şükela:  tümü | bugün
  • niye filmin ismi 8 saniye diye sordular, ömer faruk anlattı; senaristi ve baş aktristi hatun bir yerde okumuş; güneş samanyolu galaksisinin etrafında bir turunu 255 milyon dünya yılında atıyormuş, bu da güneşin perspektifinden dünyaya bakıldığında ortalama insan ömrü olan 70-80 yılının, yaklaşık 8 saniyeye denk geleceğini ortaya çıkarıyormuş. şu alemde 8 saniyelik yer işgal eden zavallılar olarak filan diye de felsefesini yaptı. ben 8 saniye konusunu hala anlamadım, belki doğrudur. gerçi yazarın metafor için taa gök ada'ya gitmesine gerek yoktu.

    anladığımız kadarı ile filmde kozmoloji sadece filmin isim hikayesi olarak var. bunun yanında fragmandan anladığımız kadarı ile mevlevi derviş yılmaz erdoğan var.

    filmin yapımcı ortağı bkm diye, filmde yılmaz erdoğan var diye izlemeyeceğim. yarın chp gelse, hacı bektaş veli'nin, pir sultan abdal'ın hayatını filme alacaktır bu arkadaş. 90'larda "ş" harfinden orak çekiç yaptığını şiirle anlatıp, sol cenahı sömürmüştü, şimdi sıra kafası karışık mütedeyyinlerde. sıra kişisel gelişim kitapları ile dertleri hayatı anlamak olan spiritüel cenahta. sıra lise çağında, kamu spotuna bile hayran olan gençlerde. yılmaz erdoğan'la meselem sanatı siyasilere şirin gözükmek için malzeme olarak kullanması ve bunu süreklileştirmesi (bkz: şeb-i arus). yoksa cem yılmaz oynasa mevlevi dervişi kim karşı çıkar, beyaz şeb-i arus'ta şiir okusa kim garip karşılar. adamların çizgisi sabit, geçmişinde yanağı otobüs camının garantisinde olan gariban solcu edebiyatı yok, özü sözü bir delikanlı mükremin imgeleri yok, içerken köftenin hep geç geldiği alkol ikindisi yok.

    evet yukarıda yazdıklarım kişisel, bizi aldattı onun kızgınlığı. şiir kitaplarına, kasetlerine para yatırdım. gösterisine gidebilmek için anamın cüzdanından para aşırdım, ertesinde otlu peynir kokulu babamın dayağından kurtulma sebebim "baba ya, mükremin yaa, adam solcu, bizden yaa" demem. şimdilerde babam taşşak geçiyor benimle. kimi örnek versem "biliyoz senin peşine düştüğün adamları" dediğinde bütün kurgularım çöküyor. bu adamın ikiyüzlülüğü beni çileden çıkarıyor.

    peki ya yaptığı işler, oyunculuğu, yazarlığı kötü mü; hayır. dedim ya benim meselem başka. bir diğeri de (bkz: ufuk uras)
  • filmin sonunda başrol oyuncusu esra inal:

    --- spoiler ---
    "bu filmin çıkışında birini bağışlayın, sonra da kendinizi bağışlayın"
    --- spoiler ---

    dedi.

    tam koltuktan kalkacaktım ki, arka saftaki kadın ağlayarak bana dedi ki:

    "film çok güzeldi değil mi?"

    "hayır. bu kötü film için esra inal'ı bağışlıyorum. sonra da bu filme gittiğim için kendimi bağışlıyorum."

    böyle dememle kadın birden ağlamasını kesti ve cevap verdi:

    "bu kötü cevabın için ben de seni bağışlıyorum. artı bu soruyu sorduğum için kendimi de bağışlıyorum."

    dedim:

    "o zaman sorun yok."

    tabii ki böyle bir şey yaşanmadı. ama esra inal'a göre zihinde geçen her şey yaşanmış sayılırmış :)
  • tam olarak neresinin ilginç bir hayat hikayesi olduğunu anlayamadığım film.

    baştan başlayayım... son 2 hafta içerisinde izlediğim 3 filmden biri;

    - the theory of everything
    - the imitation game
    - 8 saniye

    bu sırayla...

    tam olarak neresinin ilginç bir hayat hikayesi olduğunu anlayamadığım film.

    kimsenin beğenilerini, hayat algısını, vizyonunu ya da kapasitesini tartışmak niyetinde değilim. ancak net bir gerçeklik var ki; bu filmin ilginç bir hikayesi olduğunu düşünenler, ya yeterince insan tanımıyorlar, ya yeterince film seyretmiyorlar ya da gerçekten ölesiye sıkıcı bir hayatları var.

