şükela:  tümü | bugün
36 entry daha
  • kendisi anlatır:

    sahralarda dolaşırken "ol" sözü ile ihsan olundum. allahü teala nın izni ile istediğim olurdu. bunun için çok yiyecek buldum. dağdan bir parça koparırdım, helva olurdu, yerdim. kuma deniz suyu dökerdim, tatlı su olurdu. sonra böyle yapmaktan haya ettim. allahü teala ya karşı edebi gözeterek hepsini terkettim.
  • abdülkadir geylani hazretleri bu uzun dolaşmalarından sonra bağdat 'a dönüyordu. hazreti hızır önüne çıkıp, şehre girmesine mani oldu. "emir var, 7 sene bağdat 'a girmeyeceksin" dedi. bu sebeple bağdat 'ın kenarlarında yedi yıl, yerden biten mübah bakliyatı yiyerek bekledi. bildirilen müddet bitince, "ey abdülkadir! bağdat'a gir, serbestsin" diye bir ses duydu. soğuk ve yağmurlu bir gecede bağdat 'a girdi. doğru şeyh hammad bin müslim debbas 'ın zaviyesine geldi ve geceyi orada geçirdi. sabahleyin şeyh hammad debbas onu görünce ağlayarak: "oğlum abdülkadir! bu devlet bugün bizim, yarın sizin olacaktır" dedi.
  • bir müddetten beri bağdat 'da bulunan abdülkadir geylani hazretleri, fitne ve karışıklıklar olunca tekrar sahralara çıkmak istedi. hibe kapısı denilen yere gelince "nereye gidiyorsun?, dön! herkes senden faydalanacak" diyen bir ses işitti. "ben dinimi kurtarmak istiyorum" dediğinde, " korkma, dinine bir zarar gelmeyecek" denildi. bunun üzerine düşünmeye başladı ve bu işin hakikatını bildirmesi için allahü teala ya yalvarmaya başladı. ertesi günü muzafferiye denilen yerden geçiyordu, birisi kapıyı açıp, "ey abdülkadir! buyurun" dedi. yanına varınca: "söyle, dün allahü teala dan ne istemiştin?" dedi. abdülkadir geylani hazretleri şaşırıp cevap veremedi. bunun üzerine o zat, kapıyı şiddetle yüzüne çarptı. dün allahü teala dan ne istediğini düşünerek yürümeye başladı. biraz sonra o zatın şeyh hammad debbas olduğunu hatırladı.

    bundan sonra onun sohbetlerine gider, halledemediği, çözemediği esrarı, gizli şeyleri ondan sorardı. o da ona, bir bir açıklardı. bazen ilim öğrenmek için başka taraflara gititiğinden onunla görüşemezdi. dönünce hocası ona: "allah aşkına nerelere gidiyorsun? bu civarda senden daha alim birisi var mı?" derdi. şeyh hammad'ın müridleri ona bazen: "sen alim birisin, burada ne işin var? buradan gitsene" derler. şeyh hammad'da onlara: "utanmıyor musunuz? onu buradan kovmak mı istiyorsunuz? içinizde onun gibisi yok, benim ona eziyet ettiğime bakmayın, onu imtihan etmek, manen kemale ermesi için böyle yapıyorum, mana aleminde onu koca bir dağ olarak görüyorum" derdi.

    yine bir sohbet toplantısında, abdülkadir geylani hazretleri dışarı çıkmıştı. şeyh hammad: "şu genci görüyor musunuz? bir zaman gelecek ayağı bütün velilerin boynunda olacak, her veli ona itaat edecek" dedi.

    başka bir gün o gelince ayağa kalkıp: "hoş geldin abdülkadir! sen ariflerin, allahü teala yı tanıyanların seyyidi, efendisisin. senin sancağın doğudan batıya dalgalanacak. bütün boyunların sana eğileceğini ve akranlarının üstünde bir dereceye ulaşacağını müjdelerim" dedi.
  • zamanındaki diğer evliya da keramet olarak ilerde onun derecesinin yüksek olacağını haber verdiler. abdülkadir geylani hazretleri zaman zaman şeyh tac-ül arifin ebu-l vefa hazretlerinin yanına giderdi. ebu'l vefa hazretleri o gelince ayağa kalkar, yanındakilere: "ayağa kalkın, evliyadan biri geliyor" derdi. ona karşı iltifat etmesine hayret eden talebelerine: "henüz zamanı var, vakti gelince, okumuş - cahil, herkes bu gence muhtaç olacak, onun feyzinden, manevi ilminden faydalanacaktır. sanki şu anda onun bağdat 'ta cemaatlere vaaz ve nasihat ettiğini görüyorum." derdi.

