şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
  • yazmayayım diyordum çünkü kendi hakkımda fazlaca bilgi veriyorum yazarken ama enin'in muhteşem entrysini okuyunca yazmak zorunda hissettim kendimi.

    20 gün sonra 36 yaşına girecek bir ablanız olarak kabul edin sözlerimi.

    ben hayatı tersinden yaşadım. 18 yaşıma basana kadar barlara girmeye çalışıp, reşit olduğum gün duruldum. 19 yaşımda beraber yaşamaya başladığım adamla 21 yaşımda evlendim. 22 yaşımda anne oldum, 24 yaşımda ikinci çocuğum oldu. ikinci çocuğumu emzirirken üniversiteye döndüm. okudum, çalıştım, çocuklarımla ilgilendim. 30 yaşıma gelip yurtdışında burs kazandığımda, 1 yıllığına çocukları anneme emanet edip gittim. döndükten bir süre sonra da boşandım.

    en çok bana veriyorlardı bu mesajı: boşandın, hayatın bitti, orta yaşlısın artık, iki çocuğun var diye... ben de bu durumu kanıksamaya başlamıştım artık. ne de olsa artık genç değildim. bundan dolayı normalde özgüvenim yüksek olsa da hayatımdaki kişiyi memnun etmek için saçma sapan şeyler yaptım.

    şubat ayının sonunda birden bir aydınlanma yaşadım. karşımdaki adam kaşımdan gözüme, kılığımdan kıyafetime, saçımdan makyajıma kadar her şeyimi eleştiriyordu. incir çekirdeğini doldurmayacak bir "ben kıvırcık saç sevmiyorum, o saçların hep toplu olacak!" tartışmasından sonra banyoya gittim. aynaya baktım ve "ne yapıyorum ben?" diye sordum kendime... bütün hayatını kendi dilediği gibi yaşamış, hep seven ve sevilen biri olmuştum. aynanın karşısındaki kişi ise ben değildim artık. yalnız kalmaktan korktuğu için sürekli taviz veren bir kadın vardı karşımda ve ben o kadından hiç hoşlanmadım.

    o aynanın karşısında saçlarımı kökünden kazıdım. o "ne yaptın sen??!" diye bağırırken adamın karşısına geçip eline saçlarımı verdim ve dedim ki "ister fön çek topla, ister kıçına sok bunları, hadi hoşçakal!"

    sonrasında pişman olur muyum acaba diye düşünmüştüm ama açıkçası şu güne kadar herhangi bir pişmanlık yaşamadım. 36'ya merdiven dayamış, kocaman çocukları, 1,5 metrelik boyu, subay traşı saçları olan bir kadının bile her gün bir şekilde iltifat alabileceğini gördüm.

    kimseye mecbur değiliz hemşirelerim. hayatımız bitiyor falan değil. özgüveninizi zedelemeye çalışan kara propagandalara aldanmayın. biz kendimizi sevip beğenince başkalarının da beğeneceğini unutmayın. özgüveninizi sağlam tutun, yürüyüşünüz bile değişir.

    30 yaşında kadın genç kızlıktan kadınlığa daha yeni terfi etmiştir. kendini keşfetme sürecinin en başındadır. iyi insanlara karşı iyi ve mütevazi olurken, egosunu zedelemeye çalışan terbiyesizlere karşı da "bastığım toprağı, soluduğum havayı şereflendiriyorum!" mesajını vermelidir.

    ayrıca "30 yaşına gelmiş kadın çok rerörerö!!" diyen adamların hiçbiri bir biscolata erkeği değil, lütfen bunu unutmayın. çoğu benim bakkal hüseyin efendi'ye benziyor...

    - ne yaptın hocam sen ya? yakışıyor mu hiç bu yaşta? bayan dediğin uzun saçlı olur!
    + baymayan olmaya karar verdim.
  • ben 10 yaşındayken annem 30 yaşındaydı. o zamanlar ben annemi çooooook büyük çoook yaşlı ve her şeyi biliyor sanıyordum. hiç hata yapmamalı, her şeye gücü kudreti yetmeli çünkü o taaaaaam otuuz yaşındaydı. hatta çok yaşlanıyor sanırım ölecek diye de endişelenirdim. şimdi ben 30 yaşındayım ve bi bok bilmiyorum daha çok küçüğüm çok gencim...

