şükela:  tümü | bugün
  • 8 nisanda vizyona girmesini dört gözle beklediğimiz filmdir.
  • fragmanına bakılırsa içerisinde bayağı iyi oyuncuları da barındıran film. yolu açık olsun.
  • günümüzün dev bütçeli; yapım şirketlerini, dağıtım şirketlerini, sinema salonlarını arkasına alan filmlerinin aksine bir tek adamın hayalleri (bkz: mustafa haktanır) ve engelli hakları konusunda duyarlılığı olan güzel insanların alın teri ile çekilmiş film.

    yönetmenin yakın arkadaşı balıkesir engelli basketbol takımının kaptanlığını yapan alper şentürk’ün bir dönem yaşadığı gerçek olayların da kurgulandığı film, binbir zorlukla ve maalesef çok az sayıda salonda 8 nisan cuma günü vizyona giriyor. bu noktada sinemaseverlerin desteği çok önemli..

    https://twitter.com/…film/status/718054908784742400
  • filmi dün akşam izledim. farklı bir kurgusu var bu sayede birçok türk filminden ayrılmış. yamulmuyorsam güzel günler göreceğizden beri böyle kurguyla karşılaşmamıştım. özellikle üç kafadar arkadaşı, cihat süvarioğlu'nun oyunculuğunu ve çocuk oyunculardan kafayı radyo programı yapmakla bozan adını bilmediğim oyuncuyu çok beğendim. yolları açık olsun, daha çok projede görürüz inşallah.. derya alabora yine döktürmüş fakat sermet yeşil'in sahneleri çok az...

    filmin çekildiği, hikayesinin geçtiği yer de olan balıkesir şarkısının kullanılması çok etkileyici olmuş, salondaki birçok insanı ağlattı birsen tezer sağolsun...

    film hakkında bir röportaj için
  • mustafa uzunyılmaz, derya alabora, hakan kurtaş gibi başarılı oyuncuların yer aldığı, senaryosu ve oyuncuların harika performanslarıyla son dönemde çekilmiş türk filmleri arasından rahatlıkla sıyrılabilecek mutlaka izlenmesi gereken güzel bir film.

    ---spoiler---

    - abi bi tane kerhane tatlısı versene
    - halka tatlı lan o! kerane tatlısı değil!

    ---spoiler ---
  • son günlerde vizyona giren o kadar piyasa filminin arasında, hikayesiyle oyunculuklarıyla pırıl pırıl bir filmdir. büyük bütçesi, sponsoru yoktur ama az parayla da iyi film hem de çok iyi film yapılabileceğinin kanıtıdır. herkesin izlemesi, izlettirmesi gereken bir filmdir ama ne yazık ki dağıtım şirketlerine para dökemediğinden sayılı yerde vizyona girebilmiştir yine de vizyona giren yerleri takip edip uzakta olsa gidilmelidir, emin olun pişman olmayacaksınız, oldukça değerli bir film. bu arada ankara'da olanlar için nata vega'daki prestige sinemasında vizyona girmiştir, ege mahallesine giden tüm otobüsler nata vega'ya gitmektedir, gidiniz efendim.
  • yoktan adam zirvecilik a.ş tarafından desteklenen ve bu perşembe beşiktaş cinebow'da gösterimi, ardından saat 21:00'de yönetmeni mustafa haktanır ve oyuncuları güneş sayın, hakan kurtaş, hakan bilgin, cihat süvarioğlu ve ali akdal'ın katılımıyla söyleşisi yapılacak güzel film. https://www.facebook.com/events/1776867945877226/ hepinizi aramızda görmek dileğiyle...
  • mesaj kutuma düşen reklamla haberim oldu
    ünlüyü soundtrackte kullanmaları iyi olmuş
    eyyorlamam bu kadar
  • merhaba;

