*

şükela:  tümü | bugün
  • 839 - 923 yillari arasinda yasamis bir arap tarihcisi.
  • rüzgarların bulutları a$ağıladığını savunuyordu..
  • 923 yılında ölmüş islam tarihçisidir..
  • takiye yorumuyla islam dünyasını yönlendirmiş islam araştırmacısıdır.

    --- spoiler ---

    bir kimse zorlanırsa, düşmanlarından kurtulmak için yüreği muhalefet ettiği halde diliyle küfrü kabul ederse, ona ceza verilmez.

    --- spoiler ---
  • o bir radikal. dönemindeki ve öncesindeki islam alimleri (ya da tarihçileri) hz. ayşe evlendiğinde 9 yaşındaydı derken et-taberi 10 yaşındaydı demiştir.
  • h. iii-iv (m.9-10) asırlarda yetişmiş, fıkıh, hadis, tarih, dil, tefsir ve kırâat ilimlerinde otorite olmuş âlim.tam adıyla ebû cafer muhammed ibn cerîr et-taberî. taberistan'ın âmul şehrinde 224/838 yılı sonlarında dünyaya geldi, ilk tahsilini burada yaptı. yedi yaşında hafız oldu, dokuz yaşında hadis ezberlemeye başladı.

    ilim tahsili için rey, basra, kufe, medine, suriye ve mısır gibi şehir ve ülkeleri dolaştıktan soma, hilafet merkezi olan bağdad'a yerleşti. kaynaklar onun hocaları ve talebeleri için uzun bir liste vermektedir. zamanında hadis, fıkıh (hanefi, şafii ve mâliki fıkıhları), kıraat, tarih ve edebiyat sahalarında meşhur olan birçok âlimden ders aldı, yetiştikten sonra da bütün bu ilimlerde eserler verdi. kırk sene süreyle, her gün kırk yaprak yazmak suretiyle, son derece hacimli eserler meydana getirdi.

    zamanındaki birtakım mezhep mensuplarınca râfızilik ve şiilikle itham edilmiş olmakla birlikte, bu vasıfları yoktur. bunlar, müfrit ve mezheplerinde mutaassıp kimseler tarafından ortaya atılmış iddialar, hatta iftiralardır. çünkü, taberî'nin eserlerinde onun, ne râfızi ne de şii olduğuna delalet edecek ifadeler ve bilgiler yer almaktadır.

    fıkıhta önceleri şafiî mezhebine mensup iken, sonradan mutlak müctehidlik mertebesine ulaşmıştır. kaynaklar onun, ceririyye adında sonraları ortadan kalkmış olan bir mezhebin imamı olduğunu kaydeder. onu,râfizîlikle itham edenler de hanbelî mezhebi mensupları olup, bu düşmanlıkları, taberî'nin, onların imamı ahmed ibn hanbel'i bir fıkıh imamı değil de hadis âlimi kabul etmesine kızdıklarından olmalıdır. kaynaklar taberî'nin, ahmed ibn hanbel'den ilim almak üzere bağdad'a geldiğini ve fakat ancak onun vefatından sonra bağdad'a ulaşabildiğini, bunun üzerine memleketine dönmeyerek basra'da tahsiline devam ettiğini belirtiyorlar. bu yüzden iki imam arasında herhangi bir husumet olmadığı gibi taberî, imam ahmed ibn hanbel'in değerini ve mertebesini inkâr etmiş de değildir.

    taberî, 310/923 yılında bağdad'da vefat etmiş ve muhaliflerinin çokluğu sebebiyle, ölümü gizli tutularak geceleyin vefat ettiği eve defnedilmiştir. kabrinin başka yerde olduğu (meselâ mısır gibi) şeklindeki haberler ise sağlıklı değildir. taberî'ye ait olduğu iddia edilen kabirler ona ait olmayıp belki de onun adına kurulmuş ziyaret makamlarıdır.

    imam taberî'nin te'lif ettigi eserlerin birçoğu kaybolmuş ve zamanımıza kadar ulaşamamıştır. fakat bize kadar ulaşan eserlerinin bile bir ömre sığdırılması zordur ve taberî'nin büyüklüğünün en büyük delilidir.

    taberî'nin eserlerinden bazıları şunlardır.

