şükela:  tümü | bugün
  • oyuncu olmak isteyenlere, gena rowlands'ın bu filmdeki performansı seyrettirilerek "evet.. hala oyuncu olmak istiyor musun? hmm peki, bu kadar iyi olabileceğini düşünüyor musun?" diye sorup, ardından da üzerlerindeki sersemlik halini atmaları için de ek olarak bi kaç dakika düşünme süresi verilmesi gerekmektedir.
  • her ariza kadin filmi gibi tasimasi agir bir film. nick’in yana yakila burasi neden gercek bir “ev” olamiyor diye beyhude isyanlari, mabel’in babasina “will you please stand up for me?” (hem “benim icin ayaga kalkar misin” hem “beni kollar misin” anlamlarini beraber dusununce) diye sormasiyla babasinin kizini bir deli olarak gordugu icin anlamsizca masanin onunde ayaga kalkmasi ve kizini kucuk dusurmesi filmin kilit noktalari nazarimda. sosyal normlara aykiri davranan, gonlunun istedigi gibi hareket eden, ama diger yandan baskalarini memnun etmek icin ne yapmasi gerektigini "cilginca" anlamaya calisan ve bu yuzden de surekli surekli yanlislar yapan, dilin ikilikleri uzerinden hareket ettigi icin babasiyla dilleri uyusmayan, ve dolayisiyla hala iyilesemedigi varsayilan bir kadinin filmi. bu kadinin kocasinin ve cocuklarinin rezil oluslarinin filmi. ve de ve de

    --- spoiler ---
    arzuyu duzene boyun egdirmeden son bulmasiyla aykiri bir film.
    --- spoiler ---
  • gena rowlands'in bu filmde oscar alamamasının tek sebebi, ellen burstyn'le çok benzedikleri için jürinin kişileri karıştırmasıdır diye düşünüyorum. evet, 70/80/90'larda ikinci dünya savaşı mağduru, siyah, gerizekalı ya da sakat falan oynadığınızda neredeyse oscar'ı garantiliyordunuz, ne oldu da rowlands bunlara rağmen ödülü alamadı halâ anlam veremiyorum. bu arada kate winslet'ın bu konuda extras'da mükemmel bir taşağa sarma olayı vardı, üç yıl sonra hakikaten bu olayın üstüne ikinci dünya savaşıyla ilgili bir filmden oscar aldı. buradan ricky gervais'in yüzsüzlüğü için yanaklarından öpüyorum o sebeple entry'nin de başında politically correct olmaya özen göstermedim. rowlands'in bence buradaki oyunculuğu, daniel day-lewis'in de yine ödül alamadığı gangs of new york'daki muhteşem yaratık "butcher" rolüyle örtüşüyor. gerçek olduğunu çevrenizde bu konuda (eğer örneğin rowlands için akıl hastası, day-lewis için de zalim) birisi yoksa pek emin olamıyorsunuz ama bir hastanede bu bölüme girmişliğiniz varsa ya da örneğin ailenizin malları bir şekilde day-lewis'ın canlandırdığı insana geçmişse anlayabiliyorsunuz.(benim geçmedi ama o insanı biliyorum)

    bence filmin tek eksiği geniş lensler. eğer bu filmde çeşitli anlar geniş lenslerin yaydığı o tekinsiz mide bulantısını verebilmiş olsaydı, müthiş bir yapım olurdu. bu filme sinematograf olarak terry gilliam girseydi mesela filmin ilk 15 dakikasında boşalırdım.

    ps:ayrıca shameless'da joan cusack'in birebir gena rowlands'i kopyaladığı görülebilir.

