şükela:  tümü | bugün
  • mecburi ön edit1: adam 3 dakika içinde şu yazıyı okuyup liseli hikayesi demiş. lan hikaye yok lan ortada. tonla farklı konuya değiniyoruz. özgüvenin önemine değiniyoruz. 3-5 kişi okur belki ve hayatına bir ışık olur diye uzun uzun yazıyoruz. adam oturduğu yerden okumayın diye ahkam kesiyor. sen okuma. saygım sonsuz. ama okuyacaklara gölge etme hocam.

    mecburi ön edit2: yazıyı seven arkadaşlardan keşke özgüven başlığına yazsaydın diye tavsiye geldi. ayrıca isimden dolayı sığmış gibi duruyor. bende düşünmüştüm ama benim ugrasını verdiğim genç dimağlar o baslıklara takılmıyor. bir de iş salt özgüven değil. hayat yaşam biçimi bir yerde. o yüzden kendince bi tarzı olsun istedim. belki de yanlış yere yazdık kabul ama hatasıyla kusuruyla affola.

    500t'de gördüğüm pembe sütyenli kız. buraları okuyorsun biliyorum. hele bir kulak ver bana.

    sayın sözlük, yazı uzun olacak. tuğla gibi olacak. sonra vay ben duymadım bilmedim, bize öyle bişiy söylenmedi demeyin. imla hatalarım oluyor arada. onlar için de özür dilerim. uyarırsanız düzeltirim.

    konumuz özgüven. sözlükte, zırt pırt, mavi ojeli kız, metrobüste gördüğüm iki burun delikli kız, eflatun pardesülü öğrenci işleri çalışanı vs tarzı şeyler görüyorum. hoşuma da gidiyor okumak. onları eleştirmiyorum. ama bazı arkadaşlarımızın özgüven problemi var. beni sıkan bu başlıklardan ziyade, bu başlıkları yazanların o an icraate girişememiş olmaları. bunun üzerine üşenmedim bunları yazdım. şimdi onlar için gelsin.

    başlığı böyle ilginç açtım ki, kucağıma kucağıma gelin okuyun istedim. yoksa düz yazınca okumuyorsunuz amk. nerde böyle enteresan şey var atlıyorsunuz. keratalar sizi. ayrıca yazı biraz ilişkiler üzerineymiş gibi gidecek olsa da, burda yazdıklarımın hepsini ama hepsini işlerinize de ya da ne biliyim başka şeylere de uygulayabilirsiniz.

    1)uzun yıllar özgüven problemi yaşadım ben. küçükken kulaklar kepçeydi hafif. hatta bakın burdan tüm dünyaya sesleniyorum. bizi 7.5 milyar insan okuyor, çocukları severken, aşağılayıcı ifadeler kullanmayın.

    beni ‘aman da kepçe oğluşum’ diyerek severlerdi. teyzeler kepçe kulaklarıma çok tatlı derlerdi. bende aynaya bakınca kocaman iki kulak görüyordum. zaten dedem berbere götürüp kafamı sürekli 3 numaraya vurdururdu. 3 numarayı bildin mi? kulaklar iyice ortalıkta. hatta hikayesi var aliminyum anlatayım da götünüzle gülün. dedemin yıllar evvel anlattığı bişiy. sık sıkta anlatırdı.

    2 esnaf varmış. biri berber. biri kasap. bunlar bir gün iddiaya girmişler. oğullarımız bir ay sonra güreşecek. kim kazanırsa bir ödül alcak. ödülün ne olduğunu hatırlamıyorum. çokta önemli değil. bir ay hazırlanmışlar. hazırlık olarakta, kasap oğluna her gün et yedirmiş. berber de oğlunun her gün kafasını usturaya vurmuş. güreşi kim kazanmış? tabi ki, berberin oğlu amk. çünkü saç vucuttan güç emermiş. dinç olamazmışız.

    elin ecnebi bebelerine noel baba diye yalan sıkıyorlar. bize düşen yalana bak amk. yıllarca kafa dazlak dolaştık böyle güya güçlü olucaz. hayır güçlü olduğumuzda yok. hatta eti de nasılsa bi sike yaramıyor diye yememiş bile olabilirim.

    ayrıca toplumsal olarak sosyal baskı neticesinde kızlarla fazla içli dışlı da olamıyoruz.