    1- târîhu'l-ümem ve'l-mülûk: taberî'nin doğuda ve batıda haklı bir şöhrete ulaşmasına ve "tarihin babası" ünvanı verilmesine sebep olan genel tarihidir. taberî bu eserinde yaratılıştan kendi zamanına kadar olan olayları rivayet senedleriyle birlikte kaydetmiştir. tarih ilminde en önemli kaynaklardan biri olarak kabul edilir. daha sonra gelen tarihçiler onun verdigi bilgileri ya aynen almış, ya da özetleyerek vermişlerdir. birçok dile ve bu arada türkçeye de tercüme edilmiştir. millî eğitim bakanlığı tarafından şark islâm klâsikleri serisi içinde neşrine başlanan türkçe tercümesinin basımı henüz tamamlanamamıştır.

    2-ihtilâfu'l-fukahâ: bu eser ihtilâfu ulemâi'i-emsar fi ahkâmi şerâii'l- islâm adıyla 1933'de yayımlanmıştır.

    3- letâifu'l-kavl fi ahkâmi,şerâii'l-islâm: usûl-i fıkha dair yazdığı bir eserdir.

    4- kitâbu'l-kırâât ve tenzîlu'l- kur'an.

    5-kitâbu şerhi's-sûnne: mezhebî ve itikâdî konuları ihtiva eden eser mısır ve bombay

    (1321)'da basılmıştır.

    6- kitâbu âdâbi menâsiki'l-hacc.

    7- kitâbu'l mûciz fi'l-usûl.

    8- kitâbu'l-garîb ve't-tenzîl ve'l-aded.

    9- kitâbu âdâbi'l-kudât.

    10-câmiu'l-beyân an (fi) te'vîli âyati'l-kur'ân: 270/883 yılında tamamladığı bu eseri taberî tefsiri olarak da bilinir. taberî, çok meşhur bir tarihçi olması kadar, "rivâyet tefsirlerinin anası " olarak kabul edilen bu tefsiri ile de şöhret bulduğu için, bu tefsiri hakkında biraz daha geniş bilgi vereceğiz.;

    taberî tefsiri

    câmiu'lbeyân, rivâyet tefsirlerinin ilki ve en önemlisi sayılır. kendinden sonraki rivâyet tefsirlerinin kaynağı durumundadır. ancak dirayet tefsiri yönünden de küçümsenemeyecek derecede bilgiler ihtiva eder. subkî'nin et-tabakâtu'l-kubrâ'sında kaydettigine göre taberî, bu tefsirini çok uzun kaleme almış ve fakat yine kendisi daha sonra kısaltarak bugünkü hacmine indirmiştir.

    taberî bu tefsire bir mukaddime ile başlar. mukaddime'de kur'ân ile ilgili bazı konulara yer verir. kur'ân'-in nâzil oldugu arapça'nın özelliklerinden ve lehçelerinden söz eder. tefsir ve te'vîli açıklar. kur'ân'ı, kendi re'yi ile tefsiri yasaklıyan hadisleri, peşinden de kur'ân tefsirine teşvik eden hadisleri ve sahabeden kur'ân-ı tefsir edenleri zikreder. tâbiinden kur'ân tefsiri makbul olanlarla tefsiri kabul edilemeyecek derecede zayıf olanları sayar. daha sonra kur'ân'ın isimlerinin, surelerinin ve âyetlerinin te'vîline geçer.

