şükela:  tümü | bugün
  • ali kocatepe 'nin 41. sanat yili nedeniyle yapilmis olan tribute albümdür. icinde 26 ali kocatepe bestesi ve bunu yorumlayan 36 farkli yorumcu bulunmaktadir. türk pop müziginde hep cok özel isler cikarmis, gercek bir beyefendi olan ali kocatepe'ye cok iyi bir armagan olmus bu albüm.

    sarki ve yorumcu listesi su sekildedir:

    cd 1

    hey gidi dünya hey : bengü - emre altug - keremcem - aysun kocatepe - ali kocatepe
    hakliydin aslinda : nilüfer
    sevenler icin: özcan deniz
    ben sana vurgunum: isin karaca
    al gönlümü diyar diyar sürükle: keremcem
    melankoli: sezen aksu
    heyamola : emre altug
    her sey senin icin : deniz seki
    haykiriyorum : fatih erkoc
    cik hayatimdan: aysun kocatepe
    askin tortusu kalir: özdemir erdogan
    kordon boyu faytonlar : ege
    kocatepe ali efendinin nikriz kasik havasi : hüsnü senlendirici & laco tayfa

    cd 2

    kücük bir ask masali : bengü & neco
    geberiyorum: ferhat göcer
    cocuklar gibi: sertab erener
    dönme dolap : redd
    gözlerin hükmeder bütün dünyaya : sefarad
    iyi oldu gelmedigin: zuhal olcay
    hayat umutla baslar: bülent ortacgil
    yildizlar: aysegül aldinc - neset ruacan - turhan yükseler
    duy beni dinle beni : harun kolcak
    sardunyalarin dansi: aylin vatankos - erdinc & özcan senyaylar - eyüp hamis
    sabret : eda & metin özülkü
    hayret : nükhet duru
    sahidim karanliklar : ali kocatepe
    dostlar korosu (kayit öncesi hazirlik)
    hey gidi dünya hey ve final dostlar korosu : huncal uluc - ertekin - ahmet utlu...
  • ali kocatepe'nin hazırladığı, kendisinin şarkılarını günümüzün yorumcularının seslendirdiği dinlemeye doyulamayan, hüsnü şenlendirici ve laço tayfa'nın harikalar yarattığı bir eser bulunduran albüm.
  • son zamanlarda dinlediğim en dolu albümlerden biri olmuş...ali kocatepe gibi bir ustaya yakışan bir şekilde 41.sanat yılını için türk pop müziğinde yer etmiş yorumcuların seslendirdği ali kocatepe şarkılarından oluşan albümde ali kocatepe ustalığını kullanarak herkesin ses rengine en uygun şarkıyı söyletmiş..özellikle albümde dikkat çeken izmirlilere özel kordon boyu faytonlar adlı şarkı ve mekankoli,heyamola,hey gidi dünya,küçük bir aşk masalı gibi birçok ali kocatepe klasiği bulunmaktadır.hey gidi dünyanın iknici versiyonu öncesi stüdyo öncesi konuşmalar da öok eğlenceli özewllikle hıncal uluç yorumları...
  • metin ünsal'in yagliboya calismasiyla ve gümüs rengi cd kapagiyla görsel bakimdan cok hos görünen albüm. sadece görünüsü degil elbette, albüm mükemmel olmus. 41 büyük sanatciyi bir araya toplamayi basarmis ali kocatepe ve ekibinin bu emegi de ayrica cok ucuza piyasaya sürülmüs. albüm fiyati 15milyon