    lise sıralarınızdan sivilcelerinizi patlatarak saldırmayın bu başlığa çok da büyük bir yaş değil, yazdıklarınız kabus gibi. ben de 20'li yaşlarda sözlükte yazardım ve 30'luk tipleri görünce, "30 yaşına gelmiş işi gücü yok hala burda geyik peşinde, ben 30 yaşında çok meşgul olacağım" derdim bak hala size laf yetiştiriyorum.

    grinin bile 50 tonu var gençler saçmalamayın daha çok genciz.
  • 30 yaşındaki bekar kadınlara saydıran denyolardan ben de bıktım. amma velakin sevgili kızkardeşlerim, lütfen siz de şu denyolara kızıp saçma sapan "savunma"lar geliştirmeyin. nedir o saçma sapan savunmalar? (bkz: #53131934)

    - "sarkmadım, 45'te başlar sarkma." ne yani, sarksan kıymetsiz mi olacaksın? sarkmadığın için, "güzel" olduğun için mi kıymetli otuzlu yaşların? lütfen kendini bu şekilde aşağı görme; güzellik, dirilik vs. üzerinden tanımlama kendini, bunlara ihtiyacın yok.

    - "hayatını bir adamın vasat ev arkadaşlığı ile geçirmek" ne demek? kime göre vasat, neden vasat? belki senin "vasat" dediğin insanla aynı evde yaşayabilmekti o kadının hayali? niye birbirimizin hayallerini küçümsüyoruz? tamam, biliyorum, üstüne çok geliyorlar canım kızkardeşim, ama üstüne gelen erkekler yüzünden sen neden gene kendi cinsinden birine dolaylı laf sokuyorsun ki? "vasat" biriyle mutluysa mutlu olsun, herkes nasıl mutluysa öyle olsun. "benim hayatıma karışmayın" demek yeterli bir savunma, niye illa "hahayt öbürlerinin hayatı çok vasat" tınısını araya sokuyorsun? neden sevgilisiyle yaşayan/evli her kadın "hayatını vasat bir adamla geçiriyor" olsun? onun sevgilisinin "kaslı bir danimarkalı" olmadığı ne malum hem?

    - "içinde büyüdüğünüz baskıyı yenemiyorsunuz" lafı tek başına doğru olabilirdi, sevgilisiyle yaşayan/evlenen herkesi "baskıya boyun eğmiş" olarak kodlamaya çalışmasaydı... biri senin hayatın hakkında laf ettiğinde nasıl saçmalamış oluyorsa, sen de aynı şeyi başkalarına yapıyorsun, farkında mısın? evlenen lezbiyenler sence baskıya boyun eğmek için mi evleniyor, yoksa aile hukukunun herkese sunduğu fırsatlardan eşit derecede yararlanmak için mi? (ve hayır, bunlardan yararanmak istemek "ayıp" değil, haktır. daha önce de söylemiştim, hayat arkadaşım kaza geçirse, evli olmadığım sürece onun hakkında hiçbir şey yapamam, yoğun bakıma bile girip göremem "aileden" olmadığım için. #51618887 biriyle bir ömür sürmeyi istemek, bunları da düşünmeyi gerektiriyor. düşünmeyene de saygım sonsuz, ama düşünene niye laf sokmaya çalışıyoruz?)

    tek isteğim var, kadınlar birbiriyle didişmesin, zaten yeterince didiştiğimiz şey var. hayatım boyunca kadınları savundum durdum, daha da savunacağım, alnıma feminist yazdırmadığım kaldı bi' hgasdfhsgd. ama çok rica ederim, sevgili kızkardeşlerim de erkeklerin saldırılarından bezip, dönüp kendi hemcinslerine vurmasınlar. saygı beklerken, kendileri saygısızlık etmesinler. "benim hayatım çok değişik, ımmhh, heyecanlı, hareketli, ya sen zavallı evli kadın ahahahahhhyyy" demenin "ayyy zavallı, otuzuna gelmiş evli değil, evde kalmış, yazııık, hep yalnız hep yalnız, bir kocası olsa zaten böyle olmazdı" demekten hiçbir farkı yok. ve no, feminizm bu değil.

    işte o yüzden birbirinizi yemeyin, erkekleri (ya da cinsel yöneliminize göre hangisini seviyorsanız onu) yiyin ^^
  • birkaç yıl üstünde olduğum kadın.

