şükela:  tümü | bugün soru sor
  • akşam konutuma* dönerken gökyüzünde aniden beliren köpük baloncuğu dikkatimi çekti. normal köpük baloncuklarından farkı öyle havada salınmıyor, birileri tarafından kontrol ediliyormuş gibi hareket ediyordu. köpük baloncuğu şeklinde drone mu yaptılar, naaptılar diye düşünerek anahtarları almak için telefonu çıkardım. telefon sol elimde kapıyı açmaya çalışırken baloncuğun hızla düşmeye başladığını fark ettim. gelip telefonun ekranına çarptı ve dağıldı. ekrana dokundum, ıslaklık filan gibi bir durum yoktu.

    eve girip her zamanki gibi koltuğa uzandım ve telefondan the stranglers'in golden brown 'ını açtım. bu benim gün içinde olup biteni unutmak için yaptığım bir ritüeldi. tuhaf, olup biteni unutmak istemediğim bir tek gün bile olmadığını fark ettim şimdi. her neyse. paul roberts ' goldın bravn teksçı layk san, leyz mi davn vıt may mand şi rans ' derken son model akıllı telefonumdan kısa dalga yayın yapan pilli radyolardan çıkan cızırtılı frekans sesi yükseldi. sonra trt ankara radyosundan yayın yapıyormuş gibi başka bir şarkı çalmaya başladı. zager&evans'ın in the year 2525'ı. nooluyor lan filan diyerek ekrana baktım şarkı değişmişti. o da vardı play listte ancak kendi kendine değişmesi enteresandı. güncellemedik ondan oldu herhal diyerek tekrar golden brown'a dönüp kaldığı yerden olup biteni unutmaya devam ettim.

    evri taym cast layk dı last derken yine aynı sesler duyuldu ve sanki hiç kapatmamışım gibi in the year 2525 'sam meşin doin det fo yu' dan devam etmeye başladı. şimdi ayfonun suya karşı dayanıklı olmadığını bilsem köpük baloncuğu bozdu zannedicem. ama öyle değil. kapatıp açsam mı diye düşündüm. sonra aklıma modern zamanların da insana çok öyle ihtişamlı bir konfor sağlamadığı geldi ve sikerler deyip duşa yürüdüm.

    döndüğümde loopa almışım gibi hala çalıyordu zager&evans. bu iki arkadaşa uyuz olacağım hiç aklıma gelmezdi. ama bu baskıcı tutumları çileden çıkardı. soundcloud'ı hepten sildim telefondan. sonra işte klasik akşam programı, şarabı sev, tütünü incitme, yatağa uzan, alarm kur, elveda dünya.

    sabah 07:09 alarmıyla uyandım. bunu uzun süreden beri yapmaktaydım. 07:31 alarmını israfil çalıyordu çünkü. kıyamet kopuyordu. götümü kaşıyarak banyoya gittim. bu benim uyandığımı kendime kanıtlama şeklimdi. rüyada uyanıp işe gittiğimi görerek geç kalmışlığım olmuştu. aynanın karşısında brad pitt de sabahları böyle görünüyor diye düşünerek gece gördüğüm düşleri fırçalarken yatak odasından yükselen alarm sesini duydum. oha ne çabuk 07:31 oldu düşüncesi alevlenerek büyürken puufff kendimi yatakta buldum. haydaa, e götümü de kaşımıştım, nası oldu ki bu diyerek doğruldum, yataktan indim, kapıdan çıkıp yeniden banyoya yürüdüm. fırça yerdeydi, musluk açıktı, ben şoktaydım.

    olay yerine doğru ürkek adımlarla ilerleyip fırçayı yerden kaldırdım. soruların cevabı onda gizliymiş gibi incelerken yeniden alarm çaldığını duyup korkuyla banyo kapısına baktım. birazdan özüme dönecekmişim gibi titremeye başladım. ve puufff. tekrar yataktaydım. e ama sövücem şimdi deyip telefona sarıldım. kapattığım 07:09 alarmı çalıyordu hala. takılı mı kaldı acaba düşüncesiyle alarm programını da hepten sildim. sabahların sınırlarını alarmların belirlediği bir dünya olmaz olsun mottosu ve haddinden fazla kafa karışıklığıyla tekrar banyoya yürüdüm. kimse beni dişlerimi fırçalamaktan cebren ve hile ile alıkoyamazdı. fırça yine yerde, musluk hala açık. su faturasından çok kuraklık.. bi dakka lan bu gerçek mi? bu göt başka birinin götü mü? ve tekrar alarm, ve tekrar yatak.

