şükela:  tümü | bugün
1237 entry daha
  • dün sabah gittiğim görüşme, olay aynen aşağıdaki gibi gelişti

    f: ben v: vize görevlisi

    v: amerikaya ne için gideceksin
    f: new york'ta tatil yapıp geleceğim.
    v: ne iş yapıyorsun?
    f: xxx şirketinde data analystim.
    v: şirketin ismini tekrar alabilir miyim?
    f: xxx.
    v: kiminle gideceksin
    f: kesin bir tatil planım olmadığı için tek başıma olarak belirtmiştim ama tatil planım kesinleştiğinde yanıma birileri eklenebilir.
    v: yakın zamanda yurtdışına çıkmamışsınız, neden?
    f: daha önce maddi durumum nedeni ile beni reddetmiştiniz, para biriktirip tekrar geldim. ama dolar tl karşısında değer kazandığı için çok bi işe yaramadı
    v: gülümser
    v: amerikada tanıdığınız biri var mı?
    f: yok

    buradan sonra türk dizilerindeki gerilim dolu bakışma sahneleri gibi bir 15-20 saniye oldu. daha sonra pasaportumu elinde tutarak eline bir kağıt aldı, ben pasaportun içine koyup yeniden red alacağımı düşünürken o sihirli sözcükler ağzından çıktı. your visa has been approoved.

    karşındaki görevliye tutarlı yanıtlar verdiğinde alabiliyorsunuz
  • dün sabahki 3. reddimin hikayesini kısaca yazayım.

    10:30'daki randevum için istanbul konsolosluğunun kapısında sıraya girdim. klasik, saati gelince içeri almaya başlarlar, üzerini ara, pasaport fotoğraf kontrolü vs vs.

    asansör ile üst kata çıkılır, kapıdan girilir ve iki sıra halinde pasaportunuz ve ds-160 formunuz alınır. sıra numaranız verilir. sonra ilk pasaport kontrolü bankosuna yönlendirilirsiniz.
    benimki de aynen böyle oldu ama benim hikaye burada dakika bir gol bir ayrıma uğradı.

    pasaport kontrol bankosunda sıra bana geldiğinde, görevli "bir sorun var" dedi. siz başvurunuzu ankara'a konsolosluğu üzerinden yapmışsınız, evraklarınız transfer olması gerekiyor sizi bekleticem dedi. bekle bekle bekle, yarım saat geçti haber yok. elimdeki sıra numarası yaklaşıyor.
    bir yandan da vize konuşmalarını dinliyorum diğer bankolardaki. dinledikçe, şuna sorduklarını bana da sorsalar ben de alırım vize diyorum. yine de hiç bir ümidim yok, hissiyatım gayet negatif. bu arada neredeyse kimsenin evrağına bakmıyorlar.
    hala daha beklemedeyim. vizesini alıp giden, bu ne ya anında reddetti bizi diyen bir çok insan var.

    orada gezen yardımcı olan türk elemanlara pasaportumun durumunu sorduttum. bana işlemimin hala sürdüğünü söylediler. gerilmeye başladım. lan zaten beyaz kağıdı vereceksiniz, ne uzatıyorsunuz düşüncesine girdim.

    bu arada benim numaram olan 211 numara 10. bankoda yandı. ayağa kalktım bankoya yöneldim ama eleman beni durdurdu, bankoya pasaportumun hazır olmadığını bildirdi. bana da yeni numara verileceğini söyledi. elimdeki numara fişini aldı. bir daha beklemeye koyuldum. konsolosluğun ortasında köyün delisi gibi dolanıyorum.

    yine yarım saat geçti. derken adımı anons ettiler. gittim, bana "sizin evraklar hala transfer olmadı" gibisinden birşeyler söylemeye başladılar, bu konuşmaların hepsi türkçe oluyor bu arada. ben de nasıl, niye dedim. bana tekrar, siz ankaradan başvurmuşsunuz da bilmem ne. dedim burada yaşıyorum, randevu yeri de burası seçtim haliyle dedim. haklısınız dedi, eğer işiniz yoksa, müsaitseniz sizi saat 13.30'da tekrar alalım ben güvenliği bilgilendireyim dedi. dedim olur. pasaportumu ve ds-160 formumu geri verdiler. ve konsolosluktan ayrıldım.

