şükela:  tümü | bugün
  • kadıköy'ün güzel kız ihtiyacını karşılayan semt.
  • gün be gün değişen bir semt. 17 yıldan fazla oldu acıbadem'e taşınalı ve geçen uzun zamanda çehresinin epey değiştiğini söyleyebilirim. mesela köftüncü sokak vardır, badem tat'ın karşısında, jumbo'yla kuruçeşme'nin arasından koşuyolu'na giden, ben ilk geldiğimde o sokak yoktu. çünkü şimdi renault bayii'nin bulunduğu yer de dahil, çingene mahallesiydi. o çocuklarla aramızda masum savaşlar olurdu. masum çünkü aslında arkadaştık, amaç eğlenceydi. yoksa turan ve köpeği kont hala hatırımdadır. şimdi o insanlar neredler acaba? e tabi şimdi istek vakfı'na giden cabrio'ları görünce o yolların toprak, çamur içindeki halini hatırlamak ilginç oluyor.

    iş bankası blokları'nın olduğu yerde batarya vardı, çoğu acıbademli hatırlar o kadar eski değil. hafta sonları mahalle maçları yapardık orda. şimdi hummus'un olduğu yere yakın büyük saha ve nizami* kalelerin olduğu yer vardı. bayramlarda akülü araba ve motorsiklete binerdik burada. onun altında daha ufak bir saha vardı. hiç unutmam bir keresinde adidas meşin topum dikenlere girip patlamıştı orda, çok üzülmüştüm. sonra kuruçeşme tarafında bir ufak saha daha vardı. buraya da sonradan demir kaleler koydular. nizami değildi ama yine de çok eğlenceliydi; hem kalenin boyutları daha ufaktı* hem de gol müydü değil miydi tartışmaları olmuyordu. onun altında da yokuşta çim bir yer vardı. yokuştu ama bir öbek çim görünce kendimizi papazın çayırı'nda zannettiğimizden belki de, orayı da çok severdik. buraların hepsi doluysa aradaki arazi boylamasına kullanılırdı ki hafta sonu kalabalığında her yer dolar, burası için bile sıra beklerdik.

    istek vakfı da yoktu. batarya'nın devamındaki dikenli bir araziydi orası. ama en güzel saha oradaydı ki pek kimse bilmez. dikenlerin arasında toprak bir alan vardı ve en önemli maçlar orada yapılırdı. kalabalıktan izole futbol mabedimizdi, tabi birimizin annesi çağırana kadar.

    tepe nautilus'tan bahsetmiyorum zira orası yeni herkes eski halini bilir. tek kafamı kurcalayan koca yeri bir senede nasıl bitirdiler. herneyse köşkü bilirsiniz, hani zamanında sokullu mehmet paşa'nın av köşkü olan yer. zaten acıbadem dediğimiz yer onun avlandığı ormanmış o zamanlar. işte o köşkte bir aile yaşardı alt katta, hatta engelli bir çocukları vardı. biz o zamanlar orayı da mahalle maçları için kullanıyorduk, ama garel'in gençleri üst katları alkol ve seks* yuvası haline dönüştürmüştü. biz liseye giderken bugün de devam eden inşaat başlamıştı, bize o muhabbetler kısmet olmadı yani.

    17 sene. uzun zaman ve acıbadem çok değişti ama hala yaşaması en güzel istanbul semtlerindendir. evet biraz sosyetik bir mekan oldu ama huzur ve rahatlık hala var. insanlar hakikaten kibar, kadıköy'de bir minibüsçü demişti ki; "bu arabayı hem acıbadem hem de x* hattında kullanıyorum, abi birinde araba tertemiz kalıyor, diğerinde leş gibi oluyor demişti". elbette bu biraz da beni rahatsız eden zengin mekanı olmakla ilgili olabilir ancak acıbadem emekli sosyal demokrat memurların yaşadığı bir semt olma izlenimini değiştirmedi. izmir gibi oraya sonradan gelenler orayı sevdi ve kültürüne ayak uydurdu.

    ama artık çocuklar bizim gibi koca bir semti mahalle maçı sahası olarak kullanamıyor ne yazık ki. ben bunu yaşayan son neslim çünkü batarya'ya dozer girdiğinde oradaki son maçını yarıda kesmek zorunda kalan benim.
  • köprü yolundan sapak yapıp acıbadem'e yol yaptıklarından beridir, tek şeritli olan yolları her daim trafiğe maruz kalmaktadır ve tabi bunun çevresine inşa edilen büyük sitelerinde etkisi büyüktür.
    acıbadem'liyim demek için belli bir sene acıbadem'de yaşamış olmak, geceleri yollarında yürüyüş yapmış, değişimini an be an takip etmiş, cafelerinde oturmuş, esnafıyla sohbet etmiş, çilesini de çekmiş ama sefasını da sürmeyi bilmiş olmak gerekir. şimdilerde büyük büyük sitelere, büyük büyük cüzdanlı adamların, küçük insanları iki sene o sitede oturdum diye "acıbademliyim" deme hakkına sahip olabiliyorlar...
    işte acıbadem caddesinin bizlere hiç söyleyemediği dramıdır bu.

