şükela:  tümü | bugün soru sor
  • --- spoiler ---
    "tıpkı kuzey yıldızının her daim kuzeyi gostermesi gibi, bir erkeğin suçlayan parmağı da her zaman bir kadını gösterecektir"

    birebir olmasa da buna benzer bir cümleyi barındıran ve bunu örneklerle gösteren, kitabı okumadığınızda karakterleri içlerinde bulundukları durumlarda tek başlarına bıraktığınızı hissettirdiği için "bir kerede baştan sona okuyayım da bitsin herkesin eziyeti" diye düşünmenin kaçınılmaz oldugu bir khaled hosseini kitabıdır.
    --- spoiler ---
  • 3 günde bitirdiğim kitap. uçurtma avcısı'nı da okumuştum ama bu uzun süre aklıma kalacak sanırım.

    --- spoiler ---

    nedense raşit'in oğlunun ölmesini istedim, bu isteğe engel olamıyorum sözlük!

    --- spoiler ---
  • otobüste okunması mümkün değildir. zira ağlamaklı surat ifadenizi garipseyebilirler.

    --- spoiler ---

    meryem'in infazını durdurmak için kitabı kapatmıştım.

    --- spoiler ---
  • beni salya sümük ağlatmayı başarmış ilk kitaptır.

    daha önce kitap okurken duygulandığım hatta gözlerimin yaşardığı olmuştur mutlak surette, ama beni bu kadar içine çekip de bir karakterin yasını tutturacak, kurgusal bir ömrün ardından ağlatacak bir kitap olabileceğini hiç düşünmezdim. velhasıl adam öyle güzel tasvirlerle yazmış, karakterleri öyle güzel geliştirmiş ki, okuyanda hikayeye birebir tanık olma hissi yaratıyor ve insan sanki karakterleri birebir tanıyormuş gibi etkileniyor olup bitenden.

    dedim ya, beni salya sümük ağlatmayı başarmış ilk kitaptır. bu duruma ben bile o kadar şaşırdım ki, tam olarak ifade edemedim kitabın etkisini. diyeceğim o ki, kitapsever bir kişilikseniz mutlaka bulun ve okuyun. umarım türkçe çevirisi de en kısa zamanda yapılır.
  • --- spoiler ---

    uçurtma avcısı'ndaki yetimhane müdürü zaman'la bu kitapta da karşılaşıyoruz. üstelik yine tek camı çatlak gözlükleriyle. yalnız bu sefer çocukları talibana peşkeş çekmiyor. ödüm koptu azize elden gidecek diye.

    --- spoiler ---
  • khaled hosseini'nin uçurtma avcısı romanından sonra okunması farz-ı ayn olan ikinci romanıdır.

    --- spoiler ---

    olaylar afganistanda geçer. öncelikle meryem üzerinden herat vilayetinde başlar. bu meryem kızımız, celil denen adi, şerefsiz bir adamın gayrimeşru çocuğudur. celil herat'da zengince sayılabilecek 3 karılı bir heriftir. sinema salonu filan var soysuzun. neyse efendim celil pezevengi 3 karıyla yetinmez, saray yavrusu evinde çalışan nana adındaki bir hizmetçiye de çakar. bu hizmetçi de lak diye meryeme hamile kalır. bunun üzerine celil itibarım zedelenmesin maksadıylan nana'ya il dışında bir mezrada kulübe gibi bir yer yapıp oraya yerleştirir. nana burada çocuğunu filan doğurur. bu çocukla yani meryem ile yaşamaya başlarlar. celil haftada bir uğrayıp meryemi ziyaret eder. arada sırada da yasal karılarından olma oğullarıyla erzak filan gönderir. güya vicdan azabını böylece temizlemeye kalkmaktadır. bu arada nana'ya cin girmiş dense de aslında kadın epilepsi hastasıdır ve çok asabidir. sürekli meryem'e babasını kötüler durur ama meryem celil'in ziyaretini hep dört gözle bekler. ne yapsın fakir baba hasreti çeker, annesinin babasına ve babasının yaşantısına dair soktuğu laflara anlam veremez ve aldırmaz.