    ilkokulda, ‘kızların eteğini kaldırmacalı’ diye bir oyunumuz vardı. oyuna bak amk. bastırılmış duygularla kızları taciz etmişiz hep. neyse konuyu dağıtmayayım. ne zaman yeni bir insanla tanışsam, hep ‘aha ilk kulaklarıma bakacak kesin’ diye düşünürdüm. ilginin önce kulaklarımda olacağını bilirdim. bu da beni yaralıyormuş. sonralarda farkettim.

    aynısını şişman bir arkadaşım da söyledi. onu da tombiğim diye severlermiş. direk özgüven problemi. ayrıca 1.90 boyunda bir kızla konuşmuştum. ona da herkes, uzun olduğu için, hep o yönde espri yapıyormuş. kız şey demişti: ‘eğer biri, gün içinde boyumla ilgili bir şaka yapmıyorsa, insanlara el sallayıp, onları varlığımdan haberdar edip, heeeeey bakın ben burdayım, hani bugün hiç biriniz boyum hakkında bişiy demediniz, demek istiyorum.’

    dolayısıyla romalılarda durum neydi bilmiyorum ama, özgüven işi önce vucutsal durumlar ile alakalı başlıyor herhalde .

    işte zaten sözlükte, ara ara, bu konularda yazılar oluyor. ama vücudunu sevmediği için özgüvensiz olan adamlar ile benzeri vucuda sahip özgüvenli adamlar arasındaki farkı göremedim ben. olay tamamen algıda. sen kendini gerekli şekilde motive edersen bunun bir öneminin olmadığını göreceksin.

    aşkta özgüven konusu ile ilgili forumları da karıştırdım biraz. genel söylem şu. misal ayşe, 6 pack karından hoşlanır iken, leyla sevmiyor olabilir. sizde 6 pack yoksa, leyla ile irtibata gecmeye çalışın.

    misal 130 kilo isen, hacer seni beğenmez. ama iclal bu adam beni korur, nasılda iri kıyım herif, geleceğimiz güvence altında olur, kavgada bu 130 kiloluk adam dağıtır ortamı, diyebilir ve seni seçebilir. seni seçmesi için yapman gereken ise, gidip konuşmak. denemek. kıza ve kendine şans vermek.

    kızların tek tek neler düşündüğünü bilemiyoruz. hepsi kendine has bir düşünce yapısında oluyor. oysa sizin kendi vücudunuzu beğenmeme nedeniniz istatistiki olarak kız bulma ihtimalinizin az olması. evet doğru, 130 kg birisi kıvanç tatlıtuğ gibi attığını vuramaz. ama yeterli şekilde denerse, neden olmasın?

    ama genel itibariyle bu konuya bir ara verelim. bu göbek sorununu spor kısmında tekrar irdeliyelim.

    hayatımızın her anında şu sıralama var gibi aslında.
    yapamıcam, yapamıyorum, yapamadım.
    yapacağım, yapıyorum, yaptım.

    açık ve net mi? bilemiyorum. bence net ama azcık açalım. nasıl başlarsan öyle gider. yapamıcam heralde ya diye baslayıp aaaaa yaptım diyen yoktur herhalde. yapacağım diye inanırsan başarabiliyorsun. önce inanıyorsun. sonra yapıyorsun.

    2) güç.

    güç deyince aklınıza ne geliyor?

    kas gücü, ekonomik güç, beyin gücü, ankaragücü vs vs.

    şimdi kadınlar gücü sever. gerçekten. hani kadınlar hakkında atıp tutuyoruz ya, işte paralı erkek istiyorlar filan diye. kadınlar paralı erkek istemiyor.

    kadınlar güçlü erkek istiyor. parası olan erkekte güçlü oluyor. para güç sembollerinin en yücelerinden birisi. kadını koruyabiliyor. rahat ettiriyor. dolayısıyla kadınlar parayı seviyor gibi bir algı çıkıyor. olaya salt para gözüyle bakarsan büyük resmi kaçırıyorsun. işte sözlük, olay burada anlam kazanmaya başlıyor. çünkü gerçek nedeni bulursan, çözüme ulaşırsın.

    sorunun ne olduğunu tam anlayamaz isen, tedaviyi yapamazsın.

