şükela:  tümü | bugün
  • herşeyiyle mükemmeldir, şarkılar harika yorumlanmıştır ama şu filmi yanaklarından sıkılası sevimli bir film yapan aha şu sahnedir:

    jude, amerika'ya ayak bastıktan sonra princeton'a gitmek için otostop çeker ve sonunda bir araba durur. ingiltere'de sürücü tarafının önde sağda olmasına alışan jude ilk önce arabanın arkasından sol tarafa geçmeye yeltenir fakat duraksayarak yüzünde hafif bir gülümseme ile sağ kapıya doğru yönelir.

    şirin misiniz ulan siz?
  • her the beatles şarkısına anısı olanlar için defalarca izlense de aynı keyfi verecek meyveli pasta gibi bir film. tam yaşamak istediğim dönemleri, muhteşem müzikler ve koreografilerle anlatan, the beatles yörüngesinde günlerce dolaştıran güzellik.

    on the road'ı okuyup,easy rider ile birlikte sürekli ilerlemiş, janis joplin biyografisinden muhteşem 60'ların sonunu öğrenmiş, woodstock 69 fotoğraflarına bakıp iç geçirmiş, lennon için hala üzülen, kendisini hippi dönemine ait hisseden tüm beyaz zencilerin başucu eseri olmuş film. winamp açmıyor, direk filmi dinliyorum ofiste.
  • sabah kahvaltılarında yenen reçelli krepleri, camdan yansıyan güneş ışığı yüzünden izlenemeyen filmleri, rakı içerken burunlarını tıkayan insanları, şarhoş şarhoş sarkı söylerken birbirin seslerini bastırmaya çalışan devrik assolistleri, iki eli tutan iki farklı eli, iki elin sahibini teselli etmek için bulanık gözünün içine bakan başka gözleri, gece yarısı kaldırımda oturup yenen kurtlu fıstıkları, mail yazan titreyen parmakları, mail bekleyen zavallıları, artık mail beklemeyen iç bütünlüğünü kutsamış "feeling good" dinleyen dikbaşlıları, klimanın altında uyunan sabahları ağrılı uykuları, ağlayınca gözleri güzel görünen çizgi film kahramanlarını, sinirlenince mrs hyde'a dönüşmesin diye dikkatli konuşulan nutella canavarlarını, beyaz tenle uyuşmayan kızarmış gözleriyle can yakan anneleri, karşılarında oturan dik bakışları, bitirilemeyen projeleri, midsummer isimli bir parfümü, kadın dergilerindeki erkek parfümü reklamlarının mankenlerini, telefona bakarak geçirilen saatleri, asla aramayan sormayan eksi meyveleri-afrikalı hayvanları, sevgili bulmak için hayvanat bahçesine ya da manava giden salakları, abuk sabuk bir barda sezen aksu sarkıları isteyen sakat ruhları, taksim meydanında şarkı söylerken susturulan mecnunları, şarkı bile söyleyemecek kadar kırılmış susturanları, siyah göz kalemlerini, kendi küçük ama barındırdıkları büyük konsantre mekanları, king edward sigarları, genizleri yakan dumanı, yatağın üstünde ders çalışan kalpleri sağda solda kalmış beyinleri uyuklayan bedenleri, yan odadaki "ondan sonra ilk kez" bir şey hissedenleri, "tamam dayak istiyosun sen" ile "seni şebek" arasında gidip gelen yüz ifadelerini ve daha bir çok yazılamayacak ayrıntıyı... kısaca geçen yazı hatırlatan.. sanırım bu yüzden dinlenilmeyen şarkı.

    nothings gonna change my world, tuhaf ama sanki haklı..
  • kelimeler, kağıt kaseye dökülen sonsuz yağmur gibi uçup gider
    sürtünerek ilerleyip , evren boyunca kayar
    kader sözcükleri sevinç dalgaları berrak zihnimden beni kucaklayarak öpüp okşayarak sürükler .
    jai guru deva om hiç bir şey dünyamı değiştiremez

    kırılan ışık hayalleri ,
    beni tekrar tekrar çağıran bir milyon gözün dansetmesi sanki
    ve evren boyunca düşünceler bir posta kutusunun içindeki
    dinmeyen rüzgar gibi amaçsızca dağılıyor
    evren boyu çizgilerini sürerken bilinçsizce karışıyor
    jai guru deva om hiç bir şey dünyamı değiştiremez

    kahkaha sesleri, gölgeler
    beni tahrik ve davet ederek
    gözlerimin önünde uçuşuyor
    etrafımda parlayan bir milyon güneş gibi
    ölmeyen sonsuz bir aşk , beni evren boyunca tekrar çağırıyor.

    jai guru deva om hiçbir şey yaşamımı değiştiremez
    hiç bir şey dünyamı değiştiremez
    jai guru deva, jai guru deva

    lennon / mccatney
  • normal bir film desem değil, müzikal desem o da değil. böyle garip süper bir film.

    öncelikle, the beatles sevmeyen insanları sıkabilecek bir filmdir efendim. en azından ingilizce biliyor olmanız lazım diye düşünüyorum çünkü filmin çoğunluğunu şarkılar oluşturuyor ve şarkıların çok kısıtlı bölümleri için alt yazı mevcut.

    the beatles hayranları için oldukça sevimli göndermeler mevcut filmde.