    bir defasında da: "ey bağdatlılar! allahü teala ya yemin ederim ki, onun başında bir ucu doğuda bir ucu batıda olan sancaklar dalgalanacaktır" dedi ve abdülkadir geylani hazretlerine dönüp: "bugün söz bizim fakat ilerde senin olacak. o zaman bu ihtiyarı hatırlarsın" diye hitab etti.
  • nihayet abdülkadir geylani hazretleri bağdat 'ta insanları irşada, allahü teala nın beğendiği yolda bulunmaya davete ve nasihat etmeye başladı. bir gün kendini nurların kapladığını gördü. bu hal nedir diye düşününce, rasulullah efendimiz allahü teala nın sana verdiği yüksek dereceyi tebrik etmeye geliyor denildi. nurun git gide çoğaldığı bir anda resulullah efendimiz görünerek bir elbise verdiler. sonra: "bu kutubluk denilen velilere ait evliyalık elbisesidir" buyurdular.

    resulullah efendimizden hazreti ali vasıtasıyla gelen feyzler, manevi ilimler ondan sonra hazreti hasan ile hazreti hüseyin ve on iki imamdan diğerleri ile devam etmiştir. bunlardan sonra gelen evliyaya feyzler hep on iki imam vasıtasıyla gelmiştir. ancak abdülkadir geylani hazretleri dünyaya geldikten sonra bu değişmiştir. o evliyalıkta yüksek bir dereceye kavuşunca, on iki imamdan gelen feyzler, ilimler, bereketler, onun vasıtasıyla gelmeye başlamıştır. başka hiç bir veli bu makama ulaşamamıştır. bunun için: "önceki velilerin güneşi battı, bizim güneşimiz ufuk üzerinde kıyamete kadar kalacak, batmayacaktır." buyurmuşlardır. kıyamete kadar her veliye feyzler onun vasıtasıyla gelecektir. bunun için kendisine gavs-ül a'zam - en büyük gavs denilmiştir. bu hususta onun vekili yalnız imamı rabbani hazretleri olmuştur.
  • abdülkadir geylani hazretlerinin evliyalıktaki derecesinin yüksekliğini zamanındaki bütün evliya kabul etmiştir. bir gün bağdat 'ta sohbet ediyordu. meclisinde pek çok alim ve veli vardı. bir ara: "işte şu ayağım her velinin boynu üzerindedir " buyurdu. orada bulunanların hepsi bu sözü tasdik ettiler.

    şeyh halifet-ül ekber anlatır:

    rüyamda resulullah efendimizi gördüm. "ya resulullah! şeyh abdülkadir, ayağım bütün velilerin boynu üzerindedir diyor, ne buyurursunuz?" diye sordum. "doğru söylemiştir. o benim himayemden bir kutubdur, bu nasıl olmasın?" buyurdu.

    adiyy bin müsafir :

    "bu sözü yalnız o söyledi, başkasından duymadım. o bununla kendi zamanındaki ferdiyet denilen makamı açıklar. onun gibi hiç kimse böyle söylemeye izinli değildir" der.

    ahmed rufai hazretleri:

    "o, bu sözü manevi emir ile söyledi" demişlerdir.

    ibn-i hacer-i askalani hazretleri:

    "bunun manası, ilerde o kadar keramet gösterecektir ki, inad eden ve doğru yoldan sapanlardan başkası onu inkar etmeyecektir" dedi.

    büyük alim izeddin bin abdüsselam :

    "şüphesiz o evliyanın sultanı idi" demiştir.

    hayat bin kays hazretleri buyurur ki:

    "abdülkadir geylani bu sözü söyleyince, bütün velilerin kalblerindeki nurlar arttı. ilimlerinde bereket, hallerinde yükseklik görüldü. çünkü onlar istisnasız, başlarını onun ayağına doğru uzatmışlardı."

