şükela:  tümü | bugün
  • tüylerimi diken diken eden görüntülerin oluşmasını sağlayan hadisedir.

    cahilce yazacağım , eylem neden oldu, kimdi bu adamlar, nereden gelmişlerdi, ne istiyorlardı gibi bilgilere ihtiyacım olmadan izlediğim videoyu yorumlamaya çalışacağım keza tek ihtiyacımız olan da bu bana kalırsa .

    '' bunları çocuklarınıza nasıl anlatacaksınız ? '' diye soruyor adam. sevgilisi var, geçmişi var, şimdisi var geleceği olacak, yaşıyor, nefes alıyor, düşünüyor , bir şey yapıyor, nabız veriyor. dünyanın dönmesini sağlıyor , itiraz ediyor büyük ihtimalle hoşuna gitmeyen herhangi bir şeye. sesi çıkıyor yahu, sesi çıkıyor, var mı daha güzel bir dünya nüansı, yok bana kalırsa.

    bir devlet hastanesinde doğuyor büyük ihtimalle. ya da ne fark ederse. geleceğim gelmek istediğim yere. doğuyor çırılçıplak, ıslak, yeni, tertemiz, annesinin içinden geliyor çocuk, samimice, yapmacık değil bu doğum dediğimiz hadise.
    bir göz payı bırakıyor doktorun plastik eldivenleri, sıcak değil ayaklarını kavrayan insan uzvu. direniyor da soğuya karşı, burun delikleri genişliyor, akciğerleri yürümeyi öğreniyor göbek bağı olmadan. sesi çıkmıyor bir süre, ayıp olmasın diye daha evvelinden doğmuşlara , konuşmuyor, gıkını dahi çıkarmıyor. avuç içinde bir kaç cümle taşıyor, tuttuğu günlükten, annesinin karnındaki gözlemlerinden bir kolaj geliyor, bir kaç cümle ile her şeyi anlatabiliyor, her temiz şeyi, her samimiyeti, her sevgili kokusunu, her yaşam kavgasını .

    zaman geçiyor, ses gelmiyor. bir tedirginlik haiz oluyor maaşla çalışan beyaz önlüklü insanların göz bebeklerinde.
    zaman geçiyor, ses daha da gelmiyor. tedirginlik sıkılan yumruklara dönüşüyor.
    zaman geçiyor, ses daha da sağırlaşıyor. hasta yatağında bir umut yatıyor ve göz yaşları , ter damlalarına kendilerine satıyor, ter damlaları göz yaşlarını ilk kez o anda yeniyor. ses gelmiyor.

    içinden geçiriyor çocuk, en azından ayak bileğimden kavrayan bu mavi, plastik şey olmasın diyor hayatımda. ciğerleri genişliyor, burun delikleri oksijen molekülleri ile vals yapıyor.

    bir tokat çınlıyor az sonra çocuğun kalçasına, sessizlik bozuluyor mecburen, bağırıyor şimdi alabildiğince, anlatabildiği kadarıyla, anlayabilecekleri kadarıyla ! çocuk yaşıyor, gerisi onları ilgilendirmiyor.

    çok şükürler yükseliyor, oh ulanlar yükseliyor, neyse ki yaşıyorlar çınlıyor kulaklarında çocuğun. büyümeye başlıyor bir anda. hayatını koşu bandından sokaklara taşımaya söz veriyor, annesinin mezarı başında büyük büyük şiirler yazıyor, hayatı anlatıyor hayata, anladığını anladığına anlatıyor, kendine dönüyor, bütün anlamlara sarılıyor.

    bir kadın geliyor zamanı geldiğinde. sokaklar aşınıyor yürümekten, dünyayı bir rejime sokuyor aynı aşamalardan geçmiş, diğer insanlar, diğer olmaktan memnun görünen mahluklar . şaşırıyor kadının güzelliğine, bileğinden seni de kavradılar mı plastik eldivenle ? diye soruyor, kadın gülümsüyor, sanki yer yarılıyor, kadın öyle güzel gülümsüyor, hayat bir tazyike maruz kalıyor, her yer pak. görüş alanı muazzam, yer çekimi olağan, gelecek muhakkak .

    '' bağırmadı '' diye tokat yiyen çocuk büyüyor. kadınlar geliyor, gidiyor, şiirler geliyor, gidiyor, sokakların son kullanma tarihi geçiyor, o da kendine yeni güzergahlar inşa ediyor. çocuk artık bağırıyor, yaşadığını kanıtlayabilmek için bağırıyor !

    yaşadığını kanıtlıyor ..
    hem kendine, hem etrafındakilere .
    hastanede kalçasına yediği plastik eldivenli şamarı hiç unutmuyor.
    kendi kendine yaşayamıyor insan ,
    sarıyor, sarmalıyor, koşuyor, seviyor , kokluyor , akciğerlerine tütün saklıyor.
    uzun saçlarıyla rapunzel oluyor, yüksek sesiyle çocuk.
    ayakkabıları birbirine giriyor,
    yer kayıyor,
    koşu bantlarına asfaltlar dökülüyor.
    çocuk bağırıyor !
    yaşıyorum !
    nefes alıyorum !
    ben dünyaya geldim !
    dinleyin !
    diyor ;
    sonra her şey birbirine giriyor .
    döngü, doğayı taklit ediyor ancak başaramıyor.

