şükela:  tümü | bugün
  • sen fakir bir ailenin tek oğlu olarak büyü, yokluk içindeki köy yaşantısından üniversite kazan... 4 yıl gündüz okula git gece garsonluk yaparak derslerini ver... sonra yüksek lisansa başla.... yine garsonluk yap, asistan olmak için ingilizce çalış, garsonluk yap, geceleri kpss'ye çalış, yüksek lisans tezini vermeye çalış, burger king'te çalış, ders çalış, kiranı ödemeye çalış.... yüksek lisans tezini verip kpss'ye gir...mezun olunca ilk alımda askere git. 25 günlük askerken devrilen sandıkların altında can ver. bunun için miydi tüm bu çabalar. içim parçalanıyor, tüm yaşama şevkim kaçıyor.

    böyle bir hayatı vardı emre'nin. haziran ayında mezun oldu, kpss'ye girdi. yıllarca aynı ekmeği bölüştüğüm, aynı evi paylaştığım bu insanın ağzından tek kelime küfür, tek kelime kötü söz duymadım, yalan söylediğine rastlamadım. işte bu yüzden eski ev arkadaşım olan bu insana çok fazla acıyorum.

    şimdiye kadar kaybettiklerimin toplamında çok daha fazla acıyorum sana emre. bizim aklımız piçlikteyken, babamızın parasıyla sağda solda fink atarken, tek derdimiz msnde vakit geçirmekken sen harç paranı, kira paranı kazanmakla meşguldün. sen her şeyi daha fazla hak ettin hepimizden ama ölen de sen oldun. bunun için af dileyesim geliyor senden. galiba sizin gibi güzel insanlar çok daha iyi bir dünyayı hak ettikleri için bu pislikle dolu dünyayı bize bırakıp erkenden gidiyor başka alemlere. ama yine de sana çok acıyorum emre.
  • bu patlamada benim çocukluk arkadaşım öldü.

    gencecikti. afyona gideli daha 5 gün olmuştu. 5. daha birliğine alışamamıştı. daha havasına suyuna bile alışamamıştı. gitti işte. konuşamıyor insan bazen işte. bu kadar yakın olunca olanlara, boğazına bir şeyler düğümleniyor, kelimeler yerine gözyaşı akıyor. üzülmemiş miydim arkadaşımın olduğunu öğrenmediğimde. yine ağlamaklı olmuştum. evet. ama bu kadar etkilememişti.

    hani ateş düştüğü yeri yakar diyorlar ya. aynen öyle.

    askerden gelecekti. iş bulacaktı kendisine. kardeşinin düğününü görecekti. evlenecekti. çocuklarını okula götürecekti her sabah. hayatın tadını çıkaracaktı. ama ne oldu? gitti işte. öylece gitti.

    kimse uğurlamadı onu askere giderken. annesine özellikle söylemiş, beni uğurlamanızı istemiyorum diye. sessizce çekip gitti. bir duyduk ki ertesi gün tolga teslim oldu.

    çocukluk arkadaşımdı lan o adam benim. mahalle mahalle dolaşıp taso oynardık, üterdik bebeleri. yeri geldi dayak yemekten kaçtık. yeri geldi gazoz kapağı toplamak için birahaneleri teker teker dolaştık. sabahtan akşama kadar bilye oynadık bir dönem.

    başka mahalleden de değildi ki öyle uzak ırak yerde. kapı komşumuzdu lan. aynı apartmandaydık. ailesiyle samimiydik. ben şimdi burda zırlıyorum ağlayarak, annesi babası ne haldedir şimdi? küçük kardeşi alper ağlıyor mudur?

    babası ali amca vatan sağolsun demiş midir?

    dememiştir umarım. çünkü onların vatanı oğullarıydı. vatan sağ olmasın içindeki mehmetler öldüğü sürece. vatan sağ olmasın abi. daha fazla gözyaşı dökülmesin.

    hayır lanetleyecek bir şey de yok ki ortada. savaşta kurşun atıp ölmedi ki bu adam. ya da çatışmada vurulmadı ki? el bombası taşırken öldü. iç anadoluda. askeri birlikte. hiçbir tehdit yokken.

    ablamı aradım, evin önü ana baba günü dedi. açmışlar kocaman bir bayrak. herkes bekliyor burda dedi. neyi değiştirdi ki bu? ölen 25 evladımızı geri mi getirdi? kazaydı demek ailelerin içini mi rahatlattı? annesindeki suçluluk duygusunu mu azalttı?

    kendi kendimizi tatmin ettik sadece. bir 10 gün daha yasını tutacağız, sonra unutacağız diye.

    acayip bir duygu arkadaş. anlatılmaz. allah kimsenin başına gelmesin. ölümle bu kadar iç içe olmak, hele ki bu hassas dönemlerde..

    mekanın cennet, biliyorum kardeşim. senin gibi iyi bir adamın gideceği başka bir yer yok. umarım orada, diğer 24 evladımızla rahatsındır.
  • kamera görüntülerini ve bir sürü ağacın bakanı tarafından yapılan açıklamaları bir araya getirdiğimizde bizi dünyayı yerinden oynatacak bir sonuca ulaştıran patlama;

    türkiye el bombası büyüklüğünde atom bombası icat etmiş.

    kamera görüntülerinde de görülen ve insanların yaprak gibi sallanmasına sebep olacak kadar şiddetli bir basıncı ancak böyle bir el bombası yaratabilir.

