şükela:  tümü | bugün
  • sel yayıncılık'la papaz olmuşlar:

    "sosyal medyaya:
    sel yayıncılık binlerce wiılliam burroughs çıplak şölen kitabını kendi elleriyle yaktırdı!
    william burroughs'un nova üçlemesi'ni bastın ("kimse yazamıyor yahu" diyerek) radikal kitap'a tanıtım yazılarını yazmamı istedin, insanımdır, yazdım.
    güçlü olduğuna inandığınız tüm sosyal medya yapılanmamızla kendimizin kitabı gibi kitapları(nızı) tanıttık.
    mahkemelere verildiniz(*) tüm mahkemelerinize iştirak ettik, bu konular hakkında tv radyo web de (bazıları ortak) söylevlerde bulunduk. programlar düzenledik.
    sansür dediniz yanınızda olduk, size bir kuruş (telif) almadan beat antolojiyi hediye ettik. neden? devlet yaptırımına karşı yayıncıların hala birlik gösterebileceğini (yayıncılara da) ispat etmekten.
    siz ne yaptınız:
    iyi bir çeviri için yıllardır kastığımız çıplak şölen'in sözleşme tarihi geçtiği anda ajansın gönderdiği teklifi kabul edip bu ay basacağımız çıplak şölen kitabını yayfed'e şikayet ederek "bu kitabın sözleşmesi artık bizim, basmışlar bir de dağıtıyorlar" diyerek devletin yapmadığını yapıp binlerce wıllıam burroughs kitabını yaktırdınız.
    sel yayınları 6.45'in binlerce wıllıam burroughs çıplak şölen kitabını imha ettirdi.
    dedi ki: "tarih geçmiş bizi bağlamaz biz basacaaaz.
    her şeyi basacazzz.
    çözüm önerisi olamaz mıydı: neden: "ilk baskıyı tamam siz yapın" denmedi
    neden: "verin biz basalım" denmedi
    neden: "ortak kapakla basalım bunu sonra biz basmaya devam ederiz" denmedi
    çünkü hırs
    çünkü tacirlik
    sel yayıncılığı tebrik ve takdir ediyoruz!
    yayıncılıkmış. sizin yapacağınız yayıncılığın ta götüne koyayım ben!"

    kaynak link.

    bugün de sel yayıncılık cevap vermiş:

    "okurlarımıza;

    altıkırkbeşyayınları, sel yayıncılık tarafından bir kitaplarının yakıldığı/yaktırıldığı/şikayet ettiği/toplattığı gibi bir saçmalığı yaymaya çalışıyor. bir yayınevine ait bir kitabı başka bir yayınevinin yaktıramayacağı çok açık iken böyle bir açıklamada bulunmak kendini akıllı, alemi sersem sanmaktan başka nedir ki?

    2014 haziran ayında türkçe yayın hakları konusunda sözleşmesini yaptığımız ve ekim'de yayımlamak üzere yayına hazırladığımız william s. burroughs'un çıplak şölen isimli kitabının altıkırkbeş yayınları'nın eylül programında yer aldığını, editörü sayın şenol erdoğan'ın facebook sayfasından öğrendik. bunun üzerine kendileriyle yaptığımız görüşmede ellerinde 2011 tarihli bir sözleşme olduğunu belirtmişler, kitabın haklarının kendilerinde olduğunu söylemişlerdir. böylesi bir durumla karşılaşan her yayınevi gibi kitabın/yazarın uluslararası telif haklarını temsil eden ajansa yazdık ve söz konusu kitap için nasıl mükerrer bir sözleşme yapabildiklerini, türkçe yayın hakları başka bir yayınevinde olan bir kitabı nasıl bize de önerebildiklerini, sözleşme yapabildiklerini sorduk.
    aldığımız cevap; altıkırkbeş'le yapılan sözleşmenin bize önerilmeden önce (çeşitli nedenlerle - isterlerse açıklarlar) iptal edildiği, kendilerine bu durumun bildirildiği, mutabakata varıldığı, dolayısıyla haklarının serbest kaldığı ve bizimle sözleşme yapılabildiğiydi. bu bilgilendirme üzerine altıkırkbeş'le tekrar görüşülmüş ve karşı tarafın aktarımı iletilmiştir. sayın şenol erdoğan bütün bu sürecin doğru ancak eksik olduğunu, sözleşmenin iptal edildiğini fakat daha sonra uzatıldığını, ajansın konuyu çarpıttığını ifade etmiştir. (bir sonraki yazışmada bahsedilen uzatmanın çıplak şölen değil, bir başka william s. burroughs kitabı için yapıldığını da öğrendik.)
    yapılan görüşmede; bütün yazışma ve imza tarihleri gibi ayrıntılar sayın şenol erdoğan'a aktarılmış, kendisi de sürecin işleyişinde sel yayıncılık açısından bir sorun olmadığını, sel yayıncılık'ın “gayet sarih”, “mantıklı” ve “haklı” davrandığını belirtmiştir. sorunun ajanstan kaynaklandığına, sözleşme iptali vb. gibi detayların ajansla görüşülmesi gerektiğine kani olmuştur. çünkü biz işin doğası gereği, kitabın piyasaya çıkmadığı durumlarda hangi yayıneviyle hangi tarihlerde sözleşme yapıldığı, hangi durumlarda geçersiz sayıldığı gibi ayrıntılara hakim olmak zorunda değiliz, bunları bilemeyiz. yalnızca “mezkur kitabın” 2010 yılında versus yayınları tarafından yayımlandığını, uzunca bir süredir de baskısının olmadığını biliyoruz.
    ayrıca sayın şenol erdoğan'ın facebook iletisinde bize sunulmuş da reddedilmiş gibi bahsedilen “öneriler” bir kez bile gündeme gelmemiş, lafzı edilmemiştir.