    yoktan adam zirvecilik ve sanayi a. ş. sayesine izlemeye nail olduğum bi film. baştan biraz derme çatma giden paralel hikayeler gibi görünse de sonlara doğru hışımla toparlanan, derli toplu ilerleyip muhteşem bi şekilde paketleyip kapatıp giden bi film olmuş. 3 ayrı arkadaş grubunun hikayelerinden oluşuyor film. tipler oldukça gerçek. oyunculuklar da iyi. kurgu mükemmel. yani şöyle diyim, bu gitgelli kurguyu kullanan çok yönetmen var, en ünlüsü inarritu herhalde. inarritu filmlerini izlerken benim yanıyor, paralel hikayeler var, farklı zamanlar var, hiçbir işaretleme, belirleyici/tanımlayıcı unsur yok, anlamıyosun "bu kim şimdi, nerden çıktı, bu adamın suratında yara yoktu, bu o zaman ya geçmiş ya gelecek..." kayboluyor insan kurgu içinde. hangi sahnenin hangi olaya ve zamana ait olduğunu tespit edip sahneleri buna göre adreslendirmeye çalışma çabası yüzünden, olaya, en önemlisi duygulara odaklanamıyor insan. bu film öyle değil. gitgelli kurgu olmasına rağmen kolaylıkla anlaşılıyor. alengirli olma kayıgısı ile seyirciye işkence eden bir anlatım tercih edilmemiş. ama tabi ki bir gişe filmi gibi değil bir çok şey yine de. olaylar akıcı ve kurgu "smooth" diyorum ama, bağımsız sinema konteksti içinde değerlendirin bu ifadeyi. ortalama bi gişe filmi izleyicisi iseniz, filmi muhtemelen düşük tempolu bulursunuz. ama kusura bakmayın, bu sizin eksikliğiniz olur. : )) ait olduğu jenar ve hitabettiği izleyici kesmi için temposu gayet yerinde. hep dalga geçtiğim "sanat filmi terbiyesizliği" yok mesela. acıyı abartmak hatta karikatürize etmek için yapılan o yapay "ağırlık" katılmamış kesinlikle. ki uzun zamandır bir bağımsız sinema yapıtında ilk baktğım şey bu benim. bu çirkin, samimiyetsiz, ahmakça ve dünyanın geri kalanında terkedilmiş dili hala kullanıyorsa birisi, ne eser miktarda saygım kalıyor kendisine, ne de yapıtı izleyesim geliyor. sayın haktanır, büyük başarı ile filminde samimi bir dil, makul bir tempo tutturmayı başarmış. filmleri belki "gişe" ve "bağımsız sinema" diye ayırmak doğru değil, yapıyoruz ama doğru değil, ve bu global bakış açısı ile, yani kategorize edilmemiş, jenardan bağımsız bir bakışla yine gayet başarılı bir film. bir de tabi, oryantal anlamı var bizler için, anlatılan hikaye çok bizlik, çok bizden. anlatan tipler bayaa bildiğin sensin, benim, çocukluk arkadaşım, komşunun çocuğu falan. karakterler, tabi ki karikatür, ama gerçek hayattaki kadar karikatür, yani aslında pek diil. : )

    ve işte; faretmişsinizdir, saçma sapan bi ülkede yaşıyoruz. ve bu filmde ilgili ülke dinamiklerinden payına düşeni almış. söyleşide öğrendik ki, biz izlediğimizde, yani vizyona girmesinden 2 hafta sonra 700 kişi izlemiş filmi tüm türkiye'de. burda şimdi size tabi ki beyaz türk elitistliği yapmicam, "leş leş komedi filmlerini milyorlar izlerken, edebi ve entelektüel değeri olan eserler izleyici/okuyucu/dinleyici bulamıyor, halkımız cahil." demicem. bunu yapmicak olmamın sebebi, yeterince yapıldıını ve artık bundan içinizin şiştiğini bilmem değil. anlamsız bi ifade bu. irrelevant yani. her şeyden kopuk. boşlukta asılı bir beyan. narsist ve elitist olması dışında, amaçsız da aynı zamanda, söyleyenin kendi egosunu şişirmesi amacı dışında. benim değinmek istediğim başka bir şey. ben olan her şeyin olmak zorunda olduuna inanmışımdır hep. aksi halde olmazdı zaten. olduuna göre olması kaçınılmazmış. ve biz onun aslında olmamasını düşünüyor isek, aslında konteksti yanlış anlamışız, olayın dinamiklerine olduğumuzu sandığımız kadar vakıf olamamışız demektir. en azından benim yaklaşımım bu. onun için kimseyi cahillikle suçlamıyorum. suçlayamam da ki zaten. ben kimim ki böyle bişi yapayım? hangi hakla? which government? ya şimdi demeyin "arkadaş, sen attın fikri ortaya, şimdi sen değilliyosun" diye. yok, öle diil. ben atmadım. söyleşide bunlar konuşuldu hep, onun için diyorum. entelektüel geçinen insanlarımızdan maalesef entelektüel insanlarda görünmemesi gereken türde bir kibir ve içgörüsüzlük var. adam hala "benim oyumla çobanın oyu" kafasında. her erkin denkliğini kafada oturtamamış. "ben daha akıllıyım ve daha bilgiliyim, ben daha önemli olmalıyım" modunda geziyor her konuda. ki akıllı ve bilgili bir insanın aslında ilk farketmesi gereken kimsenin kimseden daha önemli olmadığı. : )) bu seninki "above average effect" bile değil dostum. seninki cehaletin ilüzyonu. ortalamaya göre bi tık daha bilgili, beynin de bi tık daha hızlı çalıştığı için kendini çok bilgili ve çok akıllı sanıyosun kendini ama değilsin. sen de en az herhangi birisi kadar akılsız ve içgörüsüzsün. bu bir iftira ya da mesnetsiz bir iddia değil. kanıtım var. kanıtım kendi beyanın. : )