    şöyle bir karşılaştırma durumu daha açık özetleyebilir sanırım;

    "yaptığım şey evrenin başlangıcının bilimsel kurallarla açıklanabileceğinin mümkün olduğunu göstermekti. bu sayede, evrenin başlangıç kararının bir tanrı'ya başvurularak açıklanmasının gereksizliği ortaya çıkar. bu bir tanrı'nın olmadığını kanıtlamaz, sadece tanrı'ya bir ihtiyaç olmadığını gösterir." stephen hawking

    "ben tanrı mıydım? hayır. çünkü bu savaşı tanrı kazanmadı. biz kazandık." alan turing

    "duvar çözüldü!" esra inal

    tam olarak neresinin ilginç ya da öğretici olduğunu anlamadığım film....
  • sinema filmi değil. kişisel gelişim denen sahtekarlık sektörünü tanıtım filmi. alt metni öyleydi, new age geyiği filan vardı demek istemiyorum, filmin bizzat kendisi kişisel gelişim zırvalarını tanıtmak için çekilmiş. hayatımda bu kadar ucuz ve sığ bir "film" izlememiştim. kişisel gelişim gibi boktan bir türün boktan bir yazarını ve bu yazara kapılıp "hayatım sevgiyle değişti:)))" geyiğine sarılmış bir kadını tanıtma amacıyla çekilmiş, başka hiçbir numarası, hiçbir anlatısı olmayan saçma sapan bir makara ziyanı.

    sinema filmi diye gittik, 2 saat kişisel gelişim reklamı izledik çıktık. resmen dolandırıldığımı hissediyorum. yapımında ve yayımında emeği geçen herkesin...
  • turk sinemasinin genellikle sacma sapan komedilerden ve sifir butceyle standart konulu romantik filmlerden olustugunu goz onune alirsak basarili diye adlandirabilecegimiz filmdir.

    --- spoiler ---

    film sonunda bu salondan cikarken en az birini affet mesaji verildiginde herkes affedecek birilerini dusunurken sevgilimin donup "affettin mi beni?" demesine ne demeli? arkadas affedilecek bir sey mi yapti simdi bu? ne demek istedi ki? lannn yoksa?!

    --- spoiler ---
  • keşke adı gibi 8 saniye sürseymiş. kişisel gelişim kitabı gibi film.
  • eksisozlukte neden bu denli kotulendıgıne mana veremedıgım film.
  • berbat bir film.

    gerçek hayat hikayesiymiş. pardon ama gerçekten saçma bir hayat. filmde hiçbir çıkış bir konuya bağlanmadı. merak uyandırdı ve kaldı, devamında saçma sapan sonuçlar oldu. yani spoiler vermeden anlatmaya çalışıyorum ama film tamamen havadaydı. amacı ? hikayesi ? görselliği ? tamamiyle sınıfta kaldı.

    tek güzel şey, almanya ve almancaydı.

    --- spoiler ---

    *kız küçüklükten beri rüyalar görüyor, rüyalarında bir adam ona yol gösteriyor, küçüklükten beri geleceğe dair bir kaç şey görüp hayatta da onu yaşıyor. ama engelleyemiyor, değiştiremiyor ve yön veremiyor. ne büyük acizlik !

    *şemsiyeden korkuyor.neden? sonuca bağlandı mı ? hayır. rüyasındaki adamın elinde şemsiye var diye mi korkuyordu ? hayır o da olamaz, çünkü adamı seviyor. ee şemsiye detayı ne anlattı bize?

    *şarkı söylemeyi seviyor, kitapları şarkı gibi okumayı seviyor, biraz fazla haşarı bir küçüklük geçiriyor. diğer çocuklardan farkı ne ? fark yok. neden farkı varmış gibi olay örgüsü yaratılmış ?

    *anne babanın hiç yaşlanmama sorunsalı ? bari küçüklüğünde daha genç bir ebeveyne sahip gösterseydiniz de kız büyüyünce onlar da yaşlansaydı.

    *bu kız neden ailesiyle değil de ablasıyla yaşıyor? neden enişte kahrı çekiyor? enişte kim ya ? eğer aile ölseydi, veya aile kızı istemeseydi ya da ne bileyim kavga gürültü küslük olsaydı da bir olaya bağlansaydı anlardım. ama neden durduk yere ablanla yaşarsın ki ?