    doğru adama denk gelmemekle alakalı. beyaz atlı prensi aramadım hiç ama huyu düzgün, dürüst, iyi bir adam olsun istedim hep. yanımda olduğunda huzur bulabileceğim birisi olsun dedim. paranın önemi yok, ben de çalışıyorum, eli ekmek tutsun yeter dedim ama huyu düzgün ve iyi olanına rastlayamadım. sonunda ben de iyi birini bulmaktan umudu kestim.

    ha, derdim evlilik değildi. beni seven, sevdiğim birisi olsun; zaman ne getirirse bakarız dedim. şimdi geçmişe dönüp baktığımda sanıldığının aksine pişmanlığım yok. "keşke reddetmeseydim," dediğim kimse olmamış hayatımda. eski sevgililerim hakkında o zaman verdiğim kararlar şu anda da değişmemiş. herkes gibi benim de mutluluklarım, üzüntülerim, kalp kırıklıklarım oldu ama şu anda eksikliğini hissettiğim şey koca değil sevgi

    çok mutluyum goygoyu yapmayacağım ama kendime göre mutluyum. yanlış adamlarla evli olmaktansa bekar kalmayı seçtim ve pişman değilim. tek endişem yalnız ölecek olmak ama buna da "allah'ın dediği olur," mantığıyla yaklaşıyorum. yalan söyleyen, beni aldatan, önemsemeyen, duygularımı hiçe sayan biriyle olmaktansa yalnızlık daha eğlenceli. bununla birlikte sorumluluklarım daha az. bugün izin günümdü mesela, geçen hafta dinlenememiştim, bol bol uyudum. kimse önüne yemek koymamı beklemedi. çamaşırları falan daha önceden halletmiştim, o yüzden sadece kendime zaman ayırdım. sabah erken kalkıp işe gideceğim ve iş arkadaşımın kendisine ciddi bir ilgisi olmadığı apaçık ortada olan bir erkeğin kendisine ilgisi olduğu iddialarını ifadesiz bir yüzle dinleyeceğim. düşüncelerimi söylemeyeceğim çünkü bu onun duymak istediği şey değil.

    hala dünyaya bir çocuk getirme konusunda kararsızım. bir yanım istiyor, bir yanım da içinde bulunduğumuz cangıla bir çocuk getirmekten korkuyor. yarın çocuğum incitilirse yaşayabilir miyim? "anne beni niye doğurdun," der mi günün birinde bana? onu gerçekten iyi bir insan olarak yetiştirebilir miyim? iyi bir insan olmasını sağlasam bu hayata karşı dimdik hayatta durabilir mi, yoksa çok mu incinir? bir sürü var kafamda.

    sizin kafanızdakilerin aksine -kendi adıma konuşuyorum- süper mutlu değilim ama mutsuz da değilim. geçmişe bakıp iç de çekmiyorum, kimse benimle evlenmek istemedi diye yas da tutmuyorum. o kadar meraklıysanız söyleyeyim, aldığım evlilik teklifi bir düzineden fazlaydı. ilk haftanın sonunda yüzük aldığım da çok oldu, sonrasında geri verdim hepsini kendi isteğimle. sizin sandığınız gibi istenmemiş değilim, ben istemedim. kadınları talep edilen mal gibi görmeyi bıraksanız keşke diyorum ama kadını yaşlanan fiziği ile karakterize ettiğiniz, karakterine değil de yaşına takıldığınız sürece bu olmayacak biliyorum.

    bu kadını aşağılayıp hor görme hakkına sahip olduğunu sananlara bir sorum var. bu hayatta isteyip sahip olamadığım şey sevmek ve aynı kişi tarafından sevilmekti ben bunu bulamadığım için yalnız kalmayı seçtim. peki ya siz, seviyor ve seviliyor musunuz?

