şükela:  tümü | bugün
  • tam adı à l'intérieur olan, ülkemizde iceride adıyla 25 ocak'ta gösterime girecek fransız gerilim filmi. à l'intérieur, aynı zamanda yönetmen ve senarist alexandre bustillo'nun ilk filmi özelliğini taşıyor. filmde vanessa paradis'in kardeşi alysson paradis ile betty blue'dan tanıdığımız beatrice dalle başrolleri paylaşıyorlar. afiş tasarımıyla (http://www.dvdrama.com/…it/a_l_interieur_cinehd.jpg) ilgi çeken film hakkında imdb'deki yorumlar (http://www.imdb.com/title/tt0856288) da merak uyandırıyor. heyecanla bekliyoruz..
  • eleştirmen uğur vardan ın hakkında "sinema tarihinin en kanlı filmlerinden biri" dediği son dönem fransız korku sinemasının en iyi örneklerinden olan, tahammül edilmesi zor film ...

    gore olarak iddialı değil belki ama film çekimlerinde galon galon kan harcandığı kesin. filmin konusu kısaca şöyle: sarah adındaki genç kadın hamiledir ve 1 gün sonra doğuracaktır. kocası kendisinin de olduğu bir kazada ölmüştür. doğum yapacağı gece evde yalnızdır ama o bebeğin peşinde olan esrarengiz bir kadın vardır. bu kadın her şeyi göze almıştır.

    -béatrice dalle yine inanılmazdı...trouble everyday den beri epey özlemişiz kendisini..en çok da uzun giysisini beğendim...tekrar edeyim ki vurgu olsun. dalle in filmdeki upuzun elbisesi süperdi...
    -çoğu bol kanlı korku filmlerinde film ilerledikçe kanın etkisi ve gerçekliği kaybolur. bu filmde öyle olmuyor. sonuna kadar "kan" banyosu var ve insanı etkiliyor. artık bir damla kan görmeye dayanamıyorsunuz.
    - filmin hostel ile uzaktan yakından alakası yok, aynı kefeye koyulmamalı.....hostel bir tür kan-şiddet pornosuydu..bu filmde kan sadece öykünün yan öğesi. insanı ürküten de bu.
    - son yıllarda trouble everyday, haute tension, them...gibi fransa yapımı korku filmlerine bir halka daha. kesinlikle görülmeyi hakediyor ama gerçekten midesi sağlam olanlara, inanın.

    --- spoiler ---

    -sanırım filmin kaynama noktası sarah ın annesinin eve gelmesi idi. sarah ın patronunun "peki sen kimsin" demesi tavan yaptı..bir de anlamadığım bir nokta ise filmin sonlarına doğru o polisin sarah a neden saldırdığı. kadın onu öldürmemiş miydi. e hadi ölmedin, sarah a neden saldırıyorsun. gözlerin yoksa o tabanca sesleri neydi peki.
    -paris teki kundaklama olaylarına filmde iki kere yer verilmesi dikkat çekici.

    --- spoiler ---
  • senaryosunu alexandre bustillo'nun yazdığı, yönetmenliğini alexandre bustillo ve julien maury'nin yaptığı fransız yapımı bir gerilim filmi.
  • ilk yarisinda gerilimi veren fakat ikinci yarisinda vahsetin iyice cogalmasiyla gülmeye basladigim filmdir. kan tutanlarin gitmemesi gereken bir film ayrica. ayrica polisin kafasinin patlama sahnesi inanilmaz olmus.
  • (bkz: içerde)

    alexandre bustillo'nun yazıp yönettiği, 2007 yapımı fransız korku filmi.

