şükela:  tümü | bugün
  • insanı hayata karşı daha savunmasız kılar.

    babanın ölmesi, annenin ölmesi, ablanın ölmesi bunlar gibi acıdır ama biraz daha farklıdır sanki. mahallede top oynanırken birileri gelip topunuz alıyorsa onlara efelik taslayacak abidir. '' abi manitayla buluşucam anlarsın ya işte '' diyebileceğiniz biridir abi.

    '' benim abim hepinizi döver olm''... sözünün kahramanıdır abi. ve bir çok şeyin arkasındaki görünmez desteğiniz bir anda yok olup giderse hayat çok daha acımasız geliyor, daha çok korunaksız kalıyorsunuz .

    benim hiç abim olmadı da ölmedi de , kimseye de abi demişliğim yoktur pek içten .bilmem yani abi nedir, abilik nedir. bakkala, manava ya da kendimden 3-5 yaş büyüklerime abi demişimdir ama onların ölmesi ne demek olduğunu bilmedim geçen güne kadar.

    odada oturuyorum birden telefon çaldı;

    '' olum yurtta biri ölmüş biliyor musunuz bir şeyler ?''...

    sorunun cevabını bilmediğim gibi şöyle bir cevap verdim bir de ;

    '' hade ya, yazık ya bilmem ya içmiştir ya da intihar etmiştir salağın biri ''.

    intihar etmek evet salakça bir şey olabilirdi bir kaç yıl öncesine kadar benim için ama bunun salakça olmadığını birebir yaşamışlığımla birlikte hala bu sözü ediyordum ya başımdan savar gibi. banane ya, allah rahmet eylesin yani. ailesine sabır versin bir de. ( benim hayvanlığım ya da olaylardan ders alamayışımdan kaynaklanıyor burası )

    iş benim zannettiğim gibi değilmiş, bambaşkaymış ;

    o telefon konuşmasında konusu geçen kişi ;

    banyodan çıkıyor, terliklerinin altı ıslak olduğu için ayağı kayıyor kafasını ranzanın kenarına vuruyor ve siktiğimin ambulansı kısa bir zaman içinde gelmediği için hastaneye geç yetiştiriliyor ve beyin ölümü gerçekleşiyordu.

    bunu öğrendiğim vakit bir anda benim de abim oluyor bu insan. bilmem , duygusal bir anıma geldi ama ağlamak da istiyorum, ağlayamıyorum.ama benim abim oluyor, belki yaşıtızdır da bilmiyorum, ab, demek geldi sadece içimden. son sınıf filan demişti bir de telefondaki arkadaş belki ondandır. halbuki bende saksıyı çalıştırsaydım çoktan okul bitmişti. neyse.

    bir de gece bir şey daha öğreniyorum; abimin bir de kardeşi varmış aynı odada kaldığı. ya ne fena diyorum o çocuk içinde. daha çok içim burkuluyor. gideceğim o kardeşi bulup ağlayacağım neredeyse o an.

    ve sabah derse giderken bu kardeşi görüyorum dağılmış bir vaziyette. etrafındakilere bir şeyler anlatıyor , ama ben olayı çakamadığım için ;

    '' kim bu ya çocuğun etrafında vize sorularını filan mı almış herkes toplanmış ''

    - yok olum hani biri ölmüş ya o çocugun kardeşi .

    o masmavi gözleri grileşmiş, insanlara durumunu anlatırken başı önde, ağladı ağlayacak neredeyse. sağda solda olay farklı anlatılmasın diye her şeyi ayrıntılarıyla anlatıyor. anlatma be, anlatma uzaktan baktıkça daha da kötü oluyorum.

    adını bile bilmiyorum senin kardeş, abini de hiç görmedim,tanımıyorum bile. ama olayların hepsi öyle garip bir yerden vurdu ki anlatamıyorum. tek bildiğim bir anda sanki benım de abim oldu abin. çok garip.

    bir de her gördüğüne ;

    '' durumu biraz daha iyiye gidiyormuş, işallah kurtulacak , dua eder misin '' demiyor mu kardeş ? off ulan off... çaresiz belli, tek tesellisi dua. umut hala var, dualarla ya da birilerine sarılarak , iyi bir şeyler duymayı bekleyerek.

