• abim vardı benim . bu ilaçla sigarayı bıraktı. 2 sene sonra bana tavsiye etti . ben de bıraktım. bıraktığımın 6. ayında abim öldü. halbuki senesi dolunca bana istediğim bir şeyi alacaktı.
    daha duygusal ve şiirsel yazabilirdim de . bu kadarını yazarken bile ağlıyorum. sadece ona söz verdiğim için ölümünün yıkımı bile bana sigara içiremedi. biz kazandık abi.
    not: hayat akıyor su gibi ölümün üzerinden 4 sene geçmiş bitmiş. daha ne sınavlardan geçtim , ne keyifli anlar yaşadım ama sözümden hiç dönmedim .özledim be abi...

  • bu ülkede on yıllarca sömürülen, günde 16 saat hayvanlar gibi çalışıtırıp 2 kuruş ekmeğe muhtaç edlien, sonrasında sırf patron istediği diye kapının önüne konan milyonlarca insan varken japonya ile karşılaştırılmasına oldukça güldüğüm beyanat. japonya'daki işçi özlük hakları ve hayat standartları türkiye'de olsa hiç kimse işini bırakmak istemez.

    edit: imlâ

  • hiçbir zaman kilolu bir insan olmadım.

    ama sağlıklı bir insan da değildim. özgüveni yüksek biri de. sosyal, hiç değildim. tüm sorunlar da buradan başlıyor zaten. anlatayım.

    lisedeyim. o zamanlarındaki hızlı metabolizmanın da etkisiyle kola, cips, envaî çeşit çikolata hatta jelibon gibi şeyler yiyor, bu abur cuburların uzun vadede bende nasıl zararlı bir alışkanlık yaratabileceğini kestiremiyordum. bunun sapkın bir şeker ve kolesterol bağımlılığına yol açtığını çok sonra öğrendim. çocuk ve genç yaşlarda edindiğimiz beslenme alışkanlıkları bütün hayatımızı etkiliyormuş meğerse.

    abur cubur mevzusunun dışında uyku düzensizliği problemim vardı, bir gün 3 saat uyuyup bir gün 6 saat uyuyor, gece başlayıp sabahlara kadar kola içip oyun oynadığım oluyordu ve asla yetişkin bir erkeğin alması gereken 7.5 saatlik uykuyu almıyordum. lisedeyken arkadaşlarımla arada bir yaptığımız halı saha maçlarında ne kadar az uyursam o denli kötü oynadığımı fark ettim. 10 saat uyuyan bir arkadaşımın yanında kaplumbağa gibi kalıyordum. daha sonra okuduğuma göre düzenli sporun düzenli uykuyu nasıl da iyileştirdiğini öğrenecektim.

    uykusuz ve iştahı pek de yerinde olmayan biri olarak kendimi güvende hissetmiyordum. ne zaman konuşsam birileri beni ayıplayacak, eleştirecek gibi hissediyordum. insanlar aşırı canlı ve yabancıydı gözüme. susuyordum ben de. başımı öne eğip kendi halimde takılıyordum.

    tabi ki lise ve üniversite boyunca geçirdiğim bu hareketsiz ve dolayısıyla da sağlıksız yaşam beni bitirmişti. evde tüm gün oturan biri olmak yukarıda anlattığım yan etkilere yol açmıştı ve ben zaman içinde ne arkadaş ortamlarında dikkat çeken, ne derslerinde başarılı olan (üniversite not ortalamam 2.01), ne de futbolda az biraz ilerleme sağlayabilmiş biri hâline gelmiştim. sevgilim de yoktu.

    sonra, kaldığım evin çok yakınına bir spor salonu açıldı. uyuyamıyordum, sağlıksızdım ve hala abur cubur yiyordum. ev arkadaşımın da itelemesiyle oraya yazıldım ve elimde başka hiçbir uğraşım kalmadığı için akşamları oraya takılmaya başladım. ve ilginç bir şekilde, vazgeçmedim.

    sonuç inanılmazdı.

    evet, klişe gibi gelebilir ama klişeler de doğru oldukları için o kadar yaygınlar zaten. antrenörümün de başlarda biraz itelemesiyle kısa sürede düzenli uyuyan, bunun sonucunda maçlarda yıldız gibi parlayabilen, kafam yerli yerinde olduğu için arkadaş ortamlarında ezilip büzülmeden konuşabilen ve çok daha zinde hisseden biri olmuştum. iştahım açılmıştı, cips değil normal yemekler yiyor ve bundan aynı ölçüde zevk alıyordum. kilomda bir değişiklik yoktu, benliğim değişmişti.

    tüm bu değişimlerin sadece düzenli sporla gerçekleşebilmesi "bu kadar kolay mıydı?" dedirtti bana. meğer boşuna harcamışım yıllarımı. spor, pek çok şeyin anahtarıymış. bu kadar kolaymış.