    --- spoiler ---
    sadie*, molly, desmond*, maxwell* ,jo jo*, when i'm sixty-four ,the cavern club,prudence* ,jude* ,lucy*,she came in through the bathroom window ,the beatles rooftop concert ,magical mystery tour ,doctor robert,rita* etc. etc.
    --- spoiler ---

    açıkçası beatles bilmeyen, sevmeyen birinin gözünden tam bakamadığım için onların sıkılabileceğini öngörüyorum ancak the beatles seviyorsanız, kesinlikle bu filmi kaçırmayın. şarkıların kullanımı, hikaye ile bağdaşması, farklı yorumları... kesinlikle kaçırılmaması gereken bir masterpiece...

    the beatles seven biri olarak; sinemada benimle birlikte benim hissettiğim şeyleri hisseden insanların olması hem şaşırttı hem de çok sevindirdi.

    --- spoiler ---
    ey beatlesçı, bizden olanları ayırmak için jeneriğin en sonuna kadar bekle, hala yerinden kalkamamış ve perdede "all songs are written by john lennon, paul mccartney and george harrison" yazısını görmeden ortamı terk etmeyi içine sindirememiş insanları gör :)
    --- spoiler ---

    son bir sözüm de lennon/mccartney' ve tabii ki george harrison'a... yahu siz nasıl insanlarsınız ? "çağımızın mozartları" diyenlerin yanılmadığını bir kez daha gösterdiniz...

    --- spoiler ---

    --- spoiler ---
    ayrica i want you/she's so heavy yorumu koparıyor...
    --- spoiler ---

    --- spoiler ---
  • beatles şarkısı, fiona apple coverlamış, iyi de yapmış
  • çok ama çok beğendiğim, her sahnesinden, her saniyesinden; kulaklarım, gözlerim ve kalbimle büyük keyif aldığım, bitmesin istediğim, yine izleyeceğim; yer yer, kırpmadığım gözlerimi dolduran film... sıkça yer verdikleri müzikal ve görsel kolajlar, tablo gibi sahneler çok başarılıydı. janis joplin, jimi hendrix, 60'ların ruhu, neredeyse hepsi sığmıştı bu 133 dakikaya... büyüleyici, rüyadan çalıntı, göndermelerle dolu... * renkleriyle, sahnelere cuk oturan müzikleriyle, başrol ve yan rollerdekilerin şahane oyunculuklaryla, muhteşem şarkılarla damak şaklattırıcı bir lezizlikteydi.

    müzikallere pek ısınamayan ben, hair ile bu filmi apayrı bir kefeye koyuyorum, kalbimin de ayrı bir yerine... bu yüzden bu film için daha epeyce çakılacağım sinema koltuğuna anlaşılan... [filmekimi'nde bilet bulamayıp da kaçırdığıma şu yönden üzüldüm, sadece cinebonus sinemalarında oynadığından, arkamda ota-boka bağıra çağıra yorum yapan gerzek veletlerle izlemek zorunda kaldım. ama ne gam!]

    sinema çıkışı eve gelir gelmez, kafamda şarkılar ve görüntüler renkli geçit yaparken, beatles ve janis joplin albümlerini çalma isteği uyandırdı bende. karşı koydum mu bu isteğe? haşa!

    özellikle şu diyemem, o kadar çok sahnesi unutulmazdı ki.
    --- spoiler ---
    ama en çok çileklerden kan akan, strawberry fields forever sahnesi... bir de otobüsle yol aldıkları sahne... jude'un, lucy'nin uyurken resmini çizdiği ve akabinde bir sigara tellendirerek şarkı söylediği sahne... çatıdaki all you need is love ile sondaki hey jude sahneleri... of be!
    --- spoiler ---

    jim sturgess, şarkı söylediği, hatta perdede arz-ı endam ettiği her sahnede muhteşemdi.

    özetle beatlesseverler daha çok sever mutlaka, ama eminim sinema ve müzik sevenlerin görmesi gereken bir film bu. en azından kendini "iyi" hissetmek isteyenlerin... *

    (bkz: http://www.interscope.com/…x?mid=720&aid=570&bhcp=1)
  • is there anybody going to listen to my story? diye sahilden doğru gelen yumuşacık bir sesle başlıyor film. sesin sahibinin boncuk boncuk bakan gözlerini görünce de "sen anlatırsın da biz dinlemez miyiz boncuk?" şeklinde düşüncelerle bir anda filmin içinde buluyoruz kendimizi.

    çok güzel sesler, renkler, görüntüler birbirini kovalarken the beatles şarkıları eşliğinde vietnam, savaş, martin luther king, hippiler, lsd kafaları, liverpool'daki tersane işçileri, sanat, resim, müzik, devrim, aşk derken duygudan duyguya koşarak 2 saati aşkın süre nasıl geçmiş anlamadan bitiyor.

    özellike i've just seen a face sahnesindeki neşe, let it be ve while my guitar gently weeps'teki hüzün, because ve something'deki huzur, strawberry fields forever'daki öfke, hey jude'daki umut ve all you need is love'daki mutluluk insanı filmi tekrar tekrar izlemeye itiyor.

    kısacası, afişinin daha etkileyici olabileceğini düşünsem de, türkçeye "seni istiyorum" olarak çevrilmesini dahiyane(!) bulsam da, popüler bazı the beatles şarkılarına yer verilememiş olmasının eksikliği hissedilebilirse de ve de sonu daha güzel olabilirmiş gibi geldiyse de, izlemesi oldukça hoş bir müzikal film. çok sevdim. özellikle müzikal sevenlerin hele bir de the beatles şarkılarına aşinalarsa seveceklerini düşünüyorum.
  • umutsuzluk mu çekiyorsun? kafan mı bozuk? dünya daha ağır bir yer mi?

    işte o zaman tedavin burada bebeğim. ilacın bu filmin son dakikalarını açmak. evet. çok net. her türlü depresyonun ilacı. ya da ben çok depresyona girip üzülmüyorum. var bir psikopatlık. all you need is love.

    bap ba bara baam.