    abdülkadir geylani bu sözü söylediğinde, yer yüzünde veliler boyunlarını ona doğru uzattı. o anda boynunu uzatanlardan biri ahmed rufai hazretleridir. ona niçin böyle yaptığını sorduklarında şöyle dedi: "şu anda abdülkadir bağdat'ta, "ayağım her velinin boynundadır" diyor" dedi.

    ebu nedyen mağribi de: "evet ben mağrib 'de boynunu ona uzatanlardan biriyim" buyurmuştur.
  • abdülkadir geylani hazretlerinin tasavvuftaki yoluna kadiriyye tarikatı denir. tarikatının hususiyeti, dinin emir ve yasaklarına uymak, devamlı zikr, allahü teala yı anmak, gönlü allahü teala dan başkasından kurtarmaktır.
  • abdülkadir geylani hazretleri tasavvuf bilgilerini herkesin anlayabileceği şekilde sundu. peygamber efendimizin bereketiyle sözleri gayet tatlı ve tesirli idi. kendileri şöyle anlatır:

    "hicri 521 senesi, şevval ayının 16'sı olan salı günü öğleden önce, resulullah efendimizi rüyamda gördüm. "ey oğlum, niçin konuşmuyorsun?" buyurdu. "ben yabancıyım, bağdat fasih lerinin yanında nasıl konuşurum?" dedim. "ağzını aç" buyurdu. ağzımı açtım. 7 defa mübarek ağzının suyundan ağzıma saçtı ve "insanlarla konuş, onları güzel hikmet ve vaazlar ile rabbinin yoluna çağır" buyurdu. öğle namazını kıldım. yanımda kalabalık insanlar gördüm. nutkum tutuldu. hazreti ali 'yi gördüm. mecliste benim karşımda ayakta duruyor ve bana: "ey oğlum, niçin konuşmuyorsun?" diyordu. "nutkum konuşmam tutuldu, konuşamıyorum" dedim. "ağzını aç" buyurdu. açtım. ağzının suyundan ağzıma 6 defa saçtı. "niçin yediye tamamlamadınız?" dedim. "resulullah'a karşı olan edebimden" buyurdu ve gözden kayboldu. bundan sonra en fasih bir dille konuşmaya başladım."

    birgün, minberde oturmuş vaaz ediyordu. birden suratle en son basamağa indi. ayakta, elini elinin üstüne koyarak, mütevazi bir şekilde durdu. bir müddet sonra minbere çıktı. eski yerine oturdu ve vaazına devam etti. oradakilerden birisi, ne oldu diye sual edince: "ceddim resulullah'ı gördüm. geldi ve minber önünde durdu. haya edip, son basamağa indim, kalkıp gitmeye başlayınca, bana yerime oturmamı ve insanlara vaaz etmemi emretti." dedi.
  • sohbetlerinde bazen bir kaç kişi coşarak kendinden geçerdi. haftada üç gün, cuma salı ve pazartesi gecesi halka vaaz ederdi. vaazlarında, alim ve evliyadan zatlar da bulunur, hepsi büyük huzur içerisinde dinlerlerdi. 40 sene böyle devam etti. ders ve fetva vermeye 28 yaşında başlamış olup, bu hal 60 yaşına kadar devam etmiştir. huzurunda kur'an-ı kerim tegannisiz, gayet sade, tecvide riayetle okunurdu. 400 alim onun anlattıklarından notlar tutar, izdiham, kalabalık sebebiyle birbirlerinin sırtlarında yazarlardı. sorulan suallere gayet açık ve doyurucu cevaplar verirdi.

    kendileri derin ilim sahibi idi. 13 çeşit ilimde ders verirlerdi. bir gün birisi huzurunda kur'an-ı kerim okudu. abdülkadir geylani hazretleri okunan ayet-i kerimeleri tefsir etmeye başladı. 40 şekilde tefsir yaptı ve hepsinin delilini gösterdi. orada bulunanlar yalnız 11 tefsiri anlayabildi ve dinleyenleri hayrette bıraktı. sonra, "sözü burada bırakıyorum. şimdi kelime-i tevhid e geldik, "la ilahe illallah " dedi. bunları söyler söylemez cemaati bir hal kapladı, hepsi kendinden geçti.
101 entry daha