şükela:  tümü | bugün
  • 4 ay 3 hafta ve 2 gün..2007 cannes film festivali'nde altın palmiye'yi kazanmış film. yönetmen : cristian mungiu

    http://www.imdb.com/title/tt1032846/

    bonus : (bkz: bir mumdur iki mumdur)
  • sovyet etkisi altındaki romanya'da istemediği bir çocuğa hamile olan bir kadının yaşadıklarını konu alan romen filmi.
  • --- spoiler ---
    özgün bir sinema dili oluşturmayı başaran bir film en başta 4 ay 3 hafta 2 gün. küçük bütçeli bir film olmasına rağmen yapısıyla farklılığını en başından itibaren hissettiriyor. seyirci, kısaca kürtajın yasal olmadığı romanya'da dört aylık hamile bir kadının yasadışı bir yolla kürtaj olmasını konu alan bu filmi izlerken her an bir olay, beklenmedik bir gelişme, bir ölüm, bir cinayet, bir baskın; yahut kanlı sahneler, kahramanların yakalanması gibi olaylar bekliyor, oysa ki film sessiz sakin bitiveriyor. gerek zekice yazılmış senaryosunda, gerek çekim teknikleriyle, ses kullanımıyla yaratılan atmosferiyle seyircinin bu tür beklentileri yaklaşık 2 saat boyunca canlı tutuluyor. özellikle otilia'nın gece sokaklarda yürüdüğü sahnelerde bir yandan hareketli kamera, bir yandan özellikle tercih edilmiş karanlık, diğer yandan da telsiz, köpek, cam kırılması, çığlık sesleriyle her an talihsiz bir olay, ani bir hareket geleceği düşünülüyor ister istemez; ama hikaye ilerlemesi gerektiği gibi ilerliyor ve herhangi bir aksilik yaşanmadan da sona eriyor. yönetmen bütün film boyunca bizi şaşırtmayarak şaşırtma işini ustalıkla yerine getiriyor.
    filmde parmak basılması gereken bir diğer nokta ise 1987 yılının romanya'sının tasviri. çavuşesku'nun kurşuna dizilmesine 2 yıl kala, demir perde ülkelerinin belki de en talihsizi olan romanya'daki sosyal ve politik çürümeyi her açıdan kusursuz bi gerçeklik duygusuyla yansıtmayı başarıyor. filmde karşımıza çıkan kontrolör, resepsiyonist gibi karakterlerin bile sevimsizliği; otilia'nın adi'nin annesinin doğum günü yemeğinde dahil olmak zorunda kaldığı muhabbetlerden rahatça hissedebildiğimiz şehirli-köylü ayrımı; pek manidar ismiyle bay bebe'nin tiksindiren portresi ile sosyal çürümenin kamu görevlisinden aydın kesime her katmanda kendini gösterdiği her karede yüzümüze vuruluyor. senaryonun gücü kameranın gücüyle daha da yükselmiş; düzgün çalışmayan neon otel lambaları, çirkin natürmort tablolar, köhne evler de verilmek isteneni perçinlemiş.
    son olarak, 4 ay 3 hafta 2 gün bir kürtaj filmi ya da bir kürtaj karşıtı film değil. ya da anti-komünist söylemleri haykırma amaçlı bir romanya hikayesi değil. aslında 2 kadının dayanışma hikayesi, varoluş mücadelesi. ya da fakirliğe, kurallara, yasaklara inat bir fedakarlık öyküsü. belki de bu yüzden, bu iki genç kadının her şey olup bittikten sonra karşı karşıya oturdukları masada, önlerindeki "et" yemeğine bir alternatif aramalarıyla bitiyor film...
    --- spoiler ---
  • --- spoiler ---
    39 yaşındaki romen yönetmen cristian mungiu’nun üçüncü uzun metrajlı filminin ilk karesinde akvaryumda yüzen bir süs balığı görüyoruz. bu balık, filmdeki karakterlerin sıkışmışlığının/çaresizliğinin ve hatta nicolae ceausescu dönemindeki romanya toplumunun bir metaforu. bir üniversite yatakhanesinin gri bir odasındayız, oda arkadaşı iki kızın arasındaki konuşmalara tanık oluyoruz. anamaria marinca tarafından canlandırılan ana karakter otilia’yı üniversite koridorlarında takip ederken karaborsacılık gibi dönemi tanımlayan olgularla tanışırken bir yandan da iki kızın gerçekleştirmek üzere olduğu gizli plan hakkında ufak ufak fikirler edinmeye başlıyoruz. ancak, ilk yarım saat boyunca hikayede tam olarak ne olup bittiğine değil, baskı rejimi esnasında tipik bir romen gencinin yaşamına ve hayat ışığı sönmüş romanya sokaklarına, yüzlerini katılık kaplamış resepsiyonistlere, bilet kontrolörlerine odaklıyor seyirciyi yönetmen.

