şükela:  tümü | bugün
406 entry daha
  • uzunca bir süredir kore dizi ve filmlerini takip eden, hatta baya bildiğiniz koreceyi ana dili gibi öğrenmeyi kendi kendine başarmış biri olarak;

    öncelikle kore versiyonu ilk çıktığı dönemden beri ara ara açıp izlediğim beni yerden yere vuran listemdeki dramalar arasında en başta duran ağlamak istiyorum dediklerinde en kalpsiz insanlara bile önerdiğim, ağladım lan harbiden dediklerine şahit olduğum filmlerden biridir o yüzden eleştirimin uzunluğunu maruz görün.

    ya! aras bulut iğnemli sen bu ülkenin başına gelmiş en iyi oyunculardan bir tanesisin. cast seçen, ayarlayan her kimse tebrik ediyorum çok başarılı bir tercih gerçekten.

    aras'ın oyunculuğunu geçersek; orjinal hikayedeki karşılaştırmalarımla spoiller bölümüne geçiyorum . buradan sonrası iki filmle ilgili bir sürü spoiler içermektedir. okumadan önce izlemediyseniz iki kez düşününüz.

    --- spoiler ---

    üst rütbede bir askerin çocuğu olarak gördüğümüz baba kore versiyonunda yarbay değilde, polislerin en üst kademesinde yer alan bir başkomiser...

    sarı renk genellikle ön planda; sinemada sarı renk açlığı daha çok sembolize etmek için kullanılıyor genelde. burada da çantaya duyulan açlık söz konusu...

    sailor moonkarakterinin olduğu sarı çanta kız çocuğu için ulaşılması gereken bir hedef, orjinalinde baba da kız çocuğunu bir şekilde bu hedefe ulaştırıyor ancak türk versiyonunda çanta geri planda bırakılarak daha dramatize şeylere odaklanılmış tabiki. sarı yerine sürekli kan gördüğümüz için aynı zamanda sevgiyide temsil ettiği için kırmızı tercih edilmiş diye düşünüyorum.

    ay savaşçısı yerine de heidi karakteri kırmızı çantayla kullanılmış. orjinal filminde ailede sadece baba ve kız bulunmaktadır. burada heidi'ye sürekli değinildiği için ; bir de babaanne karakteri eklenmiş ve onun ölümü de ayrıca iyice dramatize edilmiştir.

    zeka geriliği olan babanın çantayı kızına alma hedefini bilen başkomiserin kızı, "çanta burada satılıyor beni takip et" diyerek orijinal filmde adamı peşine takar, çanta almaya doğru bir pazara girer. ayağı kayar ve bağına bir tuğla düşmesi sonucu ölür. bizde de diğer çocuklarla beraber adamla dalga geçilme sahnesi ve en son çantaya sahip olan kızın, oynarken düşüp başını kayalıklara vurarak ölmesi gösteriliyor .

    buraya kadar okeyiz iki dramada da.. ama orjinalinde kaçırdığınız bir nokta var. o da karakterlerin iki kişi tarafından canlandırılmasını sağlayan bu nokta; aslında sadece boğarak öldüren bir katil olarak kayıtlara geçen bizim memo orjinal'inde aynı zamanda ilk yardım uygulamak isterken sapık ilan ediliyor ve güya çocuğa tecavüz etmek için öldürmüş gibi gösteriliyor. bu da bizim karakter yerine ölmeye giden yusuf karakterini doğuruyor. yani filmin sonunda gerçekten memo'da idam ediliyor ama onu iki karaktere böldükleri olan yusuf'un ölümüyle bize veriyorlar. ve memo kurtulmuş olarak önümüze sunuluyor.

    yani aslında türk uyarlamasında bir karakter; birden fazla karakter halinde önümüze geliyor.

    örneğin hapishanedeki müdür orjinalinde tek kişi ve giderek değişen bir karakterken bizde 3 karaktere bölünüyor: hem ilk dayağı atan sert asker'i canlandıran deniz celiloğlu
    , hem tek gözlü dev olarak bildiğimiz asker kaçağını canlandıran doğukan polat
    hemde o kız çocuğunu sahiplenecek kadar seven iyi kalpli cezaevi müdürü naildir.

    bu yüzden kendi kızını kan davası için kurban eden adam yusuf karakterini canlandıran mesut akustave bizim deli baba memo aslında aynı kişilerdir. ve; idam edilirken ikiside aynı kıyafeti görmemizin asıl sebebi aslında budur.

    bölünmüş diğer bir karakter de askorozlu ve imam efendidir. ikiside orjinalinde aynı kişilerdir. aslında orjinal film daha kalabalık kadrolara sahip olsada daha az karakter kullanmıştır. dolandırıcı, sapık gibi betimlemelerle karakterler engelli baba hapishaneye ilk girdiğinde kısaca yazıyla tanıtılırken, uyarlama versiyonunda; burası hastane diye ovaya anlatılırken tanıtılır.