    duydum ya bunu dayanamadım artık ;

    '' işallah iyileşir abin be kardeşim ''...

    başka da bir şey diyemedim. hiç tanımadığın birinin ölümü bazen hiç sahip olamadığın bir şeylere sahipmişsin gibi bir his veriyor.

    unutmadan bir de şunu demişti yanındaki arkadaşına kardeş ;

    + abin var mı senin ?
    - var.
    + şu dünyada ne sevgili, ne eğlence, ne para ne de başka bir şey. gerçekten abi çok farklı bir şey, aman kırma kimseyi, abini, anneni , babanı. bazen geç de oluyor bir şey demek istesen diyemiyorsun, seni seviyorum desen de duyamıyor...
  • az önce babam " ya delidda" dedi "12 sene oldu, görüyor musun" . anlamadım, ya da işime gelmedi emin değilim. " tam dedi günü de, salı; ağabeyine 12 sene oldu." bunca senedir ilk defa senin ölümünle ilgili konuştuk. annemde hummalı bir çalışma; mutfakta. yarın senin için bir kaç kadın toplanıp yasin okuyacaklar. ben senin için bu yazımı çoktan bitirmiş olacağım o sırada. onlar evde ağlarken ben işte çalışıyor olacağım. ve tek derdim belki bir boşluk bulup sigara içmeye inebilmek olacak. hatırlamayacağım yani seni. inadına yarın hatırlamayacağım. yok gibisin. hiç olmamış gibi. gün geçtikçe sahiciliğini kaybediyorsun. seni hatırlaya hatırlaya tüketmekten korkuyorum. azalmandan. bu çünkü başka türlü bir yokluk gibi değil. korkularım olduğun için kızıyorum sana. bana sadece kabus olarak geldiğin için. hayalini bir dakika görebilmek için ömrümü verebilecekken, karanlığın içinden çıkıp gelen korkulu sesinden dolayı gözlerimi açıp bakamıyorum sana. bazen gerçekliğinden çok burada oluyorsun biliyorum. ama sen yoksun. gerçekliğin kadar. korkularım da yokluğun kadar gerçek oluyor sonra. titreme nöbetlerine tutuluyorum. seni hatırlamıyorum diye mi yapıyorsun bunları. oysa ben belli aralıklarla rüyamda görüyorum seni. işte bazen de ağlıyorum. daha ne istiyorsun. yoruldum. birileri geliyor bankaya. yaşına bakıyorum. bu kadar olacaktın diyorum sonra. abdurrahman abi nin gittiğimde bana şefkatle sarılmasından içim acıyor. bugün tapu dairesinde işim vardı. ortaokul arkadaşımla karşılaştık. oturdum, çay içtik. yeğeninin fotorafını gösterdi. kız çok güzel. saliha kadar. ve aynı saliha. dedim ki "aynı halası, valla derlerdi de inanmazdım, ne çok benziyor sana." saliha büyük bir gurur duydu dediğimden , kırmızı ojeli tırnakları ve topuklu ayakkabılarıyla pazar kahvaltısına gitmiş kadınların edasıyla omzuma vurdu gülerek "ağabeyinin kızı da sana benzer, ha sahi evlendi mi ağabeyin?" sen ne bileceksin. neden anlatıyorsam bunları sana. toprak mı oldun, su olup yemeğime mi karıştın, çiçek mi verdin mezarının üstünden. ne anlarsın ki sen bunlardan. acıdan, özlemekten... ölüp çürümekten başka ne bilirsin ki. özledim... yokluğunu dile getirip eşe dosta anlatamayacak kadar çok özledim seni. yanına kıvrılıp yattığım çocukluk günleri. akşam yaptığımız mahalle gezmeleri. sayen de elime anayasa alışım ve bana vaktinden çok önce onu ezberletişin. cebinden aşırdığımı sandığım bozuk paraların, müzik setinin kumandası. hiç olmamış gibi biliyor musun abi? hiç olmamışsın ve benim yazdığım onca kahramandan biri gibisin. silik. teninin sıcaklığı olmayan. nefesi sigara kokmayan. az sonra gözyaşlarımı silip, ışığı kapatıp ve korkmamak için bilgisayarı-müziği açık bırakıp yatacağım. muhtemelen sesini duymanın beni rahatlatacağı birini arayacağım sesim çatallı çıkmazsa. belki dua da ederim. emin değilim. yattığım yatak senin yatağın. bu gece geleceksin biliyorum. senden korkmayacağım. başka yatak yok artık odada. yanıma yatacaksın. bugün senden isteğim bana sarıl tamam mı. gene senden korkup sessiz çığlığımla ruhunu incitirsem namerdim. sana ölmek düştü öldün abi bitti bu dünayda işin bizeyse üzülmek düştü ağlamak düştü okunmayacak şiirler yazmak düştü ölülerin arkasından !

