şükela:  tümü | bugün
  • çocuğunu genç yaşta kaybeden bir annenin parayla tuttugu bir kabala buyucusunden yardim alarak icine dustugu belalari anlatan, ilginc bir korku filmi.

    londra film festivali'nde gösterilen tek korku filmi olup eleştirmenlerden olumlu tepkiler almış. gerilim olmayan korku filmi severler icin tavsiye edilesidir.
  • gerçekten çok beğenmeme karşın kolay kolay kimselere tavsiye edemeyeceğim, baştan sona karanlık bir psikolojik gerilim.

    öncelikle filmimiz irlanda yapımı. bu yüzden hollywood korku filmlerinin hikaye anlatıcılığını, o klasik yapıyı arayanlar hiç bulaşmasınlar derim. çünkü bulaşırlarsa, "çok sıkıcı, hiçbir bok olmuyor, izlemeyin!" falan diyecekler. fakat öyle değil, bir şeyler oluyor; hem de baya karanlık şeyler. şayet okültizmden, klostrofobik filmlerden, seyirciyi ani çıkışlarla korkutmak yerine rahatsız ve huzursuz etmeyi amaçlayan hikayelerden, sinir krizinin eşiğinde olan karakterlerin iç dünyalarında/karanlık rüyalarında gezinmekten, sonra mesela antichrist gibi filmlerden hoşlanıyorsanız beri gelin; bu filmde sizin için çok güzel şeyler oluyor. üstelik tüm bunların dışında, sizi bir korku filminde çok da karşılaşmayacağınız kadar iyi bir sinematografi bekliyor. gerçekten iyi. yönetmen liam gavin'in ilk uzun metrajı olmasına rağmen müthiş kareleri, haşa huzurdan, neredeyse lars von trier estetiğine yakın bir estetik anlayışı var; bence. ben kendime bissürü wallpaper çıkardım.

    hadi bir de "bu film ne anlatıyor" özeti geçelim: a dark song, görünürde uzunca bir kara büyü seansını anlatıyor ve bu süreçte de çocuğunu kaybetmiş olan bir kadıncağızın sahip olabileceği tüm duyguları en yoğun haliyle gözümüzün önüne seriyor: keder, korku, öfke, bulantı, vicdan azabı ve daha bir sürü şey. bu kadının duygusal çöküntüsüne ortak olmak istiyorsanız seyredebilirsiniz. "ay bana ne ayol? ben aksiyon arıyorum, kendi kendine açılıp kapanan kapılar, birden karşıma çıkan yaşlı amcalar istiyorum," diyorsanız uzak durun diyorum. saygılar.
  • okültist ritüellerin bu kadar ayrıntılı işlendiği bir film görmemiştim.
    (bkz: okültizm)
    ilgilenenler izlesin.
  • belirsizliklerle dolu, bir yere de bağlanamayan vakit kaybı olarak gördüğüm film.
  • özellikle müzikleriyle beni etkilemiş olan film. saçma sapan ses ve ani hareketlerle korkutmaya çalışan klişelerin tam tersine tamamen psikolojik açıdan sizi korkutabiliyor.

    --- spoiler ---

    son sahnede kadının cehennem gibi bir yerin içindeyken ve kurtulmaya çalışıyorken bir anda bi ışığın onu koruması ve kadının öyle zannediyorum tanrıyı görmesi güzel bir sahneydi. fakat film size '' bu tanrıdır ''demiyor. görünen şey bir melekmi, tanrımı yada benzeri birşeymi bunu sanırım bize bırakıyor.

    --- spoiler ---
  • ---- spoiler olabilir ----

    bittikten sonra ağızlarda fena bir jacob's ladder tadı bırakan çok ama çok güzel bir film. tersten işlenmiş bir yakub'un merdiveni hikayesi. her ikisinde de bir oğulun tutulamamış yası var. birinde karakter baba iken öbüründe anne. birinin ölüme giden yolu anlatılırken öbüründe anlatılan şey yaşama giden yol. acılara tutunmak ve hayatı paramparça eden iblisler ikisinde de mevcut.

    daha evvel de belirtildiği gibi izlediğimiz şey aslında ritüel ve sonuçlarından çok, bir annenin oğlunun ölümüyle baş edişi. hikayenin öğeleri de farklı okumalara açık bir şekilde biçimlendirilmiş. acının evreleri (inkar ve izolasyon, öfke, pazarlık, depresyon, kabullenme), toplamda altı ay sürecek bu ayinde vücut buluyor. tutulan ev, aslında tutulan yas ile özdeşleşmiş durumda. bu nedenle ritüeli (acının evreleri) tamamlamadığınız sürece evden (yas) ayrılamıyor, ayrılsanız da gene eve dönüyorsunuz. solomon ise sophia'nın yas süresince içinde bulunduğu ruh halinin ya da büründüğü sağlıksız kişiliğin bir tezahürü gibi duruyor. acıyla baş edebilmek için solomon'dan yardım alan sophia, solomon'un varlığı kendi öz benliğini tehtid etmeye başladığında (küvet sahnesi) solomon'u silkip atıyor ve dolaylı yoldan solomon'un ölümüne sebep oluyor. hikayenin sophia'ya saldıran iblisleri ise annenin tutunduğu anılar ve yaşadığı pişmanlıklar. bu noktada oğlunun sesini taklit eden bir varlığın sürekli sophia'yı ziyaret etmesi farklı bir anlam kazanıyor. sophia'nın alter egosu (solomon) ona 'sesleri dinleme, onlar oğlun değil' dese de iblisler içeri alınmayı ve yüzleşmeyi talep ediyorlar. sophia bu yüzleşmeden (son evre kabullenme) kaçındıkça saldırıların şiddeti artıyor. üzgün olduğunu kabullendiğinde ise yok oluyorlar. hikayenin sonunda koruyucu melekten dilenen şey, yasın evreleri gereğince kabullenmeyi saglayacak bir istek oluyor: bağışlayabilme gücü. böylece acının beş evresi, yani ritüel tamamlanmış oluyor ve sophia yasını yani evi terkedebiliyor. öfkesinin tezahürünü de (talihsiz solomon) bilinçaltına (göl) gömmeyi ihmal etmiyor tabii.