    ps2: who's afraid of virginia woolf'daki elizabeth taylor'la beraber gelmiş geçmiş en iyi hasta kadın performansı olduğunu düşünüyorum. oradaki elizabeth taylor az önce aklıma geldi.
  • sinema gibi sinema! müthiş oyunculuklar, müthiş bir kamera kullanımı. söylenecek her şey az gelir..
  • kafayi yemis bir kadinla seks yapma durtulerimi hepten tetiklemis haaarika film. ne kadindi be, deliydi felan ama ne bacak vardi kadinda. her zaman deli kadinlarin cok daha iyi seks yapacagini dusunmusumdur. hayvan gibi, essogluessek gibi.
  • kalan son insanlara bir ağıt...
  • film aile hayatı ve sosyal hayat arasında bozulan dengeyi ve mahremin ihlal edilişini son derece çarpıcı bir şekilde vurgular. örneğin "private" yazılı banyo kapısı sürekli tıklanır, ev içerisinde sürekli anlamsız bir kalabalık vardır. nick'in arkadaşları evde doluşup yemek yerler, mabel burada evli bir kadını yaşamayıp oynamaya çalıştığı görülür: spagetti isteyen var mı? mabel'in bir tür sosyal kimlik inşa etmeye çalıştığı ama gittikçe dibe vurduğu görülmektedir, beceremez eline yüzüne bulaştırır. aslında nick için de mabel'ın bir deli olmadığını kanıtlamak için başvurduğu bir yoldur sosyalleşme ama mabel'ın aradığı şey sadece "private"dır, kocasıyla yalnız kalmak ister. fakat evin içi sürekli davetsiz misafirlerle ve ebeveynleriyle doludur, ev boş kalmaz. cassavetes mabel'ın sıkışıp kalmışlığı için çok yerinde bir görsel dünya kurar: genel çekimlerden kaçınır ve zoom lens kullanır. örneğin yemek masasında film çerçevesinin içinde, ölçeği büyük kafalar birbirini ezecek gibi durur, genelde mabel'ı odağın derin kısmına yerleştirip hapseder cassavetes. keskinliği bozulmuş zoom yakın çekimler filme dökümanteri havası verir, zaten film de toplum tarafından ezilmiş -ucube- bir kadının dökümanterisidir.

    mabel karakteri hakkında da birkaç kelam etmek gerek. öncelikle mabel; davranışları, hareketleri, jestleri ve konuşmaları ile bir deliden ziyade çocuğu andırır. biz mabel'ı ilk defa bar sahnesinde görürüz, nick'in işi çıktığı için karısını ekmek zorunda kalır. mabel'ın adamı ayarttığı sırada bunun sıradan ayartıcı bir karakter olduğunu düşündüğümüzde aslında gördüğümüz kocasını cezalandırmak isteyen çocukca bir eylem olduğudur. film ilerledikçe mabel'ın eylemlerinin bağlamının şehvetten ve cinsellikten arındırılmış olduğunu görürüz. örneğin nick'in arkadaşlarından birine dans etme teklifi eder mabel ve adam bunu bir kur zannederek utanır. aslında mabel'ın istediği oyun oynamaktır. nick daha sonra mabel'a "bu öküzün onu anlamadığını, farklı bir imada bulunduğunu zannettiğini" kendisi söyler. mabel'ın tüm tuhaf tavırları, konuşmaları ve giyinişi de çocukçadır. kısa eteğinin altında tuhaf çoraplarla dolaşır, rowlands güzel bir kadın olmasına rağmen cassavetes onu bir deli-çocuğa çevirmiştir. ayrıca mabel'ın tuhaf tekerlemevari deyişlerini ve bağırışlarını da çocuklar arasındaki kuş diline benzetmek mümkündür. zaten mabel sadece çocukların tam anlamıyla vakıf olabileceği bir dil kullanmaktır ve en iyi de çocuklarla anlaşmaktadır. yaptığı en iyi işin çocukları olduğunu düşünür ve çocukları da annesine bağlıdır.
  • --- spoiler ---

    deli(rtileen), her hareketi sürprizlerle dolu, kendisi olmaktan kopartılmış, sahnelerin içerisindeymişcesine izleyiciyi her an tedirgin eden bir kadını (mabel),

