şükela:  tümü | bugün soru sor
  • (bkz: mucize)
  • böyle bir kelime yok. acz var.
  • sözlüklerde olmayan bir kelime; ancak özellikle siyasette cok kullanilan bir kelime. belki de sözlüklere eklemek gerek.
  • zayıf, güçsüz olma halidir.

    insanın aczini en çok fark ettiği anlar, kendisini bir yaratan'ın bulunduğunu fark ettiği anlardır. gözle görülmeyen bir virüsün bile adem evladını yatağa serdiği bir dünyada, "şişkin ego" oldukça lüks kaçıyor.

    kişi ne kadar acz içindeyse, rızkına da o kadar rahatça ulaşıyor. mesela insan evladı anne karnında beslenir en rahat. gıdanın gelmesi için kolunu kımıldatmasına bile lüzum yoktur. ufak bir bebekkense en azından ağlaması lazımdır beslenebilmek için. çocukluk safhasında annesine acıktığını söylemesi şarttır. yetişkinlikte ise, bir lokma ekmek yiyebilmek için bazen birkaç saat boyunca çalışması icap eder.

    hayvanlarda da durum pek farklı değildir. tilki gibi kurnazlığıyla meşhur hayvanlar av bulabilme adına epey bir uğraşır, tuzak kurar; ama yine de tam manasıyla rahat ettiği söylenemez. genelde sıskadırlar, semiremezler bir türlü. elma kurdu ise, tilkinin zekasının zakatına bile sahip değilken, leziz bir meyvenin tam ortasında kendine yer bulur.

    acziyet ile yaratıcı'nın imdadımıza koşması arasında bir doğru orantı var zannımca.
  • aciz olma durumu. insanın elinden bir şey gelmeyen durumları ifade etmekle birlikte bu tür durumların yine insanın kendi hataları ve büyüklenmesi neticesinde oluşmuş olması hayatın bir gerçeğidir.
  • /önsöz: (sersem) kimseye değil, sadece kendisine yazıyor bazen insan. aynen aşağıda olduğu gibi./

    insanın içini kesen bir şey var. göz kapaklarının üstünde duruyor, boğazındaki düğümde duruyor, avcunun içindeki çizgilerde duruyor. insanın içini kesen o şey hep var, ve insan bir türlü bundan kurtulamıyor.
    düşünüyor sonra, nedir bu bir tülrü geçmeyen, elime ayağıma dönüşen, nefesimi kesen, yaşamıma kast eden? düşünüyor yine. bir daha.. bulamıyor. bulması lazım ama! ne olduğunu bulmalı ki, tanımlayabilmeli ki kurtulsun ondan. bir şeyler yapsın, onu kendisine musallat eden sebebi bulsun ve onu ortadan kaldırsın. bulamadıkça denemeye başlıyor insan. hayatında sorun olarak gördüğü şeyleri değiştirmeye çalışıyor. değiştirdiği şeylerden bir tanesi de o içini kesen şeye denk gelir heralde.. gelir de bir zahmet kurtuluverir ondan. kurtulmalı yani.

    daha çok çalışıyor mesela, spor yapıyor, sağlıklı besleniyor, dost ediniyor, aşık oluyor, kavga ediyor, annesine sarılıyor, insanlara yardım ediyor, sokakta gülümseyerek dolaşıyor, eğlencelere gidiyor, yeni bir dil öğreniyor, kitap okuyor, başka alanlarda yüksek lisans yapmayı deniyor, işini değiştiriyor, eşini değiştiriyor, ülkesini değiştiriyor, hala mı yetmiyor, al o zaman; çocuk doğuruyor. ı ıh. insanın içini kesen bir şey "hala" var. neden bir türlü geçmiyor?