    filime; kültür ve toplum bakımından yaklaşırsak benim izlediğim en mantıklı ve en doğru uyarlama örneğidir.

    güney kore sinemasında dışarıdan içeriye bıçak sokmak imkansız olduğu için yada bu kadar dayak atılması bir insanın hayatına bu kadar çok kast edilmesi daha zor olduğu için daha az kan ve dayak sahnesine yer verilmiş hatta hemen geçiştirilmiştir . bizimkinin aksine sadece bir diş fırçasının sapı sivriltilerek askorozlu ve imam'ı aynı anda canlandıran karaktere zarar verilir. ve bu bir can borcu değil öylesine bir yardım etme girişimidir ki; küçük kız hapishane odasına sokulur.

    orjinalinde kız daha uzun süre, daha çok babasıyla vakit geçirir. sürekli hapishane içine getirilir. memo'nun karakteri de, aslında bir böceği bile incitmeyecek ince detaylar orijinal versiyonunda çokta ön plana çıkartılmaz. orada suçsuzluğunu kanıtlaması için önce tüm hapishane arkadaşları olayı çözer sonrada yargı önünde söylemesi gerekenleri babaya öğretmeye çalışırlar. mahkemeye çıkana kadar her şey güzel gitmektedir ancak başkomiser babayı kızına aynı şeyi yapmakla tehtid eder ve baba suçu bile isteye üstlenerek kızı için kendini feda eder.

    bizde memo yerine önce tek gözlü dev olarak bildiğimiz asker feda edilir. sonra'da yusuf karakteri. bu yüzden duruşma sahnesi ya da yangın sahnelerini filme eklemek fazlalık olarak görülmüş, zaten memo kurtulacağı için hiç dahil edilmemiştir. oysa orjinal filmde 23 aralık günü idam'a götürülmeden önce baba sailor moon çantasını kızına hediye etmiştir. çünkü orjinal filmde nihai hedef sarı ay savaşçısı çantasıdır.
    sonra gitmemek için yardım isteyerek ağlamaya başlar.

    bizde ise memo karakteri idamdan zaten kaçacağı için babaanenin ölümü eklenmiş, orjinal filmin en dramatik sahnesi memo'nun babaannesi için ağlamasıyla şekillendirilmiştir.

    senaryodaki açıklık bana göre bu ufak detaylarla kapatılmıştır. mesela kelepçe sahnesi orjinal filmde baba karakteri mahkemeye giderken kullanılmış. uyarlama versiyonunda ise yusuf idam edilirken gösterilmiştir. ya da tek kişilik hücre cezası orjinalinde baba karakterine aitken, uyarlama versiyonunda saz çalan ve askorozluyu bıçaklayan karaktere yüklenmiştir. müdür karakteri orjinal filmde hapishanede çıkan bir yangında yaralandığı sırada baba sayesinde kurtularak ona daha olumlu bakmaya ve iyi olduğunu düşünmeye başlamasıyla şekillenirken filmde daha öncede belirttiğim gibi kötü karakterini askerlere bırakarak tamamen iyi bir karakter olarak önümüze çıkmaktadır.

    gelelim final sahnesine. aslında orjinal film happy end sunmadığı için küçük kız büyür, avukat olur ve babasının hakkını savunur. sonunda suçsuzluğunu kanıtlar ve ona duyduğu özlem ve gözyaşlarıyla bizim uçurtmayı vurmasınlar filminde ki bir sahne gibi duran; hapishanenin duvarları üzerinde dikenli tellere takılmış sarı bir balonun oradan kurtulması ve gökyüzüne doğru yol almasıyla son bulur.

    uyarlama versiyonunu izlediğimiz bizim filmdeyse; daha fazla insan zaten feda edildiği için memo karakteri kurtulur. kızıyla beraber yurt dışına doğru yola çıkar ve yusuf karakterinin verdiği sigara tablasını masaya bırakıp gelinlik giymiş ova'nın muhtemelen kendi düğününe doğru attığı adımla mutlu son olarak biter.

    mutlu son mu mutsuz son mu tercih ederdin diye bana soracak olursanız; iki filmi aslında uyarlama değil bağımsız olarak değerlendirmek isterim. çünkü filmin orjinalini bilenler için filmin sonu tamamen dumur edici bir finaldi. ölecek diye hüngür hüngür ağlarken bir anda "nası lan oha" nidaları eşliğinde şok olarak izledim ve bu benim için çok sık olmayan bir şaşırtma tekniğiydi. güneykore sineması istesenizde istemesenizde son yazma konusunda çok çok çok kötü. hatta vasat bile diyebilirim. filmleri de dizileri de bu saçma sonlar yüzünden genelde heba oluyor. o yüzden uyarlama olarak çekilen türk versiyonunu daha çok beğendiğimi mutlu sonun filme daha çok yakıştığını seve seve belirtebilirim. .
    --- spoiler ---