şükela:  tümü | bugün
  • ankara 19 mayıs stadı'nda saat 19:00'da başlayacak olan tsl 29. hafta maçı.
  • adnan sezgin'in galatasaray'ın başında teknik direktör olarak sahaya çıkacağı mücadele.

    http://www.galatasaray.org/…94&hid=1&haberid=304966
  • galatasaray'in basinda teknik direktör olarak özhan canaydin bile ciksa, galatasaray'in bi sekilde kazanacagi ve sampiyonluk yarisindan kopmayacagi mac olacaktir.
  • lincoln'ün tek başına alacağı maç. *
  • sözlük yazarı olan galatasaraylıların ilgi göstermediği karşılaşma olmuştur. başlayalı 25dk olmasına rağmen son entry 23dk önce girilmiş olması da bunun kanıtı gibi durmaktadır.

    edit: skor 0-0
  • sabri'nin yaptığı çok çok çok net bir penaltı, maçın 44. dakikası itibarıyla çalınmadı.
    haydi gelsin yorumlar...
  • berbat bir zeminde oynanan mactir. ilk yariya ait kayda deger notlar nonda'nin yuzde yuzluk golu kacirmasi ve sabri isimli futbolcu kiligina girmis sahsin gereksiz yere penaltiya neden olacak bir hareket yapmasiydi. hakem es gecti, fenerbahcelilere de kendilerini savunabilcek malzeme vermis oldu.
  • besiktas'in bu sefer de fenerbahce yonetimiyle ortak basin aciklamasi yapmasi gerektigini gosteren mac. haftaya da sivas'la ortak aciklama yapariz. hakemlerin ortalama turk insani oldugunu varsayarsak ve ortalama bir insanin medyadaki bu kadar baskiya dayanamayacagi ve kolayca etkilenecegini dusunursek olaylari daha rahat aciklariz belki.

    dusunun ki hakem kardesimiz dun gece fenerbahce macindan sonra olanlari takip etmis (dogal olarak). bedava bir dususle fenerbahce gol atmis ve mac sonunda uzatma surelerinin birkac saniye sonrasinda ikinci golu atmis. bugun galatasaray macina bakiyoruz, artik futbol tanrilari midir nedir bilmiyorum ama cok benzer iki pozisyon genclerbirligi adina oluyor. daha bariz bir penalti ve devam ettirilmesi gereken bir oyun. dun geceki olaylarin etkisindeki hakem de "ulan ayni seyleri simdi de galatasaray aleyhine verirsem hakemligi biraktirirlar, sokaga cikamaz hale gelirim" diye dusunuyor.

    sonucta biz bu hakemlerin neler yasadigini bilmiyoruz ve tahmin etmemiz cok kolay degil. stadyumun icindeki olaylardan bahsetmiyorum. esas baski stadyum disinda. fenerbahce, galatasaray gibi takimlar turk medyasinda cok guclu olan ve her sehirde fanatik seyircileri olan takimlar. dolayisiyla onlarin aleyhine verilen herhangi bir karar hakemlerin hayatina direkt etki ediyor. bu sorunlar nasil cozulur ben cozum bulamiyorum. artik hakemlerin egitimi ya da secimleri sirasinda daha dikkatli mi olmak gerekir, yonetimin basin aciklamalarina ya da medyada yapilan haberlere, tartismalara bir kisitlama mi getirilir bilemiyorum. ama bu sartlar altinda bu hakemler duzgun karar veremezler. ya tirsip buyuk takimlarin yaninda olacaklar ya da iyice gaza gelip buyuk takimi katledecekler. (ki bu ikincisi genelde besiktas'in basina geliyor)

    not: bu entry turk futbolunda kapali kapilar arkasinda hicbir oyun donmedigi varsayilarak ve tertemiz bir futbol oldugu dusunulerek yazilmistir.
  • fenerbahce kayserispor maci icin salya sumuk kudurmus kopek gibi yorum yapanlarin, genclerbirligi lehine verilmeyen yuzde yuz penaltidan sonra da inlerinden cikip durustluk abidesi olmalarini, bu baslik altina bikac yuz entry girmelerini heyecanla bekliyoruz..
  • hani hollywood gişe filmlerinin reklamı yapılırken "macera, gerilim, aşk nefret, intikam, hepsi bu filmde" gibi laflar edilir ya. işte galatasaray'ın futbolunu da bu şekilde anlatmaya kalksak "depresyon üzerine bir fransız filmi" olarak tanımlayabilirdik muhtemelen. "yirmi yıl önce evlenmiş bir çiftin, balayını geçirdikleri sahil kasabasına tekrar giderek evliliklerini ve yaşamlarını irdelemesi, hayata dair gerçekleşmeyen beklentilerini ve hayal kırıklıklarını sorgulayışları. yakın dönem fransız sinemasının depresyonist yönetmeni jeanne jacque dölapiyer'in son filmi"

    son birkaç haftadır futbolun güzellikleri adına hiçbir şey yapmayan takımımızın bu maçı da tam beklediğimiz gibi geçiyor.

    "teknik direktör değişikliği takıma yeni kan yapar, futbolcular daha bir istekli oynayacaktır" diyenlerin aksine, heyecansız, hırssız, mücadelesiz, isteksiz bir galatasaray var sahada. saha derken, yanlış anlaşılmasın. o bildiğimiz futbol sahalarından birinde oynanmıyor maç. türkiye'nin başkenti ankara'da, bir patates tarlasında oynanıyor. ankara bozkırının herhangi bir yerini silindirle düzleyip etrafına otuz bin kişilik tribün yapın, bundan daha elverişli bir yer olmazsa bikini giyerim. o derece.

    okeye dördüncü toplar gibi oluşturulan teknik heyetin önderliğinde, hakemlik yeteneğinden şüphe etmediğim, tam tersine emin olduğum kuddusi müftüoğlu'nun yönetiminde oynanan maçta ilk yarı boyunca hiçbir şey olmadı. tek kayda değer olay, sabri sarıoğlu'nun ısrarla istediği penaltıyı vermemesiydi hakemin. altı pasın içinde tuttuğu rakibini aut çizgisinin dışına kadar iterek çıkaran sabri'nin bu hareketine "devam" dedi hakem. bu şekilde yenecek bir gol, sanıyorum sarı kırmızılıların ve sabri'nin ipini çekerdi. hakan abisi bile zor kurtarırdı bu kez.

    ayrıca, ilk defa bir futbol maçında gençlerbirliği lehine tezahürat duydum ya. ağlamak istiyorum.

    bir de, ben duran topları lincoln'den daha iyi kullanırım sevgili sözlük okuru. yemin ediyorum.

    edit: lincoln bir frikik attı da direkten döndü diye göt oldum sanıyorsanız yanılıyorsunuz. hala daha iyi kullanırım duran topları ben bu adamdan.