    edit: özelden soruldu, bu durum efendi adam/piç adam seçimiyle alakalı olabilir mi diye. hayatım boyunca hep sakin sularda kendimi rahat hissettim ve fırtınalı denizlerden uzak durdum. hayır, piç adamları seçmedim efendi adamların yerine. piç adamları seçenlerin de seçimlerine saygı duyarım.
  • 27 yaşında iken evli ama mutsuz, 30 yaşında iken bekar ama mutlu bir kadın olarak gönül rahatlığı ile söyleyebilirim ki :

    mutluluk denen olgu; medeni durumdan, yaştan, kariyerden ve/veya diğer kağıt üzerine yazıp delillendirebileceğiniz tüm faktörlerden bağımsız olduğundan, halet-i ruhiyesi genellemelerle anlaşılamayacak kadındır.
  • hayatının en güzel 10 yıllık dönemine başlamışsındır. sarkmıştır vs denmiş ancak o 45te başlar çocuklar. önünüzdeki 10 yıllık dönem hala güzel, üstüne üstlük akıllı ve deneyimli olduğunuz dönemdir. yalnızlık keyif verir. hayatını bir adamın vasat ev arkadaşlığı ile geçirmek yerine kendi iç huzurunla veya taş gibi bir danimarkalının mükemmel vücudunu izleyerek geçirmek istersin. psikolojisi bozuk bir ırkın tedavisi için uğraşmaz, götüne tekmeyi koyuverirsin kolayca. bilirsin ki en önemlisi senin güzel bir hayat deneyimi yaşamandır. ne yanındaki adamın, ne de o adamdan gelecek spermin derdi seni gerer. her kadının bu hayatı tatmasını temenni ederim. çünkü kadın olarak hayatı deneyimlemek mükemmel. o güzel beyninin içerisinde günlerce harika vakit geçirebilirsin. yalnızlık bir lütuf, kendini ve hayatını keşfetmek için bir başlangıç. ileri geri konuşanlar bastırılmış özgürlüğünden içten içe rahatsız olan, toplum baskısına boyun eğip özgürlüklerini devlet kodamanının kağıt ve mürekkebine teslim etmiş olanlar. ama yalnız kadın sizi anlar gencolar, çünkü yalnızım, 30'um, ve hayatım hiç olmadığı kadar heyecanlı ve güzel. içinde büyüdüğünüz baskıyı yenemiyorsanız, yenebileni yermeyin, saygı duymayı deneyin.

    hiç kimse yalnız uçağa atlayıp dünyayı köşe bucak gezme ve canı kimi isterse onunla sevişebilme özgürlüğü olan bir hayata kötü diyemez. derse, komik olur.
  • ülkemizde, 30 yaşındaki bekar erkekten bir farkı vardır.
    zira erkeğe evlenecek doğru düzgün kız bulamadı, kafasına yatmadı, daha istemiyor gibi bahaneler bulunurken, kadına direkt evde kaldı derler.
    bakınız sevgili ultra modern, ileri demokrasici ekşiler;
    benim seksenini geçmiş, hastalıkların pençesindeki, hayatının çoğu kısmını köyde geçirmiş, oldukça ataerkil bir sistemde yaşayıp yaşatmış, okuma yazmayı askere gidince öğrenmiş, okuduğu yegane şey de takvim yaprağı olan dedem bile diyor ki:

    "artık kadınları evlenmeye ikna etmek çok zor.
    evlenmeyince babasının geçindirmesine muhtaç değil ki adı evde kaldı olsun.
    eskiden kadınlar erkekler olmadan yaşayamazdı, erkeğe muhtaçtı. şimdi herkesin parası var evi var arabası var, başına birini bela edip de ne yapsın? severse evlenir sevmezse evlenmez."

    ben bu lafları en üst seviyelerde okumuş yazmış anamdan babamdan duymadım bee. onlar bile evlenmenin, hayatın muhakkak verilmesi gereken imtihanlarından biri olduğunu düşünüyor.

    ben 30uma daha yeni girdim sayılır. çok da korka korka, binbir kompleksle. ama hiçbir şey değişmedi.
    daha bedenimde aşınan sarkan yamulan kırışan bir yer yok.
    arada kilolandığım, ya da fit olduğum oluyor ama, on sene önceki fotoğraflarımdan tek farkım, vücut hatlarımın daha belirgin, daha kıvrımlı olması. suratımda alık alık bakan bir ifadesizlik yerine, bakışlarımın artık bir karaktere sahip olması.

    bazı erkekler kendinden çok çok genç kızlarla beraber olmak istiyor çünkü o yaştaki kızların tecrübe eksikliğinden mütevellit bir saflıkları var. yönlendirilme ihtimalleri çok daha yüksek. beden olarak da bir 50 yaş kadınından daha çekici oldukları muhakkak, ama 30dan değil, üzgünüm.