  • 1-adamdır.
    2-fenerbahçe efsanesidir.
    3-g.saray'lı olduğunu daha önce açıklamıştır, o kadar delikanlıdır.
    4-oğlu g.saray altyapısında oynamaktadır, görüldüğü üzere g.saray'ı tutmaktadır.
    5-belki içinden sevinmiştir ama sevincini dışarı yansıtmamış, sadece oğlunun sevincine ufak bir gülümsemeyle ortak olmuştur.

    gelen mesajlar ve entryler üzerine edit: rüştü reçber'in fenerbahçe efsanesi olmadığını iddia eden adam ya maldır, ya 90'lı yıllarda doğmuştur ya da fanatizmden gözleri ve beyni kör olmuş bir holigandır. fenerbahçe tarihinde 10 efsane say desen içinde rüştü vardır. izlediğim son 25 yılda 5 efsane say desen, alex'ten sonra 2.sırada gelir. zaten türkiye'nin gelmiş geçmiş en iyi kalecisi olup, hem de belki de en efendi futbolcusu olarak bir büyük takım kalesini 10 yıldan fazla koruyan bir kaleci nasıl o takımın efsanesi olmaz lan? ne beşiktaş'a gitmesi, ne de g.saray taraftarı olması efsaneliğinden birşey kaybettirmez.

  • senede iki defa gerçekleştirdiğim aktivite. ebeveynleri sevindirmek tek amacım. bitti herhalde, eve geçeyim artık.

    edit: millet de bir garip he, ahlaksızlıkmış yaptığım. hırsızlık mı yapmışım, rüşvet mi almışım, faizcilik mi yapmışım, başkasının rızkını mı çalmışım.

    edit 2: ne çabuk geldi lan bu kurban bayramı.. yine yollara düşmek amaçsızca..

    edit 3: görüyorum ki kalabalıklaşıyoruz. parti kuralım mı?

  • william shakespeare yaşasaydı sözleri itibariyle onun en sevdiği şarkılardan biri olurdu "jambi". hatta bu şarkının sözleri üzerine maynard james keenan'ı halefi dahi ilan edebilirdi belki. ama shakespeare yüzyıllardır aramızda olmadığından ve pun sanatında shakespeare denli yetkin insanlar olmadığımızdan keenan'ı shakespeare kalitesinde bir şair olarak "görmekten" fazlasını yapamıyoruz ne yazık ki.

    bir albüm olarak "10.000 days" her ne kadar "lateralus" ile kıyaslandığında çift ve kapalı anlamlılık yönünden çok daha açık bir şarkı listesi ihtiva etse de söz konusu şarkılar arasındaki anlam örgüsü bu albümü dört başı mamur bir konsept albüm mertebesine yükseltiyor. albümün isim öyküsünden "jambi"ye, "wings for marie"den "right in two"ya dek albüme dair hemen her şey keenan'ın annesi etrafında şekillenen ve dinleyiciye daima dini bir üslupla takdim edilen özel hayatını yansıtıyor.

    2014 ekim'inde bir şarkı olarak "10.000 days" hakkında yazdıklarımda keenan'ın kutsal üçleme'sinin "baba, oğul ve kutsal ruh"tan değil, "baba, judith marie ve kutsal ruh"tan meydana geldiğini iddia etmiştim. "judith"te beline doladığı meryemoğlu isa'yı halen daha tam anlamıyla affetmediğini sezinlediğim keenan'ın dinsel yaşantısında isa'nın yokluğunda açılan boşluğu dini bir figür olarak annesiyle doldurduğunu belirtmiştim. izaha çalışacağım "jambi" ise "judith" ile "wings for marie" arasındaki 6 senelik dönüşümün neleri kapsadığını özetleyen yedi buçuk dakikalık bir şarkı.

