şükela:  tümü | bugün
  • bence filmin adını "autumn'u bulabilmek için summer kaltağıyla geçen 500 gün" olarak değiştirmeliler. dengesiz kevaşe ya, hasta etti beni. lütfen herkes izlesin bu filmi ve uzak dursun böyle karılardan, bilinçlenelim.
  • --- spoiler ---
    adının 500 days of summer değil, "summer the evil bitch" olması gereken film.
    --- spoiler ---
  • tipik kadın davranışlarının çok güzel anlatıldığı film. aslında çok romantik bir film gibi görünüyor değil mi, ama bir de kız tarafından görelim filmi. buradan sonrası spoiler sayılır.

    --- spoiler ---

    hatun bir iş yerinde çalışmaya başlıyor. kendisiyle ilgilenen erkekler olduğunun farkında ve bundan hoşnut. en şapşallarından tipi iyi olana yanaşmaya başlıyor, hoşlanıldığının farkında. boncuk dağıtmaya başlıyor ki ilgiyi daha fazla çeksin üzerine, elemanın şah damarına basıyor, kulaklıklarıyla gezdiği için iyi de yapıyor hani the smiths'le basarak. erkek için ne kadar özel bi ansa hatun için herşey sıradan. madem yalnızım, takılayım diyor ondan sonra, aylarca elemanın hayallerinin kadını olduğuna inandırıyor bir yandan, onun için özel olan bankları, binaları paylaşıyor yalandan. barda yanına gelen zengin herifin önünü kesince bizim aptal eleman kızda şalter atıyor, eleman 'ben neyinim' diyor, cevap vermiyor. sonra onu da kaybetmeme sevdasına sabahın köründe yanına gidiyor ama aslında kafasında bitiriyor. sonrasını biliyorsunuz zaten; elemanın yanından ayrılır ayrılmaz karşısına çıkan ilk zengin herife atlıyor. bizim romantik salağımızla karşılaştıktan sonra yine bir oynayım şununla diyor, yine bozuyor psikolojisini. bununla da yetinmiyor, kasten özel yerlerine gidiyor tekrar acı çektirmek için. eleman atlatamasaydı sonsuza kadar da kullanacaktı içindeki duyguları.

    görebildiniz mi gerçeği şimdi?

    --- spoiler ---

    çok romantikmiş! hah!
  • film güzel, soundtrack harika, zooey* insan değil.

    --- spoiler ---

    summer'a* sinirlendim, sonda autumn'a sevindim filan ama 25 senedir filmdeki expectations/reality sahnesini neredeyse her gün yaşamış, summer'ın bankta söylediklerinden çok daha saçmalarını defalarca dinlemiş biri olarak da tom'un 500 günlük serüveni sonunda aşk tanımımı gözden geçirecek filan değilim.

    --- spoiler ---

    tomcum bize hayat zaten hep winter, sen yine iyisin.

    üşüyoruz reis...
  • filmin içinde pek çok güzel replik vardı ama bi tanesi çok hoşuma gitti:

    --- spoiler ---

    bence teknik olarak hayallerimin kadını oldukça büyük göğüslere, daha farklı saçlara sahip ve muhtemelen spora daha düşkün olurdu. ama doğrusu robin, hayallerimin kadınından daha iyi. o gerçek.

    --- spoiler ---
  • --- spoiler ---

    filmde summer'ın kocasını bir sahne dışında hiç görmüyoruz, parti sahnesinde öptüğü adamın summer'ın kocası olduğunu düşünürsek yalnızca o sahnede var. eğer o değilse, kocasına dair hiç bir şey yok, film burada çok güzel bir şeyi vurguluyor aslında. seni seçmediği zaman kimi seçtiğinin bir önemi yok, onun senden ne kadar güzel ya da yakışıklı olduğu, ne kadar başarılı ya da özel olduğu, kısacası kim olduğu önemli değil. sen seçilmedin, bu senin kim olmadığınla ilgili değil yani, kim olduğunla ilgili. neden ben değil de o diye sormanın anlamsızlığını vurguluyor.

    bir de en son konuşmalarında tom'un summer'ın arkasından yine de mutlu olmanı isterim diye seslenmesi, seslenebilmesi bir şeyi gösteriyor bence, hala birşeyler hissettiğimiz ve unutamadığımız insanlara karşı, mutlu olmanı isterim diyebildiğimizi göstermek istiyoruz. yani seni o kadar da umursamıyorum ya da hala bir umut var içimde sen benim için değerlisin. halbuki gerçek öyle değil, eğer biz mutlu olamıyorsak, o da olmasın istiyoruz. üzülsün, pişman olsun, acı çeksin diye bekliyoruz. ne zaman ki gerçekten onu unutmaya başlarız, belki bir ihtimal onun da mutlu olmasını isteriz. bir ihtimal ama o da, çektiğimiz acı, döktüğümüz gözyaşı ne kadar artarsa bu ihtimal de o kadar azalır...