    saat 13.30'da sıra beklemeden, öğleden sonraki öğrenci vizeleri oturumunda yeniden işleme alındım. benimle birlikte işlemi farklı bir nedenden yarım kalmış emekli bir çift de girdi. onların da benim de pasaportlarımız fiş alma masasında yeniden bakıldıktan sonra, onlara fiş verildi ancak bana verilmedi. benim pasaportuma yapıştırılmış etiketin kenarına 256 yazdılar. dediler ki senin numara bu, bunu takip et. yeniden pasaport kontrol sırasına girdim. pasaportuma bakıldı. sonra ise parmak izi bankosuna geldim. oradaki hafif topluca sarışın güler yüzlü bayan beni görür görmez ingilizce konuşmaya başladı, parmak izi alma talimatlarını ingilizce oldukça sıcak kanlı bir şekilde yönelttikten sonra, gayet nazik beklemeye aldı.
    bu sırada benimle birlikte giren yaşlı çiftin vize görüşmesi başlamıştı 10. bankoda. ben de, herhalde beni de buradan alırlar diye tahmin ediyordum. çünkü pasaport kontrolü ve parmak izi taraması yapılan gençler bir bir beklemeye alınmıştı, onların bankoları yanmıyordu.

    beklerken benim numaram olan 256, beni bundan 4 yıl önce red eden 13. bankoda yandı. dedim hah. aldık reddi yine.
    diğer görevliye oranla ve hatta tüm insanlığa nazaran gayet soğuk, kısa saçlı genç dişi memur benden pasaportumu istedi yine. ingilizce. ( bu arada görüşmelerde ingilizce mi türkçe mi diye soran olmadı, ben de ingilizce istiyorum diye hiç bir yerde hiç bir şekilde belirtmedim, onlar doğrudan bodoslama ingilizce başladılar hep)

    görevli: amerika'ya gidiş amacınız nedir?

    ben: turistik.

    g: ne iş yapıyorsunuz?

    b: tasarımcıyım

    g: ne tür tasarım?

    b: multidisciplinary designer, grafik tasarım da, endüstriyel tasarım da yapıyorum.

    görevli bu sıralarda devamlı klavyeden birşeyler yazıp ekrana bakıyor.

    g: üniversite?

    b: bıraktım, terk.

    g: daha önce hangi ülkeleri ziyaret ettiniz

    b: italya

    g: evli misin?

    b: hayır.

    g: banka dökümün var mı?

    b: burada. ( yaşayan hesabımda abartı olmayan gayet makul bir meblağ ile 6 aylık hareketleri içeren ıslak imzalı döküm)

    görevli inceler inceler.

    görevli: vergi levhası?

    ben hayır getirmedim.

    görevli: sorry, you are not eligible... dedi ve pasaportumu beyaz kağıt ile geri iade etti.
    (hiç de sorry olmayan düz duvar suratıyla)

    şaşırmadım, güya kendilerince bu gider gelmez, parası da yok / var ama bağları zayıf vs demiş de olabilirler. baştan onaylanacak hissiyatında da değildim. kendimi şartlamamıştım hayır. tüm sorularına, doğrudan, teredütsüz, gayet düzgün ve heyecansız cevap verdim. işte o saatlerdir beklemenin ve oluşan aksiliklerin verdiği olağan sayılabilecek bir gerginlikten başkası yoktu üzerimde.

    ancak bu yok evrağınız transfer olmadı, size numara yok, al pasaportunun kenarına yazdım vs şeyleri insan neden benim başıma geliyor diye düşünüyor.

    evrak transferi nedir? 8 nisanda başvuru yapmışım, görüşme yeri istanbul seçmişim, tarihi 15 mayıs. bu evraklar yola atla çıksalar ve hatta memur yürüyerek gelse yine yetişirdi o kadar zamana.
    ne evrağıymış? bilgisayarlar arası ağ karasal / kıtasal bağlantısını icat eden / geliştiren ülkesiniz lan siz!?

    işte böyle böyle 3. reddimi yediğim vize türüdür.
    haksızlık yapılmış hissiyatındayım, hepsi bu. başka da bir iddiam yok.
  • schengen vizesinden alması kolay veya zor demem zor. schengen'de tüm belgeleri gönderdiğin için adam hepsini inceliyor. burada mesela ne tapuyu göstermek aklıma geldi, ne sorduğu evrak o an yanımdaydı.

    schengen vizesi alır gibi tüm evrakları götürün. neyi soracağı belirsiz çünkü.
1 entry daha