    biz, nasıl güzel gözlü, güzel göğüslü, uzun bacaklı, sarışın, akıllı, 30undan sonra vücudu dağılmayacak, sözümüzü dinleyecek, piyano çalan, cocuk bakan, annelerimizle kavga etmeyen, kafa ütülemeyen, hatun istiyor isek, onlar da güçlü erkek istiyor işte.

    kaslı erkek güçlü oluyor, kadını koruyor. arabası olan erkek kadını gezdiriyor. zekası olan erkekte güçlü oluyor. kadın o işin geri planındaki gücü seviyor. ya da patronu işyerinde baskın. sekreteri olduğu adamın onu istemesine karşı koymuyor. çünkü güçlü olan patron. haa sorsak belki öyle olduğunun farkında değildir ama güç istiyor işte. burdan çıkaracağımız sonuç, güçlü olmamız lazım. ve emin olun güç kazanılabilen bişiy. kimse anasının karnından güçlü doğmuyor. bizler güçlü doğmadık. ama güçlü olduk zamanla. ayrıca sadece paranızın olması sizi güçlü yapmaz. kadınlar onu nasıl harcadığınıza da bakarlar. paranla gidip pembe bir range rover alırsan, muhtemelen onunla kız tavlayamazsın.

    iş dünyasında, güç elimizdekileri kaybetme korkumuz olmadığında geliyor. daha yeni bir arkadaşla konuştuk. müdürü benim arkadaş tarık’ın siklemez tavırlarından rahatsız oluyor ama kovamıyor da, çünkü benim arkadaş işini iyi yapıyor. gücünün farkında. zammı fazla alıyor. çünkü güçlü. diğer arkadaşı ise güçlü değil. korkuları çekinceleri var. artı müdür gaza getirirken eziyor, oğlum timuçin diyor, senin oğlun var bak 2 yaşında. senin ona bakman lazım. tarık öyle değil. tarık’ın tuzu kuru. dikkat et oğlum kendine. işini iyi yap.

    amına koyim böyle müdürün. mobbinginin sikiyim. sinirlendirdi beni. ama neyse, müdürler de güçlü insan istiyor. tarık gücünün farkında olduğu için iş dünyasında söz sahibi.

    3) farklılık, ve girls wanna have fun: kızların kaslı erkek sevmelerinin nedeni salt estetik durum değil. o antalya’daki apaçiler acayip güzel rusları kendinlerine güvendikleri için götürüyorlar. kadına değişik geliyor. kadınlar anlık keyiflere bayılırlar. onları eğlendirmeniz lazım. siz de kıvo tatlıtuğ gibi tip yoksa, yapabileceğiniz şey, dikkat çekmek.

    çokça kız arkadaşımla konuştum. sözlükte de işte kızlar piç erkek sever diye tonla yazı var.

    deniyor ki hep, kızlar efendi uslu adam istiyor ama hep piçler ile takılıyor. işte bunun nedeni, o piç adamların o an’a hitap edebilmeleri. onlar arızalı adamlar değiller. onlar eğlendiren adamlar.

    eğlendiren adam olun. ilginç adam olmanız lazım. diğer türlü şansınız azalıyor. haaa bu demek değil ki, değişin, başka biri olun. tercih meselesi. eğlendiren adam olmak istemiyorsan, sen bilirsin. eğlendirmeyen adam seven kızları bulacaksın o zaman.

    kendimden örnek vereyim. ben, boş beleş bir adam olmadığımı göstermek, ya da kıza kendimi ispatlayabilmek için zaman tanınmasına ihtiyaç duyan birisiyim. bana şans tanıyan kızlar genelde beni sevdiler. ama beni zaten bana meyilli olduklarından mı sevdiler. yoksa ben bana sans tanındığında bu şansı iyi mi kullandım? bunu bilemiyorum. bana göre ben sansımı iyi kullandım. ama daha sonra kendi üstümde denedim. eğlendiren adam olduğumuzda ne değişti?

    ben daha çok eğlendim. kendinizi kasmaya gerek yok. eğlenmek bizim en aç olduğumuz şey. eğlendirin kendinizi.

    bunu da daha yine geçenlerde farkettim. yılllarca öss, vize, final, kpss, yds, amk gibi sınavlar ile biz hep ‘ah şu zaman bir geçse de kurtulsam’ moduyla yaşadık hayatı. gecen gün bir düsündüm. lan an’dan keyif alamaz olmuşum. paso şu 2 hafta sonraki raporu yetiştirsem keşke, bayramda memlekete bir gidip gelelim bakalım, atilla bir borcunu ödese haftaya, filan gibi hep gelecek ile ilgili şeyleri düşünüyorum. o an’da kalamıyorum. keyif almam zorlaşıyor. halbuki içtiğin kahvenin tadını çıkarmak gibisi yok.

