şükela:  tümü | bugün
  • yıllarca birlikte çalan bir yaylı çalgılar dörtlüsünün aralarındaki ego mücadelesi, arkadaşlıkları, şehvet, ve yaşlılık sürecine mutfaktan bir bakış.

    film öyle müzikseverlerin bile sıkılmadan izleyeceği cinsten falan değil. ancak bir sonu var ki gerçekten izlememe değdi dedirtti. bir filmin en olması gereken şeye sahip; finale. ve aslında sadece o kadar. "sırf bu final için izlenir mi?" sorusunun cevabı: "biraz orta yaş üştü iseniz büyük ihtimalle"

    bu finali christopher walken'den başkası yapamazdı. gösterişsiz ama çok beğendiğim $5 a day filmini çok hatırlattı.
  • 32. uluslararası istanbul film festivali'nin uluslararası yarışma bölümünde altın lale için yarışacak olan yaron zilberman filmi.
  • bu yılki festivalde izlediğim en iyi filmdi.

    kapalı bir çevre içerisindeki ilişkilere ve fazlasıyla klasik müziğe odaklı ve bu yüzden de güzel bir filmdi. karakterler tam olarak anlatıldı, olay örgüsünün sınırlılığı oyunculukla aşıldı.

    christopher walken'ın derste anlattığı kısımları bile bu festivalde izlediğim 3-5 filmin hepsine 10 basardı.
    güzel film. çıktığınızda size düşünecek bir şeyler bırakıyor..

    şahsım gibi müzik gruplarının 20 yıl ayrılmadan nasıl müzik yaptıkları vb. konulara ilgi duyanlar içinse iyice enteresandı.
  • beni hic tahmin edemeyecegim kadar etkileyen film... ayakta alkislayasim var.
  • tek başına olmak/başarmak isteyip * de buna gücü yetmeyenlerin/kozada kalmaya mecbur olanların filmi. favori adamlarımdan biri * ile favori kedi gözlü kadınlarımdan birine * eski ve büyük aşklarımdan biri * ve daha önce dikkatimi çekmeyen çirkin/cazip ukraynalı * muhteşem eşlik ediyorlar. bir de karlı buzlu bir şehir ve beethoven var fonda. daha ne olsun. mis.

    edit: "do you really love me or am i just convenient?" diye soran bir philip seymour hoffman da önemli tabi.
  • aslında içindeki pembe dizilerden koparılıp konmuş gibi duran ilişkileri (örneğin alexandra ile daniel arasındaki ilişki, daniel ile juliette'in geçmişte kalmış aşkı) olmasaymış daha iyi olurdu bu film bence. güzel başlayan; müzik, edebiyat ve resimle sinemayı fena olmayan bir şekilde birleştirerek devam eden; dört ana karakterini de derinleştirmeyi başarmış, bütün oyuncuların döktürdüğü (en iyileri rahmetli philip seymour hoffman bence. genç aktris imogen poots dizginlenmediğinde abartılı oynayacağını bu filmde göstermiş oldu) ortalamanın biraz üstüne çıkabilmiş bir film. filmde fazlasıyla sırıtan ve hiç de inandırıcı ve gerçekçi olamayan o ilişkiler (özellikle alex ile daniel aşkı) olmasaydı daha iyi olurdu bu film bence. zaten alex ile daniel arasında bir şeylerin peydahlanacağı daha ilk dakikalarından belli oluyor. yönetmen ters köşeye yatırsaydı daha iyi olurdu. ama bunun yerine klişelerin peşine takılmayı tercih etmiş. keza çözüm bölümünde pek bir şeyin çözümlenmemiş olması da hoş değildi doğrusu (mesela juliette ile kocası robert arasındaki ilişki muğlak bir halde bırakılmış). bir black swan beklememek gerek şu filmden. bence black swan kadar ve hatta zerre sevmediğim le concert kadar müziği filmin ruhu haline getirebildiğini düşünmüyorum. a late quartet kesinlikle daha iyi olabilirdi, ama fırsat kaçmış gibi görünüyor.
  • kabulleniş üzerine bir film. yeteneğin ve becerilerin vefasızlığını, çocukların yüze vurduğu hataları, zamanın acımasızlığını kabullenişin hikayesi. yargılamadan, öfkelenmeden, huzur içinde...

    "casals iyi olanı, keyif aldığı şeyleri önemserdi. cesaretlendirirdi. geri kalanını ise aptallara, ya da ispanyolcası her ne ise onlara; hataları sayıp yargılayanlara bırakırdı. 'tek bir bölüm, tek bir aşkın an için dahi müteşekkir olabilirim, sen de olmalısın' derdi..."
  • beklentinizi düşük tutmanız gerekmekte, çünkü pek iyi bir film olmamış.
    dram ve klasik müzik birleşiminden daha iyi bir film ortaya çıkarılablirdi diye düşünüyorum.
  • içine bir hikaye sıkıştırmak gerekiyor herhalde film olabilmesi için. senarist değilim o yüzden bilemiyorum. kafamdan belli bölümlerini çıkarıp attığımda hoş bir şeyler kaldı.
    tavsiye edilir.
  • oldukça entel dantel bir film beklerken, çarpık ilişkilerin anlatıldığı bir müzik topluluğunun hikayesiyle karşılaştım. hatta klasik müzik aslında filmin epey gerisinde kalıyor. ancak rock gruplarında alışık olduğumuz hikayelere benzer bir senaryoya sahip olması sayesinde benim hoşuma gitti.

    yani bu hikayeyi bir quartet yerine dört kişilik bir rock grubu için yapsalar, yine pekala olurmuş. ayrıca, oyunculuğuklarını her zaman sevdiğim philip seymour hoffman ve christopher walken'ı aynı filmde görmek bana de keyifli geldi. ama senaryonun kasvetli yönleri olduğunu da belirtmem gerekli. işin dram kısmı da ağır.