    *biriyle evleniyorsun, ilk gece adamla aynı rüyayı görüyorsun, olayın üstüne gitmiyorsunuz. hemen bir korku yaratıyorsunuz. kızın rüyaları korkunç değil ki? çözülmesi gereken şeyler var. sürekli korkup kaçmak çok mantıksızca. kaç yaşından beri devam ediyorsa, bir yerde yüzleş üstüne git.

    *eğer bu söylendiği gibi gerçek bir hikayeyse, kız olayları rüyasında görmüyor, kız rüyalarına göre yaşıyor. kendini camdan atlarken gördü ve atladı. ya camdan atlamanın neresi mantıklı veya nasıl durduralamaz bir şey. rüyamda camdan atladığımı görürsem camdan uzak dururum be. burda resmen bir kaderin önüne geçilememe durumu da var aynı zamanda.

    *başka biriyle tanıştı, adam bunun özel durumu için kitap okuyor. bu kızımız olayları yaşamakla kalıyor sadece. araştırma sıfır.

    *restoranda istifa sahnesi güzeldi, almanca sinir ve öfkeyi çok güzel anlatıyor gerçekten. o sahnede çok güldüm, güzeldi.

    *heh bir de o çıktı tam restoran sahnesinde, kısık sesli söylenenleri de duymaya başladı kızımız. daha doğrusu hissetmeye başladı. o sahneye kadar bu özellik yoktu ama.

    *duvarı çözebildiğini gördüğü bir sahne vardı, çözdüğü ile kaldı, yine ağlamaya başladı. o olayda orda kapandı.

    *bir yerden sonra rüyalarını kontrol edebildiğini gösterdi adam ona, istediği anda geri geldi gerçekliğe, istediği anda rüyaya döndü. kendi kontrol edebilir hale getirdi durumu. heh dedim buradan sonra şekillenir bir şeyler. yok yine başladı korkmaya. ya artık neyden korkuyorsun ?

    *filmin sonunda önce kendiyle olan sorunu kendi çözebileceğini anladı, sonunda kendini affetmeyi öğrendi, insanları affetmeyi öğrendi vs. vs. yahu ana tema neydi de sonunda kendimizi sevelim affedelim hayat da bayram olsun'a döndü muhabbet ?

    özetle; koskoca bir rezalet.

    --- spoiler ---
  • insanları hiç anlamadığımı farketmemi sağlayan film.
    çünkü ben çok beğendim ve bu mecrada bu kadar kötülenmiş olmasının nedenini bir türlü anlayamıyorum.
    anlayamıyorum sizi insanlar! anlayamıyorum!
    çok da güzel bir filmdi, herkes de gitsin görsün.
  • burdaki yorumların aksine mükemmel bir film.kişisel gelişimin sadece kitabı olmaz,olmamalı.filmi de olur,olmalı.ama bu filme sadece kişisel gelişim gözüyle bakmak çok yanlış.evet kişisel gelişimle ilgili çok güzel şeyler var.her şeyden önce affetmenin önemine değinerek alkışı hakediyor.ama sadece kişisel gelişim demek büyük bir hakaret!filmde sadece kişisel gelişim yok..kadına şiddet de var toplumsal dayatmalar da var ruhsal yolculuk da var.-ki rüyalar kişisel gelişimle ilgili olsa da başlı başına bambaşka bir konu benim için.bizim için bir rehber , rüyalar.

    filme gelecek olursam; cidden ilk oyunculuk deneyimin mi bu esra inal? eğer öyleyse sana ayakta alkış! 'okuma provası mı o da ne?' diyen birini böyle bir performansla izlemek cidden çok şaşırtıcı,çok harikulade.gerçekten ilk oyunculuk deneyiminse helal sana!!! kendini oynamak kolay gibi gözükse de yaşanılan şeyleri tekrar yaşamak ne kadar zordur kimbilir?.. ve tüm yapılanları affetmen...'esra bunları affettiyse herkes affeder 'dedirtiyor cidden.filmden daha çok esra inal a değindim çünkü ben bu kadına hayran kaldım!

    filmdeki efektler de müthiş.ömer faruk sorak'ı da ayrıca tebrik etmek gerek.ve böyle şeylere azıcık ilginiz varsa izleyince asla pişman olmayacağınız bir film.gidin izleyin ve esra'ya hayran kalın diyorum!