    diye yazdırır küçük kız kardeşe abinin ölmesi.

    edit: oha 19 yıl olmuş ve hiç birşey değişmemiş...
  • akabinde yaşanan duyguyu buket uzuner, kumral ada mavi tuna kitabında çok güzel anlatmıştır. (bkz: aras) (bkz: tuna).
  • anlatmaya sayfalar yetmez.

    ben boş arsalarda koşuşurdum
    sense o sıralar
    canınla boğuşurdun
    belki bu yüzden hiç beraber dalamadık bile bir dut ağacına

    yerli yersiz önüme düşen antika sahnelerden en karanlıkları vizyona giriyordu o sıralar hep. başımı başka bir açıya oturtmamla geçip gidiyorlardı oysa ki. gösterim sürelerinden duyduğum haklı utancım. söz konusu o olunca o yüzden hep utangacım. teraslı, salıncaklı, ortancalı, kuş kafesli bir evde otururken hatırladıklarım hep yaz sıcaklarıydı. bermuda şort, havai gömlek. su tabancasından ıslanan çocuk bedenleri. içi sarı sünger dolu bir sürü turuncu teras minderleri. altlarına gizlenince bile görebildiğim kuru güneş. bardak bardak şeftali rendesi. kapalı kutularda değil arşa yatkın bir düzlemde zıplayıp dururdu bardağı bitirince kardeş. altımızda teyzemin varlığının verdiği güven. apartman dibinde bahçelere çıkan top düşürdüğümüz geniş bir merdiven. ve elinde limonatan, özellikle de senin üflediğin doğum günü pastalarının tadı geliyordu o günlerde damağıma. ciğerlerimin röntgenini görsen ne derdin bilmem ama o tat bir çakmak taşı efektiyle yitip giderdi her zaman. yine utanırdım. zaten aklımdayken hep utangaçtım. ama hayıflanmam şu ki; ilk ergenlik konuşmamı yerlerde sürünen bir samimiyette babamla yaptım ben. sigara içişimi ilk eniştem gördü. ilk kez halama yakalandım masturbasyon yaparken. ilk gördüğüm ölüyse haminnemdi zaten. soyağacında üstüste binememiş aynı dalın iki uzak yaprağı gibi çizilirdi muhtemelen portremiz. sana karşı hiç utanamadım. ama hayaline karşı hep utangacım bu yüzden. seceresini çıkartmak gerekirse milad sonrasının, senin yerine anavatan'dan nefret edildi. senin yerine suratta sakal belirdi. senin yerine gömlek kravat kavga edildi. senin yerine salya sümük ilişkilere girildi. senin yerine bir kaç okul bitirildi. şimdi de senin yerine askere gidiliyor, yatağından kalkıp da yorulmayasın diye. sen bakma şu anda sokağın karşısında oturan o salak adama. üzerini belki mahcubiyetle örttüm. ama bülbüldere'ye de hayalini meftuniyetle gömdüm. ödeşmişizdir umarım.

    zaten o ağacın dutu da bok gibiydi. tırmandığımıza bile değmezdi hani. kafan o mevzuya takılmasın boş yere.