    alıcaksın kitabını oturup okuyacaksın, zaman koşuşturması olmadan.

    ama yok bunu yapamamışım yıllarca. çünkü arkamdan hep bi sınav, hep bir ödenecek borç, kira, hep bir deadline koşmuş.

    oysa olay çok basit. girls just wanna have fun. bizde keyif almalıyız dostum. sözlük. şş sana diom. içtiğin çayın şekerini koyma bidakine. ama öyle tatlı iç ki, 7 düvel vay amk, sözlük yazarı çemişgezeklihüseyin çayı büyük keyifle höpürdetti desinler arkandan.

    4) geçenlerde tinder yazısı yazmıştım. orda bahsetmiştim. ordan yaptığım bir çok deney var. kızlara değişik değişik mesajlar attım periyodik olarak. tepkilerini ölçmek için. orda hakikaten bir cevap, sadece bir cevap tüm algımı düzeltti.

    ordaki deneylerden birinde vucutlu adam resmiyle her kıza, selam sabah olmadan, “seks ister misin?” diye mesaj attım. çok ilginç bir çoğu unmatch yapmadı. isteseler eşleşmeyi kaldırabilirlerdi. ama kaldırmadılar. rahatsız bile olmadılar bundan. bir çoğu hayır dedi. ama sohbete devam etti. bir çoğu, en azından dürüstsün takdir ettim ama hayır dedi.

    o sohbet ettiğim kızlardan birisine dedim peki sen ne istiyorsun?

    flirting with handsome guys.

    aga, hatunlar tanımadıkları adamla seks istemiyor. erkekler, escorta para verip çat eti ete değdirebiliyor ama kadınlar fuckbuddysini bile zor seçiyor. ama kızların istediği en temel şey, tatlı tatlı flört etmek.

    bizim erkekler olarak algılayamadığımız bu. lan diyoruz seks yapmayacaktıysa benle niye o kadar vakit geçirdi?

    bu soru erkeklere çok anlamsız geliyor. çünkü erkek kafasına göre, sevişilmeyecekse niye yemeğe gidilsin? niye bara gidilsin?

    eğlenmek için olabilir mi acaba?

    kadınlar o an’ı yaşamayı seviyor.

    hatta bakın bir filmdeydi galiba, olayı hayvan gibi özetleyen bir metin vardı. kadınlar ile erkekler arasında güzel bir fark vardır diyordu.

    bir kadın, bir erkek, akşam yemeği için buluştuklarında, aradaki tek fark, kadın gecenin başından itibaren, gece sonu seks olup olmayacağını bilir. ama erkek gece boyu bunu bilmediği için kıvranır durur. (@jean baptiste clamence'a teşekkürler. coupling'deydi sanıyoruz)

    işte budur abi. sen türlü taklalar atsan da, eğer kızın kafasında yoksan, yoksun. kadın isterse, hayır diyen erkek yoktur herhalde. dolayısıyla seks odaklı düşünmeyi bırakın be abicim. günlerin gecelerin tadını çıkarın. herşey seks değil. flörtleşin. hem flörtleşmenin bir faydası, tıbbi açıdan hastalık almamış olursunuz. neyse ona sağlık konusunda değineceğiz.

    5) yaklaşım. en önemli adım belki de.

    ilk adımı hoşlanan atar. bekleyerek bir şey kazanan görmedim ben. hayatta her konuda girişgen olun. reddedilmek kötü bişiy değil be abi. nolucak ki? ne kaybedeceksin? zaten kaybetmişsin. ama git bir bilet al bari konuşarak. ama ne konuştuğun çok önemli. tedx konuşmasında çinli bir adamı izlemiştim. adam hobi olarak sağdan soldan abzürt şeyler istiyor. hergün reddedilmeyi yaşamaya çalışıyor. arada istediği salak saçma şeyler kabul edilmiş. hani sonuçta sorduğu için bazıları evet demiş adama. linkini koyayım şuraya izleyen istesin. amaaan üf klavyem sürçtü . ne diyordum. isteyen izlesin. reddedilmenin dayanılmaz hafifliği

