şükela:  tümü | bugün
  • orhan pamuk'un yazdığı önsözün, sonsöz olarak okunmasının okur için kitabı daha anlamlı kılacağını düşündüğüm nabokov yapıtı.
  • bu romanın bir yerinde zamanın dokusundaki kırışma diye bir şeyden söz ediyor nabokov. galiba nabokov, kayıp zamanı bu tip kırışmalar üzerinden yaşatıyor; okuması güç, ama iyi hissettiriyor insana kendini.
  • vladimir nabokov'un anlaşılırlığı en zor romanıdır. bakın okunması değil, anlaşılması zordur. yoksa her nabokov romanı gibi kendini çok iyi okutturur. iflah olmaz bir nabokov hayranı olarak 2 kez okumuşluğum vardır. ilki acemi bir duyarsızlıktan ve anlamsız aceleden dolayı epey sancılı geçti ama ikincisi zamanın dokusundaki kırışıklığın gözlerimden yaş getirmesiyle sürdü gitti ve bitti mi, bittiyse nerede, ne zaman bitti anlayamadım. nabokov edebiyatında cinsellik dervişane bir gizi oluşturan nümayiş sözcüklerle her zaman ışıl ışıldır, bu romanda ise tabular korkutucu bir falezin tepesinden seslenir gibidir okuyucuya. anlamak için hareket etmen gerekir- gözünü dört açman, kulağını lastik gibi uzatman gerek. bir süpernova sonrası renk cümbüşü gibi kurguya yayılmış mektupları okumak ne kadar şahane ise nabokov'un proust tarzı parantezlerinin içinden çıkamamak romanı bırakmak için yeterli bahanedir. ayrıca bu romanı sevme nedenlerimden biri hayatım boyunca çilesini çok çektiğim dikkat eksikliğine iyi gelmesidir. bir tür edebi terapi! özellikle aqua'nın nevroz sancılarıyla başlayan o ilmik ilmik cümlelere dikkat kesilmek ve roman boyunca bunu başarıyla sürdürmek, bu soruna iyi gelebilir. algı kapıların bir yangın tatbikatı esnasında bilinçli şekilde koşan binlerce ayağın sayesinde hep açık kalır. benden söylemesi.

    ayrıca: orhan pamuk'un roman için yazdığı ön söz romandan ziyade nabokov'un edebiyatıyla ilgilidir.
  • okumak için acele edilmemesi gereken romandır. okunması da sindirilmesi de zordur. bu sebeple ağır ağır, sindire sindire okunması gerekir.
    okunması zordur; nobakov'un üslubu gerçekten yorucu. sindirilmesi zordur; anlatılan hikaye kimi zaman değer yargılarınıza ters düşer. bu sebeple hikayeyi, yazarı ve değer yargılarınızı sorgulatır. kitapların en önemli var olma sebebi bu değil midir zaten? ancak tüm bunlar müstakbel okuyucunun gözünü korkutmamalı. zira kitabı bitirdiğinizde kesinlikle pişmanlık hissetmezsiniz.
    bunların yanında müstakbel okuyucuya verebileceğim iki tavsiye var. ilki; zaman ve uzam ile ilintili olan bölümün daha dikkatli okunması gerekir*. ikincisi ise; eğer yapabiliyorsanız kitabı orjinal dilinde okumanızdır. ne yazık ki ben bunu yapabilecek ingilizce'ye sahip değildim.

    son olarak: '... pişmanlıklarımız geçmişi ne kadar değiştirebilirse, umutlarımız da geleceği o kadar diriltebilir.'
  • tam adı ada or ardor: a family chronicle olan nickimin esin kaynağı vladimir nabokov romanı. yazarın, lolita dan sonra en sevdiğim kitabıdır.
  • nası ağır ilerler...

    of ama nası da güzeldir.
  • "ada ya da arzu´da nabokov okura, hafızamız sayesinde çocukluğumuzu ya da arkada bıraktığımız altın çağı yanımızda taşıyabileceğimizi hatırlatır. bu bilinen, basit düşünceyi nabokov olağanüstü bir şiirsellik ve şimdi ile geçmişi aynı anda aynı cümlede yaşatabilme gayretiyle ayakta tutar. lolitanın humbert humbert´inin cenneti bir çocuğun aşkında yaşaması gibi van ile ada da çocukluk aşklarını bütün hayatlarına yayarak cennette yaşamak isterler. nabokov, ters, zarif ve çok iddialı bir taklayla çocukluğu yaşlılığa taşımayı denemiştir burada. bu altın çağı yaşadığı günde ne amerika´da ne de rusya´da yaşatamayacağını bildiği için nabokov bu iki ülkenin hatıralarından üçüncü bir hayal ülke, edebi bir cennet yaratmıştır (…) ada ya da arzu´da nabokov´un bütün şakaları, aykırılıkları ve tuhaf güzelliğiyle türkçe konuştuğunu hayranlıkla görüyoruz." *
  • çok ilginç bir kitap. ana teması ada ben ayrılmak istiyorum. yok o başkaydı, dur. neyse. efendim bu kitap temel olarak on sekiz buçuk santim sikli van abimizin ve onun biricik kuzeni-kardeşi-sevgilisi ne sikimse işte ada'yı anlatır. şimdi ben açıkçası bu kitabı anlamadım. zaten okurken çok sıkıldım. hoş, bunda benim kitaptaki rusça fransızca filan yazılan kısımlarla ilgili açıklamaların kitabın arkasında olduğunu kitabın yarısını geçtikten sonra fark etmemin de büyük payı var. evet, malım. o bakımdan oturup üzerinde uzun uzadıya yazacak değilim, zaten istesem de yazamam. neyse, her ne kadar okurken çok sıkılsam da aklımda şöyle bir şeyler kaldı:

    --- spoiler ---

    " 'bütün eski aşklarımız cesettir ya da eş.' bütün kederlerimiz ise bakire ya da orospu."

    --- spoiler ---
  • yaşadığımız evrene alternatif olan kurgu bir evrende yaşamış bir ailenin tarihçesinin, bir kaç insan dışında kuzen oldukları bilinen iki kardeş ada ve van'ın ensest aşkı merkezli olarak anlatıldığı vladimir nabokov romanı. aynı zamanda romanın anlatıcısı da olan van veen gençliklerinde yaşadıkları aralıklı ilişkilerini tüm hayatları boyunca yaşamaları mümkün olmadığından geçmişin sürekli bir imge birikmesi olduğu felsefesiyle, yaşanılan geçmişin istenilen bir bölümünün genişletilerek, uzatılarak, çekilerek arzulanan zamana taşınıp aşklarını sonsuz bir şekilde yaşamalarının mümkün olduğunu düşünmekte. böyle bir mantık içerisinde roman kimi yerinde rus klasiklerine öykünecek şekilde ağır ve oturaklı kimi zaman da bir modern klasik edebiyatı örneğiymişçesine cesur ve şiirsel bir dil ile ilerlemekte. özellikle romanın dördüncü bölümünde ki felsefi yaklaşımlar ve beşinci bölümdeki şiirsellik okurken okuyucu çok yorabilir ama felsefeyle ilgilenen benim gibi okuyuculara müthiş bir zevk vereceği kesin. kısacası bu başyapıt ucuz bir pornografik romanın çok çok çok ötesidir.
  • point counter pointden sonra okuduğum en etkileyici kitap. evet nabakov sana, aklına, düşünme biçimine ve cümlelerine aşığım hatta çok aşığım.
    --- spoiler ---

    o bir saniyenin yırtığında her şey yitirilmişti.
    --- spoiler ---