şükela:  tümü | bugün
  • açık hale getirme fiili
    kapamak fiilinin tersi
  • rodaj tamamlamak (bkz: motor açmak)
  • - kapalı havanın yükselerek veya yağarak dağılması durumu
    - utangaç birinin zamanla utangaçlığının bıraktırılması durumu
  • genelde kapak ve paket gibi nesnelerin ağzını açmak, çevresini soymak ve kullanılır hale getirmek anlamında kullanılan bir fiil.
  • bazen de "içini açmak" olarak kendini gösteren eylem.
    (bkz: açılmak)
  • aç bölümünü mak bölümünden ayırmak.
  • işte olay bu, 8.

    çünkü insanlar açmayı değil, açmayı izlemeyi seviyor, bu arada asıl açılması gerekenler gizleniyor. hani ne derler, "bir şeyin bulunmasını istemiyorsan herkesin görebileceği bir yere koy".

    toplum denilen ve aslında güruh olan;
    götünü başını açana,
    kutu açana...bakıyor

    yalnız güruh;

    bizi yönetenlerin içinde bu var diyene,
    koyun gibi sağılıyor, kurbağa gibi haşlanıyorsunuz diyenlerin dediklerinin içeriğine...bakmıyor.

    niye?

    yazının başında yazılana bakın, 8.yazı...bu koskoca eylemin ederi o kadar çünkü.

    aç ama benimkini açma, beni sağanları da açma. meeeeeeee! ...kejmedi...mööööööööö!

    serdağ ortaj jok güzel müjik yapıyü! bülent erjoy'un kürkü kaç paraymış? ajun ılıjalı yarıjmacıyı kovdu gejen gün ijledin mi? ahıhaaha!

    aç! aç! aç! ahıhaahah!...

    yazının sonucu: (bkz: alayınızı)
  • açmak. birlikte cümleler içerisinde kullanılmak üzere yanına, soluna, sağına, uzağına ya da yakınına seçilen başka kelimelerin de etkisiyle bir sürü farklı anlama gelebilen ve aynı zamanda da anlamdan gidebilen, çoğunlukla mavi ve gri ağırlıklı uzay mekiği kılıklı ilginç eylem.

    şimdi biraz açmak zamanı sanki, bir şeyleri, içimi açmak zamanı gibi.

    beynimi açtım, içine baktım. görmeseydim, açamazdım belki de.

    ..

    ilk gün. önce dünyaya gözlerimi açtım, görmeye ve keşfetmeye başladım. görebilmek güzel, keşfedebilmek harikaydı. gökkuşağında kaybolana dek keşfetmek istedim. sonrasında da belki.

    sonra büyüdüm biraz, değişik bir gün. kapı çaldı, açtım. en sevdiklerimden biriydi gelen. biraz açtım, o da öyleydi. bir şeyler yedik, yanında iki de bira açtım. çok güzeldi.

    biraz daha büyüyerek uyandığım yeni bir gün. yatağımdan çıkar çıkmaz hemen pencereyi açtım, her zaman yaptığım ve yapacağım gibi. gökyüzü doldu içeriye. temiz hava eski olanı uğurladı açtığım pencereden. gökyüzüne baktım. güneş açtı, adeta her yerde.

    başka bir gün. bu kez kapı çalmadı, ama biri gelmişti yine. kalbimi açtım. plansız, programsız, tam teslimiyetle, aslında açmamam gerektiğini o zamanlarda hiç bilmeden, tahmin bile etmeden.

    güzel bir gün. keyifler yerinde ve her şey yolunda. telefonum çalmaya başladı. açmak istemedim önce, ama açtım sonra. ''seni seviyorum, çok özledim.'' dedi ses, ''bundan sonra artık arayı bu kadar açmayalım.'' diye de ekledi.

    bir pazar günü. televizyonda sevdiğim takımın maçı var. duygusal bir dönem nedense. fanatik bir taraftarın açtığı duygusal bir pankart geldi bir anda ekrana. açmıştı bir kere, ''açmasaydın keşke.'' dedim kendi kendime, ama pankarttı bu, açılacaktı elbette.

