şükela:  tümü | bugün
  • bir yaşlı çifti seks yaparken gösteren sahnesiyle de dikkat çeken film.

    http://www.bbc.com/…-the-over-60s-so-rare-on-screen

    imdb - http://www.imdb.com/title/tt3544082/
  • başka sinema ön gösteriminde izledik dün. oyunculuklar kesinlikle ödülü haketmiş. özellikle charlotte rampling.
  • bugün sinemada izlemeden hemen önce hakkında "izleyiciden sabır ve kemal talep eden" yorumunu okuduğum film. gerçekten de öyleydi. ama (bkz: still a better love story than twilight)

    not: şaka bir yana güzel film. özellikle oyunculuklar.

    edit: ismi "kırk beş years" şeklinde okunmaması gereken film.
  • 45 yıl filminin senaryosu, david constantine'nin kısa öyküsüne dayanmaktadır. film, ingiltre'nin norwich şehrine yakın bir kırsal alanda yaşayan emekli, çocuğu olmayan, 45 yıldır evli olan kate (charlotte rampling) ve geoff (tom courtenay) çiftinin etrafında gelişmektedir. 45. evlilik yıl dönümlerini parti yaparak kutlamaya hazırlananan çiftin kitap okuyup, belgesel izleyerek, köpeklerini gezdirip, arkadaşlarıyla buluşarak geçen sakin hayatları bir gün gelen bir mektupla değişmektedir. filmde konu, genelin aksine erkeğin değil kadının üzerinden anlatılıyor. filmin temposu bazıları için düşük olabilir. ancak oyunculuklar o kadar iyi ki bu hiçbir zaman sorun oluşturmuyor. filmdeki kate performansı, belki de charlotte rampling'e bu sene oscarı bile getirebilir.

    --- spoiler ---

    özellikle filmin hemen başında kate'in eve geldikten sonra geoff'a mektubun kimden geldiğini sorması ve akabinde, geoff'un "katya'mı" diye cevaplasından sonra kate'i canlandıran charlotte rampling'in yüz ifadesi çok şeyi anlatıyor.

    --- spoiler ---

    aksiyon seven bir izleyici değilseniz eminim ki film bittiğinde tatmin olacaksınız.
  • varlıklı-yaşlı avrupa nüfusunun tırt sorunlarını ele alan bir film. hemen her ilişkide yaşanan 'geçmiş deşme' olaylarını dünyanın en büyük olayıymış gibi büyütmüşler de büyütmüşler. tabii adamlar da haklı; dert yok tasa yok, geçim sıkıntısı yok bok püsür yok. böyle manasız şeylere saracaklar.

    charlotte rampling muazzam tabii, o kadar.
  • başka sinema kapsamında gösterime giren film. david constantine'in kısa öyküsünden uyarlanan film, kate ve geoff mercer çiftinin evliliklerinin 45. yıldönümünde gelen bir mektupla sarsılan ilişkilerini, ortaya çıkan iletişimsizliklerini anlatıyor. daha önceki entrylerde söylenenlerin çoğuna katılmıyorum; film evliliğe, evliliğin getirdiği huzursuzluğa dair değil, insanlar arasındaki müthiş iletişimsizliğe ve bunun sonucunda yaşanan hayal kırıklıklarına dair. ve bence bu zaten çağın vebası, birçok kötülüğün sebebi. o yüzden basit ve sıkıcı gelmedi bana, daha ziyade fırtınalar koparan bir film hatta insanın içinde.

    45 yıl nezaketle, huzurla yani mutlu ilerlemiş bir evlilik, bir kaza sonucu yaşamını yitiren eski sevgilinin cansız bedeninin bulunduğunu haber veren bir mektup geldiğinde sarsılıyor. sürdürdüğünüzü zannettiğiniz evlilikte 45 yıl sonra bulunan, üstelik cansız bir bedenin bir evliliği mahvetmesi elbette normal değil, o yalnızca bütün iletişimsizliği karşılayan bir imge. çok da iyi düşünülmüş bir imge, donmuş bir kadın, aslında donmuş bir hayat. saçma fakat gerçek, 45 yıllık birlikteliği sarsması gülünç ama kesinlikle şaşırtıcı değil. çiftin aralarındaki gerginliğe rağmen karşılıklı çabalarla iletişim kurabildikleri anlarda geçmişlerini etkileyen birçok olayı hiç konuşmadıklarını, huzur zannedilen şeyin aslında sessizlik ve sorunların dillendirilmemesi, haliyle çözümlenmemesi olduğunu görüyoruz.

