şükela:  tümü | bugün
  • kazuo ishiguro'nun, ingilteredeki japon azınlığın yaşadığı arada kalmışlık sorununu karakteri etsuko ve kızları çerçevesinde dile getirdiği romanının adı.
  • --- spoiler ---
    oldukça sakin, doğal, samimi ama mesafeli olarak anlatılan öykünün son sayfasında hikaye karışır.

    aslında o karışıklığın sinyalini kitabın ilk sayfalarında verilmeye başlanır. büyük kızı keiko. ölümü üzerine geçmişe dönen anlatıcını japonya'daki anılarına döner. bu flash back'ler aslında geleneksel japon kültürü öğelerine uygun bir hayat süren ve ilk çocuğuna hamile etsuko ile bu kültürün dışına çıkan, amerika'lı adamlarla gezip tozan ve 10 yaşında kızı mariko ile yaşayan sachiko'nun dostluğuna dairdir. siz anlatıcının etsuko olduğunu düşünürsünüz kitap boyunca. sachiko amerika'lı sevgili ile japonya'nın dışına çıkmaya çalışırken, siz bir anda etsuko'nun ingiltere olmasına şaşırırsınız. zira geleneksel yapıdaki etsuko'nun japonya'da kalmasını beklemektesinizdir. kaderin oynuna bak der geçersiniz ...

    ancak zira son sayfada anlatıcının etsuko olduğunu izlenimi verilirken, aslında anlatıcının sachiko olduğunu konusunda şüpheye düşersiniz. zira japonya'da yaptıkları kısa bir seyahatte anlatıcı keiko'nun yanlarında olduğunu söyler. bir taraftan etsuko daha ilk çocuğuna hamile olduğunu için o olamaz dersiniz ama diğer taraftan sachiko'nun da tınısı size anlatıcınınki gibi gelmez. sonra aklınıza etsuko'nun mariko'ya eğer mutsuz olursa gelip onu alacağına dair söz verdiğini anımsarsınız.

    ve intihar eden keiko'nun öyküsü olduğunu anlarsınız aslında kitabın. her ne kadar anlatıcının kim olduğunu anlayamasanız da.
    --- spoiler ---

    okunası, yumuşacık, bir hikaye .... upuzun ....

    karışıklığa dair olarak fikirleri konu eden bir yazı; http://en.wikipedia.org/wiki/a_pale_view_of_hills
  • dımdızlak bir geçmiş sorgulaması aslında baştan sona ama ben bu adamı bir türlü sevemedim nedense. japon mu ingiliz mi anlaşılmayan bir tad var yazdıklarında bir de çocuğuyla ilgili acı bir yaşanmışlık sanırım tüm eserlerini etkiliyor, zira burda da sorgulamayı tetikleyen genç bir intihar.
    kazuo ishiguro işte hep aynı tad.
  • bu entry spoiler içerir.

    japon milletinin genlerinde mi var bu intihar bilmiyorum. haruki'nin kitabında da vardı intiharlar bu kitapta da.

    ishiguro'nun okuduğum ikinci kitabı, bundan kelli rahatlıkla ürperti ve korku duygusunun uslubune etkili olduğunu söyleyebilirim. romanın konusu da müsait olunca üstüne bir de kasvet ve geçmişi sorgulama da eklenince uslup çok daha etkileyici oluyor. etkilendim bittabi.

    anneyim ben, hal böyleyken okuduğum kitapta anne kahramanlarla yahut çocuk yetiştirme ile alakalı kısımlarda daha bir dikkat kesiliyorum. uzak tepeler'i okurken bu duygu çok sık uğradı bana. etsuko'nun -ya da saçiko mu demeli- kızlarına davranış biçimini yoğun hassasiyetle okudum. anneye çoğu kısımda öfkelendim, yazarın erkek olduğunu bilmemden mütevellit arada soluklanabildim. başka türlüsünü bilemiyorum...

    hasılı; bir annenin kendi geçmişi ile yüzleşmesini çocuk yetiştirirken yapılan hataların aslında ne kadar önemli olduğunu vurgulayan bir kitaptır uzak tepeler.

    bitttabi kitabın asıl olayı; zekice işlenen kurgusu, sağ gösterip sol vurması. bence; böyle bir kitapla tanınmak tüm yeni yaratıcı yazarlara nasip olsun. zira; bildiğim kadarıyla ilk romanı yazarın.
  • anlatının numarasından söz etmeyeyim, güzel olsa da metne tüm kıymetini veren şey de o numara değil bence. beni esas büyüleyen şey genç bir yazarın ilk romanında bu kadar başarılı atmosfer kurması, dilin ve anlatının nüansları ve karakterlerin inandırcılığı oldu. hem mesafesi, hem hiç geveze olmayan ama çok iyi yazılmış diyalogları çok iyiydi. hele bir ilk kitap olduğunu düşünürsek çok etkileyici bir metin. gencecik bir kazuo ishiguro ne güzel yazmış, bravo!
  • gece gece ilk cümlesine göz gezdireyim diye elime aldığım ve tek solukta okuyup bırakamadığım roman.

