi olduğu iddialarını ifadesiz bir yüzle dinleyeceğim. düşüncelerimi söylemeyeceğim çünkü bu onun duymak istediği şey değil.

    hala dünyaya bir çocuk getirme konusunda kararsızım. bir yanım istiyor, bir yanım da içinde bulunduğumuz cangıla bir çocuk getirmekten korkuyor. yarın çocuğum incitilirse yaşayabilir miyim? "anne beni niye doğurdun," der mi günün birinde bana? onu gerçekten iyi bir insan olarak yetiştirebilir miyim? iyi bir insan olmasını sağlasam bu hayata karşı dimdik hayatta durabilir mi, yoksa çok mu incinir? bir sürü var kafamda.

    sizin kafanızdakilerin aksine -kendi adıma konuşuyorum- süper mutlu değilim ama mutsuz da değilim. geçmişe bakıp iç de çekmiyorum, kimse benimle evlenmek istemedi diye yas da tutmuyorum. o kadar meraklıysanız söyleyeyim, aldığım evlilik teklifi bir düzineden fazlaydı. ilk haftanın sonunda yüzük aldığım da çok oldu, sonrasında geri verdim hepsini kendi isteğimle. sizin sandığınız gibi istenmemiş değilim, ben istemedim. kadınları talep edilen mal gibi görmeyi bıraksanız keşke diyorum ama kadını yaşlanan fiziği ile karakterize ettiğiniz, karakterine değil de yaşına takıldığınız sürece bu olmayacak biliyorum.

    bu kadını aşağılayıp hor görme hakkına sahip olduğunu sananlara bir sorum var. bu hayatta isteyip sahip olamadığım şey sevmek ve aynı kişi tarafından sevilmekti ben bunu bulamadığım için yalnız kalmayı seçtim. peki ya siz, seviyor ve seviliyor musunuz?

    edit: özelden soruldu, bu durum efendi adam/piç adam seçimiyle alakalı olabilir mi diye. hayatım boyunca hep sakin sularda kendimi rahat hissettim ve fırtınalı denizlerden uzak durdum. hayır, piç adamları seçmedim efendi adamların yerine. piç adamları seçenlerin de seçimlerine saygı duyarım.
  • 30 yaşındaki bekar kadınlara saydıran denyolardan ben de bıktım. amma velakin sevgili kızkardeşlerim, lütfen siz de şu denyolara kızıp saçma sapan "savunma"lar geliştirmeyin. nedir o saçma sapan savunmalar? (bkz: #53131934)

    - "sarkmadım, 45'te başlar sarkma." ne yani, sarksan kıymetsiz mi olacaksın? sarkmadığın için, "güzel" olduğun için mi kıymetli otuzlu yaşların? lütfen kendini bu şekilde aşağı görme; güzellik, dirilik vs. üzerinden tanımlama kendini, bunlara ihtiyacın yok.

    - "hayatını bir adamın vasat ev arkadaşlığı ile geçirmek" ne demek? kime göre vasat, neden vasat? belki senin "vasat" dediğin insanla aynı evde yaşayabilmekti o kadının hayali? niye birbirimizin hayallerini küçümsüyoruz? tamam, biliyorum, üstüne çok geliyorlar canım kızkardeşim, ama üstüne gelen erkekler yüzünden sen neden gene kendi cinsinden birine dolaylı laf sokuyorsun ki? "vasat" biriyle mutluysa mutlu olsun, herkes nasıl mutluysa öyle olsun. "benim hayatıma karışmayın" demek yeterli bir savunma, niye illa "hahayt öbürlerinin hayatı çok vasat" tınısını araya sokuyorsun? neden sevgilisiyle yaşayan/evli her kadın "hayatını vasat bir adamla geçiriyor" olsun? onun sevgilisinin "kaslı bir danimarkalı" olmadığı ne malum hem?

