şükela:  tümü | bugün soru sor
  • nöbetçi kalmaya ve nöbet sistemine lanet ettiğiniz sıcak bir yaz günüdür. klimaların son gaz çalışmasına aldırmayan gavur sıcağı, eritmedik tek yer olarak bıraktığı beyninize de sulanmaya başlamak üzeredir. sürekli hareketli, sürekli koşuşturmaca içindeki serviste*, bir şeylerin ters gittiğini hissedersiniz bir an. kıdemli asistanınız yeni gelen hastayla ilgilenmenizi söyler, 8 numaralı kabindedir hasta. yavaşça yürürsünüz ama, içinizde bir gariplik, bir huzursuzluk vardır. kabinin perdesini açtıktan sonra donakalmanız, gördüklerinizin gerçekliğini değiştirmez. yıllarınızı beraberce gömdüğünüz tanrıçanız, baygın bir halde karşınızdadır. hareket edemezsiniz, büyük büyük yutkunursunuz ama o düğüm yerinden oynamaz bir türlü. eli pansumanlıdır. acemice yapılmış pansumanı açarken kendine gelir. göz göze gelmenizin ardından sadece "nasıl?" diyebilirsiniz. o size, yarı ayık yarı uyanık halde elinin üzerine düşen çelik kirişten bahsederken, yatağın yanındaki buz kutusunu görürsünüz. içinize içinize akıttığınız gözyaşlarınızı saklayamayacak hale gelmemek için dua etmeyi hiç eksik etmeden, kaza hikayesini yanındaki refakatçiden dinler, pansumanı açtıktan sonra da; hiç tutmamacasına sarıldığınız, dokunmaya kıyamadığınız o elin halini görürsünüz.
    meslektir, acıdır, acısıyla yaşanır. bir yandan hemşirenin yardımıyla ölü doku parçalarını temizlerken, bir yandan da plastik cerrahi uzmanının acele etmesi için emirler yağdırırsınız sağa sola. kimse anlam veremez hiddetinize... şiddetinize.

    dakikalar su gibi akar, parmakların sarılı olduğu poşetlerin etrafına buz takviyesi yapılır. ameliyathane hazırlanır. beraber çıkmalısınızdır.
    ameliyathane kapısına dek gözlerinizin içine bakar. narkozun etkisini göstermeye başlamasıyla, ölümü yaşatan gözler, kapanıp gider.
    14 saatlik maraton; 14 yılın verdiği hasarı verecektir ruhunuza.
    acil servise dönerken hıçkırarak ağlarsınız. yarı yolda telefona sarılıp, kıdemli asistanınıza anlatırsınız olayı. taksiye atlayıp eve kaçarsınız. evet... eve kaçarsınız, çünkü bilirsiniz ki; parmakları yerine yerleştirilse bile, göğsüne saplanmış o demir parçasının akciğerlerine verdiği hasarla, çok fazla yaşayamayacaktır.
  • sözkonusu sevgilinin sizden sonra başkasıyla birlikte olduğunu biliyorsanız ve de durumun o şahıstan kaynaklanan bir yaralama vakası olduğuna dair bir kanıt varsa tanımlanması çok zor bir hissiyatı 2 katına çıkartası hadise... (bkz: gone with the sin)
  • çok feci bir durum ama onu son kez görebilmek,ona son kez bir şeyler söylebilme şansını yakalayabilmek,veda edebilmek için tek şanstır belki de.
  • eski sevgilinin doktor oldugu ve ilk mudahaleyi onun yapacagi dusunuldugunde, zamaninda yasamis oldugu kalp sizisini, baska bi yerden size de yasatacagi kuvvetle muhtemel hadise.
  • h: hemsire
    +: hasta
    - : eski sevgili

    h: beyfendi neyiniz var.
    +: bagsurum azdi ne gerekiyosa yapin, her yola gelirim lutfen.
    h: cok sanslisiniz beyfendi, genel cerrahi bolumunun en ıyı doktoru nobetci bugun. hemen cagiriyorum.

    bes dakka sonra...

    h: hah necla hanim da geldi.
    + :(necla hanim mi?) neclaaa !
    - : sen ha! gel bakalim ne yapabilcez sana.