    --- spoiler ---

    uzun zamandır bir roman okuyup da kalbimin böylesinde sıkıştığını hatırlamıyorum. yanlış mı anlıyorum diye dönüp tekrar tekrar okudum. sonra anladım.

    yazar ilk romanı olmasına rağmen öylesine tekinsiz bir atmosfer yaratmış ki, insan büyük bir trajedi bekliyor, ucu açık noktaları kötüye yormaya başlıyor. internette arattığım olay örgüsü yorumları genelde anlatıcı ve hikayenin kahramanın aynı kişi olduğu noktasında birleşmiş. ben anlatıcının katil olduğunu düşündüm. çocuğun "neden elinde o var"... "neden elinde o var" demesi... kadının, "sana zarar vermeyeceğim"... cümleleri haliyle kalbimi ezdi. uykumu kaçırdı.

    hoş büyük trajedi olmuş bitmiş zaten. nagazaki'den, çocuğunun intihar etmesinden ve cesedinin günlerce sonra bulunmasından daha büyük trajedi ne olsun da denebilir. gitsin, bir şey olmaz, nasılsa geri gelir.

    arka planda kültürel karşıştırmalar, japonya, işgal, savaşın etkileri ve uzaktan gözüken molozlar da var. beğenmenin ötesine geçtim. yaşadım romanı.
    yumuşak, huzurlu bulamadım. artık benim mi algım çarpık, onu bilemiyorum.
    --- spoiler ---
  • (bkz: uzak tepeler)

    diline ve insanı resmen kendi içine çekişine bayıldığım kitap.

    --- spoiler ---

    valla uykusuzluktan kafam güzel ben mi anlamadım
    yoksa insanların hayal gücü benden daha mı geniş
    bilmiyorum ama etsuko ve saçiko iki ayrı karakter bana göre.
    son sayfalarda kafanızı eğer şu diyalog karıştırdıysa:

    "özelliği neydi ?" diye sordu niki.
    "özelliği mi?"
    "limanda geçirdiğin günün özelliği."
    "ah, aslında hiçbir özelliği yoktu. yalnızca anımsadım, hepsi bu.
    keiko o gün çok mutluydu. teleferiğe binmiştik."

    etsuko o sıra keiko'ya hamile olduğu için olayın mariko
    ile bir ilgisi yok. büyüdüğünde hayatını kendini asarak
    sonlandıran bir bebeğin en mutlu halinin hiç doğmamış,
    hala annesinin karnında olduğu zaman olarak betimlenmesi
    kadar doğal ve isabetli bir durum olamaz.
    illa mistik ya da metaforik bir şey arayacaksak
    o, kitabın iki yerinde kadının elinde olan iptir.
    o ip etsuko'nun o günlerdeki anneliğe, aileye bakış açısıyla,
    saçiko gibi bir anne olmaktan kaçarken aslında kızının kendini astığı ipi
    elleriyle yaratmış olabileceğini anlatan çok güzel bir metafordur.

    ha siz diyorsanız ki mariko'yu evlat edindi sonra da ismini değiştirdi.
    bundan da güzel dizi senaryosu çıkar. ama o zaman etsuko'nun teleferikte
    karnında olan çocuk nerede?

    bir de o el kadar kedilere nasıl kıydınız ulan allahsızlar.

    --- spoiler ---
  • su ana kadar uzak dogulu bir yonetmen tarafindan sinemaya aktarilmamis olmasina sasirdigim harikulade bir kitap.

    kitabin iki yerinde gecen 'iki elle suyun altina bastirilan' goruntu kafamda bir filmde seyretmisim gibi capcanli hala. yapilan yorumlara katiliyorum, kitapta karakterlerin ic ice gectigini gosteren pek cok kanit var. ancak yazar ustalikla bunlarin hicbirini kesin bir dille vermiyor, son sayfasiyla birlikte elinizde sanki yarisi yanmis, tamamlanmamis, huzunlu bir yazit birakiyor.
  • doğrusu yazin plajda okumak için cok kasvetli bir secim yapisim....ben ettim siz etmeyin...sonbahar ya da kışın tercih edin ki atmosferi uygun olsun...
    japonlara has tekinsizlik ve ıngilizlere ozgu mesafelilik bir arada..karanlik bir kitap...
  • yapı kredi yayınlarından çıkan baskısını okuduğum ve çevirisinin başarısız olduğunu düşündüğüm kitap. “yapmakta olduğum”, “etmekte olduğum” gibi ingilizce zaman/eylem ifadelerinden oluşturulmuş cümlelerin sıklıkla kullanılması epey rahatsız ediciydi.

    bununla birlikte olay örgüsünü takipte ve ipuçlarını birleştirmede okuyucuyu olması gerekenden daha da zorlayan etmenlerin başında yine çeviri geliyor. bütün karakterler aynı tondan aynı kelimelerle konuşuyor, haliyle anlatıcının hangisi olduğu karışıyor.