    ben çok çok sevdim filmi. birkaç salonda gösterimde şu sıralar. öneririm. iç acıtıyor, kelimelerime daha çok sarıldım film bitip gözlerim dolduğunda.
  • weekend ile eşcinsel cinsiyet kimliğini bilinen sulardan uzaklaştırarak günlük yaşamın içine dahil eden ve ilişkiler üzerine ahkam kesmekten geri durmayan andrew haighfilmi.

    haigh, filmde evliliklerinin 45. yıl dönümünü kutlayacak olan bir çiftin hikayesi üzerinden aşk üzerine söyleyeceklerini kaldığı yerden devam ettiriyor.

    --- spoiler ---

    günümüzün sevilen romans filmlerine benzer bir aşk öyküsüymüş gibi başlayacakmış izlenimi veren 45 years, yeryüzündeki en kusursuz ilişkilerde bile gizemli çelişkiler ve şüphelerin olduğunu, tek bir şüphenin bütün bir mutluluğu nasıl yok ettiğini; geçmişle bağını koparamayan bir doğrusal zaman içerisinde, bir zamanların muğlâklığını şimdiki zamana uyarlayarak eylemselleştiriyor. bu hiçlik duygusundan kaynaklanan, boşluktan doğan bir eylemdir… yönetmenin izleyicisine evliliklerin gerçekliği ve mutlu aşkın imkânsızlığı konusunda bir ders vermeye kalkıştığını düşünmeyin. bunu eline geçirdiği her fırsatta radikal bir biçimde yıkmakta bir an bile tereddüt etmiyor. filmde kurulan dramatik yapının mükemmelliğinin yanı sıra, geçmişteki bir eylemin şimdi de uyandırabileceği şüphe duygusunu, seleflerinde karşılaşmadığımız bir ciddilik ve kâmillik içerisinde derdest ederek, ilişki psikolojisini oyuncularının muhteşem performansları ile beraber izleyicisine geçirebiliyor. çok yakın bir zamanda weekend ile var olan bir değeri bizlere hatırlatan andrew haigh, şimdi 45 years ile bu değeri daha da yüceltiyor; duygusal temasları.

    --- spoiler ---
  • basit bir konunun iyi oyuncular tarafindan canlandirilmasiyla izlenebilir hale gelen film.
  • sakin kafayla dingin bir ruh halindeyken izlenesi film. hani iç ısıtan filmler vardır ya bu kesinlikle öyle değil. tam tersi içiniz soğuyor. bunu kötü anlamında asla demiyorum çok güzel fazla gerçekti fazla gerçek olmasından kaynaklı da doğal olarak kendimi kadının yerine koyduğumda içimin üşümemesi mümkün olamadı. tam olarak erkeklerin kendini adamın yerine koyacağı kadınların da kendisini kadının yerine koyup irdeleyeceği bir film çıkmış ortaya. haklı olan bir taraf yok herkes kendine göre haklı iki tarafında tepkileri çok normal. herkesin de ilerleyen bir yaşam sürecinde gerçekten yaşayabileceği bir durum. oyunculuklar da çok güzeldi özellikle charlotte rampling'e gerçekten bayıldım.

    --- spoiler ---

    45 yıl boyunca beraber olduğunuz eşinizin geçmişinde iz bırakmış unutamadığı eski aşkının hayaletinin aranızda dolaşmaya başlaması temalı bu film. her şey gelen bir mektupla değişiyor. adamın belki de çok derinlere gömdüğü düşünceleri, hisleri, eski aşkının cesedinin bulunmuş olma ihtimaliyle tekrar su yüzüne çıkıyor. her ne kadar kadınsal duygularla ara ara adama sinirlensem de mantıksal olarak baktığımda adamın hiç bir suçu yok. ortada yaşanamamış yarım kalmış bir şeyler var, normal bir ayrılık süreci yaşanamamış eğer o kadın hayatta olsaydı neler olurdu kafasında olmamak mümkün değil adam için. zaten kate'in geoff'e sorduğu evlenir miydin? sorusuna verdiği cevaptan da belli oluyor bu durum gayet basit bir şekilde. bir de ölen kadının hamile olma durumu var (emin olmamakla beraber bana da kadın hamile gibi geldi) yani bir şeyler fazlasıyla yarım kalmış geoff hayatının aşkını ve (muhtemelen) çocuğunu kaybetmiş. bütün bu yaşananları toptan kaldırıp kilit altına almış fakat işte gelen bir mektupla her şey su yüzüne çıkıveriyor.