    ben onunçin "toplumu eğitmemiz lazım" safsatalarına prim vermiyorum. toplum neden bu filmlere erişmeye çalışmıyor diye de mıymıylanmıyorum, bu çok saçma olurdu az önce anlattıklarım ışığında. ve fakat ben de başka bişeye kızıyorum. kendi "kontekst"i içinde bile olması gerektiği halde olamayan şeylere kızıyorum mesela. ne mi diyorum? sabret çiçeğim. annatçam. biliyorum, sen de egosantrik, kibirli, attention span'i 30sn olan ama kainatın etrafında döndüğünü sanan bi hümanoid yaşam formusun, ama sabret, hepsini anlatçam.

    başka sinema diye bişi var. bu adamların "profesyonel" olarak işi, bu tür, "ana akım"a hitab etmeyen ama yine de yüksek entelektüel/edebi/sanatsal değeri olan filmleri azınlık da olsa, var olan izleyici kesimine ulaştırmak. bu adamların işi bu. başka bi işleri yok. turizmci değiller. ağır sanayi ile işleri yok. gıda sektöründe yoklar, filmi izlerken yediğin patlamış mısırı bile onlar yapmıyor. bu adamların tek ama tek işi, ana akımın izlemeyeceği iyi filmleri, bu filmleri izlemek isteyen izleyiciye ulaştırmak. bildiğin kapitalizm one'o'one. en basit hali ile "arz talep". bu da değişik bi arz, bu arzın da kendine göre bi talebi var. ve sistemdeki bu boşluğu gören, belki ikincil "kültürel" motivasyonları da olsa da, birincil motivasyonu tamamen ticari olan bi oluşum olarak başka sinema'nın bu transaction'a aracı olmuş olmasını bekliyordum. film çünkü tammmm başka sinema'lık bi film, tam ama. bikaç yıldır başka sinema'da ortalama ayda 1 film izleyen herkesin çooook izlemiş olmayı isteyeceği bir film.

    ve fakat başka sinema ilgilenmemiş? lan?

    niyesi bile belli değil. var oluş amaçlarına ters olan bu hareketle ilgili, elle tutulur bir açıklama bile yapmamışlar. işte buna kızarım. buna kızarım ve bence kızmaya da hakkım var çünkü bu dediğim entel masturbasyonu değil, bu kibir değil. kapitalismle dönen bir çarkta kapitalizmin işlemesini talep ediyorum sadece. (kapitalizme de bayıldığımdan değil de işte, bu yaştan sonra tutunamayan solcu gibi vıyvıy ağlanmayı içime sindiremeyeceğimden yutuyorum bazı şeyleri.) rezil bişeyi dayattınız, ekonomik sistem diye, meğer hayat tarzıymış. (genellikle tersi olur, harley davidson kullananlara sorarsın bu ne diye, hayat tarzı der, halbuki motosiklettir o.) bari onu işletek ya adam gibi? sen bu butik pazarın müşteri ve satıcısına aracı olmaya aday değil misin arkadaşım, e yürü o zaman?

    yönetmen ve senarist arkadaştan anladığım kadarı ile, film aziz nesin'in "sınırdaki ev" hikayesine dönmüş. şantiyer isimli bir dağıtıcı ile anlaşmışlar. şantiyer bu film gişe yapmaz, gişe filmi değil diye sallamamış, dağıtmamış. dağıttıysa da çok az dağıtmış. başka sinema da kapris yapmış "siz bir dağıtıcı ile anlaşmışsınız, bu da gişe filmi olduunuz anlamına geliyor, o zaman biz sizinle çalışmayız. çünküüüüğ biz gişe filmi oynatmıyoruz t'mam mıııığ" demiş. tamam diksiyonu ben uydurdum ama olan biten yaklaşık bu. bunun dışında bir arıza varsa da kimse bilmiyor, çünkü başka sinema hiçbir açıklama yapmamış. sorunun bu olduğu da aslında bir spekülasyon, bi tahmin yani. ki bu da başlı başına ayrı bi ayıp.

