*

şükela:  tümü | bugün
  • amerikan mandasındaki türkiye. bir kısım insanların uğruna çalıştığı şey. (bkz: american dream)

    oldukça önemli, türkiye nin içerisinde bulunduğu durumu açıkça ortaya koyan, osmanlı yıkılıp, türkiye cumhuriyeti kurulma aşamasındayken ilk tbmm de bulunan bir çok milletvekilinin kurduğu bir hayaldir.

    daha o dönemde milletvekillerinin önemli kısmı, ki buna ismet paşa da dahildir; amerikan mandasını istiyorlardı. osmanlı devleti gitsin, yerine amerikan mandası gelsin gibi bir hayal vardı.

    demek ki; amerika, daha osmanlı yıkılmadan bu insanlarla bağlantı kurmuştu. bu insanlar amerikaya inanmış ve onun mandasına girmeyi pek manalı bulmuşlardı. fazla tarih kitabında yazmaz ama, 1. dünya savaşı sonunda topraklarımızı paylaşan ülkeler arasında amerika da vardır.

    amerika mandalığı kabul ettirememişti vesselam. hatta bunu telaffuz edenler atatürk tarafından feci fırçalanmış, bir daha seslerini çıkartmaya muvaffak olamamışlardı. "ulus" anlayışı ile kurulan genç türkiye cumhuriyetinin başında ulu önderi varken sesini bir türlü yükseltememişti amerika.

    10 kasım 1938. türkiye nin kara günüydü. türkler, yeni kurdukları cumhuriyeti imar eden adamı kaybetmişler; türkiye üzerinde planları olanlara ise gün doğmuştu. genç türkiye yönetiminde vatanseverler, ulusalcılar esasında bir avuçtu. ismet paşa yönetimi eline alır almaz adına para bastıracak kadar dikta sevdalısıydı, halk ise diktaya boyun eğemeyecek kadar özgürlüğe aç.

    işte tam da bunu pek güzel kullandı amerika, "demokrasi" ve "özgürlükler" ülkesi olarak türkiye nin bu açlığını doyuracak, hem de onlardan çok oy alacak popülist birilerini getirdi başa. en has adamını; adnan menderes.

    hani derler ya amerika planlarını 100 yıllık yapar diye, ne kadar doğrudur bilinmez ama ulusal cumhuriyetin kendisini ayakta tutacak bir takım şeyler tek tek yıkılmaya başlandı. evvela hristiyan katolik tarzı inanç sistemi olan "cemaatçilik" enjekte edildi toy cumhuriyete. kapatılan tekke ve zaviyeler açıldı neredeyse. "din elden gidiyor" borazancıları, "adnan menderes bu yüzyılın peygamberi" demeye getirmeye başladılar lafı. amerikan eliyle satılmış ahlaksız medya deliler gibi destekledi. cumhuriyetin her döneminin izlerini taşıyan ankara da "amerikan tipi" binalar yükselmeye başladı. ortadoğudaki diğer müslüman ülkelere örnek olacak ve komünizme karşı direncini arttıracak olan "ılımlı islam" örtüsü altında yapılanmaya gidilirken, ezan tekrar arapça oldu. cemaatler maddi olarak desteklenerek türkiye nin yönetimine ortak edildi. esasında pompalanan tam olarak; ömrü hayatında kuran okumamış, dinden haberi olmayan ama körü körüne "müslüman"; cemaat yoluyla lideri ne derse sevap sayacak ahmaklar üretmekti. maalesef başarılı olundu.