    kate onu anlamaya dinlemeye çalışıyor ama 45 senelik eşinizin bu değişimi daha önce hiç duymadığınız olayları yeni duymaya başlamanız durumun ne kadar ciddi olduğunu fark etmek insana koymicak cinsten değil. mesela beni en çok üzen olay bunlar sevişirken daha doğrusu sevişmeye çalışırken kadının adama "gözlerini aç" demesiyle adamın bütün arzusunun bi anda gitmesiydi. burada direkt aklıma o ölen kadını hayal ettiği geldi. e gözlerini de açınca bütün motivasyon gitti tabi. dedim neyse belki de öyle değildir ama bu olaydan kısa bir süre sonra gecenin bir vakti adamın yataktan gidip tavan arasında ölen kadının fotolarına bakmasıyla bu düşüncemi kendi kendime doğruladım. bunlar sözle tabir edilemeyecek durumlar sadece bir kadın hissiyatı ve kate'in de aynı böyle düşündüğünü hissettim. bu gerçekten insanı inanılmaz şekilde yaralayacak bir durum. nitekim tavan arasındaki durumu da görünce kate de iyice bir umutsuzluk oluşmaya başladı. peki böyle bir umutsuzluk oluşmuşken neden bırakıp gidemiyoruz ?

    sonlarda geoff'in yaptığı konuşmadan bu kesit,

    " bizler yaşlandıkça karar vermeyi bırakıyoruz, en azından büyük kararlar. belki de hayat boyu o kadar
    çok karar hakkımız var ki hepsini kullandığımızda bitiyorlar. "

    filmi özetler nitelikte aslında. kutlamadan önceki gün kate ve geoff ciddi bir şekilde konuşurken yemek masasında bir anda kate'in "bugün haplarını aldın mı? gidip getireyim. sonra yemek yiyip yatarız.sonra da kalkarız. ve baştan başlamaya çalışırız." demesi de zaten tam olarak geoff'in kurduğu cümlenin somut olarak örneklendirilmiş hali gibi. ayrılık gibi büyük bir karar için artık çok geç.

    büyük keskin bir karar alacak cesareti olsa tabi ki kendisiyle beraberken aklı başka yerde olan adamla kimse devam etmek istemez. kate'in zaten filmin sonunda bile o umutsuz bakışlarını fark etmeyen yoktur. kocasının konuşmayı yapmasının ardından bile kate'in yüzü biraz gülse de sonrasında yüz inanılmaz şekilde düşüverdi. böyle bir durumda tam olarak insanın içi hiç bir zaman rahatlamaz. unutmaya çalışır bir şeyleri görmezden gelmeye çalışır ama sadece bir anlık bir olay ya da düşüncede gene su yüzüne çıkıverir o umutsuzluk... sen-kocan ve uğraşamayacağın geçmişten bir hayaletle yaşamak... devreye de şuan bu etkileyici replik giriveriyor;

    " eve işlemiş bu kokunun kaynağını keşfettim. onun parfümü. bunca zaman boyunca arkamda odanın köşesinde duruyormuş gibi. her şeyi bozuyor. tüm kararlarımızı, tatilde nereye gideceğimizi, okuduğumuz kitapları, hangi köpeği istediğini, ne tür şarkı dinlemek istediğimizi. önemli olayları da. özellikle önemli olayları. keşke aklımdan geçen, bildiğim her şey ağzımdan dökülebilse ama dökülemiyor. "

    tabi ki bu duyguları bana inanılmaz şekilde hissettiren charlotte rampling'e saygı duymamak mümkün değil. oscara da iyi ki aday olmuş.

    --- spoiler ---
  • avrupa ruhsuzluğu nedir diye sorarlarsa bu filmi tavsiye edebilirsiniz, ruhunuza fısılayım bu nedir yahu diye düşünülebilir. öte yandan derin bir özlem yaşayan ve karnında çocuğuyla beraber ölen eşini başka bi kadının ruhunda 45 yıl arayan ve bunu kadına hissettirmeyen -ki kadın biraz mal- bi adamın ızdırap dolu yılları olarak da görebilirisiniz.