şükela:  tümü | bugün
  • triptych perde de denilen bu perde sisteme polyvision denmekteydi, kendisi fransiz empresyonistleri denen bir ekolun talebesi olup ilk kadin yonetmen germaine dulac ile de kanka idi.

    gance in yetenegi teknik anlamda yaptigi yenilikler ancak 25 30 yil sonra tekrar denebilecek kadar ucuk kacikti. 1927 yilinda cektigi ve napoleaon un hayatini anlatacak bir dizi sinema filmi projesi yapimcinin su koyuvermesi ile gerceklesemedi. filmin 9 saatlik 32 makaralik kopyasi ise sallak mallak oldu. ucurumdan asagi kamera atip, futbol topu icine kamera koyu degaj yaparak cekim yapan bu adamin degeri 90. yas gununde onuruna verilen bir plaketle anildi. francis ford coppola da kendisine saygisindan napoleon u yeniden bir araya getirmek projesi icun zoetrope u seferber etti.
  • (bkz: napoleon/@8)
  • sinema tarihinde önemli bir yere sahip olan fransız film yönetmeni.
    sessiz sinema döneminde geliştirmiş olduğu, resimlerin saniyede 16 kare olarak gösterilmesini sağlayan superpoze tekniği gibi teknik buluşlarının yanı sıra, gösteriş ve şiirselliğin bir arada bulunduğu napoleon ve la fin du monde gibi filmleriyle hatırlanmaktadır.
  • 1889-1981 yılları arası yaşamış, öncü fransız yaratıcı yönetmen. en önemli filmleri napoleon (1927) ve la roue'dur.
  • walter benjamin, ünlü makalesinde (das kunstwerk im zeitalter seiner technischen reproduzierbarkeit) kendisinden bir alıntı yapar:

    "shakespeare, rembrandt, beethoven film yapılacaklar... bütün söylenceler, mitolojiler ve mitler, bütün din kurucuları, dahası dinler... sinema yoluyla dirilmeyi beklemekteler ve kapıların önü, şimdi kahramanlarla dolu."

    tabii gance'in kolay bir kehanette bulunarak yaptığı açıklamanın, aslında yeniden üretim sürecinde sanat dallarının tasfiyesi anlamına geldiğini de eklemekten çekinmez benjamin. ayrıca adorno'nun yaklaşık yirmi yıl sonra minima moralia'da bahsedeceği, sanatın günümüzde sadece meta olarak varolabildği anlayışının habercisi gibidir benjamin'in yaklaşımı. günümüzün dış cephe kaplaması ile karşılaşmaları durumunda zaten pesimist olan adorno'nun bakışı bu trafik akışına artık dayanamayabilirdi herhal.
  • sinemaya 1909 yilinda oyunculuk ile baslamis olan yönetmen.
  • sinemanın öncülerinden birisi olan gance'ı anlatmaya georges sadoul'un kendisi hakkındaki şu sözü ile başlamak büyüklük tanımının ayak sesleri olsa gerek:

    "dağları kaldıran, ama onlar tarafından ezilmenin eşiğine gelen bir sinemacı"

    yapıtlarının en büyüğünü sessiz sinema döneminde bırakmış olması kendisini sessiz kahramlardan bir tanesi olarak tarihe yazdıran etmenlerin en başında gelenidir hiç kuşkusuz.

    genç yaşta tiyatro ve edebiyatla ilgilenen abel gance oyunlar, şiirler yazmış, gerekli durumlarda sahneye çıkıp oynamıştır. bir filmde de moliere rolünü layıkıyla icra etmişliği de vardır. 1911 yılında adım attığı sinema hayatında ilk filmelerini yazıyor, oynuyor, yönetiyor; teknik hileler, trükajlar, biçimsel araştırmalar sanatını süsleyen baş kahramanları oluşturuyordu. kısacası başlagıç olarak filmlerinin mutfağının her bir noktasında abel gance yer alıyordu.

    savaş yıllarında o dönemin su götürmez cazibesinden etkilenmeden edemeyip propaganda yüklü milliyetçi filmler çekmişliği de vardır. başlangıç şöyle bir kenarda dursun, asıl önemli filmlerini yoğun birikimleri üzerine 1917'den itibaren sessiz beyaz perdeye aktarmıştır: mater dolorosa, la dixieme symphonie, j'accuse ... burada j'accuse ye dikkat çekmek gerekiyor ki eser emile zola nın da karıştığı ve hakkında aynı isimdeki makaleyi kaleme aldığı ünlü hukuk davasını konu edinmektedir.

