şükela:  tümü | bugün
  • teaserlarını izledikten sonra merakla beklemeye başladığım ödüllü film.
  • emin alper daha ilk filmiyle (bkz: tepenin ardı) zaten ilerde neler yapabileceğinin sinyallerini vermişti. abluka da oyunculukları, senaryosu ve kurgusuyla ayakları yere sağlam basan bir film.

    --- spoiler ---

    "eskiden ekmek derdindeydik şimdi herkes can derdinde."

    --- spoiler ---
  • toronto film festivalinde izleme şansına eriştiğim koltuğa mıhlayan film. gerilimli, esrarengiz bir konusu var. tam olarak açıklanmıyor hiçbir şey, her şey herkesin kafasında kurduğu oyunlar gibi, ama aynı zamanda yaşadığı. değişikti bütün o ısrarcı sesler, kakafoni, başkasının gözlerinden görmemiz ve kulaklarından duymamız. hatta biraz rahatsız edici bir gerçekliği vardı. floresan beyaz lamba gibiydi benim için. herkesin birbirini altına aldığı abluka filmin sonuna doğru adının neden bu seçildiğini anlatıyordu sanki. değişik ve görülmesi gereken bir film.
  • (yazida spoiler yoktur)
    tepenin ardi'nda mesajini daha direkt yoldan anlatmisti emin alper. bu film daha giriftli geldi bana. bir sistem elestirisi var ortada o cepte zaten, bunu fragmandan dahi anliyorsunuz. benim filmden cikarimim;
    hem sistemin, hem sistemin kurumlarinin hem de sistemle dogrudan ya da dolayli olarak iliskili/catismali kisi ve kurumlarin gitgide paranoid bir "toplu delirme/psikoloji" ile kendini kaybetmesi durumu anlatiliyor. ancak burada bazen siyah, beyaz cizgiler birbirine giriyor gri'ye kayiyor. ve sanirim emin alper bize biraz da bu gri karakterlerin grilesmesinin nedenlerini de gostermese de isaret etmeye calisiyor ve bunu da basariyor. alper'in ilk filmiyle kiyaslamak durumunda kaliniyor ister istemez; tepenin ardi teknik olarak dar bir produksiyon isiydi. ama buna ragmen muthis bir is cikmisti ortaya. abluka daha buyuk butceli bir film (emin alper fon bulmakta zorlandigini soyluyor ama filmin sonunda hem eurimages hem de kultur bakanligi nin katkilarini goruyoruz) ve buyuk butcenin de bence hakkini vermis. (ozellikle "tekinsizlik" hissini kameradan seyirciye gecirmeyi cok iyi basarmis) sonuc olarak tartismaya, uzerine konusmaya acik dort basi mamur bir film ortaya cikmis. 2 saatlik film boyunca hic sikmadan kendini izletiyor.
    not: bunu izlemeden once tepe'nin ardi'ni izlemenizi tavsiye ederim.
  • birden fazla erkeğin bir kızı bir toplu buluşmada kenara sıkıştırarak sağdan soldan her koldan yürümesi ve kızı gruptaki diğer insanlarla iletişime geçmekten özellikle alıkoyması durumudur.
  • (bkz: overrated)

    --- spoiler ---

    varildeki alevlerle aydınlatılmış muhteşem bit pazarı sahnesi dışında, hem teknik hem psikolojik anlamda ilgimi çeken bir enstantane olmadı.

    --- spoiler ---
  • 90'ları anlatmayı amaçlandığından olsa gerek, oldukça kasvetli ve ağır tempoda ilerleyen bir film. yönetmen, izleyiciye hissettirmek istediği duyguları filmin akışındaki kasvet ile hissettirmeyi amaçlamış. --- spoiler ---

    spoiler
    --- spoiler ---
    her ne kadar film konusu ve akışı itibariyle bugünü anlatıyor gibi gözükse de filmin senaryosu yazılıp, çekimler yapıldığı sırada çözüm süreci buzdolabında değil masada olduğundan, filmde gösterilen birçok şey aslında bugün değil 90'lı yıllar baz alınarak yapılmış. bunun en tipik halini badem/islamcı/muhafazakar yerine rakıya gömülüp sorgu yapan ülkücü, lümpen polis tiplemelerinde görüyoruz.
    filmin bir diğer ilgi çekici unsuru ise rüya ile gerçeğin birçok sahnede içiçe geçmesi ve bazı sahnelerde izleyicinin takdirine bırakılması.--- spoiler ---

