şükela:  tümü | bugün
  • devesi çalınan bedevinin nasihati

    sıcak bir yaz günüydü. devesinin üzerine binmiş, ıssız çöllerde yolculuk yapmakta olan bir bedevi, yorulunca biraz oturup dinlenmeye karar verdi. uzaktan güçlükle yürüyen, dudakları susuzluktan kurumuş bir adam yanına çıka geldi.

    adam bedeviyi görünce hemen: “su!..” dedi.

    çok yorulmuş ve çok susuz kalmış olacak ki adam acele edercesine: “ne olur biraz su!..” dedi.

    susuzluktan mecâli kalmayan, hararetten dudakları çatlamış adam, hal ve tavırlarıyla durumun ciddiyetini göstermek istercesine davranışlar sergilemeye başladı.

    kendisine acındırarak, vaziyetinin kötü olduğunu anlatmağa çalıştı ve zor hareket eden diliyle tekrar şöyle söylendi: “uzun süredir yollardayım; çok ama çok susadım. ne olur biraz su!..”

    bedevi, adamın haline baktı ve acıdı. çölde yolculuk esnasında kendisinin de en büyük ihtiyacı olan su kabını derhal devesinden alıp o adama uzattı.

    adam suyu içince gözü açıldı, dinçleşip kendine geldi. fakat tam o sırada, beklenmedik bir harekette bulundu.

    birden, âni bir hareketle bedeviyi itti ve yere düşürdü. sonrada devenin üzerine atlayıp kaçmaya başladı.

    bedevi neye uğradığını şaşırmıştı. bu adamın yaptığına ne demeliydi?

    iyilik yaptığı adamdan kötülük görmüştü. telaş ve heyacan içerisinde, şaşkın bir vaziyette donup kaldı. ne yapacağını bilemedi?

    hırsızın arkasından hayretle ve şaşırmış bir vaziyette bakarken birden aklına hırsızın peşini takip etme düşüncesi geldi. adamın peşinden koşmaya başladı. fakat ne çare?

    hırsız deveyi koşturarak uzaklaşıp gitmişti. aralarındaki mesafe bir hayli açılmıştı. hava da çok sıcaktı. ona yetişmesi mümkün değildi.

    bedevi, ona ulaşmaktan ümidini kesince arkasından şöyle seslenmeye başladı: “dur!.. bir dakika dur!..” bir çift sözüm var sana!..”

    adam bedevinin sesini işitiyordu. fakat hiç aldırış etmiyordu. üstelik deveyi daha süratlendirerek yoluna devam ediyordu.

    çaresiz kalan bedevi, adamın arkasından hem koşturuyor hem de sesleniyordu:

    “ey hırsız, tamam!.. deveyi al git, ama sakın bu olayı kimselere anlatma!..”

    hırsız bir an duraksar gibi oldu. çünki bedevinin bu isteği tuhafına gitmişti. kendi kendine “acaba yanlış mı duyuyorum?” dedi. kulağına gelen sesi iyice dinledi.

    ses ve söz aynıydı: “ey hırsız!.. tamam!.. deveyi al git, ama sakın bu olayı kimselere anlatma!..”

    bu ne demekti? bedevi niçin “kimselere anlatma!” diye sesleniyordu?

    bu isteği tuhaf bulan hırsız, devenin süratini kesti. hafif durur gibi yaptı: bedevinin kendisine sesini duyacak kadar yaklaştığını görünce ona:

    – niçin kimseye anlatmayayım? diye sordu.

    bedevi ona insanlık adına bir ders vermek isteyerek şöyle dedi:

    “– eğer sen bu hadiseyi insanlara anlatırsan, bu yaptığın yanlış hareket her yere yayılır. insanlarda iyilik yapma, yardım etme duyguları körelir.

    kalblerdeki şefkat ve merhamet hislerinin zayıflamasına, hatta yok olmasına sebeb olur.

    o zaman insanlar bir daha muhtaç, garib, yolda kalmış kimselere yardım etmez hale gelir.

    ıssız çöllerde yolculuk yaparken ihtiyaç içinde susuzluktan kıvranan bir yolcu görseler hiç ilgilenmezler. görmemezlikten gelirler. bu ise insanlık adına büyük bir kötülük, hatta düşmanlıktır.

    bu sebeb; “sakın kimselere anlatma!.. kötülüğü ifşa etme!.. insanlar arasında yayma!..”

    insanlardaki mürüvvet ve yardımseverlik duygularını öldürmüş olma.
  • ne denir ki? 60 yaşında teyze inansa neyse diyeceğim ama öğrencilerin inanması gerçekten garip.olum insan bir senet imzalatır veya ne bileyim kuşku duyar.berbere telefon almak ne lan?
  • dolandırma değildir, hasattır, silkelemedir, doğal seçilimdir.