şükela:  tümü | bugün
  • annendir.
    babandir.
    kardesindir.
    dosttur.
    kuzendir.
    amcadir, haladir, dayidir, teyzedir.
    is yerinde en sevmedigin arkadasindir bazen, elini omzuna koymasi bile bir anlik nefes almani saglar.
    bazen de guvenlik gorevlisi cocuktur, icten bir "nasilsiniz" deyisi dahi yeter o gun azicik gulumsemenize.
    tanimadiginiz bir yabancidir bazen, sabirla sizi dinleyen...
    bir oyuncaktir bazen, kucuklukten beri arkadas oldugunuz..
    ve icinizdeki cocuktur... ne kadar aci da cekseniz, ne kadar canınızdan can da gitse, umutlariniz hep yemyesil tutmaya calisan o cocuk...

    zaten oyle muhtacsindir ki sefkate, destege; kim olursa olsun fark etmez senin icin... bir nefes sihhat beklersin, bir yudum çare dilersin, sokaktaki amcadan dahi...

    yarasiz insan var mi bu dunyada?
    yok elbet...
    baksana kendine, ne kadar hayat izin var, kabuk baglamis yaralarinin musebbibi...
    ve bak etrafina, sayet bir tanecik de olsa yarani sarmaya calisan birisi varsa yaninda, sukret...
    acmadigi yarayi sarmaya calisan insan, sahip olunabilecek en buyuk zenginliktir...
  • karşındaki izin verdiği sürece olabilirsin bunu.
  • (bkz: anne)
  • söze "olm o da bişey mi" diye başlayanı hiç çekilmez.
  • böyle bir insan vardır. üstüne vazife sayar her yarayı sarmayı, hatta iyi etmeyi. amaç edinir bunu kendine. belki iyi yapar ama niye şikayet eder o zaman? niye karşılık bekler? beklediği gibi olmayınca neden çıldırır? belkide mecbur bırakılmıştır o yarayı sarmaya. sevdiği için aşık olduğu için iyi olsun istemiştir. sonra kendisi ihtiyaç duyduğunda, artık sıra bana geldi dediğinde, hiç bir şey beklediği gibi olmayınca hayal kırıklığıyla çıldırmış olması normal midir? ben bilemedim. o insan değilim ben. benim bir arkadaş var da, ondan bahsediyorum.
  • yara asit üretmeye başladığında hem sargısı hem eli yanar. yara sahibine bir şey olur mu? (: tabii ki hayır/
  • bazıları karşılık beklemez.

    (bkz: take a sad song and make it better)
  • kimisi kendini koyar yaraların üstüne.
    çapı yetiyorsa, kendisi de kana bulanır ama yaraya iyi gelir.
    çapı yetmiyorsa, kirlendiğiyle kalır.
  • buluştuk. üç aydan fazla zaman geçmişti yüzünü görmeyeli. arada geçen sürede tek bilidiğim dünyanın bir yerlerinde yaşamaya devam ettiği idi. onun için dinlediğim tek şarkı, onun adına kurduğum bir gelecek hayali ve bir de şiirler işte, onlu düşüncelerde ben yoktum, olmamalıydım, çok iyi biliyordum bunu. fazlası yoktu işte, olması saçmaydı çünkü. giderken tek bir anı bile bırakmadan gitmişti, çok hızlıydı. ve o gün niye buluştuğumuzu bile bilmiyordum ben. konuşmamız gerektiğini söyledi, tamam dedim, hiç de düşünmeden düştüm yola.

    gördüm onu. zayıflamıştı, ama o zaten zayıftı? bir insan özlediğini ilk gördüğünde üzülebilir miydi? üzülebilirmiş, içim gitmişti. oturduk, karşılıklı. hala bilmiyordum, biz ne konuşacaktık? biraz sonra fark ettim, biz çok şey konuşacaktık, isteyerek veya istemeyerek, konuşulması gerektiği için.

    göz altları çökmüştü, oysa o gözlerin fazlasıyla güldüğü günleri öyle iyi biliyordum ki ben. bana gülmemişti o gözler hiç, ama biliyordum işte, insanları tanımak böyle bir şey, tek bir insanı tamamen tanımak da bunun üzerilerinde. alnı çıkmıştı ortaya, oysa eskiden saçları kapardı alnını. eskiden o saçlarını öpmenin hayalini kurardım. düşündüm o an, alnını öpsem saçları yerine sayar mıydı?

    o ana kadar gördüğüm en sıradan nasılsına en sıradan iyiyim cevabını verdim. iyi miydim? bilmiyorum. onun sormak istediği o muydu? onu da bilmiyorum.

    çok ürkekti, her zamanki ürkek hallerinden katbekat daha ürkek. hiçbir şey bilmiyorum, ama öyle bir hissediyordum ki. evet, maalesef, çok kötü şeyler olmuştu. benim hiçbir ilgim olmadığı, ama onun yaşadığı kötü şeyler. merak ediyordum etmesine de, o anatabilir miydi bilemiyordum. soramadım ne olduğunu, ona bıraktım. istiyorsa anlatacaktı, istemiyorsa anlatmayacaktı. ama o gün biz oradaysak anlatacaktı, bunları bilerek düşündüm. düşünürken bile üzülürken anlatmaya başladı.

    http://www.youtube.com/watch?v=mi5ucz8qqno

    "bu yaz bi..." şeklinde başladı sözlerine ve ağlayamadan bitirdi. başına kötü bir şey geldiğinde ağlardı o. yaklaşık yarım saatlik bu konuşmada anlattıklarında önce yüreğim gitti benden, sonra tüylerim parmaklarım ayaklarım. ayaklarım kalkıp gitmem gerektiğini söylüyordu. dinlersem üzüleceğimi söylüyordu da, dinlemesem daha da üzülcektim/üzülecekti/üzülecektik. benden bir şeyler bekleyerek anlattı, o anki bakışını hatırlıyorum. sanki bir sözümle her şey düzelecek gibi bakıyordu. oysa öyle sözlerim hiçbir zaman olmamıştı benim. ve en çok da o an istedim, bir şeyler yapabilsem, o kocaman yarada biraz bile payım varmış gibi sahiplenip her şeyi düzeltebilsem diye.

    gitmezdim ama işte. zaten o bunu bildiği için oradaki adam bendim. o filmin kötü olmayan adamıydım ben.

    titriyordu "dur, yapma" diyemedim. ağlasa rahatlayacaktı belki, istedim o an, ama bir şeyi de biliyordum. bugün ağlarsa yarın hiç ağlamayacaktı. ağlamadı, sadece benden bir şeyler bekleyerek anlattı. ben de bir şeyler yapabileceğimi düşünerek dinledim. gözlerimi o sürede kaç kere kırptım bilmiyorum. kaç sigara içtim ve içtiğim sigaraların kaçını ciğerlerimde hissedebildim, bilmiyorum bunların hesabını.

    açmadığı yarayı sarmaya çalışan insan o yaralarda payı olmasını isteyen insandır. kendi açtığım yaraları düzeltmesini biliyorum, ama daha yeni öğrendiğim bir yaraya o sırtı dönükken bir şey yapamazdım ki ben.

    o şimdi yine yok, ben yine buradayım. çok uzaklara götürdü kendini. ve benim önüme bir ekim ayı daha yok. onun önünde hangi aylar var bilmiyorum bile.

    mavi ve ince bir şiir kitabıyla gelmişti, beyaz bir hayaller kitabıyla geri gitti.

    biliyorum, bir suçum yok. ve söz vererek bir kez daha biliyorum; bu son.

    çünkü çok acıyor.