şükela:  tümü | bugün
  • şehirlere anlam yüklemeyi, kategorize etmeyi çoktan bırakmış olmama rağmen 20 yıl önceki hayal meyal hatırladığım adana seyahatimin ardından tekrar yolum düşünce birkaç bir şeyler yazmak istedim burayla ilgili.

    üniversite hayatım arkadaş çevrem dolayısıyla izmir'de de olsa mini adana gibi geçmişti aslında. çok sevdiğim insanlar olmuştu buradan. bir arkadaşımın sözü hep aklımdaydı adana ile ilgili; "adana aşırılıkların şehridir." bu sözü duymamdan yaklaşık 8 sene sonra yolum sonunda tekrar düştü. adana havaalanında uçaktan inip terminale doğru yürürken apronda, uçağa 10 metre mesafede sigara yakan ve onu uyaran güvenlik görevlisiyle niye orada sigara içilemeyeceğine dair tartışırken sigarasını bitiren adamı görünce çok eğleneceğimi anlamıştım.

    havaalanından gideceğimiz yöne seyahat ederken etrafı seyrediyordum. trafik ışıklarında kırmızı yanarken basılan kornalar ve arkadaşımın "niye gitmiyorlar ki?" isyanı dikkatimi çekti. "e kırmızı yanıyor" dedim. "hee biliyom ama kamera yok ki burada niye bekliyolar ki?" dedi kan donduran bir soğukkanlılıkla ve arkadan öten kornalar da arkadaşımın yalnız olmadığını gösteriyordu. adana'yı giderek daha çok seviyordum.

    yemek konusu zaten apayrı. zaten o bölgenin yemek kültürüne aşıktım adeta yakından tadınca tüm bunları aşk adeta bir kara sevdaya dönüştü bende. 4 kişilik bir ailenin 3 öğünde yediği toplam yemeği 2 kişi tek öğünde yiyorduk adeta aşırılıkların şehrinde.

    sokakta kavga eden 2 adam bir anda birleşip 3.kişiye dalabiliyor ardından hiçbir şey olmamış gibi bu 3 kişi muhabbetlerine devam edebiliyor hatta "kardeş bir şeyin varsa hastaneye götürelim mi?" diye bile soruyordu dövdükleri adama. ben arkadaşıma "noluyor lan?" diye şaşkın şaşkın bakarken onun suratındaki ifade ise "sıradan bir adana günü"ydü. kavganın da, yardımın da aşırısı bu şehirdeydi.

    ben şu kadarlık hayatımda bu kadar küfredilen başka bir yer görmedim ayrıca. kötü anlamda demiyorum bunu hatta hiç rahatsız da etmiyor. adam bana olan sevgisini de, nefretini de aynı cümlelerle anlatıyor adeta. delice bir zevk bile alıyordum bu küfürlü konuşmalara özne olmaktan. aşırılıklar diyarı yavaş yavaş ruhumu ele geçiriyordu adeta.

    sıcağı da aşırıydı tabi ki. şuranın, buranın sıcağı muhabbetine girmeyeceğim ama size sadece şunu söyleyeyim adana meteoroloji müdürlüğü'nün tabelası öyle bir güneş yemiş ki okunmuyor.

    18 mayıs 2015 adana swinger çetesinin çökertilmesi olayını gördüm burada. bir an bir "oha" desem de arkadaşımın o sözü geldi yine aklıma; "adana aşırılıkların şehridir".

    3 gün kaldım, 1 aylık yemek yedim, 3 aylık küfür duydum ama ben burayı sevdim lan baya. bunca yıldır memleket kavramına çok uzak olan ben ilk defa bir yere kendimi yakın hissettim bu kadar. ortamlarda adanalıyım derim kim bilecek amına koyim!

    son olarak; adana demirsporludur!

    tamam lan adana turuncu da olabilir değer mi çakma hemşehrinizin kalbini kırmaya? birer şırdan yer miyiz?
  • "tanrı'yı çileden çıkartan ve var olduğuna pişman eden en iyi on şehir" diye tuhaf bir liste yapılsaydı, ilk üç derecenin tamamında adana olurdu. öyle enfes ve kendine has bir şehir ki, insanların telefonla konuşurken dediklerini küçük defterime not almak bile büyük bir keyif oldu. başlıca besin kaynağı adana kebabı olan, sebzenin kimse tarafından pek önemsenmediği, insanların kebap kokulu dev bir bulutun içinde yaşadığı ve trafikteki çeşitliliğiyle hindistan'a tur bindirip pakistan'ı haritadan silen mitolojik mangal ülkesi olmuş adana; adnan menderes bulvarı'nda zeus'u mangal yaparken görmek bile çok şaşırtmadı. trafikte koşan çocuklar o kadar seri ki, biz bir atı sollarken onlar da bizi solladı. at arabaları, çapraz ilerleyen dolmuşlar, elektrikli bisikletler ve ejderha başlı beygirler derken, masal ülkesinde dokuz gün geçirdim. adana'nın sürreal ortamından ise sadece şalgam ve defterime yazdığım tanrısal cümleler getirdim.

    cümle 1: "gerizekalı sensin lan allahsız, düzgün konuş benimle!"