    bilindiği üzere türkiye'deki yayıncılıkta sözleşme ve telif hakları gibi konular dünyanın aksine çok geç gündeme gelmiştir. hem yazarlar hem de çevirmenler açısından sorunlar yaratan bu durum, özellikle yurtdışındaki ajanslar ve yayınevleri tarafından son yıllarda dikkatle takip edilmekte, sözleşme ve yayınlama tarihleri, çeviri kalitesi, kapak tasarımı, keza çevirmen isimleri gibi detaylara önem gösterilmektedir. özetle sayın şenol erdoğan'ın ifade ettiği gibi “sene olmuş 2014, sözleşmesiz iş yapabilir misin?” konumuna gelmiştir türkiye'de yayıncılık.

    sistem karşıtı altıkırkbeş yayınları da bu durumun farkında olsa gerek, kendisiyle özdeşleştirdiği veyahut önemsediği yazarları sözleşmeye tabi olarak yayınlamaktadır. ancak bu örnekte olduğu gibi sözleşmeler imzalanabildiği gibi iptal de edilebilmekte, haklar başka bir yayıncıya geçebilmektedir. keza kendisi de çıplak şölen'in haklarını 2011 yılında versus yayınları'ndan devralmıştır. ve bunun gereği olarak kitabı yayınlamada haklarının olduğunu beat kuşağı felsefesi üzerinden değil sözleşmeleri gereği savunmuştur. sel yayıncılık'ın sözleşme detaylarını öğrendiğinde ise bizi haklı bulmuştur.

    sürecin gelişimi ve detaylar kendileriyle görüşüldüğü zamanlarda gayet açık iken, sistem karşıtı altıkırkbeş yayınları, yaşananları yeni türkiye'nin oldukça popüler iki eğilimi üzerinden duyurmayı nedense kendine daha uygun buldu: mağduriyet ve sosyal medya linci. kitapları yaktırmak gibi belleklerdeki tarihsel referansları güçlü bir anolojiye sığınarak, ucuz propagandanın en makbulünü, en “iş yapabilecek”, en “rating”lisini seçti. elbette diğer pek çok konuda olduğu gibi neyin gerçekte ne olduğunu bilmeden ve düşünmeden hızla yayacak, yargılayacak, tavır alacak, mahkum edecek hazır kitle vardı, post at izi kalsın.

    altıkırkbeş'in -son derece önemsediği sözleşmesi gereği “hakkı olmayan”- ancak bastığını şimdilerde öğrendiğimiz bir kitabı “yakın!” gibi bir talebimiz olabilir mi, hatta devletle “allahtan” bir kere bile karşı karşıya gelmemiş bir yayınevine ait bir kitabı “devletin bile yapmadığını yapıp kendi ellerimizle yaktırabilir” miyiz? şimdi -tercih ettikleri- gelinen noktada bir lütufmuş gibi sunulan nova üçlemesi yazısı, sansür karşıtlığı, mahkeme süreçlerinde destek, ortak radyo/tv programları, -hâlâ neden tekrar yayımlanmadığı meçhul, kârın %50 bölüşülmesi şartıyla “hediye edilen”- beat kuşağı antolojisi'nin ortak yayımlanması gibi başlıklar altıkırkbeş'in işine geldiği zamanlarda savunacağı eylemler midir?