    --- spoiler ---
  • çok sevdiğim arkadaşım bu filmdeki referansları listelemiş, "500 days of summer kullanma kılavuzu" hazırlamış. yazısını aynen kopyalıyorum, ismini vermemem için ısrar etti ama övgüler bana değil ona gelsin :)

    --- spoiler ---

    önemli not: filmi izlemeyenler okumasın

    bu filmi cumartesi günü izledim ve izlerken çok fazla detay olduğunu fark ettim. bu ayrıntıları yakalamak için sadece sinefil olmak yetmiyordu. bu nedenle filmi tekrar izleyecek sinemaseverlere filmin daha keyifli izlenmesine yardımcı olması bakımından bir kullanma kılavuzu hazırlamaya karar verdim. bu kılavuzu hazırlarken hiçbir siteden yararlanmadığımı özellikle belirtirim. edebiyat, sinema, resim, müzik ve mimari gibi alanlarda göndermelere sahip olan bu filmi dakika dakika inceleyip daha önce fark ettiğim detayları yazdım.

    1-2: karakterleri tanıtırken tom’un odasına baktığımızda çeşitli grupların önemli albümlerinin posterlerini görüyoruz. tom ingiliz pop müziği sevdiğinden bahsediyor ve haliyle posterler de bunu destekliyor.
    arka planda gözüme takılan posterlerden bazıları şunlar: the smiths, the jesus and mary chain’den psycho candy, pixies’den doolittle ve pil. bu dört gruptan üçü britanya’dan birisi ise amerika’dandır. summer tom için, iyi bir müzik zevkine sahipsin dediğinde bana göre haklıydı.

    bilhassa psycho candy albümü pop tarihinin en gürültü albümü olup çoğu metal albümünden daha sert bir sounda sahiptir. her kesime hitap etmeyen bu ‘pop’ albümü müzik tarihindeki en devrimsel 10 albümden birisidir gözümde.

    son olarak albümlerin sırasını da verip bu poster kısmını halledelim. soldan sağa: pil, psychocandy, doolittle ve the smiths.

    1-2: yine aynı dakika içerisinde tom’un aşk mevsimi filmini yanlış anladığından bahsediyor. aşk mevsimi dustin hoffman’ın çıkış yaptığı filmdir. orijinal ismi the graduate olan aşk mevsimi’nde hoffman kiliseyi basarak (yani düğünü) sevdiğini kaçırır. filmdeki elaine sesi de aşk mevsimi filminden gelmektedir. ses hoffman’a aittir.

    1-2: tom’un üzerindeki t-shirtteki baskı joy division grubunun unknown pleasures albümündendir. the smiths’deki gibi tatlı bir melankoliden daha çok ağır ve kasvetli bir hava mevcuttur parçalarında.

    1-2: summer’ın odasında onun ilgi alanına dair sadece the smiths posterini ve the smiths’in solisti morrissey’in resmini görürüz aynasında. resim aynaya iliştirilmiş şekilde solda kalırken poster sağ taraftadır.

    5-6: summer ile tom seinfeld’teki kafeye benzer bir kafedeyken ayrılık kararı alırlar. daha sonra summer, tom’a sid ve nancy gibiyiz der. sid vicious, daha sonraları pil grubunun solistliğini yapan johnny rotten’ın sex pistols grubundan arkadaşıdır. sex pistols grubu ’77 ingiliz punk’ının öncüsüdür. sid nancy’i öldürdükten sonra (ki filmde de 7 yerinden bıçakladığını söyler) grup dağılır ve johnny rotten da kendini pil grubunda bulur. ayrıca sid & nancy’nin hikayesi filme aktarılmış ve sid’i gary oldman oynamıştır. sanırım ’86 yılı emin değilim.

    9: asansörde ilk kez karşılaştıklarında summer, tom’a the smiths’ten bahseder. o sırada tom’un kulaklığındaki parça ‘there is a light that never goes out' parçasıdır. tam da ‘if a double decker bus...’ diyeceği sırada kulaklığı çıkarır ve summer ile konuşmaya başlarlar.

    ortak konu olarak ‘muzbalığı’ndan bahsetmeleri yüksek ihtimal bir romana gönderme ama hangi roman bilmiyorum. ayrıca tom ile küçük kardeşi arasındaki tenis maçını 3-0 küçük kardeşi kazanıyor. (editörün notu: burada salinger'dan a perfect day for bananafish olabilir, henüz izlemediğimden bilemiyorum.)