    bekar olduğum için kendi kendime bir stres yaratmıyorum, etraftan sürekli bu konuda soru soranlar yüzünden bazen sıkılıyorum. hayatta tutunacak bir dostumun olup olmaması, beni kocam olup olmamasından daha çok ilgilendiren bir mesele.

    zaman zaman çocuğum olsa da güzelce bir yetiştirsem dediğim oluyor, kocam olsa da gömleklerini ben seçsem, kendini iyi hissetmesi için herşeyi yapsam, bana kendimi bu dünyada biricik hissettirse, içiçe durmanın, zorlukları birbirimiz için yok etmenin keyfini çıkarsak filan istediğim oluyor, ama bunu hayatın amacı haline getirmiyorum. bu meseleden dolayı hırslanıp kimseyi kıskanmıyorum kimseye eziyet etmiyorum. ama gördüğüm kadarıyla en büyük tutkusu bir an evvel evlenmek olan çoluklu çocuklu arkadaşlarım, benim yaşadığım hayatı kıskanıyor, beni de kendileri gibi mutsuz, silik, gergin bir insan yapmak istiyor. bunu zaman zaman ağızdan kaçırmalardan, arkadan söylenenlerden, hareketlerden anlamak mümkün.

    oysa bebeğim, öyle artizlik olsun diye değil, gayet emin bir şekilde söylüyorum ki, yarın alelade bir evlilik yapmaya karar versem de hadi desem, ayda 4 kere düğün yaparım.
    ama sırf siz beni etiketlemeyin diye hayatımı mahvetmiycem gönül dostları. kendi ayarımda biriyle tanışana dek, 35inde, 40ında, 55inde bekar kadın olmaya devam edicem. siz de ne iseniz onu yüceltmeye, ne değilseniz onu eziklemeye devam edin.
  • avrupanın yaş ortalaması gittikçe yükseldiği için, doğum oranlarını arttırmak uğruna, devletin ideolojik aygıtlarından biri olan medya kullanılarak haber yapılan, dolaylı yoldan toplumun psikolojisi ile oynayan devletin tü kaka ilan ettiği kadındır.

    devletleri sikeyim size bişi olmasın. bırakın şunların istediği gibi yaşamayı hiçbir şey yapmaya mecbur değilsiniz. canınız neyi istiyorsa onu yapın isterseniz hiç doğurmayın.

    kadının psikolojisinin bozulduğu doğru lakin bu sizin anladığınız gibi "kadın doğası" gereği değil toplumsal cinsiyet rollerinizden, ataerkil yapınızdan, teptipleştirilen doğ - satın al - öl mekanizmasını sürdürmek için gerekli olan insan sayısına ulaşmak için devletinizin sizi baskı altına almasından kaynaklıdır. kapitalizmin de çelişen yönlerinden biridir. kadını hem iş hayatına sokmaya çalışıp hem de "çocuk üretmek" zorunda bırakmaktadır. çatışan roller sebebiyle kadın intihar etmiştir doğası gereği falan değil. dolayısıyla kadının katili feminizm değil kapitalizmdir.

    birazcık kitap okuyun. yazık.
  • çok değil bundan 50-60 sene önce insan ömrü 50-55 yaş aralığında idi. doğal olarak insanlar yuva kurmak ve çocuk sahibi olmak için 20'li yaşların ilk yarısına kadar yani 25 yaşına kadar bu eylemleri gerçekleştiriyordu.
    günümüzde ise yaş ortalaması 70-75 yaş aralığındadır.
    ama toplum kafası hala bu konuda yaş büyümesi kadar büyümemiş ve 25 yaşına kadar evlenmeyen insanlara evde kalmış muamelesi yapmaktadır.
    29 yaşındayım ve bekarım. ama arkadaşlarımın çoğu en az 4-5 yıllık evli.
    ve hepsi bana özeniyor. özgürlüğüme ve yaşayışıma.
    demek ki ortada yapılan bir yanlış var.
    2015 dünyasında 30 yaşından önce evlenen korkaktır.
    özgüveni yoktur.
    birini bulmuşken yapışayımcıdır.
    koca bulmayı maharet sanıp mutlu! aile resimlerini sosyal medyada paylaşıp ekran başında hüzün içerisindedir.
    yalansa yalan deyin hanımlar..
    aciziyetiniz 30'lu yaşlarınızı yani en iyi çağlarınızı sizden çalmıştır.
    kaliteli bir karakteriniz zaten varsa 30-35 yaş arası sizi evliliğe ikna edecek biri illaki karşınıza çıkar.
    aceleci olmayın..
  • türk erkeklerinin çok ciddi sorunları olduğunu, sadece var olarak kanıtlayan kadındır.