    gittikçe yozlaşıyorum diyor acıbadem, kurtarın beni diyor. büyük büyük sitelerden, binalarının altına park edilmiş arabalarını sabah işe gitmek için çıkaran o ensesi kalınlardan kurtarın beni diyor. diyor ki acıbadem, o büyük büyük sitelerde oturabilmek için çok çalışan ama beni yaşamayan insanlara bırakmayın diyor.
    benim caddelerim nezihtir, benim sokaklarım yürüyüş yapmak içindir diyor ve ısrarla diyor ki, dondurma almak için veya bir cafede oturmak için bile arabalarıyla çıkıp acıbadem de gezinti yaptım sanan o büyük kişilere; yapmayın, yapmayın allah aşkına diyor.

    gidin o alışmış olduğunuz büyük alışveriş merkezlerinde takılın diyor ama benim sokaklarımda takılacaksınız adam gibi, acıbadem'li gibi takılın diyor.
    diyor oğlu diyor acıbadem...

    ve lanet ediyor en fazla 3 katlı imar izni olan semtimin ortasına bir telekom gökdeleni diktikleri için.
    tiksiniyor o çevresine kurulmuş yüksek yüksek katlı site insanlarından...

    yıktılar beni diyor ama direniyor acıbadem kaybedeceğini bile bile...
  • e-5 acıbadem-koşuyolu mevkiinde bir sürü ağacı yok edilmiş semt. acıbadem köprüsü'nün üzerine "50'den fazla ağaç kesildi" yazılmış, benim de o zaman dikkatimi çekti. ne zaman, hangi ara, hangi gecenin karanlık saatinde kestiler fikrim yok. internette araştırdım, haber de yapılmamış. ama çok sayıda ağaç yok, yerlerinde yeller esiyor. üstelik kocaman ağaçlardı, üstelik çoğu ayva erik vb meyve ağacıydı, medipol hastanesine doğru giderken koşuyolu durağının orada güller de vardı, şimdi hiç biri yok. deli olmamak işten bile değil bu ülkede. geçen sene aralık ayında kar yağdığında fotoğraflar çekmiştim, onlara bir kez daha baktım, kocaman ağaçlar... insan kendinden şüpheye düşecek neredeyse. ithal ağaçlar mı dikecekler bakalım, yoksa bol harcamalı çevre düzenlemeleri mi yapacaklar...
    gerçekten nereye koşacağını nereyi koruyup hesap soracağını şaşırıyor insan... hadi bakalım, acıbadem'in yol kenarındaki ağaçları kayıp aranıyor... şeytan aldı götürdü...
  • istanbul'un en güzel semtlerinden biri. burada liseyi okurken, servis kullanmayı bırakıp kozyatağından üsküdar minibüsüyle gelip, okul çıkışları kadıköye kadar yürürdüm. hayatımın en yaratıcı, en güzel dönemleriydi sanırım. her yürüdüğümde o çiçekli bahçeli yolların insanı nasıl rahatlattığını, yolda yürürken yapacaklarımı nasıl kurguladığımı hatırlıyorum şimdi. sonrasında türk telekom'da staj yaptığımda da burası aynı etkiyi yarattı bende.