    konuya dönersek yaklaşım ile ilgili, kızlara gidip oyyy oyy oy, çok şirinsin, pek güzelsin, tarzı yaklaşımlar dünyanın en malca yaklaşımları. kızlar tabi ki, güzelsin denilmesinden hoşlanırlar ama bunu ilerleyen zamanlarda kullanacaksın. kızlara günde yedibinondokuzbeşmilyaryüzotuzdokuz kişi söylüyor bunları. (lan bu sallamasyon sayıları rakamla yazınca iyi de, yazıyla yazınca saçma oldu. )

    savaş oyununda önce yavaş mancınığı sur dibine yollarsan, mancınığını düşman kuvvetleri sikertir. önce okçuları yollayacaksın, sonra süvari ve piyadeler. bu sırada mancınıkla kaleyi uzaktan döveceksin.

    stratejik hamlelerin önemi var. yaklaşım mevzusu çok önemli. bunun için ayrı kitap yazılır. ama kızın tepkisini cekecek seyler yapmayın. kademeli arttırın mevzuyu.

    pazarlamacı mantığıyla takılın.

    bir pazarlamacı napar? satın almacıya direkt olarak gelip merhaba, 3 kiloluk kalıp sabunumuzun fiyatı 55tl. size 5 ton sipariş yazıyorum. der mi?

    demez.

    önce satın almacıya,

    abi nasılsın ya? sen nereliydin? haaaa çemişgezek. şey ya çemişgezekten bizim asker arkadaşı hüseyin var. şey, hüseyin delibatur. tanır mısın? merkezde çay ocağı işletirmiş? yok tanımıyorsun demek?

    gibi gibi her pazarlamacının bildiği bir 10 dakikalık giriş metini vardır. bazen monolog, sanşlıysa diyalog şeklinde gelişir.

    işte sizde kıza bi şekilde, önce ilgi çekici bi sohbet acabilirsiniz. o sırada kızın nabzını tutarsınız.

    bu size bağlı. zamanla bunu geliştirirsiniz. sıkıntı yok. ama bam diye girin hiç kasmayın. ve susmayın. ilk 1 2 dakika hiç bir boşluk bırakmayın. zamanla ustalaşacaksınız. bunun üzerine düşünün. bu konuda çoook uzun bir konu. kısa kesicem ama üstüne belki sonra ayrı yazı yazarız. ayrıca kız sizinle konuşmaya çok niyetli değilse anlarsınız zaten. bazı kızlara napsanız olmaz. merak etmeyin bu sizin suçunuz değil. sadece kızın tipi değilsinizdir. o kıza direkt, eski yönteminizle, çok güzelsin bebeğim desen de olmaz. ya da kızın sevdiceği vardır. güzel kızı boş bırakmazlar. bununla kendini üzeceğine, bir sürü insan var. başkasına yönel.enerjini kaybetme, moralini bozma.

    6)saglık.
    arkadaşlar ha 100 farklı insanla yatmışsınız ha 101. tamam 10 ile 11 arasında büyük fark var. hele ki 1 ile 2 arasında daha da büyük fark var ama fizyolojik olarak arada çok büyük fark olmasa gerek. 5 saniyelik boşalma zevki için, virusleri vucutlarınıza almayın. coluğunuza cocugunuza bulasıcak. 2020 yılındaki 5 saniyelik boşalma zevkiniz yüzünden, 2050 yılında oğlunuz kızınız problem yaşamasın. ya da 2022 yılında siz büyük sıkıntılar cekmeyin. bu konu detaylı. kendiniz araştırın. ben doktor değilim ama kondom bile yeterli değil bazı durumlarda.

    o yüzden tek eşlilik iyidir. uzun ilişki bulmaya bakın. uzun ilişkiniz yoksa da, mastürbasyonla idare edin. ne diyim bilemedim. araştırın bilgili olun.

    adam hayat kadınıyla kondomsuz birlikte oluyor. büyük cesaret. bir taraftan kondomsuz bile bulaşma riski binde bir diyenler var. diğer taraftan kondom bile yeterli olmuyor diyenler var. her kafadan ayrı ses çıkıyor. ama siz uyumayın. araştırın. bu sizin sorumluluğunuzda. mutlaka bilinçli olun. en kötü hepiendin le biten masajlara gidin. kısmen daha steril ve sağlıklı gibi.

    sonuçta biz erkekler vucudumuzda zehir ile yaşıyoruz. atmazsak bizi zehirliyor. 8.maddede bunu biraz daha açıcaz.