    çakmak caddesi'nde dolaşırken duydum bunu, yirmili yaşlarında bir çocuktu. arkadaşı ona gerizekalı dediği için sinirlenmiş ve düzgün konuşmasını tembihlemişti. cümledeki "allahsız" sadece bir öğeydi, gerizekalı kadar değeri yoktu. hayranlıkla baktım, cümlenin öğeleri bile adana'da başka bir hal alıyordu.

    cümle 2: "n'abayım ya allah'ın yanındayım işte"

    bu sanırım, insanın nerede olduğunu gösteren foursquare benzeri bir uygulamanın ortalama bir adanalı tarafından yeniden yorumlanması. fakat allah'ın yanında dediği yer, seyyar kebabçının önüydü ve kebap yapan adamın tanrısal bir duruşu yoktu. sadece hızlı hızlı domates doğruyordu. belki de lokal kebap tanrısıydı, dürümü gerçekten şahane yapmıştı. bilemedim, cümleler beni şaşırtıyordu.

    cümle 3: "oğlum beş kuruşum yok, cüzdana bak allah'ın evi gibi tertemiz"

    parasızlığın ilahi bir yorumuydu bu da, cüzdanında gerçekten hiç para yoktu ve bunu basit birkaç cümleyle geçiştirmek yerine bu yöntemi seçmişti. şiirsel bir abiydi fakat sahip olduğu gücün farkında değildi. parasızlığıyla dalga geçerken günün birinde nobel bile alabilirdi.

    velhasıl, kurban bayramı vesilesiyle gittiğim ve beni her gün bir önceki günün iki katı şaşırtan bu şehir tüm sıkıntımı aldı götürdü. kasım ayı olmasına rağmen yine cehennem gibiydi. sanırım allah, adanalılar içen özel bir parti yapacak diğer tarafta; o yüzden sıcağa alıştırıyor.
  • bana şöyle bir anı yaşatmış güzel memleketim.

    üniversiteden arkadaşlar adanaya davet edilir. dönüş günü gitmeden hemen önce, ö.sonra saatlerinde son bir kebap daha yemek için toros caddesindeki kazancılar kebapçısının şubesine oturulur. vakit az olduğu için dürüm söylenir. ev sahibi olan benim dışımdaki herkeste sırtta çanta vardır. tipler de küpelisinden tut, sakallısına, uzun saçlısına tam 1., 2. sınıf üniversite gençliğidir. mekanda gençler dışında bir masa daha vardır. masada esmer,şişman, bıyıklı adanalı bir dayı rakı içip kebap yemekte yanındaki iki elemana bir şeyler anlatmaktadır. kebaplar 10 dakikada bitirilir, hesap istenir.

    garson:abi sizin hesap tamam.
    yazar:nasıl tamam dayı?
    garson:tamamdır abi.
    yazar:???
    garson:cabbar abi halletti abi sizin hesabı.
    yazar:cabbar abi kim ya?
    garson(şaşırarak):cabbar abi, cabbar abi yani.(garson bu noktada arka masadaki yukarıda bahsedilen dayıya doğru bakar)
    -----yazar ve arkadaşları arka masaya doğru bakarlar.-----
    yazar:abi ne gerek vardı. biz öderdik yani şimdi biraz..
    cabbar:afiyet olsun gençler!!(konuşmayı bitirecek bir vurguyla ve sağ el göğse bastırılıp kafa çok hafif öne eğilerek)
    gençler:ee. eee.eee

    böyle enteresan ve cömert insanlar vardır adanada. bir daha görmeyeceği, tanımadığı, kendisine göre büyük ihtimalle oldukça zırtapoz gözüken gençlere düşünmeden yemek ısmarlar. böyle "abi büyüksün, abi şöylesin" gibi bir tepki de beklemez. afiyet olsun der ve lafı keser. güzellik üzerine çok konuşulmayınca güzellik olur zira. adanalı olarak misafirlerin önünde gururlanılır? "lan tırtolar, olur mu lan böyle hareket sizin memleketlerinizde?" diye memleket övülür. bazı arkadaşlar adamı tanıdığım veya ayarladığım fikrinde ısrar ederler.

