şükela:  tümü | bugün
  • her pazartesi yaptığım gibi kıymalı sarıyer böreğimi almış, mesai sonunda kıraathanenin yolunu tutmuştum. bir an evvel ulaşmak, börekler soğumadan çayımı içip gazetemi okumak istiyordum.

    artık gazeteye spor sayfasından başlamayı adet edinmiştim. ilk sayfalardaki keyifsiz cinayet, protesto, ekonomi haberleri ile yarım saatlik çay-börek keyfimi bozmak anlamsızdı.

    kıraathaneye vardığımda, içerisi beklediğimden doluydu. yağmurlu günlerde hep böyle dolu olurdu. belki de yağmur yağacaktı. şemsiyemi alsaydım diye hayıflandım. dışarıdaki soğuk rüzgarın aksine, içeride sigara ve çay kokusu ile karışık sıcak ve yoğun bir hava vardı. kapıyı açmamla beraber bu ılık esintiyi yüzümde hissettim.

    yıllardır karbonat katıldığından şüphelendiğim, ama aldırış etmediğim dibine çay parçaları çökmüş çayımın gelmesi ile tenha bir köşesine yerleştiğim kıraathanenin masasının, yer yer sigara yanığı delikli kırmızı örtüsü üzerine böreğimi çıkardım. gün içinde defalarca açılıp kapanarak şekli bozulmuş, sayfaları karışmış gazeteyi önüme aldım. bir yandan iştahla yiyor, diğer yandan da fenerbahçe'nin bolu hezimeti sonrası toparlanıp toparlanamayacağı ile ilgili haber yazısını okuyordum. haberde kullanılan fotoğraf yazıdan daha ilgi çekiciydi. fenerbahçe kalesinin arkasında, top ağlara giderken çekilmiş güzel bir fotoğraftı. kaleci ıvancevic'in çaresiz bakışı ve golü atan halil ibrahim'in iki kolunu havaya kaldırıp sıçrayışı aynı karede idi. fotoğrafçının bulunduğu yerden maçı izlemeyi, saha içindeki bağırışlara, sevinçlere ve kavgalara yakın olmayı hayal etmeye daldım. ivancevic'e seslenip teselli mi ederdim yoksa halil ibrahim'in sevincine mi ortak olurdum? sırp kaleciye türkçe canın sağolsun demeye karar verdim.

    kıraathanenin çay ocağına yakın, meydan kısmından gelen "en iyi jilet budur" sesi ile irkildim. koyu gri, uzun bir ceket giymiş, kırçıllaşmış saçları ile bir seyyar satıcı tiz sesi ile oyununa, sohbetine ya da benim gibi gazetesine dalmış insanların bir anda dikkatini çekti. elinde bir jilet, diğer elinde ise kutusu, uzun uzun pazarlama yapmaya başlamıştı. bazı ünlülerden bahsediyordu, bazı saydığı kişileri ise anımsayamadım. her halinden şarlatan bir başka satıcı ve artık sıklaşan sıradan bir pazarlama durumu olduğunu anladıktan sonra gazeteme geri döndüm.

    can sıkıcı haberlere geçtim. iran'daki ayaklanmayı ve şah'ın bu ayaklanmaların kolaylıkla bastırılacağından emin açıklamasını içeren habere hızlıca göz gezdirdim. adana ve kars'ta toplam 4 kişinin öldürüldüğünü söyleyen haberin fotoğrafında üzerine gazete örtülmüş adamın ayakkabılarından birinin neden ayağında olmadığını düşünürken ikinci defa, bu sefer hiddetli bir sesle irkildim. anlık olarak yine bir pişbirik kavgasının ya da sonu gelmez siyasi münakaşalardan birinin başladığını düşündüm.

    kafamı kaldırdığımda gördüğüm manzara ise çok farklıydı. yanaklarından boğazına kadar köpükle kaplanmış ve debelenmekte olan bir adam, jilet satıcısı tarafından güçlükle durdurulmakta diğer yandan da tıraş edilmeye çalışılmaktaydı. saniyeler geçmeden ehil olmadığı her halinden anlaşılan jilet satıcısı fötr şapkalı adamın yanaklarını kan içinde bırakmıştı. etraftaki masalarda oturanlar durumun ciddiyetini anlayarak pazarlamacı adamı durdurmaya çalıştılarsa da fötr şapkalı gözlüklü adam, kesikler içinde kalmıştı.

    tadım kaçmıştı. kargaşa ve bağırışmalar daha da yükseliyordu. masaya oturduğumdan beri ayağımın dibinde dolanan kediye, böreğimin kalan parçalarını verdim. köşesine çekilip yerken birkaç bozukluğu kırıntılarla dolmuş masaya bırakıp kapıya yöneldim. yağmur başlamıştı. telaşla kıraathaneye girmekte olan polislere yol verdim. fötr şapkalı adam'ın son kez "davacıyım" diye söylendiğini işitirken paltomun yakalarını kaldırıp, yüzüme vuran yağmurlu rüzgara karşı yürümeye başladım. sigara kokusunun üzerime sindiğini o an fark ettim.
  • söz konusu seyyar satıcıyı tanırım adı ziya'dır. pek dikiş tutturamamıştır hayatta. kuru sıkı atmayı çok sever. bu yüzden abisi ile pek geçinemez. arada abisi ile tartışır evi terk eder. nereye gittiği bilinmez. abisi ile yengesi ayrı olduğundan ben yengesinin yanına gittiğinden şüpheleniyorum.

    tanım: bir hikaye.
  • dikkat et aynı adamın bir de çakısı var, aman diyim*
  • yazarın olayda atladığı bir ayrıntı var.

    o gün ben de oradaydım. satıcı adam, tıraş etmek isterken yüzünü kan revan içinde bıraktığı adama, cebinden çıkardığı kan taşını satmak istediği sırada kıraathanedeki kalabalık tarafından yaka paça dışarı atılmıştı.

    işte o an anladım ki en iyi turşu suyu limonla yapılırdı...
  • (bkz: atma ziyaaaa)
  • olay doğru. bizim karakola geldiler fötr şapkalı adam çok sinirliydi ama jilet satan adamın abisi gelip işi tatlıya bağladı olay mahkemeye intikal etmedi.
  • kaynak roman belirtilmemis ,ayibb ayibbb
  • bu ziya isimli şahıs sanırım almanya’da aranıyormuş. nesli tükenmekte olan 12 metrelik aslanı karnından yaralayarak avlamış sanırım. görenler alman konsolosluğuna haber etsin.