    1 tane el bombasının kazara veya bilinçli olarak patlamasıyla da bu kadar büyük bir patlamanın tetiklenmesinin, hele de içinde sadece el bombası bulunan bir cephanelik için imkanı yok. el bombası basınçla tetiklenmez. bir el bombasının patlaması etrafındaki el bombalarını patlatmaya yetecek ısıyı üretemez. bu yüzden bu büyüklükte bir patlamanın gerçekleşmesi için etrafta, açıkta basınçla patlayabilecek önemli miktarda tnt bazlı mühimmat da olması gerekir, örneğin bol miktarda nitrogliserin.

    patlayıcıların da ihtiva ettikleri maddeler gaz veya eriyik halinde ortamda bulunabilir. orada elektrikli alet kullanılmamasının en büyük sebeplerinden birisi de budur. birisi gidip de saçını tarasa oluşan statik elektrik yüzünden cephane havaya uçabilir. bu yüzden modern cephaneliklerde bir data centerın ihtiyaç duyduğu topraklama altyapısı yapılır. tabii ki gelişmiş ülkelerde.

    ortadaki bu kadar saçmalığın en daniskası ise, daha henüz olayla ilgili soruşturma bile başlamamışken, olayın göbeğine soğutma çalışmaları yüzünden yaklaşılamamışken, "bu bir kaza" diye alelacele demeç vermek. "bilmiyorum" de, "araştırılacak" de. sanki olayı gözünle görmüş gibi açıklama yapma.

    böyle bir açıklama yaparsan da kimsenin "ulan neden bu kadar çabuk kılıf aramaya başladılar, acaba ne var bu işin altında " diye düşünmesine engel de olamazsın, laf da söyleyemezsin.
  • kıl olduğum birşey var. komutanların, "bilir kişilerin" çıkıp ta, "normal şartlarda o saatte istifleme vs yapılmaz" demeleri. nah yapılmaz. ertesi gün bir denetleme varsa, çatlak komutanın biri ceza verdiyse, kısa dönemlere "ızdırap" olmak isteyen bir komutan varsa vs vs nah yapılmaz. hepimiz askerlik yaptık lan! bilmiyor muyuz içersinin ne olduğunu?

    gecenin bir vakti, usta birliğine katıldığımın 3. gecesi, yatağımdan kaldırılıp, başka bir ilden, kamyon kasası içinde, ocak soğuğunda, erzak almaya gitmiş adamım ben! neyin mantığı, neyin o saatte o iş yapılmazı! kamyonu kullanan 20 yaşındaki elemanın parmaklarındayken hayatım, ettiğim duaları nerden biliceksin? ertesi gün tv'lerde askeri yük kamyonu devrildi, 5 şehit deseler ne farkımız olacaktı?

    ailelerine allah sabırlar versin, çok üzücü bir ölüm gerçekten. başları sağolsun. biz burda 2 gün yazıp, ertesi gün unutacağız, ama onların acısı eksilmeyecek.

    peki ne yüzünden?

    işte onu biz öğrenemeyeceğiz.
  • olayın üzerine yapılan rezil açıklama " böyle olayların hindistan'da da oluyor " olması hakkında hindistan ve türkiye arasında kurabildiğim ilişki şu :

    hindistan'da öküze tapılıyor, türkiye'de öküzden siyasetçi oluyor. ibretlik.
  • böyle bir kazanın bugüne kadar olmaması mucizeydi zaten. yetkililerin gece mühimmat taşınmaz sözü teoride doğru ama pratikte karşılığı yok.

    kendi askerlik tecrübelerimden aktarayım:

    askerliğimi iki sene önce terörle vs pek alakası olmayan bir güney ilimizde yaptım. bu sürenin yaklaşık iki aylık döneminde nato cephaneliğindeydim.

    bu cephanelikte üç ayrı subayın sorumluluğunda üç ayrı depo vardı. depoların hepsi silme mühimmat doluydu. diğer iki cephaneliğe bakan astsubaylar oldukça disiplinliydi ancak benim bağlı olduğum astsubay (daha doğrusu senin kafan çalışıyor gel bana yardım et diyerek beni yanına alan) için aynı şeyi söylemem mümkün değil.