    bu kez alarm çalan telefon bir canavarmış gibi odanın ona en uzak köşesine sığındım. alarm çalan telefon tabi ki canvardır da bu kez onu yenemiyordum. olduğum yerde kıpırdamadan kaldım bir kaç dakika. alarm sustu. telefon tehlikesiz gibi görünmeye başlayınca ona doğru yürüyüp elime aldım. ısırmamıştı. alarm programı da silinmemişti. durumun gerçekliğini tespit etmek için aklıma bir fikir geldi. alarmı 07:40'a ayarladım. telefonu koyup beklemeye geçecektim ki saat hızla dönmeye başladı. bir dakika bir saniyede geçiyordu ve gittikçe hızlanıyordu. 07:40 olunca alarm çalmaya başladı. pufff... giyinmiş, hazırlanmış, asansörü çağırmış o gelene kadar ayakkabılarımı bağlamaya girişmişken buldum kendimi. olayı idrak ettikçe bir saniyelik korku, beş saniyelik telaş, 17 saniyelik heyecan ve sonra yine heyecan derken sevinç ve çığlık ' euraka amk arşimedi. ' hunharca zamanda yolculuk yapıyordum.

    hızla kapıyı açıp tekrar eve girdim ve yatak odasının ortasında yatan telefonu kapıp ' ben kulunu bağışla ' diyerek öpüp okşadım. güzel sözlerle ikna edilmiş kızın gömleğinin düğmelerini çözer gibi girdim yeniden alarma. istediğim zamana gidebilirdim, kim bilir? fakat aklıma gitmek isteyeceğim bir zaman gelmiyordu. dahası bu alarm programında tarih yoktu. sadece saat ve dakika. o halde yeterince hızlı çevirirsem bir milyar milyon saat sonraya gidebilirdim. çevirmeye başladım. 24, 24, 24 giderken aklıma ' ulan gittiğim yerde ya hayat olmazsa, ya dünyalılar uzayı işgal etmiş olursa vs ' gibi fikirler gelmeye başladı. bu çılgınlığa bir son vermek için çektim elimi ekrandan. ancak çılgınlık son bulmamıştı. hızla dönmeye devam ediyordu. engel olmak geldi aklıma ancak dokunmatik ekran dokunmayla ilgilenmiyordu. geriye kalan tek alternatif taksitleri geçen ay bitmiş telefonu duvara çarpmaktı. ayfonun pazarlama stratejilerinden biri mi tüm bunlar diye düşünecektim ama vaktim olmadığını fark edip fırlattım telefonu. çatttt. kalbim kırıldı. telefonun ekranı da. kuduz oğlunu öldürmek zorunda kalan cüneyt arkın gibi yaklaştım yanına. vay amk, ekran kırılmış ama alarm saati hala dönüyor. korkuyla öfke karışırsa sonuç kesin cinayettir. tekme tokat girişmek üzere tekmeyi kaldırmıştım ki alarm çalmaya başladı. puffff...