    meryem günün birinde 13 bilemedin 14 yaşlarındayken doğum günü hediyesi olarak babasından onu sinemaya götürmesini ister. babası olur kız, dese de o gün gelmez. meryem de evden kaçıp babasının evine gitmeye kalkar. fakat babasının evinin kapısından içeri alınmaz. tüm gece orada yatar yine de alınmaz. bu sırada meryem babasının evde olduğunu ve geldiğinden haberi olduğunu anlar. sabah olunca babasının şoförü meryem'i arabayla evine (kulübesine) götürür. eve gelirken meryem bir bakar ki annesi nana kızının evden kaçmasına içerlemiş ve kendini bir ağaca asmıştır. neyse efendim meryem'in bir anda kimseciği kalmaz (okuyucu burada böyle kaderin amına koyum der, söver.) babası celil kızımecburen eve getirir. 3-5 gün misafir ederler ama celil'in karılar huzur vermez, meryem'e kendinden 30 yaş büyük, babilde yaşayan ayakkabıcı dul bir herifin talip olduğunu söylerler. celile de meryemin bu kısmeti kaçırmaması için baskı yaparlar. meryem yalvaran gözlerle babasına bakıp evlenmek istemediğini söylese de herif karılarının tahakkümüne hiç direnmez ve bu izdivaç gerçekleşir.

    meryem'in kocası olacak herif raşit, öküzün önde gidenidir. kalastır. maldır. sığırdır. hayvan oğlu hayvandır. kıza zaman içinde erkek evlat veremedi diyerekten iyice eziyete başlar.
    bu arada afganistanda zırnık huzur yoktur. ülke son derece karışıktır. sovyet işgali ve iç çatışmalar sürüp gitmektedir. neyse efendim, meryem ve raşit'in mahallesinde yaşayan bir çift vardır ki bunlar daha medenice bilinçli bir aile gibidir. bu çiftin de leyla adında bir kızları vardır. iki oğulları afganistan iç savaşında telef olmuştur. meryem'in kocası raşit aslında meryem'in bu aile ile görüşmesini yasaklar, zaten kimseyle de görüşmez meryem. neyse efendim bu ailenin kızı olan leyla da 14-15'indedir ve tarık diye tek bacağı takma bir oğlanla arkadaşlık filan ederken, günün birinde sevişe-kalırlar. (afganistan bile olsa ateşle barut arkidiş olamıyor arkadaş, ben bu kitapta bunu gördüm.) bu esnada iç savaş tüm şiddeti ve vahşetiyle sürmektedir. bir çok kimseler kabili terk edip pakistana filan sığınmaktadırlar. tarık da bir gün leyla'ya ailesi ile birlikte oraları terk edeceğini söyler, onun da kendisiyle ile gelmesini ister. ama o esnada leyla'nın ve babasının anneyi ikna etmesi mümkün olmaz. kadın savaşın içinden kaçmayı kendine ve kaybettiği iki oğluna yani leyla'nın abilerine ihanet olarak gördüğünden evini yurdunu bırakmayı istemez.

    neyse efendim tarık yükte hafif pahada ağır neleri varsa denkler bir komyonet tutar ve oradan ayrılır. leyla çok fena üzgündür, en sevdiği insan arkadaşı sevgili olan genç de istemeyerek de olsa onu bırakmıştır.
    aradan 15-20 gün geçtikten sonra bir gün leyla evlerinin bahçesinde otururken yanı başından bir kurşun vızıldar. artık orada yaşamanın leylayı da kaybetmek olacağını anlayan annesi ikna olur ve onlar da taşınma hazırlıklarına başlarlar. gel gelelim tam eşyalarını toplarken eve bir füze isabet eder. füze değil de şu omuza konulup atılan var ya o isabet eder. bu patlamada evleri yıkılır, leyla'nın anası babası ölür ama leyla yaralı kurtulur. leyla'yı komşuları meryem_raşit çifti evlerine alırlar yaralarını sararlar. gel gelelim raşit şerefsizinin gözü göz değildir. bu arada 32-34 yaşlarına gelmiş olan meryem'in çocuk doğuramamasından sebep, raşit gavatı erkek evlat diye yanıp tutuşmaktadır ve leyla'ya göz koyar. neyse efendim leyla bir kaç zaman içinde kendini toparlar gibi olunca kaç zamandır adet görmediğini ve protez bacaklı tarık'dan hamile olduğunu anlar. lakin bir kaç hafta sonra kapıyı çalan bir yabancı haber getirir ki tarık 'da kaçamamış otobüslerine isabet eden bir bomba sebebiyle çok acılar çekerek hastanede ölmüştür. bu arada raşit godoşu meryem'e açıkca: "leyla'ya söyle ya karım olsun yada evden çeksin gitsin" der. leyla zaten hamileliğini daha fazla gizleyemeyeceği ve yeryüzünde hiç bir yakını kalmadığı için bu teklife mecburen evet der ki o sıralarda 15-16 yaşlarındadır ve raşit ise (adı geçti yine tipini siktiğim) 60'a gelmiştir. neyse efendim raşit sığırı kızla halvet olur, ilk başlarda meryem buna bozulsa bile çok sonradan leyla ile arkadaş olurlar.