    ırakta da aynı şeyleri yapıyordu, iran da da, afganistanda da, filistinde de. ortadoğuda istediği modeli oturtturmak için elinden geleni yapıyordu amerika. petrol, zümrüt gibi rezervlerin tam ortasında bulunan türkiye stratejik açıdan önemli bir konuma sahipti ve rusya nın söz sahibi olması kabul edilemezdi. hatta o kadar önemliydi ki; belki de 2nci dünya savaşında bölgeyi rusyaya bırakmamak için yapmıştı çıkartmasını.

    ismet inönü zamanında başlattığı bürokrasi, hukuk, medya ve asker içerisindeki yapılanmasına adnan menderes döneminde daha büyük bir hızla devam etti amerika. bürokrasi ve medya artık tümüyle kaybedilmiş, hukuk can çekişmekte ve askeri kanallara girmek kolaylaşmıştı.

    o zamana kadar bir türlü rahat durmayan "kürt" cephesinde ise tam bir süt limanlık hakimdi. adnan menderes zamanında kürtler asla bir ayaklanma çıkartmadılar. çünkü hamidiye alayları kurulduğu andan itibaren amerikanın sözünü dinleyen ağalara sahiptiler. hala öyleler. gelicez, geçelim.

    asker sızmaya çalışmaların farkına vardı, darbe yaptı. 27 mayıs 1960; gencecik bir ülkenin bütün vücudunu
    sarmış rezil kenelerden sıyrılmaya çabası. yok olmadı. keneyi kopartırsanız başı içinde kalır. öyle yaptı ulusal cumhuriyetin ordusu. keneyi koparttı, ama fazlasını yapamadı. bürokrasiyi, medyayı, hukuku kurtaramadı. amerikan elini tümüyle çekemedi bu mübarek topraklardan.

    ve adnan menderes ile başlayarak "sağ" ismiyle türkiye de faaliyet gösterecek "amerikan hükümetleri" peşi peşine geldi bu topraklara. ağızlarından "allah" lafı düşmedi; usama bin ladin i eğiten amerika, komünizm ile mücadele için bu topraklara saçma sapan sahte bir müslümanlık pompalayan amerika; cemaatler, hacı ve hocayla etrafını sardığı "saf" müslüman toplumun onlar ne derse yapacağını biliyordu çünkü.

    öyle oldu böyle oldu; askeriye içerisindeki yapılanmasını tamamlayınca bu sefer amerikan yanlısı veya onaylı darbeler olmaya başladı türkiye de. cumhuriyet içerisindeki ulusal düşünceye sahip insanlar bir bir ayıklandı.

    deniz gezmişi astıktan sonra karşısında adnan menderesin öcünü almanın vermiş olduğu zevkle sigara tüttüren ali elverdi, adalet partisinden milletvekili oluyor; süper emekliye giden yolu açıyordu kendisine. daha sonraları yakın zamanda it gibi öldüğünde mezarına tükürmeye hazır yüz binler bırakacağından emindi oysa. o; yaptıklarının unutulacağını sananlardandı.

    bir türlü dediklerini "yapamayan" süleyman demirel i 1980 darbesi ile indirip 2nci has adamları turgut özal ın başa getirmesiyle beraber 53. eyalet çok ta hayal gibi durmuyordu amerika için. çok yakındı artık. türkiye de müthiş bir amerikan hayranlığı baş gösterirken, "ingilizce" çok önemli bir yere sahip oluyordu. medya ile daha derinlemesine nüfuz ediyor, rusya komünizminin baş katili gösterilen en önemli silahlarından kot dükkanları ve hamburger restaurantları bir bir açılıyordu ülkemde. eyalet sistemi tartışılmaya başlamıştı. madonna bir taraftan, michael jackson bir taraftan gelirken miami vice ve starwars ile açığa çıkan; amerikan bayraklı tşörtler modası türkiye ye hakim olmuştu artık.

    başından beridir kürtlerle dirsek temasını kesmeyen amerika, başa getirdiği adamı turgut özal sayesinde "ağa" ve "çiftçi"den, toprak sahiplerinden "iş adamları", "müteahhitler" yaratıyor; batı türkiye müthiş bir kürt dalgasıyla karaşı karşıya kalıyordu. "kroyum ama para bende"ciler, para için bedenini satan türk kızlarıyla evleniyor, türkiye de yeni bir ırk, yeni bir kültür doğuyordu.

