şükela:  tümü | bugün
  • bela tarr'ın ön yapım aşamasındaki yeni filmi. gelecek yıl festivallerde boy gösterebileceği söylense de bir tarr filminden bahsettiğimiz üzere bu söylem gerçekliktense bir temenni gibi duruyor.
    filmin isminin türkçe mealinin de torino beygiri olduğunu da ekleyelim.
  • bela tarr'ın çekeceği son filmi olacakmış.

    hikayesi ise kısaca şöyle: nietzsche torino'da dolaşırken bir atın kırbaçlandığını görür, ata sarılır sonra da yere kapaklanır. bu olayın ertesinde ise akli dengesini yitirir ve ölene kadar 11 yıl boyunca konuşmadan ve yatalak yaşar. bela tarr ise bu atın ve atın sahibinin hikayesini anlatır filmde.

    hayırlısı. inşallah bela tarr'a yaraşır bir son film olur.
  • bu yıl 30'uncusu düzenlenen istanbul film festivalinde, reha erdem'in salondan ağlayarak çıkmasına sebebiyet vermiş bir filmmiş de aynı zamanda.
  • bela tarr filmden sonra anti-genesis falan dedi, saf sinemaya niyetlendiğinden dem vurdu. cansiperane bir "what was that all about"tan sonra da varolmanın dayanılmaz ağırlığı diye işin içinden çıktı. ben aslında o saf sinemanın ne anlama geldiğini merak ettim ama geçkin teyze anlamı o kadar merak etti ki eminim filmin son 1 saatini o bir dakikalık çıkışı yapmak için bekledi. ancak filmin ne hakkında olduğuyla ilgili sorunun esas mesele olduğundan çok emin değilim.

    bu noktada tavır önemli. benim gördüğüm kadarıyla bela tarr her sorana filmiyle ilgili bir cevap vermek istedi, geçiştirmedi, herkesin kafasında oluşan filmin ne hakkında olduğuyla ilgili soru işaretlerini azaltmaya çalıştı; zaten filmi de basit döngülerle epizodik kurgulamıştı. verdiği cevaplarla seyircinin kafasındaki anlam huzursuzluğunu azaltmasından ben şunu anladım: bir bela tarr filminin gücü filmi sonuna kadar bekleyip insanda bu film ne hakkındaydı sorusunu sorabilme motivasyonu oluşturmasında yatıyor. zaten filmin başında kendisi filmi gözleriniz ve kalbinizle izleyin demişti, yani beyni siktir edin. madem o kadar takıldın; al sana işte anti-genesis, altı günde katip bartleby gibi yaşamamayı seçen varlıkların hikayesi.

    peki o ata ne oldu, işte bence filmin en can alıcı yeri bu çıkış noktası, varoluş düzleminde algının anlamsızlığı. çünkü herkesin merak ettiği ve 'bildiği' nietzsche'nin, kurtardığı o attan çok farkı yok. her ikisi de film boyu esen rüzgardaki toz gibi. bu "yokoluş" herkes için aynı. ancak bir nokta kafamı kurcalıyor. genesis ile birlikte yaratılan tanrı bir sürenin sonunda "ölüyor", bu film de o adamın kurtardığı atın hikayesini anlatıyor ama bir yokoluşu anlatan bu filmde tanrının olmaması beklenir. ancak kuyuların içi taş doluyor, insanoğlu cezalandırılıyor. sanki tanrı hiç ölmemiş ve insanoğlu bunun farkına vardığında yaşamaktan vazgeçiyor, yemeliyiz diye inlese de eller tabaklara gitmiyor.

    ***

    sinema bir önceki gün keşfedilmişçesine film çeken bir adam varsa sinema tarihinde o da dreyer'dir bana göre; üslupları, yaklaşımları farklı olsa da, ve bela tarr hiçbir zaman dreyer klasında olamayacak olsa da, şu an aynı hissiyatı veren başka bir yönetmen de yok sanırım. bir atın dakikalarca koşmasını izlemek, perdedeki "ağırlığı" deneyimlemek; sanırım bela tarr'ın saf dediği böyle bir şey.
  • fevkaladenin fevkinde bir son yapım. hayatımda ilk defa izleyemediyseniz şeye başvurun diyesim geldi. şeye işte.. ee.. indirin yani bulursanız. izleyin.
  • dün gece kadıköy rexx'de bendenizi de garip deneyiminin içine sokmuş film. daha önce yazılıp çizildiği gibi bir hikaye, hareket, diyalog beklememe lüksüne sahip değilseniz kesinlikle izlemeyin. hatta bu lükse sahipseniz de izlemeyin. şahsen tarr sineması hakkında ön fikir edinmiş olsam da filmi yarım bırakmama inadıma da karşı gelemediğimden 2 saat 20 dakika boyunca saygı içerisinde sövmek zorunda kaldım sevgili tarr'a. "sinema" kaliteli kapalı devre kamera kaydından fazlası olmalı.
  • dışarısı kırbaç sesi, içimde bir torino atı
    açım. belki de özlemi açlıktan sayıyorum.
    toplan dünya. yaşam toplan.
    çaresiz sahiplik toplan.
    gitmiyorum, hadi bakalım şimdi de gitmiyorum.
    aklım tahta bavulların içinde yolculukta.
    ben buradayım akılsızlığın başında
    hasta bir ruh gibi koşulamıyorum.
    dur, bunu anlatamazsam çok ağlayacağım.
    ölüm geliyor bir şeyi anlatamamak zira.
    tımarlanmıyorum deli atlar gibi
    kalbim duracak. vaktin peşindeyim.
    bazen de duruyorum saatler gibi
    olmaz zamanlarında.
    soğuk. soğuktan donuyorum sen anlamayınca.
    duydun mu ne diyorum?
    soğuk bir ateş kırmızısında, harlı.
    hastayım. at gibi bütün yemleri ve suyu bırakarak
    yemekten içmekten kesildi anlatacaklarım,
    şimdi biraz hasta kalmak istiyorum.
    yalnızlanmak,

    hayat, yağmur sıkıntısı ve olacaklar,
    gözüm yolları isterse bitiriyor. sonuna geliyorum.
    sayfaları çabuk çabuk çevirirken ellerim
    bitmesin hiç bitmesin istiyorum

    şimdi bilmediğin bir yanındayım. seni bulamıyorum.
    aklım karışık. atın hüznünden bulaşıyor kapılara.
    yine de açıyorum, ben hep açıyorum
    kapının kolunu tutuyorum elin gibi

    müzik sesi geliyor resimlerden. galiba deliriyorum.
  • muhtesem bela tarr'ın muhtesem son filmi. hala etkisi altında oldugum icin fikirlerimi toparlayıp mantıklı birsey yazmam simdilik mümkün degil, sadece: herhalde simdiye kadar izledigim en iyi acılıs sahnesi. gerisi ise anlatılamaz zaten...
  • varolusa yakilmis bir agit...sinematografisi ve akilda kalan tortusu ile hayatiniz boyunca izleyip,izleyebileceginiz belkide en farkli filmlerden biri..coktan baskoseye koydum bile...