    kendi anormalliklerini eşinin üzerine yönlendirerek görmezden gelen, kendinde eksik olanı eşinde bulan ve bunu yansıtan bir erkeği (nick),

    gülerek, gerilerek, düşünerek izlenen ve içerisindeymişcesine doğallığı olan ilk yemek ve sondaki karşılama partisi sahnelerini,

    normallikle ile anormallik arasında ince bir çizginin ve birbirini besleyen geçişken bir bağın olduğunu gösteren usta bir metni,

    kamyonet kasasında geçen basit, doğal ve bir o kadar da güzel detayları (kutuları yere koyuş, köpük, el silme) olan kısa bir sahneyi

    barındıran bir film.

    --- spoiler ---
  • eşsiz bir delilik hikayesi. (bkz: gena rowlands) akıllara zarar bir performans sergiliyor. insanın kendisine ve içinde yaşadığı topluluğa yabancılaşması çok farklı ve sert bir üslupla anlatılıyor. bana bir açıdan (bkz: we need to talk about kevin) filmini hatırlattı. o da çok sarsıcı bir filmdi.

    --- spoiler ---

    beni allak bullak eden sahnelerden biri mabel'ın çocukları okula göndermek ve eşiyle baş başa kalabilmek için evdeki herkesi aceleyle ve ekstrem bir telaşla yolcu ettikten sonra bir anda afallayıp çocuklarını çok özlediğini ve bir an önce eve gelmelerini istediğini fark ettiği sahneydi. ardından akşama kadar sokakta çocukların servisini bekleyip onları müthiş bir enerjiyle karşılamış ve kapı önünde oturarak muhteşem bir sohbet döndürmüştü. akabinde ne kadar iyi bir anne olduğunu hatırlatıyordu kendisine ve çevresindekilere.

    anne olmak, eş olmak, kadın olmak, güzel bir kadın olmak, güzel ve yalnız bir kadın olmak, yalnız olmanın cazibesi ve beraberinde getirdiği güç ama öte yandan güçsüzlük, normal olmak, normal görülmek, normal kabul edilmek, diğer insanlarla normal kabul edilen bir iletişim kurabilmek, iletişimi temel seviyede sürdürebilmek, taşınılan ve üste yapışan kimlikler ve daha pek çok şey...

    çok daha derin meselelere parmak basan harikulade bir hikaye. taşıdığı ya da taşımak zorunda kaldığı kimlikleriyle ne yapacağını bilemeyip bocalayan, sevilmek isterken hatalar yapan, kendi istekleri ile çevresindekilerin istekleri arasında dengeyi tutturamayıp deliliğe sürüklenen bir kadın. insan olmanın, kadın olmanın, eş olmanın, anne olmanın ve normal olmanın ne denli zor olduğu benzersiz bir şekilde anlatılmış.

    --- spoiler ---
  • iyi bir film izleyince, iyi bir şarkı dinleyince, o eylem saniyesi içinde haz verir ama aslında zihninde anlam kazanması zaman alır, hayatına dokunduğunu sonradan anlarsın. ele geçirir seni,yek vücut olursun bırakmaz peşini aynaya bakarsın karşındadır.
    adım atarsın gölgendir. nefes alırsın soluğundur. hiçbir şey eskisi gibi değildir artık. kişiliğin raydan çıkmıştır. seni yönlendiren bir alt benlik oluşmuştur. cassavetes'in bu psiko-metamorfozik denemesi bu olağanüstü gerçeklik portresi de izlediğimin sabahı zihnimin karıncalanmasını sağladı. bırak artık peşimi mable, ben seni anlayamam. sana ortak olamam. bencilim ben bir kere, ben senin ruhuna nasıl dokunucam ki erkek'im ben. umarım seni anlayan birini bulursun mable. seni gerçekten anlayan birini.