    önemli!: kendi içerisindeki ırkları, birbirleriyle melezleştirerek eriten; böyle bir planı olan amerikanın bu mantığını en son akp rize belediye başkanından duymuştuk. devam ediyoruz.

    emperyalist oyunun şiddet içermeyen, kültürel yozlaştırma ile nüfuz etme dönemi başlamıştı. ancak 20 sene boyunca bunu deneyip başarılı olan amerikaya bir "korku" üreteci lazımdı. onun için çalışacak silahlı bir grup lazımdı. afganistan da, ırak ta, filistin de, pakistan da, somali de kendi emelleri için binlerce "terörist" yaratmış amerika için sorun değildi bu. kolaydı. ve yarattı.

    pkk baş göstermişti. filistin de eğitimlerini tamamladılar. kenan evren hükümetine "yeter çekil" dedi amerika. daha sonraki türkiye cumhuriyeti yönetimine neler olacağını göstermek için 1983 de ilk eylemini gerçekletirdi pkk. herkes ayağını denk alsındı. artık amerikanın da silahlı bir gücü vardı türkiye üzerinde.

    ama diğer taraftan ulusalcılar resmen son 50 yıldır kaybettikleri türkiye yi geri istiyorlardı; çünkü gelişmeler artık kanlarına dokunmaya başlamıştı.

    tansu çiller dönemi geldi nihayet.

    sivastan öteye geçilmeyen, terörün tümüyle hakim olduğu bir ülke; ekonomiyi telaffuz dahi edemeyen bir ülke; amerikaya ellerini açıp "allah rızası için bizi mandan yap" deme raddesine gelmiş bir ülke ayağa kalkıyordu. amerikanın elleri, parmakları kesiliyor; yerlerine türkler yerleştiriliyordu.

    hem de amerikanın ele geçirmiş olduğu, ona senelerce hizmet etmiş bir partinin devamının liderliğinde, onun has adamı turgut özal a karşı gerçekleştiriliyordu bu operasyonlar. medyayı iyi kullandı amerika. şimdi oğlunun gemisi olanlar var ama tansu çiller oğluna "jet ski" aldı diye resmen indirildi iktidardan.

    sonra mesut yılmaz dönemi geldi. amerikan zihniyetinin temsilcilerinin en önemli adamıydı. tansu çiller tarafından kurulan "özel harekat" birimlerini etkisiz hale getirdi önce, mit için çalışan insanları hapse attı. amerika için çalışan medya kurumlarını zengin etti. doların değer kazanmasını sağladı. görevini başarıyla yerine getirdi. ama halk tarafından sevilmedi. çünkü tansu çiller döneminde nihayet "amerikan karşıtlığı" miras bırakılmıştı millete. neyin ne olduğunu biraz görebildiler.

    mesut yılmaz, amerikanın istediği lider değildi. bir defa "müslüman" yanı çok değildi bu sayede kendisi için "fanatik" yaratamıyordu. devlet yiyicileri ile de bir yere kadar gidilebilirdi. "müslüman" kadrolar, allah rızası için bir çok pis işi yapabilirdi ama erbakan da olmamıştı.

    tam bu sıralarda amerika; artık "sol" cenahı da ele geçirmiş, türk siyasetinde herkesi satın almış, kendi isteğine göre güder hale getirmişti. tansu çiller döneminde hukuk ve asker ciddi anlamda kurtulmuştu; en azından türkiyenin elinde bu vardı.

    o dönem, amerikan müdahaleleri sayesinde krizler içerisinde geçti. pkk müthiş azdı. terör, sağlık vs. gibi her türlü problem çıkartıldı. memleket bunalmıştı. bir kurtarıcıya ihtiyacı vardı.
    pompalanan avrupa birliği taraftarlığı memlekette ayrı bir kurtuluş umuduydu. o sürekli adı geçen "sivil toplum örgütleri" beraber memleketin her yanına "avrupa birliğine girmek istiyoruz" diye reklam veriyorlardı.