    bir insanı en çok etkileyen şeyin mekan olduğunu düşünyorum. mekan ve ortamın atmosferinin insan zihnine nasıl kolaylıkla tahakküm ettiğini bilen biri için belli yerler, semtler ve şehirler başkaları için ifade ettiğinden çok daha fazla şey ifade eder. bir buhran içindeyim, ve kafamda sürekli tekrar buranın caddesinde yürüdüğümü, işyerimin burada olduğunu falan hayal ediyorum bir süredir. yarın öbürgün evlensem, bu ya da benzeri bir yerde oturmak, yaşamak, çocuğumu buralarda gezdirmek isterdim.
  • 2 km lik cadde içinde nişantaşı ve kuruçeşme barındıran doğup büyüdüğüm ve muhtemelen öleceğim semtim. sevgili kadıköy taksicileri sizleri önce heyecanlandırıp sonra hayal kırıklığına uğrattığım için üzgünüm.
  • sakızağacı durağının ordaki iş bankası bloklarının yeri eskiden boş araziydi. eskiden babamla top oynadığımız bu arazide babamın anlattığına göre çok daha eskiden (caddenin asfalt olmadığı zamanlar) toprak sahada büyük turnuvalar olurmuş.
    yukarı acıbademdeki, caddenin (aşağıdan yukarı doğru çıkarken) sol tarafından içeriye girince karşınıza çıkan lüks apartmanların orda ise çok değil daha 6-7 sene önce piknik alanı vardı. nisan-mayıs aylarında birçok aile havaların ısınmasıyla çoluk çocuğu toplayıp kendilerini buraya atarlardı.
    son on yılda yapılan siteler dört kattan yüksek apartman yapılamaz kuralını çiğnemeden önce bir apartmanda maç yapacak kadar yeterli çocuk olmadığı için çocuklar varoş semtlerdeki gibi diğer apartmandaki çocuklarla kaynaşır ve mahalle maçı yaparlardı. şimdiki gibi bilgisayarlarının başından kalkmayan, apartman çocukları yetiştirmiyordu acıbadem.
    maçla sınırlı kalmıyordu tabi arkadaşlıkları. dikenli telli bahçenin ve ordaki kızgın amcanın evinin de içinde bulunduğu zorlu macerayı yaratmıştı bu çocuklar, sevgililer ağacı hakkında binbir türlü efsaneyi de abilerinden/ablalarından duymuşlardı. mado yoktu o zamanlar ama sagranın dondurması da bir başkaydı sanki. adaş olduğunu söylediğinde hep bir top fazla koyardı yazın çalışmaya gelen çocuk. bisikletin önünü kaldırarak tam ellialtı pedal atan çocuk bunu yaparken arçeliğin önündeki iki merdivenden de inebiliyordu aynı zamanda. lassie bile acıbademde gezerdi o zamanlar. ronaldinho'nun hareketini ise akşam işten dönerken çocukları çok seven o abi, seneler önce yaparken yerçekimine meydan okuyordu adeta. eli olmayan o amca ise tezgahını daha ilerde açardı.
    sarı taksi dolmuş durağında beklerken garip bir gurur duyardı acıbademliler. herkes minibüs beklerken onlar aynı parayla taksiye binerlerdi. hele de ön koltuğa denk gelmişlerse..
  • kızları güzeldir.
  • bircoklarina gore bir insanin en guzel zamanlari universite yillaridir. cunku genclerin resit olup kendi sorumluluklarini almaya basladigi vakitler tam da bu yillara denk gelir. ozellikle gencler, ailesinin yanindan ayrilip farkli bir sehire gelmisse belki gercek hayat degil ama onun fragmanlari yavastan kendini gostermeye baslar.

    hersey guzel baslar elbet. ozellikle maddi olarak rahat bir aileden geliyorsan tek sorumlulugunun gecmen gereken 3-5 ders sonrasinda da pek birsey dusunmek zorunda kalmadigin bos zamanlar. ama bu zamanlar pek de uzun surmuyor iste. belirli bir sure sonra dost dedigin adamlar arkandan vururken ,sevgilim dedigin insanlar seni birakip giderken, o gecmen gereken dersler bir bir kalirken yani dertsiz basina bin turlu dert sararken o guzel baslangiclari ozlemekle gecer oluyor gencler icin zaman.

    ben artik sona yaklasiyorum. universitemin bitmesine 1 yildan kisa bir sure kalmisken gecmisin muhasebesini tutmak zor geliyor. o kadar cok hata yaptim ki . her seferinde birdaha yapmayacagima dair kendime verdigim sozleri unuttum ve tekrar yaptim, tekrar yaptim.

    ıstanbulun kalbi olarak gordugum ve her ustunden gectigimde birdaha hayran oldugum o muthis kopruyu gecip 4. sapaktan iceri girdigim an icimi bir huzur kapliyor. yaptigim tum hatalari, tum yanlislari o keskin sapaginda birakip giriyorum semtime. her ne kadar prangalarimdan kurtulamamis olsam da kendimi ilk defa ozgur bir birey olarak hissettigim bu semte vedam her gecen gun yaklasiyor. bu sebeple coktan hakettigi bir tesekkuru sunmayi bir borc olarak goruyorum.

    bu kadar guzel insanlari barindirdigin icin(alt komsu sen haric ulan), caddeye ciktigimda her zaman yemek yiyebilecegim guzel cafelerin oldugu icin, sakizagaci icin, aum icin ve sayamadigim birsuru guzel mekanin icin son olarak da tabii ki cok sevdigim kadikoye yurume mesafesinde olup arada onunla da ask yasamama izin verdigin icin tesekkur ederim acibadem.

    bir ergen olarak geldim bir adam olarak gidecegim

    geri sayim basladi.
  • 3 sene önce tanıştım burayla, biraz abartacağım ama türkiye'nin en yaşanabilir semtlerinden biri diyebilirim.

    burada ütopik derecede güzel köy ve koyları dahil etmiyorum sıralamaya. hem metropol hayatının içinde yer alıp hem huzurlu bir hayat sürmek için acıbadem ideal gibi.