    bir polis dikiliyor karşısına bir anda. büyük bir hakla , haklarını ilgili eylemi yapsın diye aldığı maaşla sağlamakta !
    çocuk bağırmaya devam ediyor , yaşıyorum !
    polis, yaşamasan da olur diyor, yine mavi plastik bir eldiven var üzerinde.
    etine değemiyor polisin, hepsi birbirine benziyor.
    hepsi birbirini andırıyor, hepsi birbirinin aynı.
    hepsi birilerinin bir şeyi, çocuksa yalnızca yaşıyor .
    ama iyi de yaşıyor.
    polis vazgeçiyor yaşamaktan.
    ayak bileğinden plastik bir eldiven kalçasını yumruklarken o yumruğunun içindeki anılarını tırnaklarının arasına saklıyor hızlıca ve çaktırmadan. et ile tırnak arasına, devlet giriyor.
    devletin elleri hep eldivenli.
    devlet hep plastik.
    devlet hep plastik.
    devlet hep plastik.
    devlet hep plastik.
    doğada kaybolmuyor meret ,
    kaybetmeye çalışıyor hunharca ,
    doğayı yenmeye çalışıyor ,
    doğa gülümsüyor.
    doğanları ağlatıyor ancak ölenleri susturuyor.
    ya da içine atıyor adam, koca bir dünyayı.
    koca bir dünyayı içine atabilecek kadar büyüyor bir anda.
    devlet plastik, adam büyük bir çocuk.
    kahrolsun faşizm, kahrolsun polis devleti ve cehaleti ! diye inliyor şimdi , doğmamış çocuğumun zihni.

    ey gece,
    sen gelirsin, biz gideriz.
    çocuklar doğar, plastikler ölür .
  • polisin kameraları bile umursamadan insanları telef etmesiyle sonuçlanmıştır. şimdi güveniyorlar sahiplerine ve başımıza bir şey gelmez diye yapmadıklarını bırakmıyorlar insanlara. bizler de desteksiz bıraktık. gerçekten yüz kızartıcı görüntüler.
  • unutmayacağız!!!
  • tam gaz yapılan karalamalarla, chp'ye fetöcü demekle, atatürk'ün yolundan girmediğini iddia etmekle, "kılıçdaroğlu çok geç kaldı", "17 nisan'da bunu yapacaktı", "hdp'li vekiller tutuklanırken neden yürümedi" gibisinden negatif yorumlar pompalamakla insanların direncinde bir kırılganlık yaşanmayacağını, aksine adalet yürüyüşü'nün çiğ gibi büyüdüğünü görecek olan "laiklik, cumhuriyet, adalet, demokrasi ve özgürlük terimlerşnden rahatsız kişilerin" tepkilerinin ne seviyeye evrileceğinin merak uyandırdığı şanlı yürüyüş.
  • çok duygulandığımdır. hdp nin de davet edilerek, kitlelere yayılmasınız umduğumdur.
  • neden pankartlardaki "adalet" yazısı çikolatalı gofret fontundan ?!?
  • sürekli adaletin nerede araması ile ile ilgili tavsiyeler veriliyor kılıçdaroğlu'na

    -adaleti meclis'te ara eyyy kılışdar
    -adaleti adliyelerde ara eyyy kılışdar
    -adaleti sandıkta ara eyy kılışdar
    -adaleti şurada ara eyy kılışdar
    -adaleti burada ara eyy kılışdar
    ....
    ..

    kimse de adalet var bu ülkede aramana gerek yok diyemiyor. herkes kabul ediyor adaletin olmadığını.
  • taksim meydanı, özgürlük parkı, çağlayan adliyesi gibi sembolik önemi olan ortak değer olarak herkesçe sahiplenebilecek bir lokasyonda bitmesi gereken yürüyüş.

    eş zamanlı ankara'ya doğru gerçekleşecek yürüyüş de sarayda, tbmm'de ya da adalet bakanlığı'nda bitebilir.

    yürüyüş sembolik önemi olan bu noktalara geldikten sonra tüm yürüyüş katılımcıları kedi önemsedikleri lokasyonlara devam ederler -kılıçdaroğlu da isterse burdan maltepe'ye devam eder- ve adaletsizlikten bıkmış halk da kendi bulundukları şehirlerde adaletsizlik makamlarının önüne ya da meydanlara, parklara barışçıl gösteriye çıkarak eylemi yurt geneline yayarlar.

    böylece hem orada biterse biz gelmeyiz, şuraya uğrarsa pişmaniye alırız, buradan saparsa kurda kuşa yem oluruzcular da rahatlar ve eyleme katılabilir hem de eylem tüm yurda yayılmış, kitlesel bir hal almış olur.

    kitlesel eylem böyle yapılır. sistematik kötülükle, baskı ve zulümle böyle mücadele edilir.

    mrb ben kemal, yarın yürüyom sn d gelsene kıps, demekle olmaz.

    chp gençlik kolları duyun sesimi.