    ilk mudahale esnasinda

    + : aaaaaaaaaaaaaaaaahhhhhhhh neeeeeeccccclllllllllaaaaaaaaaaaaa!
    - :bagirma daha gece cok uzun sesin kisilir sonra kiyimam sana al bakim sunu da
    + : aaaaaaaaahhhhhhhhhhhh
  • tarafsız davranamayacağını düşündüğü an bir doktorun hasta için en iyi yapabileceği şey onu bir başka doktor arkadaşına devretmesi olacaktır...
    eski sevgiliniz hala sevdiğiniz saydığınız biriyse o andan itibaren doktor değil bir hasta yakını olunmalıdır.
  • birbirlerine aynı ya da yakın beddualar ettiklerine delalettir. beddua etmek kötü bir davranış da olsa acıya karşı duyarlılık ve tepki göstermek insanın doğasında mevcuttur. kimseyi suçlamamak lazım, bilakis daima hayatımıza giren her insanın bize bir şeyler kattığını, bizi bir süre için olsa dahi mutlu ettiğini hatırlamak gerek.. kuşlar ve çiçeklerle dolu, barış ve huzur içinde bir dünya istiyorum ya!
  • daha vahimi yaşanmıştır.

    geçen güz 600 yataklı bir askeri hastanede ölümün kıyısında yatmaktaydım. ızdırap içindeki günlerin birinde hemşire kolumdaki serumu değiştirip az sonra doktorun geleceğini söylemişti ve bunu önemsememiştim. bir perişan akşamüstü ailemi, sağlığımı ve hürriyetimi özleyerek hastanedeki odamın penceresinden bahçedeki çam ağaçlarını seyre dalmıştım. birden doktorum yanı başımda beliriverdi. üstelik çok uzun süredir beklediğim bir mucizeyle birlikte..

    bulunduğum odaya giren genç bayan teğmen, çocukluk aşkımdı. evet başkası olamazdı, yıllar önce gata'da okuduğunu duymuştum. o'nu gördüğüm an çok güçlü bir sevinç akımı, tarifsiz bir mutluluk olup dolandı damarlarımda. mahallemden ortaokul yıllarında büyük bir üzünçle ayrıldığında ben o üzüncün belki de kat ve kat fazlasını yıllarca ruhuma çarmıhlamıştım. büyüyüp tabip ve komutan olan, seneler boyu gizli merakıma ve ara sıra bıçak gibi saplanan hasretime konu olmuş bir kızdı. fakat kızın subay üniforması giymiş, yaşlanmış, eğitilmiş hali bir an için gözlerinde bir ışık belirse de ciddiyetini takınırak sordu: "asker! rütben ve birliğin?"

    "tankçı çavuş x antalya. 5. kolordu komutanlığı ulaş garnizonu keşif taburu 1. bölük. emredin komutanım!"

    karşımdaki tabip teğmenin gözleri yıllar önce tanıyıp sevdiğim küçük kızınkiyle kesnlikle aynı elaydı. lakin sanırım gülmeyi epeydir unutmuş bir soğukluktaydı. ismimi, memleketimi söylemişken neyden çekinip de konuşmamış, geçmiş masum ve güzel günlerin hatırına niçin bir şeyler anlatmamıştı, anlayamadım. kesif bir düş kırıklığı duyumsadım. emreden sorgusundan sonra, sayrılı bedenimin yanı sıra bilincim ve duygularım da yıkıktı..

    yakınlığı, ilgiyi ve şevkati zaten belki pek fazla ummamıştım. ama yok sayılmak, kendisini hiç tanımamışımcasına umursanmamak neyin yaptırımıydı?

    elbette hemingway'in silahlara veda'sındaki gibi bir romantizm ve yaşama direnci asla söz konusu olmasındı, buna razıydım. ama böylesi bir red ve inkar bana çok ağırdı, bunu hakedecek ne yapmıştım?... 10 küsur yıl evvel sarılıp ağlaşarak vedalaştığımız kız, beni tanımamıştı. varlığımı zerre umursamamıştı. üstelik sır olmuş ve yaşlanmamla büyümemiş düşlerime karşın...

    zaman geçti. artık fiziken iyileşmiştim. fakat taburcu hattâ terhis olsam da aklım hep o soğuk hastane odasına mıhlıydı. etrafında askerlerin nöbet tuttuğu hastaneyi çevreleyen o dikenli tellere; çocukluğumun sonlarından ilk gençliğime uzanmış ve o güne kadar tümden ölmemiş hayallerim takılı kaldı. kurtaramadım...
  • saglik sektorunden kimseyle birlikte olmamak icin iyi bir sebeptir. ne olur ne olmaz hasta iken hele bir de acillik bir illetse "olmaz o, oburune gidelim" mi denecektir? her turlu olasilik degerlendirilmelidir, ona gore hareket edilmelidir.
    yok olmadi, birliktelik varsa ortada ve eski sevgilisi ise sahis, o zaman yeniden birlesmek icin bahane olacaktir ve bu hususta hastanede karsilasildigi ilk andan itibaren musallat olan illet unutulup yeni atilimlar yapilmalidir, eskileri unutturacak cinsten.