    şarkının ismi hakkında suser'larımızdan levantin'in de belirttiği gibi üç farklı teori var. bunlardan ikincisi "jambi"nin isim babasının pee-wee herman'ın cini jambi olduğunu iddia ediyor ve adam jones'un şarkı hakkında söyledikleri ışığında bakıldığında bu tez kuramlaşmaya en yakın tez halini alıyor. zira justin chancellor şarkının ham haldeki bass yürüyüşünü yazıp gitarist jones'a dinlettiğinde jones pee-wee's playhouse'daki jambi'nin söylediği ve «meka leka hay meka hayni ho» diye giden şu tekerlemeyi anımsayıp chancellor'a dinletmiş. o da zaten aşikar olan benzerliği gözardı etmemiş ve demoya kahkahalar eşliğinde verilen "jambi" ismi şarkı son halini kazandığında da aynen korunmuş.

    "jambi"de dört önemli figür olduğunu düşünüyorum ben. şarkının öznesi elbette maynard james keenan ve olaya onun penceresinden bakıyoruz. keenan'ın karşısında uğrunda tüm şanını, şöhretini hatta gözlerini dahi feda etmeye hazır olduğu annesi judith marie keenan var. şeytan, maynard keenan ile judith marie arasına girip keenan'ı annesinden uzaklaştırmaya çalışan üçüncü figür olarak çıkıyor karşımıza. dördüncü figür ise entry'nin girişinde coşkuyla shakespeare'i anmama sebep olan bir pun takip edildiği takdirde görünürlük kazanıyor.

    "jambi"nin odağında geçmiş pişmanlıkların esareti altında kalmış bir anlatıcı var. sözlerin bugünü itibariyle "değişmiş" bir anlatıcı bu, daha doğru bir ifadeyle "değiştirilmiş" bir anlatıcı. ilk mısralar okuyucu ve dinleyiciye krallara yaraşır bir zirvede sultanlara layık bir ziyafet çeken bir adam sunuyor. yediği önünde yemediği arkasında bulunan bu adam için en uç hayalin dahi gerçekleşmesi işten bile değil. çok geçmeden öğreniyoruz ki tüm bu zenginliği, bu ziyafeti, bu zirve manzarasını mümkün kılan, adamın yazdığı şarkılarla şeytan'ı ayartması ve ruhunu ona satması olmuş. fakat gün geliyor ve anlatıcı fark ediyor ki ne altın, ne et, ne manzara... hiçbiri kar etmiyor çünkü anlatıcının varlık merkezini maddi zenginlikler değil, aklından, ruhundan ve canından bir "parça" saydığı ve kendisini bir bütün halinde tutan bir insan dolduruyor. bu insanın ateşler içinde geçen 10.000 günün* neticesinde bilinen dünyayı terk etmesi, anlatıcının varlık merkezinde şanla, şöhretle, maddi zenginlikle doldurulamaz bir boşluk açıyor. ve anlatıcı, yani keenan, bu boşluğun ancak annesi judith marie'nin isa-vari bir figür halinde sembolleştiği bir maneviyata sarılmakla kapanabileceğini düşünmeye başlıyor.

    isa'nın judith marie'den bağımsız bir figür olarak kendini gösterdiği üç ayrı nokta var eserde. bunlardan ilkinde isa inananları tarafından kendisine atfedilen kurtarıcılığını yapıyor ve keenan tam kötücül zenginlikler içinde boğulacakken gelip işlerin seyrini değiştiriyor; keenan'ı yükseltip nihayetinde annesine kavuşacağı yola sevkediyor. ikinci nokta ise kendisini "güneş", yani "sun" üzerinden uygulanmış bir pun'da ele veriyor. pun, bir sesi bir cümlede iki farklı kelimenin iki farklı anlamda anlaşılmasına olanak verecek biçimde kullanma sanatıdır. shakespeare'den bir örnek: "hamlet"in ikinci sahnesinde hamlet ile babasını katleden amcası claudius arasında bir diyalog geçiyor. claudius kara kıyafetler içindeki hamlet'in matem havasındaki mizacını garipseyip ona «how is it that the clouds still hang on you?», yani «hala mı bulutlar altında, yas içindesin?» diye soruyor. hamlet ise buna «not so, my lord; i am too much i' the sun», yani «hayır, efendim, aksine güneş'in altında fazla kaldım» diye karşılık veriyor ve "güneş" anlamındaki "sun" ile "oğul" anlamındaki "son" kelimeleri arasında eşzamanlı bir anlam bağı kuruyor. yani diyor ki, «hayır, amca, matem havasında olduğumdan değil, babamın kanını temizleme görevinin yükü onun oğlu olduğum için benim sırtımda olduğundan böyle karanlığım.»