    deneyimleriniz ve hayal dünyalarınızla kurduğunuz kadın imajı korkunç bir acıma duygusu yaratıyor. demek ki ya kültürsüz, görgüsüz, cahil, entrikacı, kolay manipüle eden / edilen dişilere maruz kalmışsınız ya da sizden başka herkesin muazzam kadınlarla yattığını sanıyor, öfke kusuyorsunuz.

    türk kadınını kezbanlıkla eleştiren türk erkeği hakikaten ilginç bir canlı. çelişki yumağı, iki yüzlü, sabiti değeri ölçeği yok. kalibrasyon çığlıkları atıyor. kalibrasyon çabasına getirdiği eleştiri " o reddettiğiniz adamlar artık 20' likleri sikiyor " şeklinde gelişiyor. türk erkeği ne istediğini bilmiyor, ne istediğini anlamaya çalışan, anlayan kadına kin kusuyor.

    mesela bu başlıkta kin kusan erkeklerin çoğu, kendi cemiyetindeki muhabbette " kadın olsam kesin orospu olurdum herkese verirdim " diyor. tüm kadınları " orospu ve namuslu " diye iki sınıfta ele alıyor. gözlem, tanıma, anlama hak getire. asgari iletişim yeteneklerinden mahrum, sosyal becerileri sınırlı; ama herkes şarap tadımcısı gibi türk kadınına etiket yapıştırıyor.

    20' li yaşlarının başında, çocuğuna öğretecek hiçbir şeyi yokken evlenip kunulayan hatun modelini bu başlıkta göğe çıkarıyor. birey olmak kadar normal ve zaruri hedefler koyan kadınlar envai manyaklıkla aşağılanıyor, sosyal korkulara sevk edilmeye çalışıyor. sonra başka " gömme " başlığında az önce yücelttiği 20' lik evli hatunları kezbanlıkla suçluyor, her haline, her davranışına kulp buluyor.

    sahiden ilginç bir erkek profili var bu toplumda. hele ki 90 senesinden sonra gelen nesillerin, istisnalar münezzeh; contayı yaktığı, bujilere meme yaptırdığı ayan beyan ortada.

    türk kadını sizi nasıl tatmin edecek? sahiden, hiç kadın idenizi mantıkla ölçtünüz mü?

    erken evlenirse namusludur. geç evlenirse kırk tane yemiş de içinden seçmiş. yahut topala kalmış.

    çalışmaz, asalak olur. boşanır orospu. nafaka alıyorsa kara dul.

    çalışır, yine orospu olur. kariyer yapar, müdür metresi denir. hedef koyar, vajinalı hep bunlar denir.

    hemen çocuk yaparsa avcı, akılsız; çocuk yapmazsa döl tutmaz, çocuk yapmak istemiyorsa kesin lezbiyen.

    hele ki kültüre görgüye deneyime önem veriyorsa kesin yollu, değil mi? kitap okuyorsa kesin dili uzundur, sadece ucuz aşk romanı okuyordur. hobisi varsa ayaktır, tuzaktır. spor yapıyorsa kesin aranıyordur. seyahat arzusu varsa " dünya mutfağına " açılmak istiyordur.

    auschwitz' i görmek istiyordur mesela ya da hayali müze gezmektir, erasmus yapar; babasının şerefini burada dilinize dolarsınız. para biriktirir tatil planlar, bastığı kum sayısı kadar iftira atarsınız. sevdiği sergi konser olur, konferans takip eder loca çerezi dersiniz.

    mesela kadın tayt giyiyorsa spor salonuna gitmiyordur, yürüyüş yapmıyordur; tek derdi sizin pantolonlarınızın içindeki zavallı et parçasını ele geçirmektir.