    icindekiler söyle

    hey gidi dünya hey - bengü, emre altug, keremcem, ali-aysun kocatepe
    hakliydin aslinda "altmis dört gün" - nilüfer
    sevenler icin - özcan deniz
    ben sana vurgunum - isin karaca
    al gönlümü diyar diyar sürükle - keremcem
    melankoli - sezen aksu
    heyamola - emre altug
    her sey senin icin - deniz seki
    haykiriyorum - fatih erkoc
    cik hayatimdan - aysun kocatepe
    askin tortusu kalir - özdemir erdogan
    kordon boyu faytonlar - ege
    kocatepe ali efendi'nin nikriz kasik havasi - hüsnü senlendirici(klarnet), mehmet akatay(ritmler), özkan alici(baglama), nurhat sensesli(bas gitar) "laco tayfa"
    kücük bir ask masali - bengü ve neco
    geberiyorum - ferhat göcer
    cocuklar gibi - sertab erener
    dönme dolap - redd
    gözlerin hükmeder bu dünyaya - sefarad
    iyi oldu gelmedigin - zuhal olcay
    hayat umutla baslar - bülent ortacgil
    yildizlar - aysegül aldinc, neset ruacan, turhan yükseler
    duy beni dinle beni - harun kolcak
    sardunyalarin dansi - aylin vatankos, erdinc senyaylar, özcan senyaylar, eyüp hamis
    sabret - eda-metin özülkü
    hayret - nükhet duru
    sahidim karanliklar - ali kocatepe
    hey gidi dünya hey - "dostlar korosu" hincal uluc(gazeteci), ertekin(cafe theatre sahibi), erhan isözen(mimar), atilla gökce(gazeteci), ünal özüak(mimar), muzaffer yildirim(is adami), ahmet yoldar(besiktas belediyesi baskan yardimcisi), taner demir(is adami), kerem ertan(genel müdür yardimcisi), ahmet utlu(yol film sahibi-yapimci) geri vokaller - emre altug, keremcem, ali kocatepe
  • anıları ve ali kocatepe'ye saygıupgrade eden albüm.
  • bir çoğunu çok uzun zamandır, bir kısmını da belki hiç dinlemediğimiz 26 şarkıdan oluşan albüm.
    yorumlayanlar da özcan deniz'den zuhal olcay'a; keremcem'den sezen aksu'ya oldukça geniş bir spektruma yayılmışlar.

    albüm içerisinden favorilere gelirsek:

    sevenler için, özcan deniz: ilk üçe girer. bu şarkıyı daha önce dinlediğimi hatırlamıyorum. ve diyebilirim ki hem şarkı süpermiş, hem de itiraf edilmesi gereken önemli bir gerçek; özcan deniz inanılmaz seksi yorumlamış.
    "... ışığı söndür, gel otur yanıma. konuş.............."

    ben sana vurgunum, ışın karaca: zaten zamanının hitlerinden olan bu parçada, nükhet duru yorumunun da son derece başarılı olduğu düşünülürse ışın karaca versiyonu keyifle dinleniyor olmakla beraber insanı pek çarpmıyor.

    al gönlümü diyar diyar sürükle, keremcem: ilk üçe girecek bir başka yorum. keremcem kesinlikle beklenenin üstünde bir performans sergilemiş, şaşırtmıştır.

    melankoli, sezen aksu: söylenecek söz yok. tek kelime ile muhteşem bir şarkı-şarkıcı bileşimi.

    haykırıyorum, fatih erkoç: benim hafıza rangeime girmediğine bakılırsa ali kocatepe'nin eski şarkılarından biri olduğunu düşünüyorum. zira pek unutulası bir şarkı değil ve fatih erkoç kesinlikle son derece hissederek yorumlamış.

    kordon boyu faytonlar : ege. ilk dinleyişte olmuş, hem de süper olmuş dedirtiyor. eklemeden geçemeyeceğim ege'nin kendi albümü de şimdiye kadarki albümleri içinde en başarılısı.

    küçük bir aşk masalı : bengü & neco :neco'nun sebep olduğu negatif önyargıya, sezen aksu-özdemir erdoğan dezavantajına rağmen hem şarkının güzelliği hem de bengünün yorumu şarkıyı pırıl pırıl yapmış. ayrıca seden gürel-keremcem versiyonundan da kat be kat başarılı.

    dönme dolap : redd :redd kadar karamsar ve melankolik bir gruba en iyi gidecek şarkı buymuş sanki. kendi albümlerine bile koyabilirler. redd şarkılarının yarattığı genel atmosfere bu kadar uyumlu olabilir.
    "... nefes almak değildir yaşamak..."

    gözlerin hükmeder bütün dünyaya : sefarad yine ilk defa bu albüm sayesinde duyabildiğim bir şarkı. albümün radyolarda en fazla yer alan parçalarından biri. çok neşeli. tam fıkırdak yaz şarkısı. hele sonları tam coşturuyor, bir roman havası ki sormayın. kendinizi ortaya atıveresiniz geliyor. özellikle seyir halinde dinlemekten kaçınmalı.

    iyi oldu gelmediğin: zuhal olcay albümdeki en başarılı şarkı-şarkıcı eşleştirmelerinden bir tanesi. özellikle zuhal olcay'ın sesini telefondan dinlediğimiz yer insanın tüylerini diken diken yapıyor. bir insan nasıl içi kanaya kanaya iyi oldu gelmediğin diye haykırır, bu parça hangi duyguyla yazılmış her hücrenizde hissediyorsunuz dinledikten sonra.