    spoiler
    --- spoiler ---
    neticede yaşadığımız toplumun gerçekliğiyle sert bir şekilde bir daha yüzleşmemizi sağlayan izlenesi bir film ortaya çıkarmış emin alper.
  • sert bir film. epey sert ve seyreltilmemiş.
    izleyici için düşündüğünü yapıp, onu ablukaya alıyor. sertlik ve kuşatılmışlık duygusuyla filmin içindesiniz, dışarıda olmanıza karar verdiğinde ise konumunuz değişiyor, çaresiz.
    film zamansız, 90'ları bilenlerin yabancılık duymayacağı başarılı bir atmosfer olmakla birlikte polisler bugün için biraz karikatürize görünüyor.
    tempo ve süre yönetimi ise bir parça sorunlu geldi, belki de kurulmak istenen o yoğun atmosferin başarısından olsa gerek.
  • hani bazı insanlar vardır. kafasının içinden konuşur, arada da birkaç cümle seslendirir. sonra da beni niye anlamadın diye sitem eder muhatabına. işte öyle bir film.
  • bugün ckm'deki gösterimine gittiğim ve beklediğim kadar iyi bulmadığım film. evet beğenmedim diye kestirip atmak kolay, ama açık konuşmak gerekirse çok beğendim diyemem; belki de yüksek beklentiyle gittiğim içindir.

    oyunculuklar mükemmeldi, özellikle tülin özen hayranı bir izleyici olarak onun da bu filmde olması benim için mutluluk verici. mehmet özgür zaten kendini vererek oynayan bir aktör, ilk kez izlediğim berkay ateş'i de oldukça başarılı buldum.

    çok detaylı analiz yapacak yeterliliğe sahip olmadığımdan ve haddim olmadığını düşündüğümden kabaca eleştireceğim; film olması gerekenden en az 15 dk daha uzun geldi bana ve bazı detaylara gereksiz süre verilmiş. benim için eksik kalan yönü ise misyonunu tamamlayamamış olması. gerçek anlamda ağır sistem eleştirisi üzerine kurulu bir film evet, ama evrensel bir kaygı içinde olmadan özel olarak bir yerlere daha sert giydirmesini bekliyordum filmin. "daha ne yapalım!" dediğini duyar gibiyim yönetmenin fakat elini taşın altına koyacaksan ezilmesinden korkmayacaksın. demem o ki bu sistem dünyanın her yerinde böyle zaten, filmin dilini ispanyolca yap venezuella filmi olmam demez. bizim derdimiz daha da derinde, en azından bizim için.

    geri kalanı ağır spoiler içeriyor ben olsam izlemeden önce okumazdım.

    --- spoiler ---

    ahmet sahiplendiği köpeği kaybettikten sonra işi gereği bir yerde karşılacaklar ve onu vurmak zorunda kalacak, ya da yine bir şekilde bir yerde görecek ve işiyle ilgili problemler yaşayacak diye düşünmüştüm, bu sayede ahmet'in duygusal kimliğini daha net görebilirdik belki ama olmadı; hiç bir sorun çıkmadan köpek geri geldi. sevindik sevinmesine de böyle olunca kaybolmasının da hiç bi esprisi kalmıyor.

    kadir verdiği saçma sapan istihbaratlardan sonra maruz kaldığı muamele sırasında 20 yıl içerde yatmış az eğitimli bir adam olarak oraya geri dönememek için kendi içinde yaşadığı gitgelleri seyirciye çok iyi yansıtıyor, filmin o sahnesi abluka adının hakkını vermiş gerçekten. sonrasında film tekrar başa sarıyor gibi hissettim. orda neredeyse herşey netleşmişti zaten, senaryonun geri kalanı tahmin edilebilir olduğundan o sahneden sonra az da olsa sıkılmaya başladım.

    görüntü yönetmeni abimiz belki doğal olsun diye bütün sahnelerde adını bilmediğim bu yeni nesil tekniği çok sık kullanmış, bu da tekdüzeliğe sebep olmakla birlikte kaliteyi de düşürmüş. cehaletimden film düşük bütçelidir o yüzden öyledir diye düşünememe sebep oldu bu durum ama öğrendiğime göre hiç de düşük bütçeli değilmiş.

    --- spoiler sonu ---

    neyse çok uzadı, izlenmeyecek film değil.
hesabın var mı? giriş yap