    mesela kadın gece sokağa çıkıyorsa ya aranıyordur, ya ipini koparmıştır, ya da " işten " dönüyordur. o kadın acile eczaneye gitmiş olamaz, market bakkal arıyor olamaz, sokağa canı zavallı çükünüzü çekmiyorsa çıkmış olamaz.

    kadının bir benliği olamaz. hedefi, hayali, planı, beyni, kendi kararı, tercihi olamaz. kadın dediğin şişme bebek olur, sümsüğü koyup susturmaya bile gerek kalmaz.

    işte bu yüzden 30 yaşındaki kadınlar bekar beyler.

    biz kendimizi sizin rezil fantezilerinize, tutarsız ahlak ölçeklerinize, iki yüzlü söylem ve eylemlerinize göre tanımlamıyoruz. bizim boyumuz sizin pantolonunuzun ağından daha uzun. ciğer yerine taşıdığınız leş bizim adımız değil.

    biz kaliteli eğitim ve öğretim görmek istiyoruz. sizin bize vermeye tenezzül ettiğiniz " ilgi alanları " bize dar geliyor. uzaydan, fizikten, sanattan, tarihten bahsedebilmek istiyoruz. hangi ekolden geldiği, kimden para aldığı belirsiz hilkat garibelerinin yazdığı din kitapları ile bilmem ne ustaların çıkarttığı leş, kuşe kağıt yemek kitapları bize yetmiyor.

    bize mahallelerimiz dar geliyor. gözümüzün açılmasından, farklılığı fark etmemizden, mukayese yeteneği geliştirmemizden ödünüz kopuyor ya; daha da korkun. korkudan geberin, yığılın sokak köşelerine. kimse de kaldırmasın, abide niyetine kokun mazgal tepelerinde. siz yerinizde sabit kalabilesiniz diye bizi sıkıştırmak istediğiniz kontrollü alanlar, belirlenmiş yaşamlar ancak muhabbet kuşlarına yeter. duymak istediğiniz cümleleri boncuğunuza, mavişinize ezberletin.

    biz üretmek istiyoruz. fabrikada da, sanayide de, sürücü koltuğunda da, devletin en tepesinde de yerimiz var. yenilik getirmek isteyen hemcinslerinize bile kazmadığınız kuyu kalmıyor, tevekkeli, kadının pay sahibi olup işi ele almasına direniyorsunuz.

    biz iyi ya da kötü, bu toplumun bir parçası; etkeni olmak istiyoruz. bizi paranoyalara, kumaşlara, geleneklere dolayıp gümüşlükte saklamaya çalışıyorsunuz ya; biz antika vazo ya da tipsiz biblodan fazlasıyız. biz toplumun sayısal yarısı, gizli mimarı, emek yoğun çalışanıyız. kaderlerimizi iki yüzlü, çelişkiden geberecek menfaatçilere teslim etmek istemiyoruz.

    mesela biz çocuk sahibi olursak, ona öğretebileceğimiz bir şeyler olsun istiyoruz. dünyadan bihaber, kendisine vermeye tenezzül ettiklerini tekrarlayan, korkak, bilgisiz, görgüsüz kuluçka makineleri olmak istemiyoruz. çocuğumuza öğretecek bir çalgı bilelim, sorularına yanıt verecek donanımı kuralım, başı sıkıştığında öğüt verebilelim istiyoruz.

    işte bu yüzden, önümüze çıkan ilk adamla evlenmek istemiyoruz.

    daha doğrusu, biz sizinle evlenmek istemiyoruz.

    biz ahlakına ve omurgasına güvenebileceğimiz erkekler istiyoruz. arkası dönükken bile üstümüzdeki hakkını savunmamızı hak edecek adamlar istiyoruz. saygı duygusuna sahip, adil, haddini yolu yordamı üslubu bilen erkekleri övüyoruz. iki kelime sohbet edebileceğimiz, bize bir şeyler öğretebilecek, hayatı paylaşabileceğimize inandığımız erkeklere evet diyoruz.

    yani bunca küfrünüzün, iftiranızın, karalamanızın sebebi gün ışığı gibi ortada: standartlar yükseldi.

    daha iyisi olmak yerine, daha iyiyi arayan kadınları tüm ilkelliğinizle geriye çekmeye çalışıyorsunuz. çünkü biliyorsunuz, başaramazsınız evde kalan asıl siz olacaksınız.

hesabın var mı? giriş yap