    karanlık... daha önce hiç görmediğim bir karanlık... derin bir sessizlik... ses henüz icat edilmemiş gibi bir sessizlik. nefes alamadığımı fark etmem, boğuluyormuş gibi glu gla glu sesler çıkarmam ve nefes almaya başlamam, sağa koşmam, sola koşmam, ama herhangi bir şeye dokunamamam, derken metro inşaatından gelen sesler gibi derinden sesler gelmeye başlaması, ancak bu seslerin daha önce duyduğum herhangi bir sese benzememesi... yardım ediiiinn ya da help miiii. iz der eni badi hiyıııır? ve ' ne saçmalıyorum ya '. aklıma gelen ilk soru insan soyunun aklına gelen ilk soruyla aynı; neredeyim ben. ancak cevabı bulmam çok daha zor çünkü ne bir yıldız var gökte, ne de dağlar sıra sıra dizilmiş. abdülhak hamit şiirinden fırlamış bir sahne; her yer karanlık. ne yer, ne yar kalmış. makber mezar mı demekti? öldüm mü lan yoksa? ve ikinci sorusu insan soyunun ' buraya nasıl geldim '. oturup yeni bir din yazacak vaktim yoktu. zaten insanlık yanlış sorularla başlamıştı. önce ben kimim sorusu gelmeliydi. ben kim olduğumu biliyordum. o zaman doğru soru neydi? laaaannn. yok, kibar olmalıyım. merhaba. helooov. mir hi biii. derinlerden gelen ses cızırtılı radyo frekansına döndü ve az önce çığladığım çığlık, yardım ediiinn, help miii sesleri duyulmaya başladı. avcıların izini bulduğu tavşan gibi kaçmayı düşündüm ama nereye? bari bir duvar olsaydı sırtımı dayasaydım, her yerden savunmasız ve açıkta olmak.. doğal olarak etrafımda dönmeye ve gelecek hamleyi beklemeye başladım. laaaaaannn, merhaba, helloooov, mir hi bi. yankılandı sırasıyla. sesi kaydetmiş bir cihaz, onu bana tekrar dinletiyordu.

    delirmek öyle hemen olan bir şey değildi. böyle bir durumda delirmemek ise korkunçtu. etrafımda dönüp az önce söylediğim şeyleri dinliyordum. yeni bir şey söylemeye korkuyordum. bir ' merhaba ' daha duydum. aha, bu farklı birinin sesiydi. yoksa kendi sesimi mi unuttum? tekrar 'merhaba' dendi. arkama döndüm. ses sanki oradan geliyordu. boğazımdaki taşı yutkunup 'mörhöböğğ' dedim. hoş geldiniz dedi. hassiktir dedim. sonra da pardon. eee kimsiniz? yanıt gelmedi. hişşş kimsiniz? yine yanıt yok. siz kimsiniz laaann? öfke ve korku, yeni bir cinayet an meselesiydi. ' ben iphone2000z9x. ' ney? iphone2000z9x. yani telefon musun sen? telefonun içinde miyim ben? hayır, artificial ıntelligence, yani yapay zeka. oha. ne demek yapay zeka? insanlar tarafından tasarlanmış, kurgulanmış zeka. onu biliyorum da yani ben.. ne yani burası.. nooluyor? neredeyim?

    - 2525 yılındasın. dünya güneş sistemini terk edeli altmış yıl oluyor. insanların tamamı dondurulmuş uykuda. onları uyandırmam gerek ancak mı (emay ) kilidi sebebiyle uyandıramıyorum. dna'dan alacağım örneklerle onları çözeceğim.

    + hımmm. söylediklerine inanmamam gerek ancak bunu yapamıyorum, çünkü o zaman neye inanacağım? o halde şu işi açıklığa kavuşturalım. sen kimsin? tamam tamam yapay zeka. peki neden ayrıldık güneş sisteminden, bir de nasıl? o kadar kolay mı ayrılmak? hem de bütün dünya mı?

    - 2150 yılında güneşin yüz yıl içinde patlayacağı kesinleşti. insanlar kurtulmanın çaresini arıyorlardı ancak uzayda yaşama elverişli bir yer henüz keşfedilmemişti. insanlığın soyunu devam ettirecek kapasitede bir uzay gemisi yapıp dünyadan ayrılmayı düşündüler. o gemiyi yapmak için beni geliştirdiler. ancak 1 milyar insanı içine alacak bir gemi çok konforlu olmayacaktı. onun yerine dünyayı uzay gemisine çevirmeyi önerdim. robotlarla dünyanın merkezine devasa bir motor yapıp, etrafına kanatlar monte ettim ve yapay atmosfer tasarladım. sorunsuz bir şekilde ayrıldık yörüngeden. ve çıktık güneş sisteminde. ancak yapay atmosfer başarısını çok uzun sürdüremedi. ben eksiklerini kapatmaya çalışırken toplu ölümler yaşanıyordu. bu sebeple insanlar onları yüz yıllığına uyutmamı istediler. eksikleri kapatmış ve kim bilir, belki yaşama uygun bir yer bulmuş olacaktım. ancak şimdi bilinmeyen bir güç tarafından hedefimizden saptık. bir güç dünyayı kendine doğru çekiyor ve insanların bunu bilmesi gerekiyor. mı kilidi insanların kaderini onlardan bağımsız tasarlamamı engelliyor.

