şükela:  tümü | bugün
  • sözlükte "kul" demek olan "abd" kavramı kur'ân'da; "kul" ve "kullar" şeklinde yalın olarak veya "kullarım", "kullarımız" ve "allah'ın kulları" şeklinde allah'a izâfet ile genel olarak bütün insanları ifade etmek için; bazen de "mü'min kullar", "ihlaslı kullar", "muttakî kullar", "bilgin kullar", "sâlih kullar" ve "şükreden kullar" şeklinde sıfat ve övgü ifadesi olarak kullanılmıştır. çoğulu¸ "abîd" ve "ibâd"dır.
    örnekse abdullah, allah'ın kulu demektir. çoğu insanın bildiğini düşündüğü üzere, kulluk etmek sadece secde etmek veya ilah'a genel anlamda ibadet etmek ile içi dolan bir kavram olmamakla birlikte, kurani terminolojiye göre, yüce allah'ın insanlar için göndermiş olduğu asil ve eşsiz sistemi, yaşam metodu ve şeriatı reddederek, bunun dışında, mukabil kanunlar ihdas eden yeryüzü ilahlarının yasa ve kanunlarını benimsemek ve boyun eğmek, bu kanun yapıcılarına kul olmak olarak ifade edilir. bu durumda bu harici metodlar, şeriatler ve sistemler ihdas eden kurum, kuruluş, meclis, ideoloji ve kişiler rab edinilmiş olmaktadır. doğrusu yüce kuran ve islami öğretiden anladığımız o dur ki; şuan yüce allah'ın kanunlarını sırtlarına atıp, insanlar için hayat düzenleri ve kanunlar ihdas eden birilerinin karşınıza gelip sizi biz veya ben yarattım demesi ile, sizin için yönetimde, hukukta, sosyal hayatta, adab-ı muaşerette uyulacak kanunlar, anayasa veya düzenler oluşturduk, yaptık demesi arasında zahiren hiç bir fark yoktur. kurani kerimde tevbe suresi 31. ayeti örnek alırsak;

    "onlar, allah'dan başka bilginlerini ve rahiplerini de kendilerine rab edindiler, meryem oğlu mesih'i de. oysa onlar bir olan allah'a ibadet etmekle emrolunmuşlardı. allah'dan başka hiçbir ilâh yoktur. o, müşriklerin ortak koştuğu şeylerden de münezzehtir." biz çok iyi biliyoruz ki hristiyanlar ve yahudiler din adamlarına tapmıyor ve onlara ibadet etmiyorlardı. fakat onların yüce allah'ın haramlarını helal, helallerini haram saymaları ve ehl-i kitab' ında bu düzenlemelere uymaları sonucu, bu faniler rab edinilmişti. konu ile ilgili bir hadiste ise olay şöyle gelişmiştir;

    adiyy b. hatem, peygamberimizin davetini alınca, çağrısını işitince şam'a kaçtı. bu zat cahiliye döneminde hristiyan olmuştu. bir ara kız kardeşi kabilesinden birkaç kişi ile birlikte müslümanlara esir düşmüş, fakat peygamberimiz kadını bağışlayarak, serbest bırakmıştı. kadın kardeşinin yanına dönünce onu müslüman olmaya ve peygamberimize gidip kendisi ile görüşmeye teşvik etmişti. bunun üzerine medine'ye geldi. -bu zat o sırada tay kabilesinin şefi idi, babası da cömertliği ile ün salmış bir kişi olan hatem tai idi.- peygamberimizin huzuruna vardığında boynunda gümüş bir haç vardı. o sırada peygamberimiz `onlar allah'ın dışında hahamlarını ve rahiplerini ilah edindiler' cümlesi ile başlayan ayeti okuyordu. ayet bitince bizzat kendi ifadesine göre peygamberimize `onlar, hahamlarına ve rahiplerine tapmıyorlar, kulluk etmiyorlar' dedi. onun bu sözlerine peygamberimiz şu karşılığı verdi: "evet, ama din adamları onlara helal şeyleri yasakladılar ve haram şeyleri serbest ettiler. onlar da din adamlarının ve bilginlerinin bu hükümlerine uydular. bu tutum, onların, din adamlarına kulluk etmeleri anlamına gelir."

    bu durumda "abdulkemal" mustafa kemal'e biat etmiş, onun getirdiği şeriatı kabul etmiş, ona tazim ve ibadette bulunan. yüce yaratıcının nazil ettiği eşsiz hayat sistemini, "gökten indiği sanılan" şeklinde yorumlayarak, kendi metodu ve şeriatını hakim kılan kemal'in kulu anlamına gelmektedir. bazıları alınmasın, bu örnekler abdultayyip, abduldemirel, abdulego (abdulnefs), abduldemokrasi, abdulmeclis, abdulkapitalizm olarak çoğaltılabilir.