    bundan 7-8 ay sonra leyla aslında tarık'dan olan ama sadece bunu meryem'in bildiği çocuğunu doğurur. raşit çocuk kız oldu diye çok bozulur. artık leyla'ya da kötü davranmaya başlar. (bi de bu raşit devesinin eliyle topak topak yapıp pilav yemesi vardır ki okuyanı kusturur, pis.) leyla bu hayattan kurtulmak için kaçma planları yapmaya başlar ve raşit'in cebinden düzenli olarak para aşırmaya girişir. kaçma zamanı geldiğinde kızı azize de bir yaşını doldurmuştur, meryem'i de ikna eder artık iyice kanka olmuşlardır. ve kaçma üzere otobüs terminaline giderler ancak afganistanda artık taliban egemendir ve kadınların tek başlarına değil seyahat etmeleri sokağa bile çıkmaları yasaktır. bu nedenle otobüs biletlerini aldırmaya niyetlendikleri bir heriften yardım isterler ama o herif de kansız, orospu çocuğunun teki çıkar bunları ihbar eder. ve leyla, meryem, küçük azize raşit'e teslim edilir. raşit hayvan oğlu hayvandan da beter bir adam tabii, durur mu bunları öldüresiye döver, aç susuz bırakır. (o raşit'i var ya bir bulsam sikini koparıp ağzına, dilini koparıp götüne sokmazsam ne olayım!).

    günler geçtikçe taliban baskıyı arttırır. afganistanın tarihi heykellerini yok ederler. erkeklerin sakalsız dolaşması, kadınların herhangi bir işte çalışması, kız çocuklarının okula gitmesi, evlerde tv izlenmesi, kitap bulundurulması yasaklanır. yasaklara uymayanlara dehşet sopalar atılır. bu arada efendim leyla'nın bu kez raşitten bir erkek çoçuğu olur. zalım raşit çocuğa zalmay adını verir ve ona azize'ye göstermediği ilgiyi, sevgiyi gösterir. zalmay görüntüsüyle ve hareketleriyle zalım babasına çok benzer katran kaynamakla olur mu şeker cinsine sıçtığım cinsine çeker durumu. neyse efendim bir zaman sonra raşit'in ayakkabı atölyesi yanar ve raşit ile karıları meryem ile leyla ve çocukları azize ile zalmay çok büyük sıkıntıya düşerler. açlıkla karşı karşıya kalırlar. eşyalarını filan satmaya başlarlar. evden bir boğaz eksilsin diyerekten azize'yi yetimhaneye verirler ki bu karede okuyucunun gözyaşı sümüğüne karışıp sel olur. okuyucu, çok acıklı amk. ağlamaktan içim çıktı lan! diye hayıflansa da devam eder.

    bu arada çok büyük bir gelişme olur, leyla'nın çocukluk arkadaşı ve aşkı, azize'nin gerçek babası tarık ölmemiştir, tek bacaklı tarık çıkagelir. meğerse bu* da şerefsiz raşit'in bir oyunudur. leyla onu görünce çok fena olur, oturur saatlerce konuşurlar.

    raşit akşam olup da eve dönünce küçük zalmay bu ziyareti babasına yumurtlar, herif tabii köpürür, zaten uzun zamandır azize'nin kendinden olmadığından da şüphe etmektedir. çeker kemerini ve leylayı öldüresiye dövmeye başlar, meryem engel olmak ister ama o da zopayı yer. bu esnada meryem'in gözü döner kömürlükten küreği kapıp gelir ve raşit adisinin pekmezini akıtır, ölür godoş. okuyucu bunca eziyet eden herifin bir-iki darbeyle hemen ölmesinden şikayet eder, azcık acı çeke çeke gebereydi pezevenk! demekli olur, sadist değildir haklıdır, çünkü çok dolmuş, raşite karşı iyice kinlenmiştir.
    işte efendim leyla ne yapsa etse de meryemi kaçamaya ikna edemez, çocukları alıp tarıkla giderler. pakistan'da turistik bir yerde ev tutup evlenirler, karı-koca bir otelde işe girerler. meryem ise teslim olur ve taliban tarafından bir stadyumda idam edilir.