    taberî, eserine "tefsir" değil de "te'vîl" adını vermiştir. âyetleri tefsire başlarken de aynı isimlendirmeyi sürdürür ve "el-kavlu fi te'vîli kavlihî teâlâ" diyerek âyeti zikrederek,
    sonra o âyeti tefsir eder. o âyetin tefsiri ile ilgili olarak kendine ulaşan muhtelif rivâyetlerden birbirini destekleyenleri aynı anlamda olan veya birbirini tamamlayan rivâyetleri peş peşe senedlerini de zikrederek serdeder. bu rivâyetlerde "merfû, mevkûf, maktû hadis" (hz. peygamber'den, sahâbeden, tâbiinden nakledilenler) sırasına riayet eder. eğer bu âyetin tefsirinde birden fazla görüş varsa, bu görüşleri ve delilleri olan rivâyetleri ayrı başlıklar altında verir. ancak o, tefsire dair rivâyetleri saymakla yetinmez; gerek rivâyetlerin senedlerini, gerekse metinlerini tenkide tabi tutar, zayıflık ve kuvvet nokta-i naıarından inceleyerek aralarında tercihler yapar.

    ihtiyaç duyduğu yerde âyetlerin gramer tahlillerine girişir, âyetlerden çıkarılacak fıkhî hükümlere, bu fıkhî hükümlerin dayandığı delillere temas eder, bu hükümlerden tercih ettiklerine ve tercihine sebep olan delillere işaret eder.

    eserde yer yer kırâatlere, bunlardan şâzz olanlarına da işaret edilir. kırâat farklılıklarına göre âyetlerin kazandığı anlamlar da verilir. taberî tefsirinde yer yer isrâiliyyât'a da rastlanır. bu konudaki rivâyetlerini daha ziyade ka'bu'l-ahbâr, vehb ibn münebbih, ibn cüreyc ve süddi'ye dayandırır. ancak isrâiliyyât'a dair verdiği haberleri senedleri ile birlikte kaybettiği için bu haberlerin tahkiki ve araştırılması daima mümkündür.

    taberî, özellikle kelime izahlarında, garib lâfızların tefsirinde eski arap şiirinden büyük ölçüde istifade etmiş, izahlarına cahiliye devri şiirinden çokça deliller getirmiştir.

    câmiu'l-beyân'da kelâm ve akîde konularında da azımsanmayacak derecede bilgi vardır. müfessir, eserinden ehl-i sünnet ve'l-cemâat mezhebini destekler; kaderiyye, mu'tezile, mücessime, müşebbihe gibi ehl-i sünnete muârız mezheblerin görüşlerini reddeden açıklamalara ve te'villere yer verir.

    özetle ibn cerîr bu eserinde kendinden önceki müfessirlerin hemen bütün görüşlerini, o zamana kadar teşekkül etmiş olan abdullah ibn abbâs (öl. 68/687-688), abdullah ibn
    mes'ûd (öl. 32/652), ali ibn tâlib (öl. 40/660), übeyy ibn ka'b (öl.19/640)'a dayanan tefsir ekollerinin müfessirlerinden ve diğer müstakil âlimlerden elde ettiği bütün rivâyetleri
    toplamış, böylece büyük bir "tefsir ansiklopedisi" meydana getirmiştir. bu arada mukâtil, ibn bükeyr ve kelbî gibi tefsirde zayıf kabul edilen âlimlerden nakilde bulunmamaya da dikat etmiştir.

    câmiu'l-beyân'ın muhtelif baskıları vardır. en yaygın olan 30 cüz halinde ve kenarında neysâbûrî (öl. 728/1328)'nin "ğarâibu'l-kur'ân ve rağaibu'l-furkân" adli tefsiri bulunan baskısıdır.

    mahmûd muhammed şâkir ve ahmed muhammed şâkir eserin tahkikli neşrine başlamışlarsa da, ahmed muhammed şâkir'in vefatı ile 16. cilde kalmıştır. tahkiki biten cildler mısır'da. dâru'l-maârifçe neşredilmiştir. camiu'l-beyan'ın birçok yönü üzerinde çeşitli master ve doktora tezleri yapılmıştır. ayrıca hasan karakaya tarafından türkçeye tercüme edilen eser
    hisar yayınlarınca basılmıştır.

