*

şükela:  tümü | bugün
  • karnı tok sırtı pek olan kişi açlıktan ağzı kokanın ne durumda olduğunu tahmin etse bile tam olarak bilemez mealli atasözü. (bkz: kendi kendini açıklayan başlık) nasrettin hoca nın damdan düşünce "sen git bana damdan düşen birini getirin" demesi gibi bişey.*
  • empati de bir yere kadar diyen atasözümüz.
  • benim bildiğim halinin tok, açın halinden anlamaz olduğu atasözü. yani böyle gelmiş böyle gitmiştir. lakin sözlük formatında virgülün olmayışı nedeniyle anlam karmaşası yaşamamak için mi bu şekilde kelime yerleri değiştirilmiştir, onu bilemedim. zaten maksat verilen mesaj ve gönüller bir olsun hadisesi. benimki de laf...
  • ev sahibinin yemekten sonra yanlislikla "izafiyet olsun" demesi sonucu ortaya cikan, bugune kadar yasatilmis olan bir gelenegimiz.
  • benim de 'tok açın halinden anlamaz' olarak bildiğim bu atasözü tecrübe edilen sıkıntılar'ın o sıkıntıları tecrübe etmek zorunda olmayan, olmamış, olamayacak kişilerin genel anlama özürüne değil, anlayamayışının eylem ve söylem alanında belirleyiciliğine vurgu yapıyor olsa gerek. yoksa ko tok'u aç konumuna, anlar. ama tok, 'tok olmak' haliyle kararlı sürekli bir ilişki kurmuş kişidir, örnek olmak maksadıyla soyut bir tartışma zemininde kurgulanmaya çalışılan, asla aç olmayan, bir sebepten açlığı deneyimleyemeyen kişi değildir. atasözündeki yargı da bu anlamda bu anlayış eksikliğini tok olmak halinden, o halinden aç olmamak ile araya konan mesafeden soyutlanamayacağı çıkarımıyla da ilişkilidir. yani tok, aç olanlar sayesinde toksa, aç tok olanlar sayesinde açsa, varoluşsal ayracı geçelim, tok'un aç'ın halinden anlayacak soyut rasyonel argüman'ı bulmasına da imkan yoktur. aç'ın hali, tok'u içerdiği sürece, solipsizm'den göreliliğe, yönetişimsellikten demagojiye her alanda karşı argüman sıkıntısı çekmez. tok açın halinden kaçınılmaz bir şekilde anlayamaz, ve fakat trajedi bu ya, aç'ın halinden anlayacağını, o da yetmezmiş gibi tıpkı aç gibi, açmışçasına o hallerden anlaması gerektiğini, ama bunda sorumluluğu aç'ın anlatmasının belirleyici olacağını, ve ancak bu hiyerarşi sonundaki anlayış ile bir doğru eylem ve söylem sorumluluğu kazanacağını varsayar.