    - "içinde büyüdüğünüz baskıyı yenemiyorsunuz" lafı tek başına doğru olabilirdi, sevgilisiyle yaşayan/evlenen herkesi "baskıya boyun eğmiş" olarak kodlamaya çalışmasaydı... biri senin hayatın hakkında laf ettiğinde nasıl saçmalamış oluyorsa, sen de aynı şeyi başkalarına yapıyorsun, farkında mısın? evlenen lezbiyenler sence baskıya boyun eğmek için mi evleniyor, yoksa aile hukukunun herkese sunduğu fırsatlardan eşit derecede yararlanmak için mi? (ve hayır, bunlardan yararanmak istemek "ayıp" değil, haktır. daha önce de söylemiştim, hayat arkadaşım kaza geçirse, evli olmadığım sürece onun hakkında hiçbir şey yapamam, yoğun bakıma bile girip göremem "aileden" olmadığım için. #51618887 biriyle bir ömür sürmeyi istemek, bunları da düşünmeyi gerektiriyor. düşünmeyene de saygım sonsuz, ama düşünene niye laf sokmaya çalışıyoruz?)

    tek isteğim var, kadınlar birbiriyle didişmesin, zaten yeterince didiştiğimiz şey var. hayatım boyunca kadınları savundum durdum, daha da savunacağım, alnıma feminist yazdırmadığım kaldı bi' hgasdfhsgd. ama çok rica ederim, sevgili kızkardeşlerim de erkeklerin saldırılarından bezip, dönüp kendi hemcinslerine vurmasınlar. saygı beklerken, kendileri saygısızlık etmesinler. "benim hayatım çok değişik, ımmhh, heyecanlı, hareketli, ya sen zavallı evli kadın ahahahahhhyyy" demenin "ayyy zavallı, otuzuna gelmiş evli değil, evde kalmış, yazııık, hep yalnız hep yalnız, bir kocası olsa zaten böyle olmazdı" demekten hiçbir farkı yok. ve no, feminizm bu değil.

    işte o yüzden birbirinizi yemeyin, erkekleri (ya da cinsel yöneliminize göre hangisini seviyorsanız onu) yiyin ^^
  • ben 10 yaşındayken annem 30 yaşındaydı. o zamanlar ben annemi çooooook büyük çoook yaşlı ve her şeyi biliyor sanıyordum. hiç hata yapmamalı, her şeye gücü kudreti yetmeli çünkü o taaaaaam otuuz yaşındaydı. hatta çok yaşlanıyor sanırım ölecek diye de endişelenirdim. şimdi ben 30 yaşındayım ve bi bok bilmiyorum daha çok küçüğüm çok gencim...

    lise sıralarınızdan sivilcelerinizi patlatarak saldırmayın bu başlığa çok da büyük bir yaş değil, yazdıklarınız kabus gibi. ben de 20'li yaşlarda sözlükte yazardım ve 30'luk tipleri görünce, "30 yaşına gelmiş işi gücü yok hala burda geyik peşinde, ben 30 yaşında çok meşgul olacağım" derdim bak hala size laf yetiştiriyorum.

    grinin bile 50 tonu var gençler saçmalamayın daha çok genciz.
  • niye durup durup hortluyor bu başlık, niye birilerini gerim gerim geriyor bu kadın bi bilsem, bi anlasam? 2 sene önce '2 sene sonra 35 yaşında bekar kadın olacağım' yazmışım ve bak sen şu allahın işine, 2 sene geldi geçti ve ben 35 yaşında bekar bir kadınım. almanya'da yaşadığım süre boyunca kimseye batmıyordum da, türkiye'de batar oldum tabii. olmayan komşuluk ilişkilerim, apartmanda hiç kimsenin selam vermemesi, herkesin bana manukyan muamelesi yapması falan, alıştım bunlara gerçi. başımı dik tutmayı, ezilip büzülmemeyi, eve istediğim saatte gelmeyi öğrendim. evime gelenlerin hesabını vermek zorunda olmadığımı da. kendi 4 duvarımda yaşadığımın sadece beni ilgilendirdiğini de. komşularıma, mahalleliye vermediğim hesabı sözlük ergenlerine verecek değilim.

    tuhaftır; 30 yaşında bekar erkek kimseye batmaz bu ülkede, 30 yaşında bekar ve yalnız yaşayan erkek de. hatta 30 yaş ve üstü bir erkek hala ailesi ile yaşıyorsa tuhaf karşılanır, öyle olduğunu bizzat deneyimledim. neyse konu bekar erkekler değil.. ama 30 yaş ve üstü bir kadının bekar olması çok kötü, bekar bir kadının, yaş kaç olursa olsun yalnız yaşaması zaten doğrudan o evin kapısına kırmızı çarpı yapmak için geçerli neden de, hele bir de 30 yaş ve üstü ise bu kadın vay haline.

