*

şükela:  tümü | bugün
  • öncelikle ne olmuştu bunun ardından yayınevi
    açıklama yapmış ve tüm çevirilerin tek tek inceleneceğini söylemişti. en son yapılan duyuruda ise silahlara veda'nın çevirisinin yenilenmeye karar verildiği açıklandı. tabii bu açıklamaya göre diğer kitaplar da incelenmiş ancak onlarda bir sorun bulunmamıştı, çünkü sadece tek bir kitap yeniden çevriliyordu.

    bu sefer ben de gerçekten emindim ve ernest hemingway'in başka bir eserini, hatta belki de en önemli eserini türkçe adıyla çanlar kimin için çalıyor'u okumaya karar verdim. daha kitaba başlar başlamaz "bent, baraj" yerine "büğet" ve yine "bıçkıevi" yerine "hızar" kelimeleriyle karşılaşınca dayanamadım ve bu kitabı da kontrol etmeye karar verdim. tabi bunlar da doğru çeviriler, ama baraj ya da bent varken neden "büğet" kullanılır diye düşünmeden de edemedim. tabii yanlış yerden yola çıktım zira bunlar hata falan değil.

    aynı kitabın hem orjinaline hem de 2 eski türkçe çevirisine daha ulaştım. bu çevirilerden biri çöptü, diğeri ise dümdüz translate gibi bir çeviriydi. yine de buna rağmen birçok yeri bilgi yayınevi'nden daha iyi çevrilmişti. ancak elimde sadece bunlarla gelip de bu başlığı açamazdım.

    dün itibariyle 1985'te can yayınları'ndan çıkan, çanlar kimin için çalıyor'un roza hakmen çevirisine ulaşmış bulunmaktayım. müthiş bir çeviri. ve bu ikisini kıyasladıktan sonra 1 tane hemingway, 1 tane de tamamen erol mutlu'nun yorumuna ait çanlar kimin için çalıyor kitabını okumakta olduğumu fark ettim. ve o geçen seneki rezaletten sonra bu kitabın hiç incelenmediği kesin. ve yine bu sefer çeviri yanlışları daha derine gizlenmişti.

    öncelikle can yayınları'ndaki baskıda bulunan nebile direkçigil'in önsözünden iki şey paylaşmak istiyorum:

    "hemingway, yapıtlarıyla kazandığı ünü anlatım üslubuna, bu üslubun nitelikleriyle özdeşleşen, bir romandan ötekine özde pek değişmeyen, artık mitleşmiş yitik kuşak’ın baş kişilerine borçluydu... "

    "gazete yazarı olarak gözlemlerini dolaysız, kısa, kıvrak cümlelerle, kısa giriş paragraflarıyla, gereksiz sıfat kullanımları olmaksızın aktarmayı öğrenmesi kendine özgü üslubunu(biçemini) geliştirmesinde yardımcı oldu..."

    neyse fazla uzatmadan gelelim kitaba. öncelikle bu kitapta hemingway'i değil, erol mutlu'nun hemingway yorumunu okuyorsunuz. gertrude stein'dan ders bile alıp üslubu eserlerinin en önemli parçası haline getirmiş olan bir hemingway eseri erol mutlu tarafından katledilmiş. bir çeviride her şey olduğu gibi korunamaz bunu biliyorum. cümleler gerektiğinde parçalanabilir; bağlaçlar, noktalama işaretleri değişebilir. çünkü çeviri sadece dilden dile değil, kültürden kültüre olur.

    öncelikle fark ettiğim durduk yere yapılan sayısız devrik cümle. normal cümleyi devirmek de, üstelik bu kadar fazlaysa, yanlış bir çeviridir. ilgili her şeyi bundan sonra hem orjinaliyle hem de can yayınları'ndan çıkan çeviriyle cümle cümle, paragraf paragraf anlatmaya çalışacağım.

    "ıt’s a reassuring noise."
    bilgi yayınevi çevirisiyle: "yatıştırıcı bir sestir bu."
    can yayınları: "güven verici bir sestir."

    that’s the sadness they get before they quit or before they betray.
    bilgi: “kaçmada ya da ihanet etmeden önce insanın yüzüne çöreklenen hüzündür bu.”
    can: "tam terk etmeden ya da ihanet etmeden önce üzerlerine çöken hüzün bu."

