şükela:  tümü | bugün soru sor
  • “acı çekme, yaşamamızın koşulu. başına geldiği zaman fark ediyorsun. onun gerçek olduğunu anlıyorsun. tabii ki, tıpkı toplumsal organizmanın yaptığı gibi, hastalıkları iyileştirmek, açlık ve adaletsizliği önlemek doğru bir şey. ama hiçbir toplum var olmanın doğasını değiştiremez. acı çekmeyi önleyemeyiz. şu acıyı, bu acıyı dindirebiliriz, ama acı’yı dindiremeyiz. bir toplum ancak toplumsal acıyı -gereksiz acıyı- dindirebilir. gerisi kalır. kök, gerçek olan. buradaki herkes acıyı öğrenecek; eğer elli yıl yaşarsak, elli yıldır acıyı biliyor olacağız. en sonunda da öleceğiz. bu doğuşumuzun koşulu. yaşamdan korkuyorum! bazen ben, çok korkuyorum. herhangi bir mutluluk çok basit gibi geliyor. yine de her şeyin, bu mutluluk arayışının, bu acı korkusunun tümüyle bir yanlış anlama olup olmadığını merak ediyorum. ondan korkmak veya kaçmak yerine onun içinden geçilebilse, aşılabilse... arkasında bir şey var. acı çeken şey benlik; benliğin ise yok olduğu bir yer var. nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum. ama gerçekliğin, rahatlık ve mutlulukta görmediğim, acıda gördüğüm gerçeğin, acının gerçekliğinin acı olmadığına inanıyorum. eğer içinden geçebilirsen. eğer sonuna kadar ona dayanabilirsen.”

    (bkz: ursula k. le guin)
    (bkz: the dispossessed)
  • acının şiddetli oluşu değil, sürekli oluşu yorar insanı.
  • hedefini, odak noktasını, amacını, sevdiğini kaybetmiş kişide ortaya çıkabilen duygudur.
  • "insanı sessiz kalmaya zorlayan acı, onu bağırmaya zorlayan acıdan çok daha ağırdır."
    – füruğ ferruhzad
  • her insan, acıdan kaçınmanın bir yolu olarak, bir anlamı olsun ya da olmasın, iyi ya da kötü, bir şeylere, bir savunma mekanizmasına tutunma ihtiyacı duyar. bu bir inanç olabilir, bir hakikat veya bir kendini aldatış olabilir, ya da bir ideoloji, bir felsefe, bir idol, bir hobi, bir amaç.

    bu mekanizmaların pek çoğunu anlamsız, aldatıcı, aptalca, irrite edici, kişinin kendi mental sağlığını ve iyiliğini tahrip edici, hatta hayatın kendisine karşı düşmanca bulsam da, o patikayı seçmenize nelerin neden olabileceğini anlayabiliyorum.

    fakat bu kavrayışım, bu mekanizmaları rasyonelleştirmenizdeki kökten hastalıklı mantığa işaret etmemem için bir bahane değil. acıdan kaçınmak için eninde sonunda bir savunma mekanizması geliştireceksiniz, ama bu mekanizmaları kendinize daha çok acı olarak geri döndürmemeye çalışın. kısır döngüye girmemeye dikkat edin.

    acı, kaçınmanız gereken bir şey değildir; onunla yüzleşmeniz, üstesinden gelmeniz gereken, böylece sizi daha ferasetli, daha güçlü yapacak olan, gelişiminize ve yaşamın akışına katkıda bulunacak olan şeydir. ışığın parlamak için karanlığa ihtiyaç duyduğunun farkında olun, ama karanlığın sizi tüketmesine izin vermeyin.

    tutkunuzu bulun, ama ona bağımlı olmayın.
    size faydadan çok zarar getirdiğini gördüğünüz zaman, herhangi bir anda bırakıp gidecek iradeye sahip olun.
    her şey eninde sonunda toz olup dağılıp gider, kendiniz için hiç değilse anlamlı bir şey olsun.
    güçlü kalın.
    bilgelikle kalın.
  • "aç" kökünden geldiğine inanıyorum. aç olmak da bir çeşit acı değil mi zaten?
  • her his geçiyor ama acı hissi hiç geçmiyor.

    sevgi, aşk, dostluk, anı ,paylaşım, diyaloglar ... hiç birini hatırlamıyor insan bir süre sonra.

    haksızlığa uğradığınızda hissettiğiniz o acı var ya, o hiç geçmiyor.
    yeniden kanamaya hazır bir yara gibi, bekliyor hep orda.
    hazmetmesi en zor şey, haksızlık bence.
  • acı bir şey yerken ağzınız, boğazınız ve mideniz yandığında su içmek yerine yoğurt , ayran olmadı süt tüketmek işe yarıyormuş. -mışlı yazma nedenim denemediğim içindir. denemem de zaten. *

    doğru mu bilmiyorum ama acılık veren maddenin yüzeyi kaygan olduğundan içilen su üzerinden kayıp geçip etkisiz olurken yoğurt ve ayran kaygan zemini kaplayarak acının hissedilmesini engelliyormuş.
  • tek gerçek his.
  • --- spoiler ---

    insan ya acılarını unutmayı ya da kendi mezarını kazmayı bilmeli çünkü insanın yok edemediği veya unutamadığı acı insanı yok eder.
    --- spoiler ---