    altıkırkbeş genel olarak bahsettiği üzere telif haklarını, sözleşmeleri, ödemeleri mülkiyet ilişkileri çerçevesinde değerlendiriyorsa, zaten bir sözleşme yapmaya, bunu savunmaya, hakkını buradan aramaya, bizim karşımıza da bunu çıkarmaya ihtiyacı yoktur. mülkiyet ilişkilerinin dışına çıkarak; istediği kitabı istediği gibi yayınlama, dağıtma özgürlüğünü hâlâ savunabilir. yayfed’e bandrol başvurusunda da bulunmayabilir; böylece şimdi “devlete şikayet” ettiler olarak lanse edilen bandrol çakışması da meydana gelmez.

    süreç bizim açımızdan altıkırkbeş'in de defaatle kabul ettiği gibi son derece sarihtir. yayın hakları türkçede serbest olan bir kitap, yıllardır doğrudan çalıştığımız bir ajans tarafından teklif edilmiş (teklif edilmekle peşine düşmek arasındaki farkı yayıncılar gayet iyi bilirler), uygun görülmüş, teklif yapılmış ve yayına hazırlanmaya başlanmıştır. ancak yine de altıkırbeş'le olan hukukumuz ve kitabın niteliği gereği, görüşmelerde bahsi geçmeyen “öneriler” değerlendirilebilir, kitabın fiilen basıldığından haberimiz olduğu anda başka formülasyonlar gündeme gelebilirdi. bize söylenenin başka ve savunulanın “öteki” olduğu ve çeliştiği durumlarda ise fazla söze hacet yok. altıkırkbeş eğer iddia ettiği gibi kitapları yakarak bir show yapmak isterse elbette yapabilir ama bunu bizim yaptırdığımızı söylemek en basit tanımla: gülünçtür.
    sürecin tam da yeni türkiye şartlarında “sosyal medyaya” duyurulduğu iletideki yayıncılığımızla ilgili "sözde" ifşaatta geçen değerlendirmelere ise yaptıkları yayıncılık/editörlük hizmeti yine kendilerinin tabiriyle 25 senedir ortada olduğu için ayrıca bir cevap verme gereği duymuyoruz.

    sonuç yerine:

    bu iddiada gerçeklik payı taşıyan tek bir şey var.

    - sel yayıncılık, bundan sonra da olacağı gibi, bugüne dek yaptıklarını “kendi elleriyle”, bilerek ve isteyerek yapmıştır.

    ancak ortada yanan bir şeylerin olduğu da aşikârdır.

    - altıkırkbeş yayınları ve sayın şenol erdoğan, kendi birikimi ve aramızdaki hukuka istinaden yazabileceğini düşünerek kendisinden istediğimiz tanıtım yazılarıyla birlikte, bu birikimi ve hukuku da yakmıştır.

    - sanki bir lütufmuş gibi göstererek, hakkında dava açılmış eserlerin mahkeme sürecinde, yazarı, yayıncısı, çevirmeni ve dahi okurlarına verilen desteği yakmıştır.

    - sanki tersi düşünülebilirmiş gibi sansüre ve devlet yaptırımına karşı yayıncıların gösterebildiği birliği yakmıştır.

    - çok örneği görülmeyen ve kendilerinin önerisi üzerine iki yayınevinin tamamen eşit şartlar altında imza attığı bir ‘ortak yayın’ı, “bir kuruş (telif) almadan hediye ettikleri”ni iddia ederek, yayıncılar arası işbirliği ve ortaklığı yakmıştır.

    - “güçlü olduğuna inandığınız tüm sosyal medya yapılanmamız” diye ifade ettiği kişi ve kurumları, böylesi asılsız ve haksız bir itham üzerinden harekete geçirmeye çalışarak, aslında o kişi ve kurumların kitap yakmak / yaktırmak gibi faşizan bir eyleme karşı ilkesel duruşlarını yakmıştır.