    (7 kasım 2006)
  • 10 sene önce yaşadığım, allah düşmanının dahi başına vermesin denilecek kadar üzücü, tanımlamaya sıfatların yetmeyeceği, insanın hayatını darmadağın eden durum. öyle bir durum düşünün ki, canınızdan bir parça olan, başarılarını örnek aldığınız, idolüm dediğiniz abiniz, hiçbir neden yokken, 22 yaşında birdenbire hayata gözlerini yumsun. yapılan otopsilerde ölüm nedeni bulunamadı denmesine mi yanarsınız, sonuçta her ne olduysa oldu, ama o artık yok. bir bakarsınız evde boş odada abi diye seslenirken buluverirsiniz kendinizi. çok uzun zamandır bu kelimeyi kullanmamış olmak, özlediğinizi farketmek ve kelimeyi daha telaffuz edemeden hıçkırıklara boğulmak.

    en acısı nedir biliyor musunuz? sokakta yürürken sela okunurken duymuşsunuzdur. bu sefer o selanın abiniz için okunduğunu bilmek, ve tabutun uzaktan yaklaştığını görmek. çok acı, tarif edilemeyecek kadar acı. daha 3 gün önce telefonda konuştuğum abim burada, 1 metre ötemde. üzerinden yıllar geçti, abim dediğim kişiden yaşça çok daha büyük duruma geldim, ama biliyorum ki 40 yaşına da gelsem, o hep abi olarak kalacak. umuyorum bir yerlerden kardeşinin onun başarılarını devam ettirdiğini, ailesine her zaman destek olduğunu ve asla bırakmadığını görüyordur.
  • daha ilkokula gitmiyorum 5-6 yaşlarındayım. annemle mutfaktayız. sıkıcı bir hava var. nasıl oldu haberi nasıl aldık bilmiyorum pencereye çıktık. çoğunluğu akraba olan komşular konuşuyorlar hemen az ileride kaza olmuş..
    mehmet diyorlar, kaza geçirmiş hastaneye kaldırmışlar.. mehmet adında bir sürü akrabamız var, yan komşumuz mehmet amca mı yoksa annemin amcası mehmet mi? kim diye düşünüyoruz annemle, acaba babamın amcasının oğlu mehmet mi? onlar bir şey söylemiyor bizimde aklımıza başkası gelmiyor.

    kazanın olduğu yer 2 dakikalık yol.. oraya neden gittim ve neden kimse bana engel olmadı yada oldu mu hatırlamıyorum..
    bizim arabanın ne işi var orada? geldiği yönün aksi istikamete dönmüş etrafta jandarmalar dolanıyor. yanına gidiyorum arabanın, sağ koltuğunda kanlar..
    hastaneye kaldırmışlar babamı, abimi..

    insan kötü şeylerin hep başkasının başına geldiğini sanıyor demek ki, oysa bizim ailemizde de bir mehmet olmasına rağmen abim aklımızın ucundan geçmemişti..

    çevredeki insanların ne konuştuklarını hatırlamıyorum ama anlamam gerekeni anlamıştım.
    koltuğumun altına abimin okul klasörünü sıkıştırdı jandarma, eve gönderdi beni.. o klasör çok mu önemliydi? sorgulamadım hiç.
    ondan sonrası yok, hafıza kaybı yaşamış gibi hepsi silinmiş, birkaç resim dışında..
    yukarı kata getirdiler abimi. görmek için çıktım. pamuk gibi gözüküyor, huzura erdiği her halinden belli boylu boyunca yatıyor..
    bütün ömrüme sirayet etti bu resim..
    o hep 17 yaşında kaldı bense büyümek zorunda kaldım. elbette zaman; hep bir yanım eksik özlem içinde başıma yorganı çekip ağlayarak, her başım sıkıştığında o'nu arayarak, kızdığımda kırıldığımda onunla konuşarak ama insanlarla o'nu konuşmaktan kaçarak geçti..

    belki kendisi hissetmişti de yazmıştı bu satırları defterine, bende tekrarlar dururum içimden;

    söyleyin ona kardeşin özler seni
    konuğu oldun düşlerinin.
    ikram edermiş sana hasretlerini
    billuru oldun gözlerinin.
  • 14 yaşındaki erkek çoçuğunun hayatının değiştiği gündür.