    1922 yılına gelindiğinde abel gance, bir çok yerde sinemayı sanata dönüştüren ilk şahıs olarak anılan david wark griffith in anlatım tekniğine benzer bir kurguya dayalı, klasik yapıda sayılabilecek la roue filmini çekmeye başladı. kısa sürede tamamlanan film tüm dünyada büyük ilgi gördü. kendisi film hakkında sonraları şöyle diyecekti:

    "lokomotiflerin, trenlerin ve rayların dünyası, karla kaplı dağların ve yalnız zirvelerin dünyasıyla çelişir. bu, beyaz bir senfoniyle, kapkara bir senfoninin iç içe olduğu bir ritmdir. işte la roue bu ritmi anlatır.."

    georges sadoul un da söylediği gibi abel gance, hep büyüklüğü ve gösterişi sevmiş bir sanatçıdır. bu yüzden de tarihteki gözde figürü kimdir sorusuna verilecek yanıt hiç de zor olmayacaktır: napoleon. sinema yaşamının önemli bir kısmını bu tarihsel kahramana adamış oluşu da gözde figürünün kaçınılmaz sonucudur. nitekim de 20'li yıllarda napoleon üzerine çektiği filme yıllarını harcamayı delilik noktasında gezinen bir görev olarak bilmiştir. ve 1926 da tamamladığı napoleon filminde emeği geçenlere, sanatının büyüklüğünü şu kısa cümlelerle özetleyecektir:

    "bu filmle sanatların mabedine tarihin görkemli kapısından geçerek gireceksiniz!..."

    evet film gerçekten de öyleydi.. görkemli, lirik, yenilikçi ve de klasik. yoğun bir hareketliliğe sahip kameranın çektiği filmde kimi zaman saniye de 16 imaja yükselen superpoze tekniği geliştirdiği ve bir ilke imza attığı rivayet edilir. film yanyana konan 3 dev ekranda birden gösterilmek üzere hazırlanmış ve böylece aynı anda, 3 ekrana yayılmış birkaç düzine görüntüyü birden izleme olanağı yaratmıştı. sonraki yıllarda gözümüze sokulan cinemascope ve de cinerama tekniklerinin tam anlamıyla öncüsü olmuştu. fakat bu film için şanssızlık kapıdaydı. çünkü sessiz sinema döneminin tam da sonuna rastlamıştı. haliyle tüm dünyada yeterince gösterilmedi ve hak ettiği ilgiyi toplayamadı. gereken yoğunlu yaratabilmek için 1933 yılında abel gance filmini elden geçirip ses ekleyerek yeniden gösterime sunmamış değildir. ama unutulmak üzere olan film ancak 80 li yılların başında francis ford coppola finansmanı ve sinema tarihçisi kevin bronlow un çabasıyla asıl halini almıştır. bir zamanlar trt 2 de geç saatlerde iki parça halinde görme fırsatına eriştiğim bu 5 saatlik film, o dönem tüm önemli sanat başkentlerinde, festivallerde carmine coppola tarafından yazılan ve yönetilen bir müzik eşliğinde sunularak tarih sayfasındaki asıl yerini almış oldu.

    tüm filmlerinde ve de özellikle napoleon da abel gance kişilğini derinden hissettirmiştir. sinema tarihçileri, eserlerinde iyiyle kötünün hep yanyana durduğunu anlatır. şaşaa ve şiir, heyecan ve ilkel bir simgecilik, çoğunlukla hiç denetlenmemiş bir hayal gücü ve yaratıcılık.. özet olarak leon moussinnac şöyle der:

    "yepyeni zenginliklerle, zevksiz ve banal zavallılıkların bir karışımı."

    bir diğer ilke değinmek gerekirse; sinema tarihinin ilk felaket filminin yönetmeni olarak da bu başlığın sahibini göstermek mümkündür: abel gance ve filmi la fin du monde.

    la fin du monde aynı zamanda da sanatçının ilk sesli filmidir.

    sonraki dönemde bir süre sessiz kalan abel ganceürkmüş bir sessizlik içinde şöyle yakınıyordu:

    "konuşmalar, saygı duruşu veya toplu gösteri istekleri yağıyor. ama kimse yeni bir anlaşmaya gelmiyor"

    1970 yılında napoleon filmininin bir kısmını kullanarak yeniden hazırladığı bonaparte et la revolution filmiyle geri dönüş sinyalleri verse de, o dönemin koşullarında pek de kendine yer edinememiştir.

    en büyük hayalinin napoleon filminin küllerinden doğup sinema tarihine adanması olduğunu bildiğimiz abel gance ölmeden önce bu keyfi yaşamıştır hiç kuşkusuz.
  • çok karizmatik bir isme sahip önemli sinema adamı. ii. savaş öncesi fransız okulunun en önemli temsilcilerinden biridir. hızlandırılmış montaj tekniğini ilk defa uygulaması ve napoléon savaşlarını dönemine göre ileri bir teknik ile görselleştimeyi başarması ile anılır.