    (şamil islam ansiklopedisi, bedreddin çetiner)
  • paket programcı birisi olmadığım için, kendisini "salt doğru" yahut "salt yanlis" olarak değerlendirmeyeceğim tarihçi. esasen tarihçi demek eksik kalır, hadis nakletmiş, tefsir yazmış birisi kendisi. çalışmalarında eksik ve yanlış bulduğum, haddini aştığını düşündüğüm yerler de vardir, doğru bulup takdir ettiğim yerler de.

    bugün ağırlıklı olarak eleştireceğim kendisini. bir ayeti yorumlar ve tefsir ederken, haddini aştığı, girmemesi gerekli bir yere girdiği kanaatindeyim. dediklerimden "islam ve müslümanlar eleştiriye kapalıdır, dogmacıdır" sonucu çıkmasın. eleştiri, en kıymet verdiğim olgulardan biridir.

    fakat taberi, mealen "yerin ve göğün 6 evrede yaratıldığı " bildirilen, muhtelem ki secde/4 ve kaf/38.ayetleri, rivayetler çerçevesinde açıklamış, ne akla hizmet ise, hangi gün neyin yaratıldığını bulmaya çalışmıştır. buna göre allah, pazar günü yeri, perşembe günü göğü,cuma günü yıldızları, güneşi ve ayı yaratmıştır. bundan sonrası daha da felaket ki, allah insanı, cuma gününün son saatlerinde, -buraya dikkat- alelacele şekilde yaratmıştır.

    bunlar hiç bir biçimde lazım bilgiler değildir. insan cuma günü yaratılsa ne çıkar, pazar günü yaratılsa ne çıkar? bu gerçekten önemli olsaydı, allah 6236 değil, 6237 ayet yollar, "göğü şu gün, sizi bu gün yarattım" diyebilirdi. yine buradan "müslümanlar öğrenmeye kapalı" gibi gerizekalı çıkarımlar muhakkak olacaktır. demek istediğim, bu bilginin ne işe yarayacağı.

    hadi hepsini kabul ettik, zamanın ve mekanın bağlamadığı, sahibi olan allah, nasıl acele eder ve adem'i baştan savma yaratır? allah'a yalan isnad edilmektedir alenen. gerçi taberi bütün bu fitneleri yumurtlayıp, "tarihu'r- rusul ve'l- mülük'' eserinde "ben duyduklarımı aktarıyorum yea" demişse de, hic bir dayanağı olmayan, peygamber'e atfedilen hadislerden çıkarma hükümlerle ortaya çıkmamalı, tefsirleri böyle yapmamalı idi.

    bu sorular, amenna sorulmuş olabilir kendisine. kendisi de cevaplamış olabilir. fakat kim inanır peygamber'in "allah adem'i alelacele yarattı" dediğine? taberi'yi bu noktada kınıyor ve kendisine laflar hazırlıyorum.
  • doktor olanı için (bkz: ali ibn-i rabban el-taberi)
  • lut kavmiyle ilgili ayetleri
    “cebrail bir sabah vakti kanadını lût kavminin yaşadığı şehirlerin
    altına soktu ve böylece onları yerküreden koparıp gökyüzüne kaldırdı. o kadar ki,
    yukarı kaldırış esnasında gökyüzü sakinleri lût kavminin horozlarının ötmesini ve
    köpeklerinin ulumasını işitti. cebrail daha sonra bu şehirleri ters yüz ederek
    aşağıya bırakmak suretiyle yerin dibine geçirdi” şeklinde tefsir eden şahıs.

    günümüzde "bazıları" tarafından çok değerli bir alim olarak görülmektedir.
    bir benzeri için (bkz: erzurumlu ibrahim hakkı)
3 entry daha

hesabın var mı? giriş yap