    evde mi kaldım, kız kurusu muyum, ay çok mu çirkinim de kimseler beni almadı? bunlar hep göreceli de, ben peki kimseleri istedim mi? bi de orasından bakın derim olaya. her kadın evlenmek için doğmuyor. her kadın anne olmak için de doğmuyor. yani şey çok enteresan 'hahaaaaaayyyy bak o kadın 30unda önüne çıkan ilk adamla evlenmedi ama gitti 38sinde taş gibi adam kaptı'.. pardon ama bir kadının varması gereken en son nokta, bir kadının zirvesi, yaşı kaç olursa olsun bu mu? 'bir adam kapmak', 'yakışıklı bir adam kapmak', o yakışıklı adamdan çoçuk doğurmak, yani yaşı kaç olursa olsun evlenmek? eee peki evlenmek istemeyenler? bunu gerçekten istemeyenler? hayatlarını 2 kişilik düşünemeyenler, dünyalarında ikinci bir kişiye yer açamayacak kadar tek kişilik yaşayanlar?

    30 yaş ve üstü bekar kadının tek kişilik dertleri vardır. kendini düşünür, kendi dertlerine üzülür. tek kişilik yaşar, akşama ne pişirsem diye düşünürken "öfff abuzer de pırasa sevmiyor ki" diye düşünmek zorunda kalmaz örneğin. çocuk ve bir çocuğun beraberinde getirdiği bütün dertlerden muaftır. parası ancak kendine yetmek zorundadır ve ay sonunu getiremiyorsa kendi savurganlığındandır. parasını dilediği yere, dilediği şekilde harcar ve aldığı 582. çift ayakkabının açıklamasını da hiç kimseye yapmak zorunda kalmaz. çamaşır, ütü vs? giyecek bir şeyleri olduğu sürece yapmak zorunda değildir. son dakikaya kadar sallayabilir. eve gelme saati? keyfine bağlıdır. isterse o gece gelmez. bir sonraki gece de. isterse günlerce evine uğramaz, kime ne? arkadaşları ile istediği zaman, istediği yerde buluşur, bunun için 'ay önce bi abuzer'le konuşiiiim' demesine gerek yoktur, bütün buluşmalarını 'çocuklar okuldayken' yapmak zorunda değildir ve 'çocuklar gelmeden ben kalkiiim artık' demek zorunda da değildir. istediği saatte yatar, istediği saatte kalkar, benim gibi biraz hazır yemeyi seviyorsa istediği zaman çalışır, ya da hiç çalışmaz, ama kimsenin de eline bakmaz. kimseye bağlı yaşamaz, kimseden bağımlı olmaz. ve hiç kimseye hesap vermez. hayatının doruk noktası olarak da 'bir gün evleniceeeeeem, heppppiniziin dibi düşecek kapacağım adama, görürsünüz siz'i kondurmaz. ha aşık olur, çok sever, onsuz olmaz der, gider evlenir, ama bunu hayatının gayesi yapmaz.

    hadi beni geç.. çevreme bakıyorum, tanıdığım kadınların çoğu 30 yaş ve üstü, bekar, kariyerli, çok güzel evleri, düzenleri olan ve aşırı güzel kadınlar, ki bunu arkadaş yağlaması olarak söylemiyorum, harbiden hepsi birbirinden güzel. beni alan olmadı diyelim de, onları da mı olmadı amk?

    30 yaşında bekar kadın, bu hayatı terçih ettiği için böyledir ve gerçekten özgürdür. sizin asla olmadığınız ve bu saatten sonra da olamayacağınız kadar özgür.

    siz gidin evlenin, 1,5-2 sene sonra boşanın, ya da 10 sene sonra, hiç farketmez. çok şanslıysanız çocuksuz bitsin o evlilik, o kadar şanslı değilseniz 1 ila 3 arası çocukla kalın öyle, hayatınız boyunca da hep birilerine bağımlı yaşamaya alıştığınız için 'ben şimdi napıcaaam' diye kara kara düşünün, ya da bir evlilikten çıkar çıkmaz hemen bir daha evlenin, yine mutsuz olun ama bu sefer elalem ne der diye sakın ha boşanmayın, ölene kadar mutsuz yaşayın ve ölene kadar hep o kim olduğu belli olmayan 'el alem' için yaşayın, onların ne diyeceğini önemseyerek yaşayın. özetle ne haliniz varsa görmekte serbestsiniz sevgili 30 yaş altı evli barklı insancıklar, biz bir şey diyor muyuz sizin tercihlerinize?

