• - girişimci olun, yenilikçi olun, korkmayın, deneyin, olmadı bir daha deneyin, ne olucak ulan?
    +e para?sermaye?
    - o sorun değil, babanızdan alın işte...
    +anladım, teşekkür ederim, kaç para veriyoruz ders için?
    - 100 usd adam başı,
    +buyurun...

  • doğa ve insanlara çok zararlı olan pet şişeler toplanmıyor da, neden kapakları toplanıyordu. bu mavi kapaklar çok mu kıymetli idi. hayır. pet şişe üreticileri, ürettikleri bu zararlı maddeyi toplamak ve dönüştürmekle yükümlü idiler. ama bunları toplamak, biriktirmek ve dönüştürmek hem masraflı hem de zordu. bu kadar zahmete girmektense, bürokrat ve politikacılarla kol kola girdiler ve bir çare buldular. pet şişe kapağını toplayan, aynı miktar şişeyi toplamış sayılacaktı. öyle ya, ellerinde kapak olduğuna göre, elbette şişesi de vardı !. peki bu kapaklar kime toplatılacaktı. burada ikinci bir oyun devreye girdi. 500 kilo kapak getirilmesi halinde, özürlülere bir adet tekerlekli iskemle verilecekti. böylece hayırsever halkımız, kandırılarak çöpçü gibi kullanıldı. tekerlekli iskemlede payımız olsun diye düşünen insanlar; ceplerine, çantalarına, ev ve iş yerlerine doldurdukları mavi kapakları, daha büyük toplama ünitelerine attılar. kapaklar buradan üreticiye gitti. üretici bu kapakları “çevre ve şehircilik bakanlığı’na” göstererek, aynı miktar pet şişe topladığını beyan etti. hem cezadan kurtuldu, hem de teşekkür aldı. oysa tek bir şişe bile toplanmamıştı. denizler, göller, akarsular, yollar, parklar, bahçeler pet şişeler ile dolmuştu ama ağızlarında tek bir kapak yoktu. üretici, fabrikatör-akıllı iş adamı, çakma piyasadan aldığı en ucuz ve sağlık için zararlı birkaç tekerlekli iskemleyi, basın huzurunda vererek bir övgü de buradan aldı. bu yazımız ardından çok yorum aldık: pek çok kişi, kullanıldıkları için üzgündü. üstelik bu kullanılmaya özürlüler de alet edildikleri için iki defa üzgündüler. bu şekilde bir kullanılmaya araç olarak kullanılan bürokrat ve siyasiler hakkında hiçbir işlem yapılmadığı için bir kez daha üzgündüler. kimbilir, nerede ve kaç defa daha kullanıldıklarını, aldatıldıklarını düşündükleri için de kızgındılar. ama bir kesim daha vardı ki, yazılanları ciddiye almıyor, inanmıyor ve eski görüşlerinde direniyorlardı. bu kişiler ya çok “iyi niyetli” ya da “niyetsiz”diler. işte bu yazı onlar için yazıldı; eski yönetmelik yürürlükten kaldırılarak, 24.8.2011 gün 28035 sayılı resmi gazete’de bir yönetmelik yayınlandı. adı “ambalaj atıklarının kontrolü yönetmeliği” idi. yeni yönetmeliğin 4. maddesinde “nelerin ambalaj ve nelerin ambalaj atığı” olduğunun “ek.1 sayılı cetvelde” gösterileceği yazılı idi. “ambalaj tanımına ilişkin örnekler” başlıklı ek:1 sayılı cetvelin, 1. maddesinde “ambalaj ve atık olarak kabul edilen maddeler” sayılmıştı. bunların arasında aynen şu madde vardı : “su, maden suyu, meyve suyu, şampuan, deterjan ve benzeri ambalajların kapakları” yani yalnızca “kapak” ibaresi vardı, kapağın ucunda olduğu şişelerin ismi geçmiyordu, yönetmelikten çıkarılmıştı. ve “kapak toplamak” yeterli idi. halkı kandırmak ve dümenini yürütmek bu kadar kolaydı. işte böyle yönetiliyor, böyle kandırılıyorduk. bu yazımız da hala ayılmayanlara “kapak olsun!”
    prof. dr. b. gültekin çetiner

    okuyunca baya ufuklandım.

    edit: tamamen hayır amaçlı bu işe girişen, iyi niyetli insanların zan altında kalmaması gerekir. bu nedenle buradan bu tarz bir anlam çıkarılmamasını önemle rica ederim.