    böle bi amatörlük, böle bi ciddiyetsizlik olabilir mi ya? dağıtıcı ile anlaştın diye küsüp gönül mü koydunuz naaptınız ben anlamıyorum? profesyonellikte, doğru sonuçlar önemlidir. prensipler kadar. hatta daha fazla. firma prensibin gereği "dağıtıcı ile anlaşan filmleri oynatmıyor" dahi olsan, turkcell'in prensipler ve yasalar gereği dağda kalan çocuğun konum bilgilerini paylaşmayarak ölmesine engel olmaması gibi, prensiplerin esnetilse daha iyi olacağı durumlar vardır bazen, "doğru sonuç" için. turkcell'in yaptığı prensip olarak doğruydu, ve kanuni olarak kaçınılmazdı. ama orda bi kuralın dışına çıksaydı, her şeyin kötü niyetle suistimal edildiği bu ülkede bi tane daha ama bu sefer iyi niyetle suistimal yapsaydı, o çocukcağızın hayatı kurtulmuştu. insan hayatını korumak ve kurtarmaktan daha doğru bir sonuç olamaz. belki abartılı bir örnek ama kurallara, prensiplere körü körüne bağlılığın ucunun nerelere gidebildiğini olabilecek en açık şekilde ifade etmek istedim. her yerde insan var şu an, ruhumuz var çünkü, insiyatif kullanalım, o işe ruhumuzu katalım diye. bazen ruhumuz çünkü, bu kuralı görmezden gel bu özel durum için diyebilir, doğru sonuç için. (aslında genellikle pisliğe itiyor da neyse.) bu yüzden ben o firma prensibi safsatasını kabul etmiyorum. filmin konusu, tarzı, işlenişi belli. başka sinema'nın çizgisi belli. ortada aslında düşüncek tartışçak tartçak bişi bile yok. ne olursa olsun "evet ya, bizim bunu göstermemiz lazım" demelilerdi. küsseler de, darılsalar da, gönül de koysalar, göstemelilerdi.

    yönetmen ve senarist arkadaşı ağzını aradım bi sürü. belki çok gururlu biridir, bir sefer önermiştir, onlar da "hayır" demiştir, o da ısrar etmeyi gururuna yediremeyip küsüp konuyu kapamıştır. olur ya. ama hayır, "bayaa da uğraştık aslında" gibi bir ifade yakaladığımı hatırlıyorum. zaten sohbet esnasında tanıyabildim biraz. tam bir "kontrollü isyankar" kendisi. kızıyor, insana, insanlığa, kötülüklere, haksızlıklara, ama kızgınlığın kontrolü ele geçirmesine izin vermiyor asla. başarının tek yolunun, inat, ısrar, sebat olduğunun çok iyi bilincinde. bilinci ile baskılıyor dürtüsel tarafını. böyle birinin zaten kolay pes etmiş ya da gururuna yenik düşmüş olması düşünülemez. ama ben yine de (aslında pek şaşmayan) analizlerimden değil, beton kanıtlardan ilerlemeyi tercih ettim. ve sohbetin çeşitli noktalarından aldığım parçalarla, başka sinema'ya filmi de izlettirdiklerini öğrendim. o zaman iyice inanılmaz bi hal aldı benim için olan biten, zira, yanlış ayakla da başlamış olsa iki taraf mesela, her ne ters gittiyse, filmi izledikten sonra en azından fikri değişmeliydi başka sinema'nın. değişmemiş.

    ya da belki olayı tamamen yanlış anladım ya da yürüttüğüm tahminler tamamen yannış. olabilir, olsun. hiçbir önemi yok. hala bütün ayrılık ve uyuşmazlıklarını bir kenara koyup, profesyonellik gereği bu filme sahip çıkmalıydı başka sinema. çıkmak zorunda. işi bu. başka bir işi de yok. ama çıkmamış. benim "olan her şey demek ki olmak zorundaydı, eğer bir durum karşısında bunun aksini düşünüyorsan durumun dinamiklerini yannış anlamışsın demektir." şiarıma göre başka sinema olduğunu sandığım şey değilmiş demek ki. kendilerine göre her ne geçerli sebepleri varsa, ki bu geçerli sebep subjektif olmak zorunda zira objektif gerekçeler üzerinde işliyor olsalardı, film başka sinema'da oynuyor olurdu, neyse, her ne geçerli sebepleri varsa, bu onlarında bu nahoş coğrafyada, en az onun nahoş bir oluşum oldukları, ve gerçekten güzel ve değerli bir filmi maksimum 900 izleyiciye mahkum ettikleri gerçeğini değiştirmeyecek.

    ha aralarında kız meselesi varsa ayrı. o zaman olabilir.

    sevgiler,
    tk
  • (bkz: insan okuyacak bunu)

    özeti:
    çok güzel bi film var.
    2 haftada sadece 700 kişi izlemiş
    halbuki başka sinema bunu dağıtsa yaysa neyse artık şahane olurmuş.
    bunu yapmamışlar.
    çok ayıp etmişler ben onların mnkym.