    siz de bize gölge etmeyin ne olur..
  • hayatının en güzel 10 yıllık dönemine başlamışsındır. sarkmıştır vs denmiş ancak o 45te başlar çocuklar. önünüzdeki 10 yıllık dönem hala güzel, üstüne üstlük akıllı ve deneyimli olduğunuz dönemdir. yalnızlık keyif verir. hayatını bir adamın vasat ev arkadaşlığı ile geçirmek yerine kendi iç huzurunla veya taş gibi bir danimarkalının mükemmel vücudunu izleyerek geçirmek istersin. psikolojisi bozuk bir ırkın tedavisi için uğraşmaz, götüne tekmeyi koyuverirsin kolayca. bilirsin ki en önemlisi senin güzel bir hayat deneyimi yaşamandır. ne yanındaki adamın, ne de o adamdan gelecek spermin derdi seni gerer. her kadının bu hayatı tatmasını temenni ederim. çünkü kadın olarak hayatı deneyimlemek mükemmel. o güzel beyninin içerisinde günlerce harika vakit geçirebilirsin. yalnızlık bir lütuf, kendini ve hayatını keşfetmek için bir başlangıç. ileri geri konuşanlar bastırılmış özgürlüğünden içten içe rahatsız olan, toplum baskısına boyun eğip özgürlüklerini devlet kodamanının kağıt ve mürekkebine teslim etmiş olanlar. ama yalnız kadın sizi anlar gencolar, çünkü yalnızım, 30'um, ve hayatım hiç olmadığı kadar heyecanlı ve güzel. içinde büyüdüğünüz baskıyı yenemiyorsanız, yenebileni yermeyin, saygı duymayı deneyin.

    hiç kimse yalnız uçağa atlayıp dünyayı köşe bucak gezme ve canı kimi isterse onunla sevişebilme özgürlüğü olan bir hayata kötü diyemez. derse, komik olur.
  • ne çok ihtimal sıralanmış.

    çirkindir, yolludur, eziktir, koca bulamayınca kendini okumaya vermiş master, doktora filan yapmıştır vs vs...

    27 yaşında bekar bir kadın olarak (muhtemelen 30'unda da bekar olacak olan) söylüyorum ki belki de bunların hiçbiri değildir.

    hiç düşündünüz mü şuursuzca yerin dibine sokmaya çalıştığınız o insanların neler yaşamış olabileceğini.

    çevremde benim dışımda aynı şeyi yaşayan o kadar çok kız arkadaşım var ki... ve hepsinin hikayesi aynı. hepsi hayatının bir döneminde bir adamı çok sevmiş ama ona kavuşamamış insanlar.

    bir daha kimseyi öyle sevemedikleri için başka kimseyi hayatına almamayı tercih etmiş insanlar. o insanla olamayışının üzerinden yıllar da geçse hala o insan için ağlayan, yüreğinde hala onun sızısını hisseden insanlar. evlenmeyi kendine amaç edinmeyen, olacaksa sevdiğim insanla olsun yoksa herkes benden uzak dursun diyebilecek güce sahip, kendini başkalarının kollarında avutmak yerine tek başına mücadele etmeyi seçebilecek kadar güçlü insanlar onlar... zor olanı seçen insanlar. marifet olarak gördükleri için değil ama, başka türlü yaşayamadıkları için, sevmedikleri adamın elini tutamadıkları için yalnız kalan insanlar.

    ve bonus; bunların çoğu ortalamanın üstünde bir güzelliğe sahip, çevresinden hep ilgi görmüş insanlar. ki zaten mevzunun güzellikle çirkinlikle hiç alakası olmadığını hepimiz biliyoruz ama hani hemen buluyorsunuz ya sebebini o yüzden söyliyim dedim: çirkin değiller, yollu değiller, ezik değiller canlarım!

    burda öyle rahat rahat atıp tutuyorsunuz, kendinizce aşağılıyor, küçük görüyor (evlenmek büyük bir başarı ya çünkü toplumumuzun bir kesimi için!) ve kendinizce acıyorsunuz ya onlara, şimdi alın o ettiğiniz tüm hakaretleri münasip bir tarafınıza iliştirin!