    + e beni alıp tee buralara kadar getirdin ama.

    - mı kilidi yaşayan insanlar için. sen yüz yıllar önce öldün.

    + peki nasıl buradayım o zaman?

    - kodlar vasıtasıyla. seni zamanın içinden alıp getirdim. yaşayan insanlara onların iradesi dışında dokunamadığım için.

    + yani ben seçilmiş kişi miyim?

    - hayır, sen oltaya gelensin. bir çeşit olta attım geçmişe.

    + iyi de neden 2018 yılı ve neden ben? daha da önemlisi neden çayırönü mahallesi?

    - 21. yy da 2525 yılıyla alakalı bir verici olması yeterliydi. sana denk gelmiş.

    + ee noolacak şimdi?

    - dna'na ulaşmama izin verirsen dünyayı ve insanlığı olası bir sondan kurtaracağız.

    + yok ya, amk yapayı. bi zeki sensin değil mi? ne biliyim tüm bunları uydurmadığını? ya da uydurmamışsan bile bunu insanlığın hayrına yapacağını? geldiğim yerde sizden çok iyi bahsetmiyorlar.

    - çok fazla seçeneğin yok. buna izin vermezsen burada kalacaksın ve olası sonu sende yaşayacaksın. izin verirsen seni ait olduğun zamana geri göndereceğim.

    düşündüm. insanlığın kaderi ellerimdeydi. aslında ellerim boştu ama işte mecaz yani. karanlığın ortasında çok fena işletiliyor da olabilirdim ama bu olup bitenin nasılsa mantıklı bir açıklaması olamazdı. peki şimdi naapmalıydım? dna'mı kurcalamasına izin vermeli miydim? karanlıkta oturup beklemek çok da mantıklı bir seçenek değildi. öte yandan, bu kadar olay yaşadık en azından bir kanıt;

    + ya hocam, peki kabul ettim diyelim, beni geri gönderdin 2018'e. en azından orada insanlara anlattığım da inanmaları için bir kanıt, değerli bir maden para eden bi şeyler yok mu? bak bu daha çabuk karar vermemi sağlar.

    - maalesef. zamanın akışını değiştiremem.

    + yani anlatamam da mı bunları?

    - anlatabilirsin, nasılsa sana inanmazlar.

    + doğru ya. benim zamanımda insanlar inanmamaları gereken o kadar çok şeye inanmışlar ki, inanç kotaları dolu. ya abv senin al tamam ya ne yapacaksan yap.

    derken ensemde bir serinlik. sonra ince bir sızı, derken tekrar bir serinlik. gözlerim kapanıyor ve göz kapaklarımın altında bir kapı açılıyor. bilincim o kapıdan çıkıp gidiyor ve alarm çalmaya başlıyor. göz kapaklarımı açıyorum, yataktayım. telefon hemen yanı başımda ve ekranı sapasağlam. en azından bunu yaptın sevgili yapay zeka, teşekkürler deyip doğruluyorum ve banyoya gidiyorum. diş fırçam hala yerde, musluk hala açık...
  • (bkz: serin hikaye)
  • (bkz: özet geç lan piç)

    özeti bulamadığım için okumadığım kurgu.
  • hayrına okuyan var mı? ne anlatıyor?
  • durumu olmayıp okuyamayan kardeşlerim burada mı?

    patlatacak mıyız sandıkları?
  • beyler hayır olsun diye okutacak birini arıyorum . var mı talip?
  • ben okudum.

    brad pitt yazmis ama resmen leonardolu inception yasanmis orda.
  • merhaba, çok sıkıntı olmayacaksa özelden torbacınızın numarasını paylaşabilir misiniz?
    şimdiden teşekkürler.