    sabret : eda & metin özülkü: eda-metin özülkü çifti normalde son derece keyifli çalışmaları olmasına karşın albümde beklenmedik derecede silik kalmışlar.

    hayret : nükhet duru: nükhet duru yu nükhet duru yapan en temel şarkılar ali kocatepe'ye ait olmasına rağmen * * varlığını çok göstermemesi hakikaten hayret dedirtiyor.

    nihayetinde özellikle eski şarkıların pek bir popüler olduğu şu dönemde yorumcu-eser eşleştirmesindeki büyük uyum sebebi ile kesinlikle dinlenesi çok başarılı bir tribute albüm.
  • bir temennidir. devamında da sıklıkla "nazar da değmez inşallah" kullanılır.
  • küçükken 40bin kere maşallah zannediyordum. içten içe "oha" diyordum. neyse ki büyüdüm ve 41 kere maşallah olduğunu öğrendim.
  • uzak dogu'daki bir inanisa gore bir erkek ancak dunyada kirk yil yasadiktan sonra gercek kapasitesine ulasir. bir erkegin adam olabilmesinin sartlarindan biri de kirk yasini gecmis olmasidir.

    hayatin bilgeligi her yerde aynidir. sadece insanlarin o bilgeligi aktarabilmek icin sectikleri diller farklidir. bizim oykulerimize masallarimiza bakarsak durumun bizde de cok farkli olmadigini goruruz. konagin kirk odasina girmek serbesttir. ama kirkbirinci oda kilitlidir. kirkbirinci odanin birakin kapisini acmayi, anahtar deliginden bakanin bu yaptiginin sonuclarina katlanabilmesi gerekmektedir. yasarken hayatin gercekleriyle yuzlesebilecek kadar bilgelik toplamis olmak iyidir. kirkbirinci odada aslinda sadece ve sadece ciplak gercek vardir. gercek onu gormesini bilenlere yumusak yuzunu gosterir; gormesini bilmeyenlere cok sert samarlar atar. kirkbirinci kapi hayatin rahle-i tedrisinden gecmemis kisilerin uzak durmasi gereken kapidir. “allah’in sopasi yok” sozunden anlamamiz gereken, yaratan’in bir seyi anlatmak icin sirtimiza sopayla vurmadigidir. yoksa yaratan bir sey anlatmiyor degildir. gormesini bilenin baktigi her yere hayatin ozunu yerlestirir yaratan.

    ali baba ve kirk haramiler’i dusunuyorum. ali baba aslinda haramibasi olarak kirkbirinci haramidir. haramilerin basi olarak ali baba’nin haramiligi kirk haraminin haramiligine bedeldir. ali baba’yi ozel yapan da budur zaten. ali baba tek basina hem kendini, hem de diger kirk haramiyi temsil eder. ali baba kirk haraminin basina gecmek icin kirk harami kadar yasamistir, bir de ustune kendisi vardir. ali baba kirk odanin kirkini da gezmis, ya da farkli birer oda gezmis kirk harami kadar gormus gecirmistir. ali baba baba olduysa, kirkbirinci odayi da gormustur illa ki... kirkbirinci odanin kapisini birakin acmayi, deliginden bakmamis tum haramileri hacamat edecek kadar haramidir ali baba. cunku o hayatin kirkbirinci kapisini da acmistir. actigini da, zaten unvanindan anliyoruz. haramiler demokrat midirlar bilmiyorum; ama kendilerine en has harami olanlarini bas olarak sececek kadar akillari calisiyordur mutlaka.

    ali baba, gercegin masal dilinde anlatilmis bir resmi. beni bana sorarsaniz, sinavlardan korktugum zamanlar olmasina ragmen hayatin sinavlarindan kacmadim. bazi sinavlardan haberim yoktu, toylugumdan sinavin gelisini goremedigim zamanlar oldu. biraz daha buyudum; sinavin gelisini gordum; ama tembelligimden hazirlanamadim. diyecegim o ki, bazi sinavlardan kirik notlar aldim. yanlis cevapladigim sorulari gozden gecirmeye calistim; olur da bir daha ayni sorularla karsilasirsam tekrar kirik not almayayim diye...

