şükela:  tümü | bugün
  • anlamsız harekettir. yıl 750. elimizde arapça bir kuran'la bir şekilde gidiyoruz buluyoruz bunları ve anlatmaya başlıyoruz:

    - tanrı size bir kitap gönderdi. alın okuyun.
    - aa çok güzel. ver bakalım. (kitabı açar). ama bu bizim bilmediğimiz bir dilde yazılmış.
    - evet. herkese kendi dilinde kitap gelmiyor. sormak istediğiniz bir şey varsa siz sorun ben açıklarım. ya da şöyle yapalım. ben size özet geçeyim.

    1. malınızın 40'ta birini zekat olarak vereceksiniz.
    - kardeş bizim malımız yok ki. biz avcı toplayıcıyız.
    2. günde 5 vakit namaz kılacaksınız. tabi bir de abdest var.
    - namaz? abdest?
    3. ramazan'da bir ay oruç tutacaksınız. güneşin doğuşundan batışına kadar bir şey yiyip içmek yok.
    - bak onu zaten yapıyoruz. yiyecek mi var sanki kodumun memleketinde.
    4. ömürde bir kere mekke'ye hacca gideceksiniz. artık yolu nasıl bulursunuz onu bilemiyorum.
    5. içki içmek yasak.
    - içki ne?
    6. kölelerinize iyi davranacaksınız.
    - köle ne? dostum bu kitabın bize geldiğinden emin misin?

    - olur mu abicim. herkese geldi bu kitap. bir kere şu ayetlerdeki belagata bakar mısın?
    "allah davarları da yarattı. bunlarda sizi soğuktan koruyan (deri, yün, kıl gibi) maddeler ve birçok faydalar vardır. hem onların etlerini ve ürünlerini de yersiniz. onları akşamleyin ağıllarına getirir, sabahleyin otlaklara götürürken bambaşka bir zevk alırsınız! bunlar yüklerinizi taşırlar; öyle uzak diyarlara kadar götürürler ki, onlar olmaksızın, son derece zahmet ve meşakkat çekmeden varamazdınız oralara. gerçekten, bunları size amade kılan rabbiniz pek şefkatlidir, rahmet ve ihsanı boldur." (nahl, 16/5-7)

    - birader dalga mı geçiyorsun? bize davar falan gelmedi. hem ayrıca davar ne? bizde bolca kertenkele var. bir de kanguru var. bunları yiyoruz biz.

    - hemen bakalım caiz mi bu hayvanları yemek. ee evet o bahsettiğin hayvanlar yok kitapta ama muhtemelen yemek yasaktır.

    - peki ne yiyeceğiz biz?

    - burada "incire, zeytine, sina dağına ve şu emin belde (mekke) ye andolsun ki, biz insanı gerçekten en güzel bir şekilde yarattık." diyor. kesin faydalıdır bunlar. onları yiyin...

    - incir? zeytin? sina dağı? mekke?

    - neyse benim daha gidecek çok yerim var. ben size kitabın bir nüshasını bırakayım. siz başınızın çaresine bakın. bana kağıt kalem getirin.

    - kağıt? kalem?

    - hay amk. nereden bulaştık bu işe. ne hali varsa görsün pezevenkler. insan olsaydınız biraz ilerleseydiniz amk. sizin neyinize din, kitap falan?
  • eminim zordur ama kutup dairelerinde yaşayanlara anlatmak kadar zor olduğunu sanmıyorum. düşünsenize adamların yaşadığı yerde yılın belli dönemlerinde güneş ya hiç doğmuyor, ya hiç batmıyor, yani namaz ve oruç vakitleri gerçekleşmiyor. gel de bu dine inan şimdi. ben allah olsam oruç vakitlerine gün dönümüne denk getirirdim kutuplar dahil tüm dünyada oruçlar 12 saat olurdu. bunu akıl edemeyen bir allah olabilir mi?