    “ıt is hot there now. he would be in the shadow at the end we do not see.”

    bilgi: “orası cayır cayır yanıyordur şimdi. buradan görünmeyen gölge bir yere çekilmişlerdir.”(hem devrik cümle, hem gereksiz bir sıfat, aynı zamanda da tek kişi çoğul oldu.)

    can: "orası şimdi sıcaktır. bizim görmediğimiz uçta, gölgede olmalı."

    bunun gibi sayısı devrik cümle örneği var. ve kesinlikle anlatımı bozuyor. devam edelim:

    he knew how to blow any sort of bridge that you could name and he had blown them of all sizes and constructions.

    bilgi: akla gelebilecek her türlü köprüyü nasıl havaya uçuracağını iyi biliyordu robert jordan; her boyutta, her yapıda köprüyü uçurabilirdi.(yine devrik cümle)

    can: akla gelebilecek her tür köprüyü havaya uçurmasını bilirdi, her boydan, her yapıda köprü uçurmuştu o güne kadar.
    (burdaki fark şurda. birinde adamın daha önceki deneyimlerinden ve geçmişinden bahsederken, bilgi yayınevi çevirisinde bir olasılıktan bahsediyor.)

    gelelim zurnanın zırt dediği yere. eğer kitabı gerçekten o bağımsız çevirmenlere kontrol etselerdi bunu fark etmemelerine imkan yoktu. büyük bir paragraf ama bariz bir hata var zira bir cümle 2 defa geçiyor.

    there was enough explosive and all equipment in the two packs to blow this bridge properly even if it were twice as big as anselmo reported it, as he remembered it when he had walked over it on his way to la granja on a walking trip in 1933, and as golz had read him the description of it night before last in that upstairs room in the house outside of the escorial.

    bilgi: bu köprü, anselmo’nun anlattığının iki katı bile olabilirdi. 1933’te yaya olarak çıktığı bir gezide la granja’ya giderken üzerinden geçtiğini anımsıyordu. ayrıca önceki gece, escorial’in dışındaki evin üst katındaki bir odada golz da ona, köprüyle ilgili kimi bilgiler okumuştu. orada belirtildiğinin iki katı bile olsa, onu havaya uçuracak kadar patlayıcı ve malzeme vardı sırt, çantalarında.(iki katı olabilirdi ve iki katı bile olsa.)

    can: bu köprü anselmo’nun anlattığından, 1933’te la granja’ya yaptığı bir yürüyüş sırasında gördüğü kadarıyla kendi hatırladığından, önceki gece escorial’ın dışındaki evin yukarı katındaki odada golz’un ona okuduğu betimlemesinden iki kat daha büyük olsa bile, yanındaki iki çantadaki patlayıcı ve öteki malzemeler bu köprüyü gereği gibi havaya uçurmasına yeterdi.
    (bilgi yayınevi'nin hemingway'in cümlelerin nasıl mahvettiğine ve bu çevirinin anlatım dilini nasıl koruduğuna dikkat edin.)

    yine çok komik bir diyalog çevirisi:

    "...merely to blow the bridge is a failure.”

    bilgi: "köprü uçurmak başarısızlıktır."(söylemeden geçmeyelim, baş karakterimiz bir köprüyü uçurmayı planlıyor ve bu konuşma da önceki gece, generalle bunu planlarken gerçekleşiyor.)

    can: "yalnızca köprüyü uçurmak yenilgi demek."
    (yani bilgi yayınevi çevirisinde adama "bırak bu köprü möprü işlerini, elin ekmek tutsun bir işe gir." der gibi bir hal var.)

    ve bu golz'la yani az önceki generalle kahramanımız robert jordan arasında sayısız diyalog gerçekleşiyor. ama bu konuşma bilgi yayınevi çevirisinde tamamen keyfi olarak -miş li geçmiş zaman ekiyle işlenmiş.

    golz looked at the pencil, then tapped his teeth with it.
    robert jordan had said nothing.
    golz went on, looking at him and nodding his head.

    bilgi: golz kaleme bakmış, sonra kalemle dişlerine vurmuştu.
    robert jordan bir şey söylememişti.
    robert’a bakıp başını sallayan golz, konuşmayı sürdürmüştü.

    can: golz kaleme baktı, sonra kalemle dişlerine hafif hafif vurdu.
    robert jordan hiçbir şey söylememişti.
    golz ona bakıp başını sallayarak devam etti:

    ve böyle sayısız keyfi mişli zaman eki kullanma var. hemingway burada bazen şimdiki zamanda gerçekleşen bir konuşma gibi sürdürüyor bunu, ama bu çeviri bunu mahvetmiş. zira hemingway gertrude stein'ın öğrencisiydi ve gertrude stein'a göre neydi bir yazarın yapması gereken: "yazarın yakalaması gereken, zaman boyutundan, bellekten arınmış o dingin an, aktarması gereken, bellekten arınmış dilin doğasıydı."

    gertrude stein'ın amacı picasso ve matisse'in yapıtlarında olduğu gibi, zamandan arınmış, uzaya serpiştirilmiş çizgilerden sanki yazılı bir uzay anlatımı gerçekleştirmekti. böylesine bir anlatım sürekli şimdiki zaman kullanımını, yinelemeleri, noktalama imlerinin kaldırılmasını gerektiriyordu." ve devam ediyor, "hemingway kuşkusuz onun deneyimlerinden kendini ilgilendiren konularda yararlandı."

    gelelim tekrar diyaloglara.