    15: tom, summer’ın the smiths’ten hoşlandığını anladıktan sonra the smiths’in bir albümünden parça açar, summer yaklaştıkça bilgisayarının sesini açar. ancak beklediği ilgiyi görmez. çalan parça ‘please please please let me get what i want’ parçasıdır. aynı parça pretty in pink filmindeki çılgın karakter ducky, aşk konusunda hüsrana uğradığında arka fonda çalmıştır. sonuç olarak bu parça devreye giriyorsa melankolinin dibine vurulmuştur size diyeyim :p

    17: karaoke bara ilk girdiklerinde arka fonda çalan parça poison grubunun en büyük hiti ‘every rose has a thorn’ parçasıdır.

    18: summer karaoke için born to run parçasını söylemek istemiştir. parça bruce springsteen’e aittir. daha sonra tom’un arkadaşı tom için new jersey’li der, ki bu springsteen’e göndermedir. çünkü springsteen nj’dendir. summer kedisinin adını springsteen’den etkilenerek koyduğunu söylediğinde tom ve arkadaşı kedinin isminin the boss/patron olduğunu zannetmektedirler ilk etapta. çünkü patron, bruce springsteen’in lakabıdır. summer’ın kedisinin isminin bruce olduğunu söylemesi onlarda hafif de olsa hayal kırıklığı yaratır. mimiklerden anlayabilirsiniz.

    20: summer, tom’a alman aksanında werther diye seslenirken goethe’nin romanı genç werther’ın acılarına göndermede bulunur. romanda werther, aşkını bir ömür boyu sevmiş ve onun aşkı olmadan yaşamanın manasız olacağını belirtmişti. goethe, roman karakteri werther ile örtüşmüştür. karşılıksız aşkları olmuştur ancak intiharı seçmemiştir. werther’le örtüşmüştür örtüşmesine ama aynı zamanda onu deliler gibi seven bir kızı da reddetmiştir. bu reddedişi yıllar sonra alman edebiyatının en büyük şairlerinden rainer maria rilke tarafından ağır bir dille eleştirilmiştir.

    20: tom’un karaokede söylediği parça pixies’den here comes your man’dir.

    25: tom’un arkadaşı tom’u apartmanında bastığında summer da içeridedir. ona çeşitli cinsellikle ilgili sorular sorar. ‘yeni bir iş bulursan bana haber ver’ der. direkt olarak cinselliğe göndermedir. eğer yeterince anlaşılmadıysa o kısmı ingilizce altyazıyla izlemenizi tavsiye ederim. çünkü buraya yazılmayacak kadar 18+

    30: tom evden çıkarken aynanın yansımasında star wars karakteri han solo’yu görür. han solo’yu harrison ford oynamıştır.

    31: tom’un herkese gülümsedikten sonra dans etmeye başlaması ferris bueller filmindeki twist & shout performansına göndermedir. ayrıca tom’un ilk dans figürü disko filmlerinin atası saturday night fever’dandır. o filmdeki o figürü john travolta yapmıştır.

    32: tom ile arkadaşı tartışırken arkadaşı ona kitap yazması gerektiğini söyler. daha sonra henry miller örneği verirler. tom, henry miller için benden daha fazla kadınla birlikte olmuştur derken haklıdır. çünkü miller’ın (öyle zannediyorum ki, ama emin değilim) erotizmi kullanmadığı ve cinsellikten bahsetmediği herhangi bir kitabı yoktur.

    33: tom’un t-shirt’ündeki baskı joy division grubunun hit parçası love will tear us apart’tandır.

    34: tom’un t-shirt’ündeki baskı the clash’in london calling albümündendir. grubun bass gitaristinin gitarı yakıp yere çarptığı fotoğraf o yılın en iyi fotoğrafı seçilmiştir. aynı t-shirt çok sevgili ablam tarafından ispanya’dan getirtilmiş olup bende de mevcuttur. (editörün notu: hava atıyor sevgili arkadaşım ben çizerim ama o tişörtü :p)

    37: summer’ın odasındaki siyah şapkanın üstündeki elma figürü sürreal bir ressamın tablosunda vardır. hangi ressam olduğunu hatırlayamadım şimdi. bu tarz göndermeleri sadece greenaway filmlerinde görmemek güzeldi doğrusu.

    37: tom’un elindeki karikatür ringo starr’a ait hani summer’ın şu çok sevdiği baterist, the beatles’ın bateristi.

    45: tom, summer’ın evindeki tartışmasından sonra merdivenleri iner. o anda kameranın açısı vertigo filmine göndermedir.