    abim ile aramızda 6 yaş vardı.küçükken çok didiştik, birbirimize tekme tokat giriştik hatta .benim paralarıma el koyduğunda gittim anneme de şikayet ettim, fakat okuldan kaçtığında da durumu ben idare ettim. bakkaldan veresiye yazdırdığım çikolataların parasını, sırf annem bana kızmasın diye kendi cebinden verdiği oldu. daha 15 yaşında sigaraya başladığından, babamdan bir ton dayak yedi ama içmeye devam etti. düz lisede okudu, üç sene sonunda ancak üniversiteye girebilmişti. ben ise ailenin akıllı çocuğu olarak izmir'de iyi bir anadolu lisesine girmiştim. üniversiteyi şehir dışında okuyacağını öğrendiğinde, hüzünle karışık mutluluk vardı yüzünde. bana gitmeden önce bir söz verdirtmişti, eğer sigara içersen, ben senin abin değilim demişti. hani abi kardeş olanlar iyi bilir, belli bir yaştan sonra abin senin dostun olur, sen de abin de artık büyümüş adam olmuşunuzdur, eskisi gibi sikko şeylere kavga etmezsiniz. işte biz de tam öyle olmuştuk, tam abim ile abi kardeşliğimi yaşayacağım yaşlardı fakat olmadı.

    birgün arkadaşı ile sokakta yürürken niye yan baktın kavgası yüzünden kalbine bıçağı sapladı orospu çoçuğunun biri, çok kan kaybetmişti.9 eylül'e kaldırdılar fakat yetmedi kanı abimin. daha 21 yaşında hayatının baharında öldü benim abim. o yaşta kaldı benim için, hiç büyümedi.yaşıtları evlendiler, şimdi çoluğu çocukları var hepsinin. ne zaman sokakta bir abi kardeş görsem, gözlerim doluyor. birisi abimle şuraya gittik bunu yaptık dese, kitlenip kalıyorum. annemin gözlerinde daimi bir acı hissediyorum, zaman 2005'de kaldı sanki. 9 senede çok şey değişti belki ama hala aynı yaşta benim için. abimin arkadaşları geliyor ara sıra eve, annemle benim gözleri yaşlanıyor hemen. babam desen abim cenazesinde bir kere ağlamadı ama gözümün önünde yaşlandı resmen adam. insanlar kardeşin var mı diye sorduğumda bir iki saniye kalıveriyorum yerimde. kaç kardeşsiniz diye sorduklarında kitleniyorum.

    olaydan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı benim için. duyarsızlaştım çevremde olanlara, sikimde değil insanların üzüldüğü küçük şeyler. ne eskisi gibi başarılı bir öğrenci oldum, ne de dersleri umursadım. ha mühendis çıkcam belki istediğin gibi ama sen yoksun ya onun da amına koyayım. ben seni çok özledim abim, yatağın eşyaların hala bu evde. hatta bir kaçını giyiniyorum şimdi, sırf senden hatıra kalsın diye aldım. gençliğinin baharında ki bir insanı öldüren adama da, 18 sene ceza veren adalet sistemini de unutmadım. doktorun maalesef kurtaramadık dediği anda ki, annemin feryadını da.

    yukarıdan izliyorsan küçük kardeşini, bil ki seni hep sevecek. yanına geldiğim gün, yanımda olan ilk kişi sen olacaksın biliyorum.

    edit: çok mesaj geldiği için tek tek yazamadım, allah hepinizden razı olsun. sağ olun, var olun.
  • rüyada olanı bile berbatmış. rüyamda abim ölüyordu, uykumda ağlamışım. ağlayarak uyandım, gerçek olmadığını anlamam da uzun sürdü. en çok da güzel gözlerinden dolayı ölümü yakıştıramadım abime rüyamda. sanki güzel gözlüler ölmezmiş gibi. allah yaşatmasın kimseye en azından genç yaşta.
  • bir kaç ay önce rüyamda gördüğüm, ağlayarak uyandığım, hemel telefona sarılıp sesini duyunca rahatladığım, düşünmesi bile acı veren olay.

    abisi ölenlere sabır diliyorum.
  • sadece rüyalarda gerçekleşmesini ümit ettiğim kahredici olay.