    “ıt will start on time if it is your attack,” robert jordan said.

    bilgi: “sizin saldırınız zamanında başlayacaktır.” demişti robert jordan.

    can: “sizin saldırınızsa zamanında başlar.” dedi robert jordan.
    (burda hem geçmiş zaman ekiyle bir yanlış hem de düpedüz çeviri yanlışı var.çünkü burda boşa bir ümit verme yok, adamın daha önceki deneyimlerinden biliyor ki onun bütün saldırıları zamanında başlar.)

    "...how do you like partizan work?” ıt was the russian term for guerilla work behind the lines.

    bilgi: "...partizanlıktan hoşlanıyor musun?” düşman hatlarının gerisindeki çeteciliğe rusların verdiği addı bu.

    can: "...partizan çalışmalarını nasıl buluyorsun?" cephe gerisindeki gerilla hareketine rusça verilen ad buydu.
    (bilgi çevirisi daha önce "bands" kelimesini çete olarak çevirmişti, oysa gerillayla çete farklı şeyler.)

    en sevdiğim yerlerden biri:

    “look, do you have many girls on the other side of the lines?”

    bilgi: “bana bak, düşman hattının gerisinde kızlarla düşüp kalkıyor musun? (sanki bir babanın oğluyla konuşması gibi çevrilmiş.)

    can: “baksana, cephe gerisinde çok sevgilin var mı?”

    bir kitabın anlatım şekli değişir mi? demek ki değişiyormuş. zira 3.tekilden 1.tekil kişiye düşüyor.

    he remembered now noticing, without realizing it, that pablo’s trousers were worn soapy shiny in the knees and thighs. ı wonder if he has a pair of boots or if he rides in thosealpargatas, he thought. he must have quite an outfit. but ı don’t like that sadness, he thought.

    bilgi: birden, pablo’nun pantolonunun dizleriyle apış aralarının, yıpranmaktan sabun sürülmüş gibi parlamış olduğunu gördü. acaba bir çift çizmesi var mı, yoksa bu alpargata(çarık)’larla mı ata biniyor, diye düşündü. gerekli giysileri olmalıydı. ama yüzündeki hüzünden hoşlanmadım.(apış araları? ayrıca 3.tekil kişiden 1.tekil kişi bir zıplama var.)

    can: sonra, pablo’nun pantolonunun diz yerlerinin ve üstünün aşınmaktan parladığını farketmiş olduğunu hatırladı. acaba bir çift çizmesi var mı, yoksa o alpargatalarla(çarık) mı ata biniyor diye merak etti. kılığı tuhaf olmalı. ama o hüzün hoşuma gitmiyor, diye geçirdi içinden.

    ve son bombayla da noktayı koyuyorum. artık bundan sonrasına siz karar verin. bir üçlü diyalogtur bu(!)

    “he is dead since april.”
    “that is what happens to everybody,” pablo said, gloomily. “that is the way we will all finish.”
    “that is the way all men end,” anselmo said. “that is the way men have always ended. what is the matter with you, man? what hast thou in the stomach?”

    bilgi:
    “nisan ayında öldü.”
    “herkesin başına gelen bu” dedi pablo sıkıntıyla. “hepimizin sonu bu olacak.”
    “bütün insanların sonu budur” dedi anselmo. “insanların yolculuklarının sonu budur. senin neyin var aslanım? nedir dilinin altındaki bakla?” (hahaha bu “aslanım” nerden çıktı çok merak ettim. çevirmen bir yerden sonra dayanamamış ve yazar olmaya davranmış.)

    can:
    “nisan’da öldü”
    “herkesin sonu aynı,” dedi pablo umutsuzca. “hepimizin başına aynı şey gelecek.”
    “bütün insanların sonu zaten aynıdır. " dedi anselmo. “her zaman da aynı olmuştur. ne oluyor sana, be adam? nedir içindeki korku?”