  • abd'de başkanlık seçimlerinin salı günü yapılması 1800'lü yıllara dayanan bir gelenekten geliyormuş..

    o yıllarda california, florida ve teksas gibi bazı eyaletler henüz kurulmamışken abd kongresinin bir seçim günü belirlemesi gerekiyordu. uzak bölgelerde tarımla uğraşan amerikalıların, atla kent merkezlerine gidip oy kullanıp geri dönmeleri 3 günü bulabiliyordu.

    hafta sonu ise dini görevlerini yerine getirenler düşünüldüğünde salı ya da çarşamba günleri en uygun alternatiflerdi. çarşamba günleri birçok kentte pazar kurulduğundan salıda karar kılındı.

    (bkz: 8 kasım 2016 abd başkanlık seçimleri)

  • 1940 yılında güney fransa'da rouffignac, les eyziez bölgesinde, tarihi kalıntıların yoğun olduğu bir bölgede tesadüfen bulunan bir mağaradır. 17.000-15.000 yıllık geçmişi olan mağara duvar resimleri ile dünyada sayılı mağaralardandır. yaklaşık 250 metrelik bir uzunluğu ve 30 metrelik bir eğimi vardır bu muhteşem sanat eserinin. çeşitli galerilerinde çeşitli temalar ayrı ayrı boyanmıştır duvarlara. the great hall of the bulls denilen bölümde sıçrayan boğalar, shaft of the dead man bölümünde kuş kafalı bir adamın bağırsakları saçılmış bir bizon ile ölümü, painted hall' da çeşitli renkli hayvan ve av çizimleri gibi muhteşem güzellikler bulunmaktadır.

    1955 yılında ziyarete açılan bu mağaraya günde 1,200 turist geliyormuş. 1963 yılında yapılan incelemelerde; kalkerden oluşan mağaranın resimlerinde çok küçük bozunmalar tespit edilmiş, incelenmiş, sebebi insanların ağzından çıkan karbondioksit gazının havadaki su buharını daha asidik yapmasıymış. çalışmalar bitirilirken nihayet bazı bölgelerde yeşil yosunlanmalar ve algler de görülünce kültür bakanlığı tarafından 20 nisan 1963 te ziyarete kapatılmış. o günden bugüne her gün kimyasal inceleme yapılmakta ve bozunma olmadığı görülmektedir bu insanlık mirasının.

    antropolojik özelliklerine fazla girmeden ilginç bir şey daha diyebilirim ki; 1980 yılında bu mağaranın the great hall of the bulls ve painted hall adlı en görkemli iki bölümü fransız hükümeti tarafından bir tünel şeklinde bire bir yaptırılmış ve turistlere açılmıştır.

    yeri gelmişken mağaranın tüm segmentlerinin listesini de verelim ileriki araştırmalarınız için;

    the great hall of the bulls
    lateral passage
    shaft of the deadman
    painted gallery
    chamber of engravings
    main gallery
    chamber of felines

    bu mağara bizde olsaydı, bozulma var mı yok mu bakılmaz, altın yumurtlanan tavuk kesilirdi ve asla korunma amacıyla kapatılmazdı. içeri girip mangal yakan, içen kırolarımız da duvardaki öküzün kıçına "seni seviyom len ayşe", "büyük cimbomlu", "bu mağaranın ustasıyım, gözlerinin hastasıyım" yazmak suretiyle iğfal ederlerdi güzelim mirası.

  • ögretmen sinifta madenleri ve ne kadar degerli olduklarini anlatiyormus. dersin bitiminde çocuklara sormus:
    - "çocuklar! kim hangi madene sahip olmak ister?"
    önce david cevap vermis:
    - "platin, ögretmenim. onunla kendime bir porsche alirdim."
    ardindan mike cevaplamis:
    - "altin, ögretmenim. altinlarimla kendime sonmodel bir cadillac alirdim."
    en son küçük joe yanitlamis:
    -"silikon, ögretmenim. ablamda iki tane var, kapinin önündeki arabalari hayal bile edemezsiniz!..."

  • devlet bize ne verir ? maaş
    bizi kim yarattı ? allah
    birleştir" maaşallah"
    kaç kere ? 41
    mhp'nin 41. yılı kutlu olsun!