    sinavlardan korkmayan adamin hayat terbiyesi sinavlarda gelisti. sirf sinavlarda ogrenmek de zor oluyor. hayat bana dersimi bazen nazikce; ama cogunlukla kafama vura vura verdi. ogrendigimi sandigim, en onemli seylerden biri de sudur. bizler kendi hayatlarimizin kahramani olma yolunda yolunda yururken, o yolun sinavlardan olusan taslarla dosendiginin farkinda olmaliyiz. seke seke ilerleyen insan ne kadar ilerleyebilir ki? ayrica taslara basmadan gecen kisiyi hayat nasil sinav edecek? bizi sinamayan hayat bizim neyi ne kadar anladiginizi nasil bilecek? hata yaptigimizi gormeyen ogretmen dogrusunu nasil gosterecek? hayata inanmak, isleri hayatin bilgeligine birakmak iyidir. dunyanin bir cok ulkesinde gunde bes vakit camilerden "allah uludur" diye sesleniyorlar. allah uluysa, ona guvenmek iyidir. ancak o guvene layik olma kismi da var isin. layik olup olmadigini da ancak kisi vicdan muhasebesini kendi yaparsa bilir. ben kendi adima dusundum ki, "kirk yilin muhasebesini kirkbirinci yilda yapmak iyidir." bazen kisi seksen yil yasasa da, kirk yillik kadar ogrenememis olabiliyor... hayir, yirmi yasinda benim kirk yilda gordugumden fazla isik gormus insanlar taniyorum da, oradan biliyorum. o bir sey degil, bizim kiz daha onbes yasinda; bizden cok isik saciyor yerine gore. tamam, kirpi yavrusunu, "pamugum" diye severmis; ama soyledigimde gerceklik payi var. gercekten de, cok hizli kosuyor kerata. ogrenmenin en iyi yolunun anlamak oldugunu ogrendi bile. simdi anladiklarini anlatmanin yollarini ogreniyor. sinavlardan sonsuza kadar kacmak zaten mumkun olmayacak. hem, o sinavlardan tum kutsal kitaplarda bahsedilir. kuran’da, yaratan kullarina bakara suresi’nin 214’uncu ayetinde soyle seslenir: „siz sizden oncekilerin gectigi sinavlardan gecmeden cennetin bahcelerine kabul edileceginizi mi sandiniz?“ sinavdan illa gececegiz; sinav sonuclarini kabirde ogrenirsek kirik notlari duzeltecek sansimiz olmaz.

    gectigimiz kasim’da bu dusuncelerle bu fani dunyadaki kirkbir yasam yilimi doldurdum. kirk yasimi doldurdugum gun aslinda butun odalari gezmis oldugumun farkindaydim ve gecen sene kirkbirinci odanin kapisininin onunde dikildigimde korkudan bacaklarim titriyordu. acmaya cok korktuysam da acmamazlik etmedim. kapiyi acarken basta annem ve babam olmak uzere, tum ogretmenlerim tum ogretilerini bir kez daha aklimdan gecirmeye calistim. biliyordum ki, o ogretiler aydinlatacakti kirkbirinci odada yolumu. kizima hep diyorum, „hayatinin kahramani sensin. ogretmenler seni hayatin kapisina kadar tasirlar; ama kapidan kendi ayaklarinin ustunde ve yalniz basina gececeksin. ogretmenlerin sozunu mumkun oldugunca itiraz etmeden dinleyip anlamaya calis. cunku kapidan diger tarafa gecerken ancak ogretmenlerinin bilgeligini yanina alabilirsin. baska hicbir sey kusanmana izin verilmeyecek. ben sana soylediklerimi yapmiyor olabilirim. ona da takilma; beni bu saatten sonra duzeltmek zor. hatayi gorduysen tekrar etme, olsun bitsin.“ cocuk her seyi mukemmel yapamiyor; ama anlamaya calisiyor. zaten herbir seyi mukemmel yapacak olsa o bizi ne yapsin, biz onu ne yapalim. celiski, hayat yemeginin baharatidir. kizima soyledigimi, kendim yapmazsam olmaz. ben de bizimkilerin hayatina az tuz biber katmadim degil. hala daha katiyorum...

    gecen yil, dogumgunuden bu yana kirkbirinci odadaydim. kirk yilin hesabini yapmak bir yil surdu. kolay olmadiysa da hesap bir sekilde tuttu. baktim ki, artik ben de iyi kotu kendi hayatimin ali babasi olmusum. kendimle birlikte, her yere goturdugum, yasanmis yillardan olusan kirk tane harami de pesimde... sinavdan ne sonuc aldigim cok da onemli degil. celiskilerimin farkinda olmaya calisiyorum. o da bana yetiyor. sonucta, birlikte sefere ciktigim kirk harami beni korumayi bildi.

