şükela:  tümü | bugün
  • danistay karari ile oynatilan fransiz filmi .
  • asli 192 dakika olan film, 120 dakikadan piyasaya sunulmu$tur ki pek cok ayrinti ve oykunun ozu "piyasa" ugruna ic edilmi$tir. filmin tumunu gormemi$ olanlar icin, filmi kacirdiklarini soylemek pek de yanli$ olmaz...

    yonetmen: jean jacques beineix

    senaryo: jean jacques beineix, (philippe djian'in romanindan)

    fotograf yonetmeni: jean françois robin

    muzik: gabriel yared

    oyuncular:

    jean hugues anglade (zorg),

    béatrice dalle (betty),

    gérard darmon (eddy),

    consuelo de haviland (lisa),

    clémentine célarié (annie),

    jacques mathou (bob),

    dominique pinon
  • geçen yaz aynı gece önce amadeusu izledikten sonra ardından digitürk moviemaxde 192 dakikalık yönetmen kurgusunu izlediğim ve inanılmaz mutlu bir gece geçirmeme sepep olan için iki faktörden biri. diğeri de amadeusdu. aynı gece böylesi şahane iki film. ne güzel bi geceymis ya o*
  • akılda kalıcı enstantaneler taşıyan, unutulmaz bir kadın karakter yaratmış filmdir. borderlinelar neden böyle sempatik ve empatik olabilir bilinmez.
  • esasinda "37°2 le matin" biciminde yazilan, yaygin olarak betty blue olarak gosterilen filmin orijinal adi. matin fransizca sabah demek oluyor.
  • ilk sahnesinde etkileyici bir sevişme sahnesi olan,kitabının okunmasının ardından bir an önce izlenmek istenen , aşkı farklı boyutlarıyla ele alan başarılı film
  • askin ne kadar siddetli bi duygu oldugunu birkez daha hatirlatan romanini okuyamadigim yegane film..
    ki izlemek her zaman iyi gelmiyor insana,sinirlere ve duygulara hakim olmak azcikta güclü olmak ,izlerken sarilcak bi yastik bulmak gerek..bölesine dolu dizgin giden bi hayatin cildirma noktasina gelmesi,bir insanin hayata alayci bakamayip her seferinde kendine zarar vermesi sonunda o insani kaybetmeye yol acabiliomus..hemde kendi eliyle ...
  • bir iki eleştiri ile başlamak isterim. öncelikle bu filme aşk filmi diye bakmış olan anlamamış demektir. hakkaten bu kadar da kesindir. bir kere film boyunca bir çiftin, zorg ile betty'nin aşkını gördük diye film aşk filmi olmaz. hem dikkat edersek betty dışında kimse aşkını "je t'aime" diye ifade etmez. bu da onun kendine özgü aşkını ortaya koyar. filmin adının da özgün hali olarak değil de betty blue diye bilinmesi de bundandır. demek ki film betty hakkındadır.
    sonra, kitabı bilmiyorum ama film kesinlikle cinsiyetçi değildir. hatta biraz kadını kutsayan bir yanı vardır ama yine eğilimi yoktur. böyle bir kanıyla gidip truffaut'ya kadın düşmanı da dersiniz siz ama yok öyle binen. çok da uzatmamak gerek.
    betty film boyunca hastadır. hastalık bizim bildiğimiz "hastalık" değildir. bir düzensizlik ya da "iyileştirilmesi gereken" tanımlarını içermez. betty yaşama karşı saplantılıdır. tüm çabaları gururunu ve yaşama isteğini ayakta tutmak üzerinedir. kendini ve aşık olduğu insanı, zorg'u asla ezdirmez. ve dener, dener, ulaşana kadar. her noktasında yaşamının, gerçekten duyumsayabilmek için yaşamıştır. belki de mutlak özgürlük budur. ben filmde bunu gördüm.
    psikolojik tanımları ve terimleri, ya da borderline, schizophrenia, panic-attack gibi tanıları bu film için reddediyorum. çünkü temelinde bunların reddi var betty blue'nun. açıklanamaz olanın kabulu var. düzene katılmaması gereken, ve zorla düzene sokulmaya çalışılan ve düzence düzenlenmeye çalışılan bir betty var. trajedinin nedeni de bu. betty'ye bir yerde ortasında ev olan tarlamsı bir yer armağan eder zorg, betty de sorar, şimdi bu alan benim mi, bu güneş ışığı benim mi diye. bu ayrıntılar film aptal imdb.com'un tanımladığı gibi comedy/drama haline gelsin diye yapılmamıştır. betty bilmektedir ki hiçbir nen hiçbir nene iye değildir. hiçbir nen hiçbir nene ait de değildir. bunu görmek için iki göz gerekmez(!). ayrıca yaşamın anlamını aramak ya da bulmak diye bir nen de yoktur yine betty üzerinden gidersek. çünkü yaşamın anlamı yalnızca anlamak için (var)olabilir.
    sıkmak istemiyorum bunları okuyan birini, o yüzden kısa kesmek gerek. filmin sonlarına doğru zorg bakkalın karısıyla aldatmak üzerinden tartıştığını görür ve onaylamayarak kafasını sağa sola sallar. o noktada görürüz ki, o, yaşamda neyin önemli olduğunu anlamıştır. bu ne bastiçe tanımlanabilen bir nen değildir. aşk gibi binen hiç değildir. işte o tanımlanamazlığındadır güzellik. zorg için, betty için yaşamaktır belki de. ama dediğim gibi, o kadar basit değildir. anlamak gerekir.
    piyano seslerini, "o" biri çalmazken bile duyabilmek gerekir.
  • görselliği özelliklee güçlü bir film. temel özellikleri kamerayı çektiği nesnelerin, kişilerin görüş seviyesinin altında tutarak onları büyük ve heybetli göstermesi, ve oynarlığını geri çekilen ve ileri sürülen kameralarla desteklemesi bence. ayrıca kırmızı-yeşil, mavi-kırmızı, sarı-mavi gibi mat zıtlıklar kullanarak da tablo gibi karelerini insanın aklına kazıyor. "mat zıtlık" diye ben uydurdum. şöyle açıklayayım, pastelle boyanmış gibi ekranın belirli bir kısmı ışıkla mavi tonlara bürünürken, öteki kısmı kırmızı oluyor örneğin ve sizin aklınızda net bir biçimlenme oluyor kareyle ilgili. kadın kırmızı, kedi beyaz, adam mavi, duvar karanlık gibi.
    çok becerikli bu adamlar ya. amelie'de de benzer bir yaklaşım vardı. hani öncesi için görmeye değer diye diyorum.
  • izlerken her on dakikaya bir kimin daha arızalı olduğu konusunda karar değiştirten bir film.. hayatı uçlarda yaşayanların ayakları kayıp düştüklerinde canlarının daha fazla acıyabileceğini hatırlatan bir hikaye.. özellikle finali türlü sancılara gebe..