    çok çok kötü bir film. insanlara ne kadar kan gösterirsek o kadar korkunç oluruz mantığıyla yapılmış, başrollerinde bir adet makas ve hamile bir kadının olduğu bir film, gerçekten çok kötü...
  • farklı bir hikayenin kötü kurguyla birleştirilip eksiklerini tamamladan seyircilere sunulmuş bir fransız filmi. türkiye afişinde "kan gövdeyi götürüyor" diyor gerçekten de oyle (belki orjinalinde de öyle bir not vardır). korku turunde hergun muhteşem filmler cıkmadıgından muhteşem olmasa da izlenmesi gereken bir film, bir de yönetmen ve senarist alexandre bustillo'nun ilk filmi olması izleyip ilerisi icin fikir edinmek içinde güzel bir yöntem olsa gerek.
  • son zamanlarda gittiğim en iyi gerilim - korku filmlerinden biri. bir fransız filmi* tadında başlayıp, amerikan filmi hüvviyetine bürünüyor, sonra amerikan olamayacak kadar iyi bitiyor. izlemeden önce filmle ilgili ilk entrymde beatrice dalle için "betty blue'dan tanıdığımız" demişim, tesadüfen oradaki rolünün tam zıttını bu filmde çok başarılı bir performansla oynadığını görüyoruz. hatta alysson paradis'le iyi bir ikili olduklarını söyleyebilirim. yer yer bu tarz filmlerinin olmazsa olmazı abartı sahneler yok değildi, ama filmde en çok hoşuma giden şey tüm başarısız korku filmlerinde gördüğümüz efektle korkutma*'ya gerek duyulmamış olması. çok rahatsız edici sahnelere gelemeyenlerin görmemesi, aksi takdirde kaçırılmaması gereken bir film. ilk the hills have eyes'dan beri bir filmden bu kadar rahatsız olmadığımı söylemeliyim. alexandre bustillo'nun yeni çalışmalarını sabırsızlıkla bekliyoruz.
  • saw ve hostel izlemiş bünyeye pekte iğrenç gelmeyen film. ilk bölümde feci geren fakat olay kafa patlatmaya, kol kesmeye, orayı burayı deşmeye gelince sıçan film. efektler çok boktan. final destination serilerinden daha iyi değil(efektler). filmden bir mesaj çıkartacak olursak(hadi çıkartalım); ''annelik bambaşka bir şey, yaşamayan bilemez, çocuğunu kaybeden bir anne ortalığı s.kertir''.
    yalnız saw, hostel dedik ama sonundaki karın deşme sahnesi nedir arkadaşım? ''böyle film olmaz olsun, sokarım böyle 7. sanata'' dedim ama ne yazık ki film bitmişti. izlemiş bulunduk.
  • vahşet açısından cesaretli sahnelere sahip film.
    diğer taraftan bu özellik, içinde barındırdığı sayısız saçmalıklara kızmayı engellemiyor.

    --- spoiler ---
    -yarın doğurmak için hastaneye gidecek olan hangi kadın evde özellikle tek başına kalmayı ister yahu? üstelik evi de apartman dairesi falan değil, basbayağı kocaman neredeyse ıssız bir yerde müstakil bir ev.

    - büyük camları olan bir evde tek başına yaşayan hamile bir kadın olarak evde kendini koruyacağı bir silahının olmaması da ayrı bir saçmalık..

    - kadın eve giriyor ve bu abla ne evden kaçmayı deniyor ne telefonla polisi veya bir tanıdığını aramayı deniyor. sadece seyirciyi ne kadar salak yerine koyabilirim acaba diyerek daha da kaçamayacağı yerlere doğru koşuyor.. penceresi dahi olmayan banyo.

    -kız banyoya girdiğinde sadece yüzü kesilmiş ve göbeğinde kan akan bir delik varken, bir kaç sahne sonra tüm banyonun duvarlarının nasıl baştan aşağı kan olabiliyor?

    -arabadaki polis silah seslerini duyduğu halde mahkum çocuğa bir silah verip kendisine yardım etmesini isteyeceği yerde, elleri kelepçeli olan çocuğu ısrarla bir de bir sicimle kendisine bağlıyor ve akıllı polis kendisine ya da çocuğa bir şey olsa, diğerinin de hareketini tamamen kısıtlayacağını bir türlü düşünemiyor.

    - aynı polis, evden gelen silah seslerini duyuyor ambulans çağırmıyor. eve giriyorlar daha kapıda arkadaşı polisin başı gözü patlamış görüyor ambulans çağırmıyor. üst kata çıkıyor kan gövdeyi götürüyor, bir kadın yerde kafası patlamış, bir diğeri banyoya kitlenmiş her tarafı kan revan içinde görüyor ambulans çağırmıyor. evdeki diğer kadınla kovalamaca oynuyorlar hala ambulans çağırmıyor..
    e yuh be kardeşim!!! bu, seyirciyi salak yerine koymak değildir de nedir yahu!