    sahi, „kirk kere masallah“, “kirkbir kere masallah” sozleri nereden cikmis? niye, ondort, onsekiz, yirmibir veya otuzbes degil?

    dogum gunume yaklasirken hanimla konustum. ben dedim, “bu dunyada kirk yil yasadim, ustune neredeyse bir yil daha yasadim. yakinda dogum gunum var. ıslerimi ayarlayabilirsem, dogum gunumden sonra bir tatile cikip kirkbir yilin hatirina kendime bir hediye vermek istiyorum.” bizim hanim bilge kadindir, daha anlatmadan anladi butun hikayenin ozunu. aslinda ben tayland’a yalniz gidecektim, biletim de hazirdi.

    dusunurken dusunurken, “biz ali baba olduk da, oyle havadan ali baba olunmaz. kim bizi ali baba yapti?” sorusu aklima takildi. herkesin inanci kendine; benim inancimda kisi canini annesinden, ruhunu babasindan alir. soru cevabini buldu; beni ali baba yapan annem ve babamdir. tugrul’dan olma, aynur’dan dogma diye yaziyor evraklarda da... oyle dusununce, ali baba’nin hediyesini anne-babasina vermek gerekir diye karar verdik esimle...

    babam rahmetli, gelemedi bizimle. onun anisini aldik yanimiza yola ciktik. aslinda, bu tatil onlarin anne babalariyla da ilgiliydi. dolayisi ile kalbimizdeki, aklimizdaki yere sigdirabildigimiz kadariyla yanimiza mehmet-naile ve kani-munevver ciftlerini de almis olduk.

    ben ister istemez, ali baba olarak kendi karnemi de yanima aldim giderken. bir yandan annemin gonlunu hos etmeye calisirken, diger yandan kirik notlarimin muhasebesini yapmak durumunda kaldim.

    aynurla tugrul beni dunyaya getiren insanlar. biri ruhunu, biri canini vermis de, ben dunyaya gelmisim. ama tabii, ben de onlarin dunyaya getirdigi yerde kalmadim. kirkbir yillik bir hayat yasadim, onlarin ogrettiklerinden farkli seyler ogrendim, onlarin gectikleri yollardan farkli yollara daldim. ne kadar onlardan da olmus olsam, artik sevabiyla gunahiyla baska bir adamim ben. onlarin her yaptiklarini takdir edecek durumda degilim. oncelikli olarak hayatta onlarin gosterdiginden farkli seyler de gordum. eger gorduklerimden biraz bir sey ogrenebildiysem kimseyi yargilamam gerektigini bilmem gerekir. bilge adamlarin bilgeligi gorduklerini anlamalarindan gelir. baskalarinin yaptiklarini iyi veya kotu, takdir veya tenkit etmeye calisan kisiden olursa bilgin olur; bilge olmaz. ama bundan daha onemli bir sebep daha var. o da su ki, onlari ben dunyaya getirmedim; onlar beni dunyaya getirdi. onlari takdir etmek her seyden once benim haddim degildir. beni takdir edecek birileri varsa o da annem-babamdir. onlari takdir edecek kisiler de, naile-mehmet ve munevver-kani ciftlerinden olusan kendi anne babalaridir.

    her dusundugumu dusundugum kadar yapamiyorum tabii. hayatta haddim olmadan takdir veya tenkit ettigim durumlar oluyor. daha kirkkusur yil yasadim. zamanla biraz daha iyi denge kurmayi ogrenirim. bazen yaptiklarimdan degil, yapmak istediklerimden bahsediyorum. annem ve babamin her yaptigini, her dedigini zaten kabul ediyor degilim. sadece her kabul etmedigime itiraz etmeye de gerek olmadigini dusunuyorum. onu da sadece dusunuyorum; daha basarabilmis degilim. bence iyi cocuklar, annelerinin-babalarinin sozunu dinlerler. benim anladigim iyi cocuklar, annenin babanin sozunu onlarin hayat tecrubelerinden bir seyler ogrenip kendi hayatlarinda yeniden yorumlayabilmek icin dinlerler. onlarin sozunu itiraz etmeden dinlemenin arkasinda o sozleri anlayabilmek yatar, yoksa aynen yapmak degil. ınsan daha tam dinlemeden itiraz ettigi seyi anlayabilir mi? ustune arif olan kisi bastan itiraz etmedigi seye anladiktan sonra hic itiraz etmez. arif bilir ki, annenin babanin her davranisini aynen muhafaza etmek zaten mumkun degildir. dunya degisiyor. hicbir seyin ayni kalmadigi dunyada isleri halletmenin yollari da degisir; tabii ki bizden oncekilerden ogrendiklerimizi degistirecegiz. bu kubbede baki kalan bir hos seda olsun diye ses etmeden dinleriz. yoksa bu kubbede baki kalan baska da bir sey yoktur.