    zaman içinde efendim abd'de 11 eylül ikiz kuleler saldırıları olur, useme bin ladin'in afganistan'a sığındığını bilen amerikan başkanı bush afganistan'a harakat düzenler ve talibanı da dağlara sürer ve kabil yeniden bir toparlanma/normalleşme sürecine girer bunun haberini alan leyla ve tarık vatanlarına dönme kararı alırlar, çocuklarla beraber eski topraklarına dönerler ve huzurlu bir yaşam için çalışmaya başlarlar.

    sonuç ve fayda: ortadoğu'da halen huzurlu bir ülke yok gibidir; afganistan, pakistan, iran, ırak, suriye, mısır, filistin kendi halkları için olağan bir yaşamın sıkıntılarla dolu olduğu memleketlerdir. mezhep çatışmaları ve din savaşlarının dışında hak ve özgürlüklerdeki kısıtlamalar, eğitimsizlik, yokluk, sakatlık, ölüm sanki bu yöre halklarının kaderi gibidir. özellikle acının büyük kısmını kadınlar ve çocuklar çekmektedir. insan bu kitabı bitirdiğinde yüreği acısa da kendi durumuna şükreder; ülkesinin, cumhuriyetin ve atatürk'ün kıymetini bir kez daha derinden hisseder.

    --- spoiler ---
  • okuduklarınızla öfkenizi yenmekte zorluk çekeceğiniz kitaptır.
  • sadece ikiz kulelerle adını duyduğumuz ülke ve tarihi hakkında hiç bilmediklerimizi belki de hiç merak edip öğrenmek istemeyeceklerimizi gözler önüne seriyor. çok yakınımızda çok çok farklı hayatlar var. çektikleri onca çileye rağmen hayat devam ediyor diyebilen sabırlı insanların, şehirleri alt üst olmasına rağmen yine doğdukları büyüdükleri topraklara bir gün geri dönmenin umuduyla yaşayan insanların hayatları... düşündürücü ve mutlaka okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum ama yine de yazarın diğer kitabı uçurtma avcısı kadar etkilemedi beni.

    --- spoiler ---

    bütün çileli satırlara rağmen mutlu bir sonla bitti. düşündüm de onların mutlu sonunu, bizim şimdi yaşadığımız hayatı, hayatımız o mutlu son gibi olsa ne kadar dayanabileceğimizi, dayanamayacağımız hayatın onların mutlu sonu olmasını... türkiye'de doğduğum için şükrettim. sürekli hayallerini kurduğum o renkli ülkeleri düşündüm, sonra insanların bir doğa gezisinden bile ne kadar hoşnut kaldıklarını serin ırmakları, esen rüzgarları, yedikleri dondurmanın verdiği tadı. sadece dingin bir yaşam için neler verebileceklerini düşündüm. hayallerim çok uzak göründü bana belki de şımarıkça bilmem, yaşadığım rahat hayat utandırdı beni.

    edit: yazmayı unuttum kitapta yazarın ilk kitabından tanıdığımız zaman'la karşılaşmak hoşuma gitti. ilk kitabıyla anlatım açısından benzeşen bir çok yön vardı karakterlerin yüzlerindeki doğum lekeleri vs. ama yine de anlatım çok iyiyidi bütün karakterlerin yüzlerini kafamda canlandırabiliyorum.

    --- spoiler ---
  • türkiye'nin ücra bir köşesindeki ücra bir köyünde yaşayan bir kadının hayatıyla, meryem ve leyla'nın hayatlarının, aslında bir çok noktada kesiştiğini gösteren bir kitap.
  • okuduğunuz her satırın beyninize kazındığı kitaptır.
    sizi konformist dünyanızdan çıkaran ve aslolana götüren kitaptır. evet, sizin dertleriniz vardır elbette, ama başka coğrafyalarda, silahlar, savaşlar, ölümler, sömürülerle yaşarken birileri, kederlendiğiniz şeylerin anlamsızlığını, tokat gibi yüzünüze çarpan kitaptır.