    keenan da «shine on forever benevolent sun» demekle yanlızca güneş'i değil, aynı zamanda son'ı, yani oğul'u, yani isa'yı da daima parlamakla görevlendirmiş oluyor. isa'yı "jambi"de (tıpkı "10.000 days"te yaptığı gibi) cennet'e varan yolu aydınlatan bir "nur" ve (tıpkı "right in two"da yaptığı gibi) ikiye bölünmüş olanları birleştirmeye kabil bir "güç" olarak konumlandırıyor. isa'nın sözler arasında üçüncü kez dirilmesi ise son iki mısrada, keenan'ın «silence, legion. save your poison» dediği noktada vuku buluyor. burada "legion", "lucifer"a benzer şekilde şeytanı işaret ediyor. türkçeye "tümen" adıyla çevrilen legion'un farkı, klasik şeytan anlayışının aksine tekil değil de çoğul bir varlık olması. yeni ahit'teki markos kitabının beşinci babında yer alan bir şeytan çıkarma hikayesi şöyle:

    «1) gölün karşı yakasına, gerasalıların memleketine vardılar. 2) isa tekneden iner inmez, kötü ruha tutulmuş bir adam mezarlık mağaralardan çıkıp o'nu karşıladı. 3) mezarların içinde yaşayan bu adamı artık kimse zincirle bile bağlı tutamıyordu. 4) birçok kez zincir ve kösteklerle bağlandığı halde, zincirleri koparmış, köstekleri parçalamıştı. hiç kimse onunla başa çıkamıyordu. 5) gece gündüz mezarlarda, dağlarda bağırıp duruyor, kendini taşlarla yaralıyordu. 6) uzaktan isa'yı görünce koşup geldi, o'nun önünde yere kapandı. 7) yüksek sesle haykırarak, ‹ey isa, yüce tanrı'nın oğlu, benden ne istiyorsun? tanrı hakkı için sana yalvarırım, bana işkence etme!› dedi. 8) çünkü isa, ‹ey kötü ruh, adamın içinden çık!› demişti. 9) sonra isa adama, ‹adın ne?› diye sordu. ‹adım tümen. çünkü sayımız çok› dedi. 10) ruhları o bölgeden çıkarmaması için isa'ya yalvarıp yakardı. 11) orada, dağın yamacında otlayan büyük bir domuz sürüsü vardı. 12) kötü ruhlar isa'ya, ‹bizi şu domuzlara gönder, onlara girelim› diye yalvardılar. 13) isa'nın izin vermesi üzerine kötü ruhlar adamdan çıkıp domuzların içine girdiler. yaklaşık iki bin domuzdan oluşan sürü, dik yamaçtan aşağı koşuşarak göle atlayıp boğuldu.»

    evet, tümen'in incil'deki varlığı ile "jambi"deki varlığı arasında doğrudan bir ilişki var ve öyle görülüyor ki keenan çoğulluğu şeytanilik ile eşliyor. deyim yerindeyse «nerede çokluk, orada kötülük» demeye getiriyor. üstelik bölünmüş olanın, çoğul olanın birleşip tekilleşmesine dönük bu arzusunu "jambi"de bir yan konu olarak işlemekle de kalmayıp beş şarkı sonra "right in two"da bir ana konu haline getiriyor. keenan'ın algı dünyasındaki bu "bir olmak" fikrinin izini sürmek de mümkün. keenan'ın görüşlerini en fazla etkileyen isimlerden biri bill hicks'ti ve bill hicks gösterilerinde daima "bir olmak" haline vurgu yapıyordu. uyuşturucunun o kadar da kötü bir şey olmadığı iddiasına değindiği bir defasında (bizzat deneyimlediğini tahmin ettiğim) alternatif bir uyuşturucu tribini şöyle haberleştirmişti: «bugün uyuşturucu almış genç bir adam madde dediğimiz her şeyin yavaşça titreşen sıkıştırılmış bir enerji olduğunu, hepimizin kendisini öznel olarak deneyimleyen tek bir bilinç olduğumuzu, ölüm diye bir şeyin olmadığını, hayatın yalnızca bir rüya olduğunu ve kendimizin hayalleri olduğumuzu fark etti.»

