şükela:  tümü | bugün
  • hayatı * çevirmenin iyice zorlaştığı seneler * olabilir. bu yıllarda yenilen goller kolay çıkmaz sanırım.
  • yolun yarısı eder... bir dakika lan, böyle değildi. bir yanlışlık var. 35 miydi o? neyse artık.

    (bkz: romantik olmayı becerememek)
  • hırt bi yas. boyle ne genc, ne yaslı.
  • ne genç, ne yaşlı olduğun, kendini bir genç bir yaşlı hissettiğin yaş. iş ararsan "biz daha genç birilerini arıyorduk aslında." denilip duran yaş. ay sonunda tamamlayacağım yaş.

    zaman nasıl gelip geçmiş diye bakıyorum bir haftadır...
  • hayatın en optimal yeri, en tepesi. bundan daha yükseği yoktur, artık iniş başlar.

    bir de..

    bir kadının en güzel, en seksi, en dişi, en hayat dolu olduğu yaş derler..
  • yumurtanın göte dayandığı zaman. gençlik sona ermiş yavaş yavaş vücutta arızalar ortaya çıkmaya başlamıştır. bu yaşa kadar da ortaya bir şeyler koyamamış, maddi manevi yönden tatmin olamamışsanız işte çanlar çalmaya başlamış demektir. gençlikteki enerji yoktur ama hala bir şeyler yapabileceğinizi hissedersiniz bir yandan da zamanın ne kadar hızlı geçtiğini en iyi bilenlerden biri olarak 60'lı yaşların çok da uzakta olmadığının farkındasınızdır. son bir hamle yapmak istersiniz ama 40 senedir yapamamış birisi olarak başarıya olan inancınız çok azdır.

    yaklaşık 15 yıl oldu bir basketbol maçını canlı seyretmeyeli. dün beşiktaş - t. telekom basketbol maçına gittim ve bugün resmen depresyondayım. orada oynayanların arasında ben de olabilirdim onlardan çok daha iyi oynayabilirdim. şimdi ise üç kuruş parayla evimi geçindirip metrobüslerde sürünürken her allah'ın günü hayatıma küfretmekle geçiriyorum.

    babam amatör bir futbolcuydu ve herkesin top oynuyor diye çocuğunu azarladığı dönemlerde o benim futbol oynamam için can atardı. gelgelelim kendisi klasik bir türk babası olduğundan gösterdiği herhangi bir hareketi yanlış yaptığımda burnumdan getirirdi. en sonunda iş senden bir bok olmaza kadar gitti ve ben uzun yıllar futboldan nefret ettim. sonra bir gün mahallenin boklu deresinin aktığı yere bir park yapıldı ve parkın içine de basketbol sahası. o günden sonra basketbol benim en büyük aşkım oldu. basketbol tekniklerini öğrenmek için k.çekmece'den kalkıp ta beyazıt'a kütüphaneleri araştırmaya gittim. hevesle tüm kitapları bir nefeste okudum. efe aydan ve naumoski'den tutun magic johnson ve michael jordan' a kadar tüm basketbolcuların hareketlerini yalayıp yuttum. artık mahallede birader sen bir takımda mı oynuyorsun sorularına muhatap olacak duruma gelmiştim. gün geldi gazetede efes pilsen'in seçmeleri için ilan yayınlandı lakin 16-17 yaşındakiler için boy sınırı 1,90-2,00 metrelerde geziyordu. 1,82 boyla adam yerine koymuyorlardı bizi oysa spat webb vardı 1,70 boyla nba'da oynayan. maalesef abi ben basketbol topuyla bütünleşmişim artık vücumda bir organ gibi olmuş diyebilecek özgüvene de sahip değildim. belki bir torpil belki bir kendimi gösterme fırsatım olsaydı şu an çok farklı yerlerde olabilirdim ama iş işten geçti bir kere.

    demem o ki gençler bir şeyi çok sevin o konuda gecenizi gündüzünüze katın ve en iyilerden biri olmaya çalışın. ondan sonra başarı da kariyer de para da gelir arkasından. hayal bu ya şimdi bir fırsat olsa bir basketbol takımına çağırsalar 40 yaşında olsam dahi işimi gücümü bırakır o parkelerde deliler gibi basketbol oynarım. kimselere bu adamın jübile zamanı gelmiş lafını söyletmem.
  • eskiden bıkmak, yeniden korkmak yaşıdır. hem oturaklı, hem hafif telaşlı...
    bitirememe korkusu ile başlamaya korkmaktır bazen.
  • çok tehlikeli. boşuna dememişlerdir "kırkından sonra azanı teneşir paklar" diye. ona göre!
  • dostoyevskiye göre "20 yaşına kadar öğrendiklerinin,kalan 20 sene de uygulamasıdır.40 yaşından sonra da yaşamak ahlaksızlıktır."

    evet,40 yaşından sonra yaşamaya değil,hayatta kalmaya çalışırsın.

    plastik olursun,montajınla işe yarar referanslarınla varlığını sürdürürsün