    49: tom ile summer parkta argo kelimeleri tekrar ettikten sonra bir ara tom ipin ucunu kaçırır ve çok yüksek sesle bağırır. bunun üzerine parktakilere bende tourette sendromu var der. tourette sendrom’u sakinken bir anda çıldırmanın eşiğine gelme sendromudur. aşama aşama seslerini yükseltmeleri de buna göndermedir. (tabii ki de ikisi de tourette sendromuna sahip değildir)

    51: tom sinemada tek başına film izlerken 3 filmin parodisi yapılır. açıkçası ilk filmi bilmiyorum ancak 2. ve 3. filmler isveçli yönetmen ingmar bergman’dandır. 2. film persona, 3. film 7. mühür filmlerine göndermedir. 7. mühür filminde şövalye sahilde ölüm ile satranç oynarken, tom’un filminde melek ile satranç oynar.

    55: tom, summer’ın dış görünüşünü daha önce tanımlamıştır. ancak bu dakikada onun çarpık dişlerinden, 60’lardan kalma saç modelinden, yamuk yumuk dizlerinden gibi şeylerden bahseder. bu ve buna benzer tasvirleri jean-luc godard filmlerinde sık sık görürüz. o sahne tam anlamıyla godard’a saygı duruşu niteliğindedir.

    57: tom, summer için ‘evil, emotionless, miserable human being or a robot’ tasviri kullanır. bu da benden summer’a gitsin.the smiths’ten ‘heaven knows i’m miserable now

    57: 2. karaoke macerasında tom’un söylediği parça the clash’ten train in vain parçasıdır.

    1.09: tom güneş gözüklerini kapalı alanda çıkarmaz. artık o da vampirlerden birisi olmuştur. burada, summer’ın onun kanını gün geçtikçe sömürdüğüne göndermede bulunur.

    1.13: summer, sinemada tom ile aşk mevsimi filmini izlerken ağlamaya başlar. açıkçası bir insanın aşk mevsimi filminde ağlaması bana göre imkansızdır. hele hele son sahnede kahkahalarını bile tutmaması gerekir. ama summer gider o filmde ağlar. nedeni ne olabilir diye düşündüm, iki şey geldi aklıma ilk etapta.

    i) filmin ilk sahnesinde tom’un aşk mevsimini filmini yanlış anladığından bahseder bir dış ses. acaba tom, summer ile sinemaya gittikten sonra kendisinin filmi yanlış anladığını mı düşünmüştür. çünkü küçükken izlediğinde de ağlamaz. yani bu filme ağlamak mı gerekiyordur? bana kalırsa tam tersi tom filmi doğru anlamıştır, summer yanlış anlamıştır. bu yüzden summer kendinin de deyimiyle salakça ağlamıştır.

    ii) summer’ın tom’un dustin hoffman kadar cesaretli olabileceğine ihtimal vermemesi veya evliliğe gerçekten hazır olmadığının bu yüzden özgürlüğünün kısıtlanabileceği düşüncesine kapılması.

    1.20: summer ile tom her şey kopmuşken parkta son kez konuşurlar. o sırada tom, summer için ‘sen hep istediğin şeyi yaparsın, değil mi?’ diye sorar. bu durumda tom’a sadece bir parça ithaf edilebilir. the rolling stones’dan ‘you cant always get what you want

    sonuç olarak, bolca göndermenin olduğu bir filmdi. edebiyattan, sinemaya, resimden, müziğe ve mimariye bütün bu göndermeler sebebiyle aslında karşımızda hiç de sabun köpüğü bir film durmuyor. mimari göndermeler 1-2 kez geçse de mimarlık hakkında kırıntı kadar fikre sahip olmadığım için yazamadım. kaçırdığım detaylar olabilir benden bu kadar (hiç bir siteden yararlanmadığım için özel isimlerde yazım hataları olabilir :))

    --- spoiler ---

    ellerine sağlık diyorum, sözlükte yazar olsun diye ısrar ediyorum buradan!
  • yani diyor ki :

    --- spoiler ---
    sevdiceğiniz ciddi bir ilişki aramıyorum, kimseye aşık olamıyorum, hazır değilim falan filan diyorsa, direk üstünüze alının. zira kendisi bizzat sizinle ciddi olmak istemiyordur ve size aşık değildir. yarın öbür gün fikrini başkası değiştirince şaşırmayın, hani kimseye aşık olamıyodun yeaaaa diye isyan etmeyin.
    --- spoiler ---
  • ağlak, vıcık vıcık aşk filmlerinden zerre hoşlanamam da arkadaş bu filmi izleyip seven, beğenen liseli ergendir demek için beyninin %72'sini aldırmış olman gerekir. ya da en düzünden lise 4'e yeni geçmişsindir. gerçi ikisi de aynı şey nihayetinde.
  • bu filmi yirmilerinde izleyip etkilenmeyenin kalbi, otuzlarında izleyip etkilenenin aklı yoktur.

    --- spoiler ---

    "papercuts hurt, please work safely"

    --- spoiler ---