    aynı örgütler daha sonra adnan menderes, turgut özal ve tayyip erdoğan ın yanyana durduğu, "büyük türkiye" pankartı da bastıracaklardı. evet, o örgütlerin tümü "amerikan" sermayesiyle kurdurulmuş örgütlerdi. daha sonra hepsi silinip gitti. çünkü amerika, görevini yapmış adamı siler. hep silmiştir. neyse.

    sağlı sollu medyalı müthiş propaganda ile henüz hapis yatan tayyip erdoğan ın "türkiye nin kurtarıcısı" olarak lanse edilmeye başlamıştı. sağcısı solcusu tayyipin hapisten çıkmasını bekliyordu. memlekette bir tane "milliyetçi" parti kalmamıştı. apo yakalanmış ama asılamamıştı.

    ama durun! osmanlı(!) mantığıyla birisi geliyordu; başbakan recep tayyip erdoğan. bin bir katakulli ile milletvekili, sonra da başbakan yapıldı. arada olan jet fadıla oldu.

    ilk önce memleketin psikolojik savaş dairesi kapatıldı. sonra bürokratik, hukuki ve medyatik yapılanmaya gidildi. medyatik yapılanma zaten kolaydı, paraya bakıyordu.

    bütün limanlar satıldı, bütün bankalar satıldı, ulusal olan her şeyin köküne kıran soktular.

    sonra askere geldi sıra. daha 6 ay evvel her hafta aslı astarı olmayan yeni şeyler atıldı ortaya. ama en asılsız astarsız olan şey; "pkk yı aklama operasyonu" kapsamındaki ergenekondu.

    pkk nın yediği bütün haltlar pkk yı siyasallaştırma çabası sınırlarında ergenekon a yamanıyordu. yamandı. daha hiç bir sonuç ve karar yokken ortada her şeyi ergenekon yapmış gibi gösteriyorlar.

    ve ters propagandayı çözdüler zaman içerisinde. şöyle ki; nasıl harun yahya kişisinin israil aleyhinde yazdığı bütün yazılar mossad tarafından finanse edildiği ortaya çıktı, aynen öyle. yani; yaramaz bir çocuğa yapma çocuğum dediğinizde "ben yapmıyorum o yapıyor" dediği halde kendisi yapmaya devam eder, aynen öyle.

    maksat; memlekette kalan son ulusal bakış açısını yok etmek. amaç; 53 eyalet olmak.

    pkk yı siyasallaştırmak, pkk nın yaptıklarını ergenekon a yamayıp onu masum özgürlük savaşçısı haline getirmek.

    amaç; "ulusal" mantığı kırmak. taviz vere vere ulusal, milliyetçi damarları iyice pörsümüş olan türkiye nin "sabrını" sınamak.

    son saldırıları da ergenekon a yamıyorlar. sanki akp de hiç pkk besleyen ağa yokmuş, sanki akp ile pkk nın damarları bir değilmiş gibi. anayasa oylamasını sebep gösteriyorlar; evet ondandır, ama "bakın azdılar" demek için ondandır. propaganda içindir. hem; orduya kış ve bahar operasyonlarını açılım maçılım ayağına "ben" yaptırmadım sanki.

    neyse dostlar işte böyle. uzun yazdım yoruldum, belki de bağlayamadım. ay yıldızının yanında enlemesine 12-13 çizgi olmayan bir türkiye dileğiyle.

    tam bağımsız türkiye özlemiyle tamamlıyorum.

    kaynak: http://www.uludagsozluk.com/e/8560220/
    (edit: kaynak gösterilmeden alıntı olduğu için silinmiş, kendi yazımı kaynak göstermeden kullandığım için siksinler beni emi. amına koyim kendimin.)