şükela:  tümü | bugün
  • en aşağılık, en iğrenç hareketlerdendir gerçekten de. bi de bunu icra eden bünyeler kötülüklerin en alasını yapar, eder sonra kenara çekilip "ayy işte niye böyle yapıyorlr.. ben oysa ne kadar kötüyüm.. bana vurdular kaçtılar.. onlar iyi, ben kederliyim üzgünüm.. off hayat niye böyle.. bunu yapan insan olamaz.." vs. türü acındırmalara girerler. oysa her şey kendilerinin eseridir.
    şunu söylemeliyim ki karşılarındaki* ben değil de benden çok daha sakin ve mülayim bir insan olduğu için son derece şanslıdırlar. ama yine de buna güvenmesinler ve ayaklarını denk alsınlar.. yoksa aldırmayı bilirim..
    velhasıl acındırma yoluyla da bir yere kadar güzelim.. hadi bakim.

    bonus olarak; (bkz: acindirsan arsiz olur aciktirsan hirsiz olur)
  • acindirmak bir ozgurluktur. cunku anlatirsin her yerde: "ben soyle fena cocukluk gecirdim, sunlari yasadim, ne acilardan gectim, ah zavalli ben" diye. insanlar da sana acir, yaptigin her kapris, her kotuluk, her hata makul karsilanir, tolerans gosterilir. akil hastalarina bahsedilen turden bir ozgurluktur tabii. "yaziik deli o, yapsin ne istiyosa bosver..." cizgisinde ama onemli degildir kendini acindiran icin.
    acindirmak bir guctur. acindirirsin, karsindakinin egosu oksanir, seni acilarindan kurtaracak sanir. istediklerini yaptirmak ne kolay olur cunku sen zayifsindir, kendi kendine yapamazsin... boylece senin parmaginda bir oyuncak olur o kurtarici, farkina bile varmadan. ve evet, "acima acinacak hale dusersin" lafinin cikisi da budur. acindirmanin ne buyuk bir guc oldugu ortadadir cunku.
    acindirmak gurursuz ve zayif insanlara mahsustur. sagladigi ozgurluge ve manipülasyon gucune ragmen, guclu bireyler acindirmaya tenezzul etmezler. kendilerini dusurmeyi, birileri tarafindan zavalli olarak gorulmeyi kendilerine yediremezler ne de olsa.
  • birden fazla nedeni vardır aslında.

    toplum içerisinde kazanç sağlamak, duygu sömürüsü amaçlı acındırmak bunlardan birisidir. dilencilere bakarsınız. bir şekilde acıyıp para vermeniz gerekir ya. aslında içinizdeki insani yanı kullanıp kendi hayatlarını kazanırlar. para demek hayat demektir günümüzde ya. avlanmak ya da toplamak gerekmez paranız varsa. üretenden satın alırsınız. lidyalılardan beri böyle. insanların empati yeteneğini kötüye kullanırlar dilenciler. acındırırlar. kendinizi onların yerine koymanızı sağlarlar. çok da keyifle yaparlar bunu. akşam sizin yemediklerinizi yiyeceklerdir. bin kişiden bir lira alan bir taksim dilencisi hepimizden daha iyi acındırabiliyordur kendini. dilencilerin üzerinde bazen açık yaralar olur. sokakta, soğukta, kemiği gözüken açık yaraları olan bir insan... empati kurmamak zor. ama aslında soğan ve barut karışımını etin üzerine, kendi bacağının üzerine bağlamaktır yaptıkları. o yara acır mı acımaz mı bilemiyorum ama soğan ve barut karışımı sizin acıma duygunuzu tetikleyebilecek denli derin bir yara oluşturur. bana acımadığı söylendi.

    bir de duygusal sömürü kısmı vardır acındırmanın. bu genelde arkadaşlar arasında, sevilen kişilerin arasında, sevilmek isteyen kişilerin yaptığı acındırmadır. bunda maddi çıkar gözetilmez. yalnız duygusal olarak tatmin edilme isteği ortaya çıkar. acındırarak ilgi çeken insanların yalnızlık hissinden bahsetmeyeceğim. hepimiz bazen ilgiye ihtiyaç duyarız. bir tavuklu pirinç çorbasını hasta yatağında kabul etmek isteriz. zayıf hissettiğimiz anlarda yardımımıza koşan birisi olsun isteriz. ben de severim bu tür şımarmaları.

    lakin; sevgiye muhtaç olan birisinin şımarmasıyla ilgiye muhtaç birisinin şımarması farklıdır. dilencileri zaten baştan ayırdık. ama duygu dilencileri var. beni sevsin, beni beğensin, beni istesin diye şekillere giren, kendini yabancılayan insanlar var. bunlar da kullanır acındırmayı. hastayım, kötüyüm, fenayım, moralim bozuk diye vurgularlar çeşitli iletişim aygıtlarıyla.

    her şekliyle acındırmak aslında bir tuzaktır. ama kimisi bilerek içine yürür o tuzağın. kimisi de bilmeden kırar bacağını o kapanan çeneler yüzünden. bir anlık acıma hissi yüzünden kötürüm olmaktır bazen acındırmanın sonucu.

    karakterli bir insanın acındırmayla işi olmaz. o yüzden, birisi size kendini acındırıyorsa koşarak uzaklaşın. ha dersiniz ki ben sevdiğim insana hastayken tavuklu pirinç çorbası içirmek istiyorum. siz de dünyanın en güzel insanısınız tabii. ama acındıran bir insan, eksik bir insandır. belki tüm benliğinizi verseniz bile tamamlayamayacağınız bir insandır hem de. o acındırma hissi kim bilir hangi nedenle oturmuştur benliğine... kim bilir hangi özlediği sevgidir.