    filmin hikayesi bir cümleyle özetlenebilir: otilia, neredeyse 5 ay önce* hamile kalan arkadaşı gabi’nin bir otel odasında kürtaj olmasına yardımcı olurken parasızlık ve erkek arkadaş gibi faktörler ve kürtaj olgusunun dehşetiyle baş ediyor. ancak, mungiu filmin öncesinde salonu dolduran izleyicilere bir uyarıda bulundu: "bu, sadece kürtajla ya da komünizmle ilgili bir film değil." kendi geçmişinden çıkardığı bu hikayeyi olabildiğince gerçek bir şekilde anlatmaya çalışan yönetmen, zaten gerçekliği yansıtınca hikayenin otomatikman katmanlaşacağını düşünüyor. kürtajcı mr. bebe’nin kızların çaresizliğini kullanıp otilia’ya tecavüz etmesinden filmin güce sahip olanın bu gücü kötüye kullanması gibi bir anafikre sahip olduğu çıkartılabilir. kürtajın yasadışı olmasının birçok kadın için doğurduğu katastrofik sonuçlara odaklanıp filmin özgürlük kavramı ile ilgili bir film olduğu da söylenebilir. bütün bu temalar, o zamanın siyasi ve sosyal yapısına da bağlanabilir. her iyi filmde olduğu gibi filmden çıkarılacak fikir seyirciye kalmış.

    (burada bir parantez açmak istiyorum. kürtajın romanya’da yasadışı olduğu 20 yıllık dönemde yüzbinlerce kadın hayatını kaybetmiş. 1989’daki devrim sonrası yeni hükümetin ilk icraatlarından biri kürtajı tekrar legal hale getirmek olmuş. bu yasa değişikliği sonrasındaki ilk yılda 10 milyonluk kadın nüfusu içinde 1 milyon kadar kürtaj vakası gerçekleşmiş.)

    yönetmen, birkaç dakikalık uzun planlar kullanmış filminde. kamera ya sallana sallana karakterleri takip ediyor koridor ve sokaklarda; ya da tamamen sabit durup kadraja ne girerse onu yansıtıyor. özellikle kameranın sabit durduğu sahneler çok rahatsız edici çünkü karakterlerin içinde bulunduğu çıkmazdan uzaklaşamıyorsunuz seyirci olarak. mekan seçimleriyle yarattığı klostrofobi hissini bu tip kamera kullanımlarıyla perçinliyor yönetmen. anamaria marinca’nın son yemek’e benzettiği yemek masası sahnesinde bu his doruğa çıkıyor. kürtaj ve tecavüz sonrası erkek arkadaşının annesinin doğumgününe uğrayan olitia, sadece fiziksel olarak var olduğu yemek masasında, etrafındaki romen toplumundaki sınıfsal ayrımları işaret eden diyalogun rahatsız ediciliği içerisinde, yaşadığı dehşetle baş etmeye çalışırken biz de onun iç dünyasındaki karmaşanın bir parçası oluyoruz, haykırarak o masadan kalkmak istiyoruz. bu sahnede ve filmin tamamında anamaria marinca’nın yüzü ana odağımız. gece sahnesinde, bebek fetüsünü atacak bir yer ararken karanlığın korkutuculuğunu bıçak gibi yarıyor olitia’nın gözleri.

    hikayenin realizmi, kamera kullanımı, doğal diyaloglar ve müziğin olmaması gibi tercihler, filmin tarzını dardenne kardesler’e benzetmeme sebep oldu biraz. zaten cannes jürileri çok seviyor böyle filmleri. rahatsız edicilik faktörü ile de lukas moodyson’ı anımsadım. sınırlı sinema kültürüm içerisinden bu yönetmenlerle bağ kurdum, belki daha oturaklı referanslar verilebilir. ancak bu benzetmeler de biraz boş, zira mungiu kimseden etkilenmemek için yeni bir film çekmeden önce bir sene sinemaya gitmiyor, ilham perilerini sinema sanatından değil, gerçek hayattan almayı tercih ediyormuş.