    7)spor. eski romada göbekli kral olur muydu?
    spor ile ilgili cok sey okudum. bir süredir de yapıyorum. işin gym kısmı kısa aslında. haftada 3 gün, 1er saat harcamak, kimse için zor değil. esas zor olan hayatı düzene sokmak. bizim gibi procrastination mağduru bir çok insanın zombi gibi aralarda dolaştığı başka avrupa ülkesi yoktur herhalde. siestaları ile ünlü ispanya bile, bankaları çalışmıyor diye taşak geçtiğimiz yunanistan bile spor bilinciyle yoğrulmuş bir ülke.

    liverpoolda şehrin en güzel yerinde deniz manzaralı bir gym gördüm ben. üyelikte ucuzdu. niye? çünkü insanlar gidiyor. bu bir hayat alışkanlığı.

    haftada 3 saat çok mu yahu? kendine sağlık veren bir şey bu.

    ama işte esas sebebi bu değil. esas sebep, işin sadece o 3 saat olmaması.

    bizim sürekli dürüm gömme çabalarımız.(kanzuk’a sevgiler. dürüm mevzusu geçince atıfta bulunmamak olmaz.)

    diyet, spor, ya da adı herneyse vucudu fit tutmaya yarayan şeyin yüzde 20si spor, yüzde 30 u beslenme, yüzde 50 si de uykudur. sporla vucuttaki kasları çalıştırır, gerekirse yağları parçalar, metabolizmayı hızlandırırız. beslenme ile yakıtını koyarız. uyku ile de dengeler, gelişimi sağlarız. ama düzenli yaşamayı düstur edinmemiş bizim gibi dimağlara geç etki ediyor.

    spor ile ilgili söylenecek şey şu: kendini seven adam işi. net.

    yani eğlenmeyi seven, kendine bakmayı seven adam işi. ödülü de büyük.

    8)kadınların baş ağrıları.

    sevdiğim bir fıkra var. onunla başlıyım.

    temel ile fadime evlenmiş ama fadimeye bir kere bile dokunmamış. hergün işten eve geliyor temel. yorgunum diyor dönüyor götünü yatıyor. fadime durumdan rahatsız. seks istiyor ama temel oralı değil. fadime gidiyor bir aile büyüğüne danışıyor. diyor böyle böyle. kocam bana ilişmiyor.

    aile büyüğü diyor ki, bu gece fener forması giy. fadime uyuyor tavsiyeye. temel eve bir geliyor. bakıyor fadime fener forması giymiş. çatır çutur sikiyor. sabaha kadar durmuyor. fadime durumdan memnun. bir hafta böyle devam ediyor.

    fadime aile büyüğüne tekrar gidiyor. diyor tamam da bu sefer hergün sikiyor beni bu da çok fazla geldi. şimdi napıcam? aile büyüğü diyor ki, bu gece trabzon forması giy o zaman. tamam diyor fadime. giyiyor tırabizon formasını. temel bi bakıyor aksam. fadime trabzon formalı. gururla fadimeye şunları söylüyor: işte piz adamu pöle sike sike tirabizonlu yaparuz.

    şimdi kadınlar bu fıkradaki gibi sürekli seks isteyen yaratıklardır aslında. ama biz erkekler biçok konuda olduğu gibi bu konuda da öküz olduğumuz için, bunu terse çevirmeyi başardık.

    seks esasen tanrının erkeklere laneti. neden dersen, kadınlar kendilerini tutabiliyorlar. ama erkekler cemyılmazın da güzel güzel anlattığı gibi aklı yok fikri var pezevengin hesabı bizi olur olmadık durumlara düşürürler. bir kadın başım ağrıyor diye kurtulabilir bu durumdan. ama kadın istediği zaman erkek hep hazırdır aslında. zihnen hazırız ama bazen metabolizma hazır olamaz. istersin kalkmaz.

    nasıl kaldırırsınız her daimi anlatmayacağım. onu bedavaya anlatmam. lan şu iş için trilyar dolarlık sektör var. niye bedava anlatayım. yeşillendirin beni anlatayım. hayır yavrum mesaj yeşili değil. dolar yeşili. bildin?