    bill hicks bu tespitlerinde haklı mı, bilmiyorum. doğrusu tüm bu metafizik yaklaşımlar hayatı materyalist bir yorumla izlediğim penceremden bana ziyadesiyle renkli birer masal gibi görünüyor. ben, hicks'in aksine insanın tek başınayken dahi bir bütün teşkil etmediğini, kişinin kendisine dair görüşlerinin her geçen an değişip yenilendiğini ve zaman içinde kendilerine dair milyonlarca "benlik" yaklaşımı edinen insanların bir bütün oluşturmaktan sahip oldukları benlik görüşü miktarınca uzakta oldukları kanaatindeyim. yine de, bill hicks ve maynard james keenan gibi insanlara bize hayata dair öznel tecrübelerini duyurdukları için ne kadar teşekkür etsek azdır herhalde. onları dinliyor, onları izliyor ve kimimiz ne olduğunu, kimimiz de ne olmadığını anlamaya bir adım daha yaklaşmış oluyor bu sayede.

    o halde, sözlerin el emeği, göz nuru bir çevirisini de entriye ekleyip son noktayı koyuyorum.

    ~~

    krallara layık bir dağ manzarası, işte burası
    olmadık hayallerin gerçekleştiği yer, işte burası
    sultanlara layık ziyafetleri işte burada yapıyorum
    et ve ganimet dolu soframda azla yetinmiyorum
    ama bilseydim ki gün gelecek ve seni kaybedeceğim
    bunların hepsi benden uzak olsun isterdim
    şeytan ve kötülüğü hazırlıksız yakaladı beni
    sandım ki karanlık tarafta buldum gerçek sevgiyi
    çırpındım durdum karanlık denizler boyunca
    az kalsın boğulacaktım, boynuma gelen bu suda

    ama sen geldin ve değiştirdin her şeyi
    doğru yola sevkettin ve yükselttin beni
    işte bu yüzden hepsi benden uzak olsun isterdim
    yalvardım bir kahpe gibi tüm gece boyunca
    dua ettim bir kurban gibi gün doğuncaya dek
    ayarttım şeytanı çaldığım bir şarkımla
    elde ettim sahip olmak istediğim her ne vardıysa
    ama ben
    isterdim
    yapabilseydim
    isterdim
    benden uzak olsun
    benden uzak olsun
    hepsi benden uzak olsun
    hepsi benden uzak olsun isterdim

    yüreğimi koparıp atmamı sağlayacak
    ya da yaptıklarımı haklı kılacak hiçbir paye yok
    işte bu yüzden yapabilseydim hepsi benden uzak olsun isterdim
    işte bu yüzden yapabilseydim hepsi benden uzak olsun isterdim
    yarının gelip seni benden koparacağını bilseydim
    aklımın huzuru, her şeyim, yüreğimdin sen
    hayatta bir gün daha tutunmak için çabalıyordun sen

    lanet olsun gözlerime!
    eğer beni senden ayıracaklarsa
    lanet olsun gözlerime!
    arzular ve ihtiyaçlar arasında kararsız kalacaksa aklım
    ölüp gideyim ben de...

    daima parla cömert güneş
    daima parla
    parla kırılmışların üzerine
    iki yeniden bir oluncaya dek
    daima parla cömert güneş
    daima parla
    parla bölünmüşlerin üzerine
    iki yeniden bir oluncaya dek
    bölünmüşüz, sönüp gidiyoruz
    bölünmüşüz, sönüp gidiyoruz
    parla çokların üzerine, cömert güneş, parla
    parla ve yolumuzu aydınlat ki
    birlikte soluk alalım

    işte böyle, birlikte tutunuyoruz hayata
    bir gün ve bir mevsim daha
    sus, tümen. harcama zehrini boşuna
    sus, tümen. durma yolumda