    bilinsin isterim, ben iyi evlat oldum iddiasinda degilim. evlatlarimiza iyi ogretmenler olabilmek icin anne-babamiza iyi ogrenci olmamiz gerekir diye dusunuyorum. ıyi ogretmenler ancak iyi ogrenciler arasindan cikar diye dusunuyorum. ama ben liseyi 261 kisi icinden 242.inci, universiteyi de 262 kisi icinden 261.inci bitirdim. yuksek lisansa girdim; ama bitiremedim. benim sahsimi ornek alan yolda kalir.

    hicbir sey de ogrenemedim degil. ogrendiklerimin cogumu okul disinda ogrendim. okulda degilse de hayatta iyi ogrenci olmaya calistim. bizim evlatlarimiz okulda olsun, hayatta olsun iyi ogrenci olacaklarsa, iyi ogrenci olmayi bizden ogrenecekler de olacaklar. olayi cakarlarsa, ustalarini-ogretmenlerini anlamak icin dinleyeceklerdir. ıyi ogrenci ustasinin hatasini aciga vurmaz; bir hata gorurse kendisi tekrar etmez. ıyi cirak bilir ki, ustanin hatasini duzeltmek mumkun degildir. ıyi usta, kendi yanlisini duzeltenlerden cikar, ustasinin yanlisini duzeltenlerden degil. ıyi cocuklar da, anne-babanin her sozunu dinleyen cocuklardir. sozun ozunu anlayan cocuklara hayat yeni sorunlarla basetmenin yolunu da gosterir...

    dedim ya, bunlar kirkbir yilda anladiklarim. yoksa kirkbir yilda yaptiklarim degil. ben hayattan her zaman iyi notlar alamadim. annemle tatilimizin oykusunde, iyi ogrencilerden bahsediyorsam, “ben iyi ogrenci oldum, iyi evlat oldum” demek icin degildi. ben aldigim kirik notlarin farkindayim. benim annem bilge kadindir; gordugu kusurlari affetmeyi bilir. her sozunu itiraz etmeden dinleyemedim belki. yine de, hayatta yasadigim kirkbir yilini muhasebesini yaparken anne-babayi soylediklerine itiraz etmeden dinlemek gerektigini anladim. annem, kalbini kirdiysam affet. senin canini sikan seyleri hala yapiyor olabilirim. ben de insanim, basarabildigim seyler sinirli. ustelik, benim sana ettigim her itirazin acisini kizim benden kat kat cikariyor. sana iyi ogul olabilmek icin, kizim vurdugunda acimiyormus gibi yapiyorum. acimasina aciyor da, sanki acimiyormus gibi iyi numara cekiyorum. onu bile tam yapamiyorum...

    bana soran olursa, ali baba’nin oykusu kapiyla konusan haramibasinin oykusu degildir. kapinin anladigi dilde konusmayi bilen adamin oykusudur.

    biz simdi, hayatta her gün „yalanciktan esek“ oluyoruz ya; bir defa da bir hafta-on gunlugune „yalanciktan ali baba“ olduk. actik, kapisini bir magaranin annemize bir servet gosterdik. tayland tatili servetin bir yansimasidir. servetin kendisinin tayland tatili ile uzaktan yakindan ilgisi yoktur. annem bizim sahip oldugumuz oldugumuz servetin hayatta kazandiklarimizdan cok ogrendiklerimizden geldigini zaten biliyor. sonucta, abartacak bir sey yok. tayland’da tatil dedigimiz sey osuruktan teyyare. kalbimiz sicak olmadiktan sonra, tatil yeri diye gunese de gitsek iliklerimiz donar.

    uzak dogu'daki bir inanisa gore bir erkek ancak dunyada kirk yil yasadiktan sonra gercek kapasitesine ulasir. bir erkegin adam olabilmesinin sartlarindan biri de annesinin ona, „kirkbir kere masallah!“ demesidir.