    ilk rezalette yayınevi kitapları başka bir yayınevine geçmesini istememi yanlış bulmuş ve benim bu davranışımı art niyetli olarak adlandırmıştı. şimdi 2 farklı yayınevinden aynı çeviriyi okudunuz, hangisinin daha iyi olduğuna siz karar verin. ve ben yine sadece ilk 25-30 sayfaya bakabildim. bu çevirininse daha kapsamlı bir değerlendirmeye ihtiyacı var. şunu bir daha söylüyorum: hemingway'in bütün kitapları kesinlikle ve kesinlikle bilgi yayınevi'nden alınmalı ve iş bankası, yky, can yayınları ya da iletişim gibi düzgün bir çeviri yapabilecek, kaliteli bir yayınevine verilmelidir.

    konuyla ilgili şikayet edilmesi gereken, hemingway'in tüm haklarını elinde bulunduran hemingway foreign rights trust'ın mail adresini de tekrar ekliyorum:
    mkatakis@sbcglobal.net

    bir önceki başlığı da aynı şekilde açmıştım ancak bir şikayet üzerine "rezalet" olarak değiştirilmişti. şimdi sözlük yönetimi umarım aynı hatayı yapmaz zira bu artık bir rezalet olmaktan çıkmış bir "ahlaksızlıktır."
  • hemingway gibi artik insanligin ortak degeri sayilabilecek kisilerin ceviri haklarinin sadece bir yayinevinde olmasi bile buyuk bir sorun bence. herhangi bir kontrol mekanizmasi olmadan edebi ceviri yayinlayabilmek de oyle.
    kac tane kitap var elimde cevirinin rezilligi yuzunden yarim biraktigim. yok okunmuyor. peki bu rezil ceviri olayi hem yazara hem de okuyucuya kazik atmak degil de ne?
    biri tum birikimiyle calisiyor, yaziyor, bir kitap cikariyor ortaya, ama sen gidiyor o kitabin eselenmis didiklenmis pacavralastirilmis halini koca bir ulkeye 'asli gibidir' diye pazarliyorsun.
    dolandiricilik dedigimiz sey olmasin bu?

    nasil anlatayim bilemedim. en sevdiginiz sarkiyi dusunun, hani boyle duyunca tuylerinizin diken diken oldugu, hayatinizi zenginlestiren sarkiyi. sonra paralel evrende o sarkiyi ilk dinleyisiniz olacak zamanda radyonun sarkinin ismini verdigini ama yerine ismail turut caldigini dusunun. o sarkiyi hic dinlemediniz, ve ismail turut sarkisi sandiginiz icin hic dinlemeyeceksiniz. hayatiniza hic girmedi, hic zenginlestirmedi, hic tuyleriniz diken diken olmadi.

    'hayattan hemingway calmak' diye bir deyim olmali bu rezalet sayesinde.
  • tekrar gündem olması için çaba sarfedilmesi enteresan.
    ilgilisinin daha önce açtığı başlıktan sonra yayınevi gerekli adımları atmış, kitabın tekrar çevrileceğini duyurmuştu. aslında 80’lerde yapılmış bir çevirinin dili, o günün şartlarında değerlendirilmeliydi. eksik paragraf da hem italyanca kökenli hem de bel altı bir espriydi. belki de yine dönemin şartlarında yeterli kaynak olmadığı için çevirmen anlayamamış çevirememişti. yine de bugün artık düzeltilmesi gereken bir şeydi ve yayınevi yeni bir çeviriyle yoluna devam edeceğini açıkladı. bir okurun iyi çeviri okumak için böylesi üstelemesi de desteklenebilirdi…
    ancak bu entry’de artık işin boyutu karalamaya ve tacize dönmüş; okur doğrudan, “ben kitabı can yayınları’ndan okumak istiyorum” demiş. eskil kelimelerden yakınmış ama bu entry için yeterli olmadığından hadi kendimce iyi bir çeviri bulup bunları karşılaştırayım da malzeme toplayayım demiş. kaldı ki 25.12.2017’de de erol mutlu başlığına, “yakında çanlar kendisi için çalacak olan çevirmen” diye entry girmiş. kardeşim senin bu yayıneviyle ne sorunun var? sen edebiyatçı mısın? çevirmen misin? tarzdan, çeviriden ne anlarsın? haklar başka yayınevine geçerse ne kazancın var? beğenmiyorsan git ingilizcesini oku; hani belli ki ingilizcen bu kararı tek başına verip “ahlaksızlık” adı altında başlık açacak kadar iyi ya…
    açık ol, açık konuş.
  • ilgili yayinevi hemingway'in yeni kitaplarini cevirmeye devam ediyor ve biz yozgat'ta heykele hallenen adamla aile soyumuzda bulunan tuhaf isimleri tartisiyoruz.