    didaktik liberal saunduna uyumlarsak 'tok' aç'ın halini kendine kendi anlayacağı terimler ve aralıkta anlatacak tecrübelerin, varoluş'un rasyosu'nu anlatmasını, ancak onun bu icabına kabulcü olarak anlamak zorunluluğunu hisseder. içe doğan bir his olmayan bu zorunlu rasyonellik, ileride pişmanlık duyulacak kararlara girmemek olsun, ya da olmasın, tok'un karar alma mekanizmasının başında olmaklığı, ve aç'ın karar alamayacak kadar iktidardan uzak (ve dolayısıyla aç) olması, fasit daireselliği ile de ilintilidir. yani tok, aç'ın hakkında, aç için ve aç ile tok'u kapsayacak şekilde bir karar almak durumu ve mecburiyetindedir. düpedüz açlık rasyonel karar alma mekanizmasını harekete geçirecek muteber bir iddia ya da argüman değildir. çünkü aç olmak, tıpkı tok olmak gibi ölçülebilir, ölçülse de izafileşmeye bulanmadan karar noktası 'tepeden' belirlenebilir bir hal değildir. tok'un anlamadığı ve anlayamayacağı aç'ın halleri ile alakalı *rasyonel yargı için gerekli gördüğü* tahminleri de hem komik, hem de açlığa yönelik iştiraki ile düşünülürse, yüz kızartıcıdır. ya 'tok da başka şeylere açsa'dır, 'ya aç tok'u kıskanıyorsa'dır, 'ya tokluk ile sorunu olan açlık faşizmi ve kendini kendinden yaratan bir tokluk karşıtlığı ile kitleler galeyana getiriliyorsa'dır. aç olduğu iddia edilen kişilerin açlığının sağlamasını da, doğrulamasını da bu anlamda bir diskur'a gömmek, açlık denen hal'i yaşayan kişilerin perspektifinde hem anlamsız, hem de lüzumsuzdur. tok aç'ların kendisine herşeyi izah etmesi, her eylemini de bitmeyen bir tefekkür yumağına gömüp, toklar ve tokluğa özgü bir açlığa ve açlar sayesinde tok olmaya karşı eylemsiz, atıl bir hale budamasını bekler. aç, aç oluşunu ve açlığın hallerini, biçimini, yaşanışını tok'a izah etmek metodolojik lüzumunu hissetmez; aç aç olduğunu bilir. bu yüzden dönüştürücü, devrimci hareketlerde aç'ın halinden anlayan toklar'la değil, aç'ların var olduğunu bilen ve aç kalmaya hazır toklarla, açların müşterek hareketi belirleyici olur, tok olmaya, ve mevcut tokluğun sürekliliğine gönüllü mevkilere eklemlenmiş tokların muvafakatname verip, aç'ın hallerinin tok'lula ilişkili olduğuna dair bir münazarada aç'ları haklı konuma koyması değil 'aç'ın agresyonu, saldırısı, yönelimsizliği ve yıkım'ı ile alakalı tok'un sonradan üç noktalı ağıtlar yakacağı, bol bol yakınıp, veryansın edeceği 'aç görgüsüzlüğü' (bkz: bolşevik görgüsüzlüğü), galeyanı ve hezeyanından yana bu atıl, hımbıl (ve maalesef) işbirlikçi halini soyutlayarak veynklemesi de tarih'in sadece trajikomik bir detayı olacaktır. 3. richard'daki kraliçe margaret'in tuttuğu yas ne kadar saf ve temizse, bu tokların da açlaştırdıkları kişilerin yıkımı ardından tuttukları yas o kadar saf ve temizdir. (bkz: why should calamity be full of words)

    bu basitleştirilmiş örnekten anlaşılması gereken bunlarken, sorgulanması gerekenler de var: aç'ı aç yapan şey eğer toklar ise, toklar'ın gönüllü ya da cebren aç kalması mı çözümdür, yoksa açlığı yaratan tokluğu lağv etmek mi? bu durumda tokların tek tek aç'lara karşı sorumluluğu ve vicdan'ından çok, kendi konumunu bir diğerinden ayrıştıramayacak kadar kendisine gömülmüşlüğe, kendisinden türetmeye bir açılım getirmek gerekiyor. o konuda da tokların, açlara göre avantajı, aç olmamalarıdır. bunu da açlığa ya da tokluğa küfür ile değil, açlık ve ondan türetilen tokluğa uyumlanma, entegre olma konusundaki tok kültürü kararlılığına ve o kararlılığı yaratan faktörlere eğilmekte fayda var.

    ilgili

    (bkz: hasbi tefekkür)
  • oruç tutmanın sebebi olarak gösterilen vecize.

    yalnız benim senelerdir anlayamadığım bir şey var. her ramazan öncesi en az 2 hafta tüm kanallarda ramazan sofrasında neler bulunmalı haberleri, her gün etli ziyafet tarifleri gırla gider biliyorsunuz. cumhurbaşkanından başbakanına, iş adamlarından magazin ünlülerine kadar herkesin kurduğu sofralar sürekli televizyonları gazeteleri süsler.

    peki bu vecizeye ve de buna bağlı olarak oruç tutmaya konu olan aç kişi gün boyu süren açlığını akşam kuracağı mükellef sofranın hayaliyle bastırabiliyor mu? ezan sesiyle beraber çektiği bu çilenin biteceğini biliyor mu? yoksa bir parça ekmeği nereden bulacağının cevabı, oruç tutan bir kısım zenginin tıkınarak geçirdiği geceler kadar zifiri karanlık mı?
  • (bkz: aç olmak)