    ama diyeceğim şey şu, hakikaten seksi abartmayın. tamam hayatımızdaki çok güzel birşey. herkesin yaptığı ama hiçkimse yapmıyor gibi takıldığımız bir şey. tabulardan en tabu. ama azıcık başka kültürlere bakmaya çalışın. oralarda da ulu orta sevişilmiyor. oralarda da tek eşlilik iyi bir şey ama biz gibi abaza değiller. şu seks konusunu düşünün arkadaşlar. esiri olmayın.

    ince bir detay vereyim. ben taktik sevmem hiç. ama taktik yapmaya mecburuz arkadaşlar. bir kıza tüm söyleyeceklerini aynı anda söyledin mi, o iş olmuyor. malesef ki, bunu öğrenmemiz lazım. en önemli kısım bu paragraf. burayı anlarsanız işin yüzde 90 ını anlamış olursunuz. bu bir savaş. cepheler var. her cephede kazanmak lazım. ama bir yandan da aşk. aşkta savaş olmaması lazım. ama malesef var.

    bir şarkı var. vera’nın. linkini koyuyorum. sanırsın, 2 ekşisozluk yazarının aşkını anlatıyor. bilmem bana katılır mısınız? ziyan bey sükut hanım

    9)yani özet, özgüvenli olacağız. güçlü olacağız. doğru işi doğru zamanda yapmalı. bunu kabul edin. acele etmeyin. sabırlı olun. girişgen olun. en önemlisi eğlenin. ve tüm bunlar üstüne düşünüp mesai harcayın.

    dipnot: lan otobüste gördüğün kız seni sevmeyiversin. tüm bunlar niye oluyor biliyor musunuz? çok film izlemekten. adam central parktaki aşk hikayeli film izliyor. tarık akan filmi izliyor. aşk böcek diye gaza geliyor. sanıyor kendini lord. illa diyor bende böyle masallardaki gibi aşk yaşayacam. sen git önce götüne don al. (sımayli iz hiyı)

    bitti. buraya kadar gelip okuduysanız da deyin ki jzff sen ne ulu bi yazarsın. beni övüng. beni seving.

    edit: beyler, anlamayanlar için söylüyorum, sizin anlamayacağınız şekilde ise bazı şeyler, size uygun yazı değildir. görmezden gelmek çok zor değil.

    edit 2: açıkçası eleştirileri anlayabiliyorum. yani bir bok atayım ve aynı fikirde olmadığımı beyan edeyim havası var bazı arkadaşlarda. 21 ve 24 yaşlarımdaki hallerime okutsam şu yazdıklarımı o da laf sokma yarışına girebilirdi belki. ama gençler bakın, yazan kişiye bok atarak, onu ergen liseli yaparak yazdıklarına karşı argüman sunmuyorsunuz. arada gördüm birkaç yapıcı şey söyleyen var. benimsemesem de takdir ettim. kendimce dersler çıkardım yine. bende demiyorum zaten olayı yedim yaladım yuttum diye. sadece bir pencere açıyorum bu konuda düşünmek isteyene. yoksa kimseye kendimi ispat edecek halim yok. içsel huzuru bulmuşum ben. isteyene yine anlatırım. hayatlarınızın bazıları boktan olabilir. ama kimse için geç değil. kendi kabuğunuzu kırabilirsiniz. ben bu başlıkla insanların önyargılı olabildiklerini göstermeye çalıştım. şu yazıyı özgüven başlığına yazsa idim an itibariyle 200 fav alamayacak idi. doğru. çakallık işe yaradı. sizin fantazi dünyasına girme arzunuz havada kaldı. karşınızda tuğla gibi ağır bir yazı bulunca da kaçıp yan çizdiniz. okumamanız bana bisiş kaybettirmez. ama okursanız belki siz değişirsiniz. değişimi isteyip istememek size bağlı. ben zorla değiştiremem kimseyi.

    güzel güzel şeyler yazıp ileten herkese de teşekkür ederim. sağolun. çok mutlu oldum.

    son bi not: ben uzun yazıyorum.
  • (bkz: okumayın imla hatalarıyla dolu ilkokul çocuğu fantezisi)
  • (bkz: okuyun)

    bence son derece güzel yazılmış.
  • adam hakkatten 500t'de yazmış. durak aralarında sağı solu keserken ara vermiş.
  • o değilde abazalık parmağa vurmuş herhalde. o yazı ne amk.