    a fost sau n-a fost ve moartea domnului lazarescu gibi romanya filmleriyle birlikte son dönemde uluslar arası düzeyde gürültü kopartan doğu avrupa filmlerinin etkileyici bir örneği 4 luni, 3 saptamani si 2 zile. ironik bir şekilde “altın çağdan hikayeler”* şeklinde isimlendirilen ve merakla beklenen bir filmler zincirinin de ilk halkası.
    --- spoiler ---
  • bu filmde doktor rolünde oynayan şahıs, festivalin, yılın, avrupanın filan bi yana, resmen sinema tarihinin en akılda kalıcı performanslarından birine imza atmıştır. karşısındakini dinlerken bile döktürüyor adam. ödül filan almamışsa yazık olur, haneke keşfedip bi sonraki filminde oynatırsa enterasan olur.
  • ağır ve rahatsız edici sahneleriyle sinir bozsa da dönemin romanyasını muhteşem bir şekilde yansıtan ve altın palmiye'yi sonuna kadar hak eden film... filmekiminin bombalarından....
  • insanı prezervatif kullanmaya, kullandirtmaya teşvik eden film.
  • izlemeden önce 2007 cannes film festivalinde birinci olmasından ötürü çok çok merak ettiğim bir diğer festival filmi **. beklentilerimin oldukça üstünde çıkan bir film olduğunu söylemek istiyorum öncelikle. hani başarılı olabileceğini seziyordum ama açıkçası bu kadar başarılı olabileceğini düşünmemiştim. filmin yönetmeni cristian mungiu nun sahne kullanımlarından tutunda oyuncu yönetimine kadar her işi kesinlikle çok üst düzey. bu kadar üst düzey bir yönetmenlikle bu kadar doğal kalabilmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum. usta işi bir film gerçekten. yönetmenin romanyadaki komünist yaşamı anlatan the golden age diye ironik bir şekilde adlandırdığı üçlemede bu film serinin ilk filmi olma özelliğini taşıyor. her anlamda çok zor bir işi başarmış yönetmen ve ekibi. kanımızı donduracak kadar etkileyici ve gerçekci bir yapıya sahip. diğer genç yönetmenlere yol göstermesini umduğum bir yapım ayrıca. festival programları dahilinde izleyemeyen türk izleyicisine 18 ocak 2008 tarihinde türkiyede vizyona gireceğini müjdelemek istiyorum. mükemmel bir film sizi bekliyor olucak.

    bu arada adının doğru yazılmış hali 4 luni 3 saptamani si 2 ziledir.
  • basit bir konuyu etkileyici bir şekilde çektiğiniz zaman ne kadar başarılı olabileceğini gösteren film.

    --- spoiler ---
    insanda izlediği şeyin kurgu değil gerçek olduğu izlenimini bırakıyor bu film. film doktorun kızlarla otel odasında buluştuğu sahnede seyirciyi eline geçirmeyi başarıyor. çoğu yönetmen bunu acıtasyonla yakalamaya çalışır. oysa burada her şey çok gerçekçi. doktor rolündeki adam çok başarılı oynuyor. doktorumuz bencil, ucuz, duyarsız ve soğuk bir adam. kameranın da konumu nedeniyle sanki biz de doktoru dinliyoruz ve rahatsız oluyoruz. kadınla yattığı sahnede kamera diğer kıza dönüyor. burada rahatsız edici bir sahne çekmek çok kolaydı, ama yönetmen buna gerek duymuyor, buna rağmen seyirciyi huzursuz etmeyi başarıyor. sonra asıl kız sevgilisinin evine gidiyor, bu sahnede kültürel farklılıkları anlatma çabasında yönetmen. soluk renkler bu sahnede de diğer sahnelerde olduğu gibi hakim ve biz adeta karakterle eşzamanlı olarak sıkılıyoruz. buradaki şaşırtmaca çok başarılı. sonra da final sahnesi geliyor. kürtaj yapan kızın karnım acıktı demesi ve de diğerinin şaşkınlığı. insanın değersizliğini, bireyin benciliğini, kayıtsızlığını, vurdumduymazlığını, saf kötülüğünü bu küçücük hikayede mungiu mükemmel anlatıyor.
    --- spoiler ---

    gus van sant’ın elephant filminde yaptığı gibi taraf tutmayıp, salt hikayeyi anlatmış. böyle filmler lazım; gerçeği sulandırmadan anlatabilen filmler.