    başlıyor sonra; olanlar - yani yaşadıkları - onu bir türlü tatmin edemedi ya, olmayanları - yani yaşamadıklarını - düşünmeye başlıyor. o olayı yaşamasaydı, o okula gitmeseydi, o bölümü seçmeseydi, o kişiye aşık olmasaydı, o ağır hastalığı geçirmeseydi, o dostu buna kazık atmasaydı, en sevdiği kişiyi kaybetmeseydi, evlenmeseydi, boşanmasaydı, o ülkede yaşamasaydı, o işe girmeseydi, o aileye doğmasaydı! muhakakk işte bunlardan biri ya da birkaçı olmasaydı, içini kesen o şey de olmayacaktı. sanıyor. sanmak zorunda. sanmasa yapamaz. içini kesen o şeye bir sebep bulmak zorunda, bir bahanesi olmalı avunabilmek için. yaşayabilmek için bir şeyleri değiştiremediyse işte, hiç değilse isyan etmesi gerekiyor. yoksa aldığı nefes boğazına oturuyor. gözkapaklarındaki şey ağırlaşıyor. içini kesen şey mıh gibi, aklından çıkmıyor.

    işte acziyet. o kadar aradığı, kurtulabilmek için neredeyse her seferinde sıfırdan başladığı, hayatını değiştirdiği, kendini değiştirdiği "o şey"den bir türlü kurtulamıyor. o an belki fark ediyor, insana, insan olmak yetmiyor. da.. devamı gelmiyor. gelse de bir takım bunalımlar, depresyonlar, sünmüş yaşamlar ya da intiharlar..

    halbuki;

    sen bu dünyaya ait değilsin. evet, sen bu dünyaya ait değilsin. bilmen gereken, öğrenmen gereken, anlaman gereken, hissetmen gereken, idrak etmen gereken tek şey bu; sen bu dünyaya ait değilsin. bütün o isyanların, hayatımda o olmasaydı bu olsaydıların, ya da modern dünyanın sana çare diye dayattığı diğer her şey, hepsi manasız.. hayatında o olmasaydı bu olsaydı dediğin bütün o senaryoları teker teker yaşasaydın bile içini kesen o şeyden kurtulamayacaktın. çünkü sen bu dünyaya ait değilsin. derdin dünyanın çok ötesinde. dermanınsa dünyalık hiç değil! bunu idrak edebilseydin, bunu hissedebilseydin, içini kesen o şeyin seni kurtuluş'una götürmeye çalıştığını bir anlayabilseydin..

    "uyanın! kalpler ancak allah'ı zikretmekle mutmain olur"
    ancak.
  • içimizdeki güç.
  • 2 üstteki entriyi okuyup okuyup kendime hatırlatırdım acizsin kabul et yardımı o'ndan iste diye. işte acizim, sıklıkla canıma kıymayı düşünecek kadar aciz, sıklıkla canıma kıymaya cesaret bulamayacak kadar aciz. öyleyse her şeyi gören, bilen neden beni bu azaptan kurtarmıyor? bu soruyu soracak kadar acizim işte. belki gözümün önündeki cevabı göremeyecek kadar.
    "kafayı sıyırma da" şakalarını ciddiye alacak kadar. delirmekten korkan ve delirmeye özenen bir aciz.
    bu acizliğimle huzur bulmayı öğrenmeyi isteyecek kadar acizim. ne kadar acz içindeysen o kadar kolay yardım bulursun demişler. kendimden tiksinecek kadar acz içindeyim. neden yardım etmiyor?
  • tdk sözlüğünde olmayan ama olması gerekiyormuş gibi gelen kelime.
  • türk işi kelime, ama öyle eski zamanlarda filan yanlışlıkla kullanılagelip de zamanın arapça üstadlarını çileden çıkarmış sözcüklerden değil; baya baya yeni türemiş gibi geliyor. masdar hali zaten bir ismi/kavramı temsil eden ve halihazırda mevcut olan bir kelimeyi bir daha isimleştirmek saçma olduğu içindir ki acz varken acziyet türetmek manasız. çok basit: zulm varken zulmiyet, hüzn varken hüzniyet, recm varken recmiyet, katl varken katliyet deniyor mu, denmiyor. o zaman acz varken acziyete de lüzum yok, ki zaten böyle bir kelime de sözlüklerde yok. "de'nin "ki"nin yanlış yazılmasını "kasmayın ya bu kadar" tavrıyla karşılayan genç nesle değil elbet sözümüz de kendini büyük orta doğu uzmanı, arapça duayeni olarak takdim eden cerenimin kenarının sabah sabah "acziyet ve özgüven" başlıklı yazısına maruz kalınca öyle içeriğine dalmaya hacet duyamadan daha en başında heyheyler oynadı.