    -sözleşmelerinin geçerliliğini yitirdiğini bildiği halde 3 ay sonra basmaya kalkıştığı kitapla ilgili, bize farklı bir beyanatta bulunduktan sonra yavuz hırsız misali üste çıkarak ve mağduriyet rolüne bürünerek, üstelik yüzümüze karşı söyleyemediği “hırs ve tacir” gibi ithamlarla güvenilirliğini yakmıştır.

    altıkırkbeş yayınları ve sayın şenol erdoğan’ın iddiaları ile bu iddialar üzerinden sosyal medyada hızla gelişen hakaret, küfür ve suçlamalara karşı, böylesi karanlık bir eylemin bir parçası olmadığımıza / asla da olamayacağımıza dair bir açıklama yapmak zorunda kalmaktan dolayı sadece hicap duyuyoruz.

    bu hicap aslında altıkırkbeş yayınları’na ve sayın şenol erdoğan’a aittir.

    saygılarımızla,
    sel yayıncılık"

    kaynak link.

    türkiye'de yayıncılık/telif meselesine dair ilginç bir münazara yaşanmış göründüğü gibi. ısrarla copy paste yapma nedenim ilerde linklerin uçup gitme ihtimalidir.
  • iki açıklamanın da detayını okumadım. sel yayınları kesin haklıdır. bunların yaptığı boktan çevirilerin haddi hesabı yok. kapatın lan dükkanı, kafe bar işletin cahil züppeler.
  • fahiş fiyatlarla sistem karşıtlığı satıp yıllar yılı bokum gibi çevirilerle çoğu kitabı katletmiş (ilk aklıma gelen neuromancer) kaçak göçek telifsiz halde "yıllardır iyi bir çeviri kastığını" söylediği kitap için gayet kaliteli bir yayınevine çamur atmaktan çekinmeyen yayınevidir. sen önce piyasaya sürdüğün kitapları düzgün redakte et (iflah olmaz çevirilerden bahsetmiyorum bile) sonra elaleme çamur at.
  • sıkı durun, kimsenin işine yaramayacak bir bilgi veriyorum !

    ben bu adamların yayın çizgisini, yaptıkları işleri vs. seviyorum. ama kendilerini hiç sevemiyorum. sanki tanışsak, arkadaş olsak birlikte içmeye gitsek ve ben içkinin verdiği rehavetle kendimle ilgili huzurumu kaçıran bir sırrı ifşa etsem, ayıldıktan sonra dönüp o sırrı bana karşı kullanabilirler gibi geliyor. ya da aynı apartmanda yaşasak, anahtarımı evde unutsam kapıda kalsam, evlerine gidip telefonu kullanarak çilingir çağıramam sanki. o telefonu kullanıyor oluşumu burnumdan getirebilirler. çilingir ile rahatsız edici bakışlarının verdiği sıkıntı içinde konuşmak zorunda kalabilirim. belki tesadüf eseri bir kavganın içinde birbirimize kafa göz dalsak kavga bittikten sonra nefes nefese yaralarımızla ilgilenirken ufak tefek cümlelerle bir diyalog kurup sonrasında ahbap olmayı becerebiliriz. böyle biçimi de, nedeni de muğlak tek taraflı bir gerilim içindeyim altıkırkbeş'e karşı.

    agresif kompleksli ekşi sözlük yazarı uykusuzluğun kalbinden bildirdi !
  • kedilerle ilgili bir kitabının önünde aşağıdaki yazıyı buldum ve kitaptan çok sevdiğim yayın evi.

    çok yıldızlı ve çok mavi bir gecede, daha doğrusu, çok yıldızlı
    ve bir türlü mavinin ağırlığından kurtulamayan bir ilkbahar gecesinde,
    bir şehirde, daha da doğrusu, çok yıldızlı ve bir türlü mavinin ağırlığından
    kurtulamayan bir ilkbahar gecesinde, bir şehre doğru iki tekerleğin üstünde
    100km/s'in biraz üstünde bir hızla ilerleyen erkeğin kendi rüzgarından belli
    belirsiz titremesi ve yalnızca bedenine çarpan gece böceklerinin gövdesinde
    bıraktığı izlerin o şehrin herhangi bir yerinde belirsiz bir kadının yaptığı geceye
    dair bir resme çok benzemesi, gece böceklerinin kaderini ne kadar hafifletebilir ki...
    yaşlı kızılderilinin dediği gibi hayatın bize sunamadıklarını mı sunar,
    yoksa bir radyo dinleyicisinin dediği gibi sanat, tıpkı diğer tüm şeyler gibi
    yalnızca seks için midir...
    yaşlı bir kızılderili ne kadar yanılabilir ?
    (bkz: copy paste degildir ben dikte ettim)