    entryi bir jacob's ladder alıntısı ile bitirmek isterim:
    cehennemde yanan tek şey hayatın peşini bırakmayan parçan, hatıraların, bağlandıkların. yakılanlar sadece bunlar. cezalandırılmıyorsun aslında, sadece ruhunu özgür kılıyorlar. eğer ölmekten korkuyorsan ve yaşama tutunmaya devam ediyorsan, o zaman hayatını paramparça eden iblisler görürsün. ama iç huzuruna kavuşmuşsan, o zaman iblislerin aslında seni dünyadan azat eden melekler olduğunu görürsün. bu yalnızca bakış açısıyla alakalı bir durum. *

    not: bir de o meleğin ne söylediğini hep merak edeceğim sanırım.

    ---- spoiler bitti ----
  • ızledigim en sacma filmlerden birisi. gayet guzel baslayip harika bir ton tutturup sonunda bok etmistir. bircok yaniyla bana new age'i animsatti ki hic hoslanmam. cok farkli seyler beklerken ne bulduk..
  • hiçbir şey olmayan filmleri övenlerle az insanın dinlediği kötü müzikleri göklere çıkaran grup aynı. hatta oturup sohbet etseler 2 dakikada kaynaşırlar. kanda trip oranı o kadar yüksek ki boş tuvale bakıp "işte sanat bu" diyebilecek kafaya ulaşıyorlar.

    bak ben patlamalı çatlamalı film aşığı bir adam değilim. fuları boynunda bir insanım.* iyi bir senaryosu veya iyi oyunculuklar olduğu sürece her filmi izlerim. the sunset limited gibi tek mekanda iki karakterin sohbet ettiği filmlere de bayılırım. ama bu film berbat kelimesinin birebir karşılığı.

    iyi oyunculuk yok. senaryo diye bir şey yok zaten. o yüzden iyi olup olmadığını bile tartışamıyorum. filmde detay, konunun ilerlemesi veya gelişme aşaması vs. hiçbir şey yok. gizem yaratmak için yaptığı hiçbir şeyi düzgün açıklamayan bir adam ve yaşadığı duyguları hiçbir şekilde yansıtamayan, ne istediğini kendi de bilmeyen bir kadın karakterin evin içinde dolaşmasını izliyorsunuz 90 dakika boyunca.

    ya filmin bir türü yok. bundan daha büyük eleştiri olur mu? bu filme korku diyene darılırım vallahi. dram desen değil, gerilim desen gök tengri çarpar. gizem bile yok. filmde birazdan ne olacak falan diye merak etmiyorsunuz çünkü bir bok olmayacağını net bir şekilde hissediyorsunuz. belki uykum gelir de dalarım diye izlemeye devam ettim ama sinirden uyuyamadım. ya bari karanlık bir ortam yaratsaydınız. ağır bir havası olsaydı. yok, o da yok.

    sanat sanat içindir de kardeşim bu sanat değil. bana bunlarla gelmeyin.
  • bir gerilim filmi. açıkçası fularlı ekşicilerin yorumlarını okuduktan sonra indirdim. pişman oldum. hemen filmi en ağır spoiler olacak şekilde açıklayalım:

    --- spoiler ---

    agalar. bir tane adam var. gözlüklü. zıbın'a benziyor. bu adam büyücü. daha doğrusu ritüelleri bilen biri. sonra işler ters gidiyor. amacı ölen çocuğu ile görüşmek olan kadın ritüelleri yaparken ibnelik yapıyor, yalan söylüyor. esas amacının oğlunun katillerinden öc almak olduğu ortaya çıkıyor. tabii üç harfliler bu yalanın altında kalır mı? bunlara musallat oluyorlar. kadın "öç alma duygusu"nun hem kendini hem de çevresindekileri yiyip bitirdiğinin farkına varıyor. tam da 3 harfliler bunu esir almışken "özür dilerim tanrım" diyor. tanrı da buna gülümsüyor, affediyor ve film bitiyor.

    --- spoiler ---

    >>> filmde müzik namına hiç bir şey yok. özgün bir müzik yok. yalancı fularlı ibneler. 3 tane mp3 dosyasını filmin her yerinde kullanmışlar. hep aynı efekt. bunu götümden uydurmuyorum. harman kardon 161s amfi ve gene aynı markanın htks 16 bq hoparlöründen dinledim. filmin sesi dts formattaydı.

    >>> filmde unutulmayacak bir sahne yok. izle - geç.

    >>> fazla yavaş. bütün atraksiyon sakallı elemanın bağırışlarından ibaret yani.

    >>> kesinlikle tavsiye etmiyorum. büyücülükle uğraşan arkadaş varsa izlesin ama tamamen zaman kaybıydı.

    >>> 5/10.