    kendisi denetlemeye bi hafta kala etekleri tutuştu ve görevde olduğu bir buçuk sene boyunca yapmadığı, savsakladığı sayım ve tasnif işlerini son bir haftaya sıkıştırmaya çalıştı. sonuç; çarpma etkisiyle ateşlenen g3 bombasını cephaneliğin ortasında elinden düşürebilecek kadar denyo üç-dört askerle bir hafta boyunca mühimmat sayıp, tasnifledik, üzerine yazı yazdık sildik. bunların önemli bir kısmını da gece yaptık. gece çalışmamız başlı başına bir facia iken bir de, aydınlatma sağlamak için ara kablo aracılığıyla cephaneliğe elektrik çektik. ki yangın çıkmaması adına cephanelikler de elektrik aksamı bulunmaz.

    tüm bunların yanında birlikteki görevl astsubaylar 500 metre daha fazla yürümemek için cephaneliğin evlerine yakın olan tarafından tel örgülerde açtıkları yarıktan içeri girip çıkıyorlardı. nöbet tutan asker de haliyle ses edemiyordu.

    bunlar benim gözümle gördüklerim. eminim daha fenaları da mecvuttur. dediğim gibi böyle bir ortam içerisinde şimdiye kadar bu tip bir patlama olmaması mucizeydi. iki senede bir astların, üstlerini kandırması üzerine kurulu olan denetleme sistemi devam ettiği sürece bu tip felaketlerin olması da kaçınılmaz bence.
  • ne oldu unuttuk sandınız sanırım değil mi? ölü taklidi yaparsak giderler mi diyorsunuz? eğer biz susarsak hiç konuşmazsak futboldu diziydi allahtı kitaptı derken hayvan çiftliğindeki hayvanlar ne olduğunu unutur böylece hesap vermeden kurtuluruz diyorsunuz. artık çok yakındır, bugün yarın yeni bir gündem maddesi atılır ortaya, çok şehit birikti çünkü, yaralar taze, kanamaya devam ediyor. başbakan bir gruba saldırır, hayt huyt höyt der ya da yeni bir yasa maddesi ortaya atılır, her kadına üç çoçuk yapma zorunluluğu gibi mesela, böylece paramparça olmuş vücutlarıyla bu mehmetleri gündemden indirir akıllardan sileriz mi diyorsunuz?

    akıl tutulması içinde akıl tutulması yaşıyoruz, anlayamadığımız idrak edemediğimiz şeyler oluyor. aslında anlıyorsun ama içine atıyorsun, öyle bir tepki birikiyor ki içinde, ağlamak bağırmak bağırmak yerlere atmak istiyorsun kendini, kimse sorumlusu en tepeden en alta kadar boğazına yapışmak istiyorsun, hesabını vermeden kurtulmak isteyen her orospu çocuğunu ağzında lafı eveleyip geveleyip gerizekalı demeçler veren her bir orospu çocuğunu bir cephaneye kapatıp havaya uçurmak istiyorsun ama yapamıyorsun. tepkin içinde birikiyor ve gözyaşı olarak dahi dışarı akamıyor.

    sonuna kadar gidilsin, devletin en başından tut ordu komutanlarına tsk'ya ve milli savunma bakanlığı'na kadar hepsine dava açılsın, avrupa insan hakları mahkemesine başvurulsun, değil milyon dolarlık milyar dolarlık davalar açılsın, ne gerekiyorsa, bu işten sorumlu olup da basının önüne çıkıp olayın sebebi şudur bunlardan dolayı gerçekleşmiştir diyemeyen hesap vermekten kaçan ve bu olayın yaşanmasına sebep olanları adalet önüne çıkarmayan herkesten hesabı sorulsun. ben hayatımda bugüne kadar kimseye beddua etmedim ama siz hakettiniz, allah hepinizin belasını versin orospu çocukları!!
  • beklenildiği üzere ayfon 5 çıktıktan sonra afyon 25 unutulmuştur. normal.
  • tsk'nın konu ile ilgili açıklamasını sözlük'ten bile çürütmek mümkün, bu kadar vahim yani.

    http://www.tsk.tr/…asin_aciklamalari/2012/ba_09.htm

    "1) asker şehitlerimizin 15’i kısa dönem askerdi.