    edit: yıllar sonra kaybedenler kulübü isimli filmde zamanında çok sevdiğim ve buraya da yazdığım yukarıdaki cümleleri duyunca beni çok mutlu eden yayın evi.
  • kötü çeviri, yapılmayan redaksiyon ve yüksek fiyat üçlüsüyle (android ler elektrikli koyun dusler mi buna pek güzel bir örnek) akıllarda yer eden, "şehrin kötü çocukları"nın moda'da değil de kuvvetle muhtemel küçükyalı'da, fikirtepe'de, güngören'de yaşadığından habersiz; pulp ve beat generation adına ne varsa sömürmek için ortada olan yayınevi.
  • ben 6:45'i iç kapaklarındaki ilginç olmaya çalışan abes kopirayt metinlerinden, ergensel filmlerle kadıköylülüğü sahiplenip bunu nakde çevirmelerinden, kötü çevirilerinden ve baskı hatalarından mütevellit zaten sevmezdim. bir de şimdi iyice saçmalamışlar, neyse ki sel yayıncılıktan nefis cevap gelmiş.

    bu arada şu philip k. dick çevirilerini sırf 6:45 basıyor diye okuyamıyorum, hayırlısıyla o sözleşme de bi bitse de kurtulsak...
  • yayin yonetmenlerinin kaan caydamli ve cetin san olduu bir yayinevi..pek guzide kitaplar yayinladiklarini dusunmusumdur hep...

    "yaz sicaklarinin yerini serin gecelere birakmaya hazirlandigi su anlarda soylenebilecek birkac sey olmali..hepinize delirmenizi tavsiye ediyorum"
    k.
  • makul bir ücret karşılığında dosyanızla ilgili editöryal rapor hazırlayıp sizinle paylaşan yayınevi. bu iş için dışarıdan bir editörle anlaşıldığından ödemenin gerekli olduğunu belirtiyorlar. bana göre bu ilk eserini dosya haline getirmeyi başarmış yeni yazarlar için bulunması güç bir fırsat.

    deneyimli bir editörün yayımlanmamış dosyanız hakkındaki görüşleri hem eseriniz hem de yazarlık meziyetleriniz açısından oldukça kıymetli. zira ne dosyanızı gönderdiğiniz yayınevlerinden ne de çevrenizden doğru dürüst bir eleştiri alabiliyorsunuz. kişisel bağlantılarınız yoksa nitelikli bir edebiyat eleştirmeni/yazardan fikir almanız neredeyse imkansız. çevrenizdeki insanlar (ki bunlar ekseriyetle fedakar dostlarınız oluyor) ya angarya gibi görüp işi baştan savmak adına "okudum, güzeldi" deyip geçiyorlar ya da boktan bir kitap yazmayı size yakıştıramadıklarından dolayı eserinize (tüm iyi niyetleriyle birlikte) aslında hiçbirini hak etmediğiniz olumlu eleştiriler getiriyorlar. oysa "güzeldi." cümlesinin yazara hiçbir faydası yok. işten anlayan birinin ne yapmaya çalıştığınızı görmesi ve neyi nasıl yapamadığınızı size göstermesi gerekiyor.

    ben de bu hevesle 2004'te yazdığım öyküleri yolladım kendilerine. biraz beklettilerse de gayet tatmin edici bir inceleme metniyle dönüş yaptılar. üstelik iletişim yolunu da kapatmıyorlar, "al metnini, sıradaki gelsin." anlayışıyla yaklaşmıyorlar yani. metninizin aksayan yönlerini tek tek gösteriyor ve önerilerde bulunuyorlar. sağolsunlar, bizim emektar kısa öyküleri itin götüne sokup çıkarmışlar. haklılar ama. hiç olmazsa soru edatı mi'yi ayrı yazmasını bilmişim heh.
  • yaptığı açıklamayla şuursuzlukta çığır açmış. bravo.