    ben kaçıyorum cidden acındıranlardan. güçlü insanlar arıyorum. geçmişiyle, kendisiyle, ailesiyle barışık, hayata güler yüzle yaklaşan insanlardan seçiyorum arkadaşlarımı.
  • karsinizdaki michel houellebecq ise bir sayiyi 1 ile carpmakla ayni islemdir.
  • bazı kimselerin bir satış pazarlama tekniği olarak kullandığı davranış.

    simidimi, kerhane tatlımı döktüm böhü böhü çocuklarını sağda solda görmüşsünüzdür. amaçları yanına gidip ne olduğunu sormanızla acı dolu hayat hikayelerini anlatarak kendilerini acındırmak. akşam eve dönünce satamadıkları malzemeler yüzünden dayak yiyeceklerine sizi inandırıp bütün tepsinin parasını vermenizi sağlamak.

    hiç kızmıyorum bu adamlara, aşağılamıyorum. takdir ediyorum aksine. para kazanmaya çalışmak çünkü bu. bi tezgah kurmak, bi oyun oynamak. performans var resmen işin içinde, emek var. vasıfsız bir ''allah tuttuğunu altın etsin'' değil bu. gavur ellerde görülüp de özenilen sokak sanatçılarının ötesindeler bu mini sülün osmanlar.

    geçen gün bir tanesini uyarmak zorunda kaldım, eğer aynı hatayı yapanları görürseniz ve uyarırsanız çok sevinirim. ankara'da istanbul yolu üstünde bu şekilde çalışan bir arkadaş var. bi yonca yaprağı kavşağı mesken tutmuş ama maalesef arabaların hızla döndüğü ve durma şansı olmayan viraj kısmında bekliyor. yanından geçip gitmek zorunda kalıyorsun. en sonunda dayanamadım, arabayı ileride bırakıp yanına gittim. tam başlıyordu anlatmaya, susturdum. orada iş yapmayacağını gerekçeleriyle anlattım. şimdi sıkışıklık yaratan bir trafik ışığının biraz uzağında sergiliyor küçük oyununu. işleri de fena değilmiş. bahtiyarım.
  • bulutlarin uzerinde meyve bahceleri olsada ellerinde kelepce ayaklarinda prangalar olan kisilerin yaptigi eylemdir.
  • yetişkin insanlarda görülen en olumsuz özelliklerden biri.

    artık huy mu denir, huysuzluk mu denir; öyke bir olumsuz ruh halidir ki, çok yaşlı ve çok hasta olmasa da günlük hayatını devam ettirmek için sürekli sızlanan, bencil, tembelliğini ört bas etmek için "çok hastayım" bahanesine sığınan, etrafındakilerden sınırsız bir ilgi bekleyen orta yaş üstü insanlarda fazlaca görülmektedir.

    düğün, dernek, bayram, seyran gibi günlerde kendini acındırmak da biter gibi olur, ama sonra yine başlar.
  • şu sıralar hayatla ilgili ne zaman bir entry girmeye çalışsam içeriğinde kendim olmasam bile kelimelerin bu havayı vereceği hissine kapılıyorum ve hiç bir şey yazamıyorum. hayat şöyle, hayat böyle. gül gibi hayatım var aslında neden gelip buraya gerçekleri yazmak istiyim ki.

    insan bir şey için uğraşıyorsa kesin bir yamukluk vardır hesabı. ben manyak mıyım sabahın 7 sinde geleyim sözlüğe işte hayat bu yazayım. değilim tabii.
  • asagilik, rezil bir davranis turu. en asagilik tarafiysa davranisi sergileyen kisinin bu davranisi sergilediginin fark etmemesi. kimi zaman insan kendini onurlandirmak icin, cogu zamansa yalniz kalmamak icin yapar bunu. aslinda kendi kendini hedef aldiginin farkinda bile degildir. kisi kendi rezil durumunu aciklayamadiginda buna basvurur. zayif ya da bozuk bir karakterin de yansimasidir ayni zamanda.

    sonundaysa kacindigi seyin tam ortasina duser, yalniz kalir.
  • hayat çok zor be sözlük. hele gururluysan... vazgeçemiyorsan gururdan...

    burayı okuyanların çoğu, kendini acındırıyor diye düşünebileceği bir yazı olacak belki de. milyon kere yemin ederim derdim o değil. ne mi derdim inanın bilmiyorum...

    belki de ekşi itiraf bölümüne yazmalıyıdım ama itifaf değil ki bu bir düşünce. beni bitiren her gün eriten bir düşünce... yetmiyor işte, kendime yetemiyorum, muhtaç kalıyorum, sürekli bir şeyler bekler haldeyim. lanet olası bir tuvalete gitmek için bile...

    mutlu olmasını elimdikilerle yetinmeyi öğrenmeliymişim öyle dedi annem gülerek. zengin insanları televizyonda görünce veya hayatta karşılaşınca içi cız eden bir insan dedi bana bunu... her duasında zenginlik isteyen biri dedi...ben ise muhtaç olmamaktan başka bir şey dilemezken.

    dilekler olmuyor ama. olmayınca da ağır geliyor. 22 tllik birşey için izin istemek koyuyor. işlerine gelince biz bir aileyiz işlerine gelince ne istedikte yapmadık diyebilecek biri bana mutlu olmayı öğretmeye çalışıyor... benim mutluluğum onun dudaklarına ve paşa gönlüne bağlı ve bunu bildiği halde böyle diyor...

    yoruldum artık. kendimi acındırır halde bulmaktan, en yakınım bile olsa bir şey beklemekten yoruldum...