    -patronun, hamile kızın evinde gördüğü hamile kızla neredeyse aynı yaşta olan kadını, hamile kızın annesi sanması hangi akla hizmet hala gülüyorum.

    - hamile kadının o kadar korku ve dehşete karşı paniğe kapılıp erken doğum yapması gerekirken, hadi onu geçtim, o kadar saat boyunca türlü türlü yaralanınca ve de tüm banyoyu kana boyayacak (sadece ağzı burnu kesilmişken nasıl oluyor da tüm banyo duvardan aşağıya kadar kan oluyor bilmiyorum) kadar kan kaybediyor ama esas kızımız hala terminatör gibi ayakta maşallah.. hayır ayaktalığı da kendisini kurtarma konusunda işe yarasa bari..

    - öldüğünü zannettiğimiz polis ilerleyen sahnelerde niye esas kıza tekme tokat saldırıyor?

    - o kadar saat geçmiş olaylar içinde, devriyeye çıkan polisleri merkez hiç mi merak etmez, hiç mi arada sormaz, hiç mi noel arefesi mi ne öyle bir gecede bir olay çıkmaz da oraya göndermez kardeşim... kadın bebeği almış kucağına aheste aheste pışpışlıyor sallanana sandelyede, hiç bir paniği yok, hiç biri gelir de beni yakalar endişesi yok... zaten tüm film boyunca üzerinde öyle bir hava var. gayet ağır çekim yürümeler, saldırmalar falan... hiç gerçekçi değil...

    - bir de, daha ilk sahneden kazayla ilgili birinin çıkacağı çok belliydi bana göre..
    --- spoiler ---

    olmamış... yine film sonunda keyif almak yerine sinir olup kalktım..
  • fransız usulü bol kan soslu, hamilelerin mutlaka uzak durması gereken film. filmin süresi 83 dakika olmasına rağmen bir ömür gibi geçiyor. korkutmaktan öte rahatsız etme amacı olan film, yönetmeni alexandre bustillo'nun da ilk filmiymiş. piyasaya hızlı girmiş, oldukça ses getiren bir filme imza atmış. ses getirmesi demek harika, etkileyici olması mıdır, tartışılır. başrollerde yılların eskitemediği oyuncu béatrice dalle ve yeni yetenek alysson paradis oynamışlar. paradis gerçekten çok başarılı bir performans göstermiş. dalle ise şeytani yüzüyle hepimizi gerim gerim gerdi. ancak filmdeki kan banyosu ve dehşet sahneleri bir yerden sonra etkileyiciliğini kaybediyor ve o tür sahnelerde artık gülmeye başlıyorsunuz. evil dead tarzı bir havaya bürünmüş izlenimi veren film, germekten ve rahatsız etmekten çok güldürmeye başlıyor. artık sinirlerimiz mi bozuldu nedir anlamadım ama filmin son bölümünde sürekli güldük.

    --- spoiler ---

    bu tür filmlerin olmazsa olmazı gerizekalı karakterler fazlasıyla mevcut. bu da seyircinin sinirlerini bozan en büyük etken. misal jean-pierre. eve gelir ve şeytani hatunu görür. hiç kıllanmaz, hatta sarah'nın annesi zanneder. sarah nerde diye sormaz. sonra kapıyı anahtarla açıp eve giren gerçek anneden kıllanır. ulen ibik o anda ilk şüpheleneceğin evde gördüğün hatunken, anahtarla içeri girenden neden kıllanırsın? polislere değinmeyeceğim bile. arkadaş kadının bi boklar yediği ortada sen kelepçelemeye çalışırken neden iki kolunu da tutmazsın hatunun, bir kolunu boşta bırakırsın? yanındaki çocuğun elini kelepçeleyen, ama aynı çocuğa silah veren polise hiçbir şey demiyorum. beynine kurşun girmesine rağmen ayağa kalkan ve o halde sigortayı açan karaktere ise oha diyorum. göbek deliğine ve eline makas giren, boğazında delik açan, her yerinden kan fışkırmasına rağmen bir türlü bayılmayan sarah karakterini de gelmiş geçmiş en fantastik karakter seçiyorum.

    --- spoiler ---