şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: 32. gün)
  • örnek:

    --- spoiler ---

    "belediye başkanı erdoğan sel felaketi sonrası 32. gün'de" (1997)

    kaynak: 32. gün arşivi

    --- spoiler ---

    (bkz: #96280108)
  • 32. gün arşivi:

    "mithat bereket | aynur aydın'ın belgeseli" ( 2017)

    https://www.youtube.com/watch?v=1kq016ysmli
  • recep tayyip erdoğan öğrencilerin sorularını yanıtlıyor (1998)

    sorulan soruların kalitesine, önceden düşünülmüşlüğüne ve o dönemin özgürlük ortamına bakılırsa, 20 yılda geldiğimiz noktanın yaratmış olduğu entelektüel erozyonun boyutları oldukça korkutucu.

    bunda iktidarın yaratmış olduğu sindirme ikliminin payı büyük olmakla birlikte, bütün dünyanın içinde bulunduğu “küreselleşme” konjonktürünün getirdiği tektipleştirici görünmez dayatımın -“bizim görüşlerimizi savunmuyorsan, bağımsız düşünemezsin.” anlayışsızlığının- sınırlandırdığı bağımsız düşünce ortamının, iktidarın yaratmış olduğu iklimin antitezi olarak ortaya çıkmasıyla -ya da despotizmden (ki bu halka karşı ve gücü koruyup sağlamlaştırmak için görüntüdedir, aslında serbest piyasa küreselciliği, kutupların ötesinde tek gerçekliktir ve despotizmin dış çerçevesi olan totalitarizmi de bu piyasa modeli yaratır. çünkü asıl rekabet gerçekte, zaten aynı sermayeye bağlı olan görünürde rakip şirketlere karşı değil, halkın varlıklarına karşı ve onların varlıklarını ele geçirmek ve onları yaratılan bu küresel kontrol sisteminin kontrolüne sokmak içindir.) bezmiş kitleler tarafından başka alternatif görülemediğinden tek çıkış yolu olarak kabullenilmesiyle- bağımsız düşünce ortamını, iktidarın yaratmış olduğu iklime rağmen, genişletip normale döndürmek yerine aynı şekilde -yukarıdaki tektipleştirici anlayışsızlık ideolojisizliğiyle (çünkü olumsuzlamadan başka bir şekilde ifade edemiyorum bu modern bağnazlığı)- daraltması da, ne insanlara bağımsız düşünebilme ortamı bıraktı ne de böyle bir yetinin varlığının akıllara gelmesine olanak sağladı. bağımsız düşünebildiğini sananlar da küresel ve yerli ana akım medyanın onlara gösterdikleri alanın çerçevesinden dışarı çıkamadılar. (çünkü bunun gerçekleşebilmesi için, inançlar da dahil olmak üzere, her şey geçmişin birikimlerinin ışığında sorgulanmalı, ki bu gözlem yeteneği büyük cesaret, açık fikirlilik, zaman ve adanmışlık gerektirir.) bunun yerine, geçmişin birikimlerinin içleri boşaltılıp bu iki çıkmaz sokaklı hegel diyalektiği potasında eritilerek, toplum bir yandan kutuplaştırılıp, öte yandan -taraf fark etmeksizin- aynı kadere mahkûm edildi. artık bağımsız düşünme alternatifinin kaybolan gölgesinde, kontrol aygıtlarına sorgusuz sualsiz biat etme seçeneği tek gerçekliğimiz. ki -bu konjonktürün/dönemin tasarımcıları tarafından- niyetlenen de buydu.