    bulutlu bir gün. yağmur damlaları yeryüzünü öpebilmek için geri sayıyor sanki. arkadaşımı bekliyorum, buluşup bir şeyler içeceğiz birlikte. şemsiyeleri sevebilirim, bazıları çok güzel. ama kullanmayı sevmiyorum. şemsiyesiyle geldi. yağmur başladı, biz de yürümeye. hemen şemsiyesini açtı, ''saçlarımız bozulmasın, kolay yoldan günün kahramanı olmak istiyorum.''dedi. gülümsedik. güzeldi.

    çok kar yağıyor, çılgın bir gün. bir sürü çılgın şey vardı, o gün hava da onlardan biriydi. kuzenim gelecekti ve evde onu bekliyordum. rüzgar çok hiddetliydi, elektriğin gitmesine sebep olacak kadar hiddetli. rüzgar ve kar, iki eski atmosferik dost güçlerini birleştirmişlerdi. kuzenim zor da olsa gelebildi. önce kapıyı, sonra kollarımı açtım. kocaman sarıldık.

    eve gitmek için sabırsızlandığım bir gün. bir şekilde saatlerdir ve hatta günlerdir evimden uzak kalmıştım. sonunda evdeydim. açmak istediğim şeyler vardı. arka arkaya açmak istediğim şeyler ve arka arkaya açtım. önce ışıkları. sonra çok sevdiğim bir şarkıyı. sonra da sıcak suyu.

    doğum günlerimden biriydi. birkaç hediye paketini özensizce ve şımarıkça açtığım, sanki sıradanlıkla sıradışılık arasında sıkışıp kalmış gibi hissettiren enteresan bir gündü. uzun da bir hikayesi var aslında, şimdi açmak istemediğim.

    gergin bir cumartesi. hatırlayabildiğim tek şey belki de o güne dair en önemli şeydi ve ''bu konuyu bir daha açmanı istemiyorum.'' cümlesi, kulaklarımda en az yirmi altı kez falan yankılanmıştı galiba. açmadık.

    ilkbahar mevsiminin merhaba dediği güzel günlerden bir gün. ağaçlar ve çimenler kendilerine yeşilin daha canlı ve daha parlak tonlarından renkler beğeniyordu ve ben onları öyle görmeyi seviyordum. meyve ağaçları mutluydu, çiçek açıyorlardı. siz de çiçek açsanız, siz de mutlu olurdunuz bence, üstelik ucunda çok güzel bir meyve olmak falan var. çok güzeldi.

    gizemli bir salı günüydü. ''saç renginibiraz açmış olabilir misin?'' sorusunun, ''pardon, rica etsem çayımı biraz daha açar mısınız?'' sorusuna açıkça ve umursamazca karıştığı, her haliyle karmakarışık bir gündü. hava açıktı, tek bir minnak bulut bile yoktu.

    tembel bir pazar günü. yarışma programındaki yarışmacının, yarışmanın sunucusuna ''devam etmek istiyorum. soruyu açalım lütfen.'' dediğini duyabildiğime göre kulaklarım hala açıktı. son zamanlarda bazen kapalı bazen de açık olduğunu anımsıyordum. kararsız kulak sendromu ya da öyle bir şeyler işte.

    bir bira daha açtım çünkü bira açmayı ve bira içmeyi seviyordum. açılması ve içilmesi gereken biralar vardı. ayrıca açmak, kapatmak fiilinin tam tersi değildi, en azından her zaman değildi.

    ..

    içimi açtım, zihnime baktım. açmasaydım, göremezdim belki de.
  • nereye çekersen oraya giden eşsiz bir dilimiz olduğu için, (bunu derken bile çekilebiliyor ya da benim içim baya pisleşmiş hakikaten) kişiden kişiye farklı anlamlar ve istekler uyandırabilen bir eylem kelimesi.