    edit: gelen birkaç tepki üzerine yanlış anlaşılmamak için belirtmek istiyorum; 30 yaşında bekar kadının bekar olması için illa bir sebebinin olması da gerekmez. belki de sadece canı öyle istediği için bekardır. belki evliliğe kurum olarak karşıdır, belki de değildir de evlenip hayatını birleştirmek isteyeceği bir insan çıkmamıştır karşısına. bu ihtimaller daha pekçok farklı şekilde de tezahür edebilir ama ben burda hepsini yazamayacağım tabiki de. ayrıca geç yaşta evlenenlere acımadığım gibi erken yaşta evlenenleri de kınamıyorum. inşallah herkes, evli yada bekar, mevcut haliyle en mutlu olduğu şekildedir.
  • ülkemizde, 30 yaşındaki bekar erkekten bir farkı vardır.
    zira erkeğe evlenecek doğru düzgün kız bulamadı, kafasına yatmadı, daha istemiyor gibi bahaneler bulunurken, kadına direkt evde kaldı derler.
    bakınız sevgili ultra modern, ileri demokrasici ekşiler;
    benim seksenini geçmiş, hastalıkların pençesindeki, hayatının çoğu kısmını köyde geçirmiş, oldukça ataerkil bir sistemde yaşayıp yaşatmış, okuma yazmayı askere gidince öğrenmiş, okuduğu yegane şey de takvim yaprağı olan dedem bile diyor ki:

    "artık kadınları evlenmeye ikna etmek çok zor.
    evlenmeyince babasının geçindirmesine muhtaç değil ki adı evde kaldı olsun.
    eskiden kadınlar erkekler olmadan yaşayamazdı, erkeğe muhtaçtı. şimdi herkesin parası var evi var arabası var, başına birini bela edip de ne yapsın? severse evlenir sevmezse evlenmez."

    ben bu lafları en üst seviyelerde okumuş yazmış anamdan babamdan duymadım bee. onlar bile evlenmenin, hayatın muhakkak verilmesi gereken imtihanlarından biri olduğunu düşünüyor.

    ben 30uma daha yeni girdim sayılır. çok da korka korka, binbir kompleksle. ama hiçbir şey değişmedi.
    daha bedenimde aşınan sarkan yamulan kırışan bir yer yok.
    arada kilolandığım, ya da fit olduğum oluyor ama, on sene önceki fotoğraflarımdan tek farkım, vücut hatlarımın daha belirgin, daha kıvrımlı olması. suratımda alık alık bakan bir ifadesizlik yerine, bakışlarımın artık bir karaktere sahip olması.

    bazı erkekler kendinden çok çok genç kızlarla beraber olmak istiyor çünkü o yaştaki kızların tecrübe eksikliğinden mütevellit bir saflıkları var. yönlendirilme ihtimalleri çok daha yüksek. beden olarak da bir 50 yaş kadınından daha çekici oldukları muhakkak, ama 30dan değil, üzgünüm.

    bekar olduğum için kendi kendime bir stres yaratmıyorum, etraftan sürekli bu konuda soru soranlar yüzünden bazen sıkılıyorum. hayatta tutunacak bir dostumun olup olmaması, beni kocam olup olmamasından daha çok ilgilendiren bir mesele.

    zaman zaman çocuğum olsa da güzelce bir yetiştirsem dediğim oluyor, kocam olsa da gömleklerini ben seçsem, kendini iyi hissetmesi için herşeyi yapsam, bana kendimi bu dünyada biricik hissettirse, içiçe durmanın, zorlukları birbirimiz için yok etmenin keyfini çıkarsak filan istediğim oluyor, ama bunu hayatın amacı haline getirmiyorum. bu meseleden dolayı hırslanıp kimseyi kıskanmıyorum kimseye eziyet etmiyorum. ama gördüğüm kadarıyla en büyük tutkusu bir an evvel evlenmek olan çoluklu çocuklu arkadaşlarım, benim yaşadığım hayatı kıskanıyor, beni de kendileri gibi mutsuz, silik, gergin bir insan yapmak istiyor. bunu zaman zaman ağızdan kaçırmalardan, arkadan söylenenlerden, hareketlerden anlamak mümkün.

    oysa bebeğim, öyle artizlik olsun diye değil, gayet emin bir şekilde söylüyorum ki, yarın alelade bir evlilik yapmaya karar versem de hadi desem, ayda 4 kere düğün yaparım.
    ama sırf siz beni etiketlemeyin diye hayatımı mahvetmiycem gönül dostları. kendi ayarımda biriyle tanışana dek, 35inde, 40ında, 55inde bekar kadın olmaya devam edicem. siz de ne iseniz onu yüceltmeye, ne değilseniz onu eziklemeye devam edin.