    (2) kısa dönem askerler; üç haftalık temel askerlik eğitimi aldıktan ve askerlik yeminini yaptıktan sonra birliklerine dağıtımları yapılmaktadır. şehit olan bu kısa dönem 15 askerimiz bir aylık askerdi. bunlar, mühimmatın tasnif ve istiflenmesiyle değil, mühimmat sandıklarının depo içine girmeden depo dışında taşınmasıyla görevlendirilmişlerdir. depo içinde tasnif ve istiflemeyi ise iki astsubay, iki uzman çavuş, 3-4 uzun dönem asker ile birlikte yapmaktaydı."

    temel askerlik eğitimiymiş, burak ümit gedik'in 20 gün kaldığı samsun gökberk'te 343. dönem olarak ben de bulundum. burada sadece yemin törenine hazırlandık, sabahtan akşama kadar sol sağ. amaaaa!! bu metinde asıl vurgulanmak istenen o kutsal yemin. evet, yemin etti, biz de ettik. ölmeye. çok hevesliydik hepimiz, mühimmat taşırken kahramanca ölmeye.

    burak ümit gedik 27 yaşındaydı, gece gece bomba taşıyordu. yanlış anlaşılma olmasın, tanımıyorum kendisini, arkadaş duygusallığıyla yazmıyorum ya da canı diğer şehitlerimizin canından kıymetli değil. olayın çarpıklığına vurgu burak ümit. adam bu ülkenin yetişmiş beyni, tabii büyüklerimiz daha iyi bilir ama bomba taşıyarak vatana hizmet etmeseydi daha faydalı olabilirdi memlekete gibi geliyor bana.

    her şeyi düzgün, botları pırıl pırıl, arabası her gün yıkanan, geçtiği yolların otları haftalarca biçilen, 9'da bir yere gelecekse bütün askerlerin 5'te uyandırıldığı, üstün insan, vatana hizmette hepimizden üstün, yoluna paspas olmamız gereken bir albay hazretleri falan gelecekti herhalde denetlemeye. bombaları düzgün sıralı görmeliydi, her yer temiz olmalıydı. asla bir su birikintisi ya da uzun ot falan olmamalıydı mesela. albay gelecek boru mu? albay dediğin mesela burak'tan daha faydalı bu vatana. malum savaş halindeyiz ve albaylar generaller ne biçim savunuyor bizi 40 cephede. ve her cepheden zafer haberleri geliyor, niye? çünkü albaylar vb.leri müthiş birer dahi, savaş dahisi.

    "> -3 gündür afyonkarahisar'daydı-

    askerlik görevine ağustos ayında kısa dönem olarak samsun'da başlayan gedik'in, burada 20 gün kaldıktan sonra geçen cumartesi günü beşiktaş'taki evine döndüğü, bir gün burada kalan gedik'in, pazartesi günü afyonkarahisar'daki vatani görevine başladığı kaydedildi."
  • maalesef bu üzücü olay gerçekleştiğinde, adana'da inzibat olarak askerdim. şehitlerden biri adana'lıydı ve uçakla cenazesi geldi. törenle cenazeyi incirlik hava üssünden alıp ve defnediliceği köyüne götürmek üzere, konvoy olarak yola çıkmıştık. köy öyle uç bi yerdeydi ki, adana'dan çıktık sandım ben. doğma büyüme istanbul'da olduğum için, neredeyse yerleşim yeri bile olmayan yollar garip geldi, git git bitmedi.

    sonunda köye geldik ve acayip bir kalabalık vardı. şehidin cenazesini biz getirmesek, asker uğurlama töreni var sanırız, o derece kalabalık ve türk bayraklarıyla dolu. sonunda tören adımlarıyla, şehidin tabutunu, ailesine toprağa verilmesi için teslim edicez. şimdi söyleyeceğimi tabut taşıyanlar anlar eminim. diğer şehit, kendini vuran veya emekli komutanların cenazelerinde, o tabutlar inanılmaz ağır geliyordu. fakat bu yaşıtım olan şehidimizin cenazesini omuzladığımızda, tabutun içi resmen bomboştu! komutan hemen uyardı; "oğlum biraz ağırmış gibi hareket edin, ailesi üzülmesin" dedi.

    işte o an içim daha çok parçalandı. bir aile gencecik çocuklarını askere gönderiyor, hiç olmıcak hele hele askeriye içerisinde hiç olmaması gereken şekilde, ordunun cephaneliğinde ihmalden dolayı patlama oluyor. aileler çocuklarının cesetini bile göremiyorlar, çünkü paramparça olmuş vaziyette. bu çocukların hayatı bu kadar mı önemsizdi allah aşkına!

    kabataş'da doğruluğu bile ispatlanmadığı halde, meydanlara çıkıp çığırtkanlık yapan başbakan, bu olayla ilgili doğru düzgün bir açıklama bile yapmadı ve olayı aydınlatamadı hala. hoş neyi çözdü, neye sahip çıktı ki bu güne kadar. anca yurtdışında bağırır "one munite" diye.

    (bkz: uludere katliamı)
    (bkz: 11 mayıs 2013 reyhanlı bombalı saldırısı)
    ve daha şuan aklıma gelmeyenler..