    olay burada biter mi hayır bitmez. yaşanan mevzu evde öğretmen anneye anlatılır. annenin hoşuna gider ve bir arkadaş ortamında hurriyet adana'nın editörü sinan tanyıldız'a anlatılır. olay hurriyet çukurova'da "işte gerçek adanalı" başlığıyla sinan tanyıldız tarafından köşesine taşınır. "cabbar bey başka illerden gelen genç misafirlere gösterdiği kibarlıkla, cömertlikle hepimizin gururudur. adanamızı ne de güzel tanıtmıştır. büyüksün baba." tarzı gaz bir içeriği vardır. cabbar baba yazıyı okur, gazeteyi arar, teşekkür eder. sonra habere kaynaklık eden öğretmen hanıma da teşekkür etmek istediğini söyler. çalıştığı okulu öğrenir, okulu arar, anneye ulaşır;
    "hoca hanım, çok duygulandım. böyle gazetede ismimi görünce utandım. gençlere yardım etmek görevimiz. 15 yaşımdan beri ağlamamıştım. vallahi gözlerim doldu. ben çok okumak isteyip fakirlikten okuyamamıştım. şimdi durumum iyi. gençleri orada öyle aceleyle kebap yerken görünce çok duygulandım. öğrenci oldukları da belliydi. tanımasalar da ben de bir cabbar abileriyim. bir yemek ısmarlamışım çok mu? az bile. okuyan insana herkesin daha çok yardım etmesi lazım. dediğim gibi ben okumaya çok kıymet veririm. sizin gibi bir öğretmenimden küçük bir övgü almışım o bile yeter." şeklinde içeriği olan baba bir konuşma yapar. "helal olsun be ne güzel adamlar var dünyada." dedirtir.

    cabbar baba'ya derin sevgi ve saygılarımı bir kez daha sunarım. eğer kendisi veya bir tanıdığı bir şekilde bu yazıyı okursa da selam ederim.
  • bir acayip şehir.

    arkadaştan` :bi arkadaş` rivayettir: memleketin garbında büyümüş bir âdem adana'yı ziyaret etmiştir. gel zaman git zaman, sigarası biter. büfenin iletişim kurmak ve alışveriş gerçekleştirmek üzere açılmış penceresine eğilip der ki parayı uzatırken:
    - bir tane kısa marlboro verir misiniz?
    büfeci ağır abi ses tonuyla cevaplar:
    - ne yalvarıyon lan, adam gibi istesene!

    sımsıcak bir şehir.
  • bak yeminle konuşuyorum arkadaşım hilafım varsa namerdim. banyo yaptıktan sonra kurulanıyorsun ya banyonun içinde banyo havlusuyla. bunu yaparken terlemeye başlıyorsun.
  • havalimanı şehrin içinde olduğu için servise gerek olmayan şehir.
  • kurtuluşu bile ocak başı olan şehir
    (bkz: 5 ocak)
  • 27 küsür yıllık hayatımın minimum 25 yılını geçirmişimdir bu şehirde, ki halihazırda geçirmekteyim, ama nasıl oluyorsa oluyor bu şehre mecburiyetten ya da ziyaret amaçlı gelenler gibi spontane şekilde iki kişiyle başlayıp 22 kişiye çıkan kavgalara, rastgele küfürleşmelere falan rastlamıyorum ben hiç.
    neresinde geziyorsunuz siz bu memleketin, kimleriyle muhatap oluyorsunuz anlamıyorum ki ben.
  • yine optimum mavi'lere bindim. şoför her zamanki gibi merkez caminin orada trafiğe takıldı, bekliyoruz. soldan bi ayyaş pencerenin önünde şoförden para istedi. sanırım tanışıyorlar, şoför para uzatacakken vazgeçti sigara verdi: "al lan parayı napıcan amk"
    adam sigarayı alırken benim duyamadığım bir küfür salladı. şoför de tam küfür edecekti birden durdu ve muavine dönüp, "araçta bayan var mı lan! var mı?" dedi. muavin bi 10 saniye var mı yok mu diye baktıktan sonra "yok abi serbest" dedi. şoför gülerek, "lan senin amına koyayım prestige sigara verdim lan sana nesini beğenmedin!" diye bağırdı. ben kavga edecekler zannederken adama hem para hem de sigara verdi. biz bütün yolcular ve yanımdaki kadın gülme krizine girdik. ve muavin farkedip, "bacım hakkını helal et şapkandan seni erkek sandım, biz buna hep takılırık biliyon nu" dedi.

    adana'nın naifliğini seviyorum abi.
  • memleketim olsun istiyorum. 3 yıl oldu geleli buraya, çok fazla iyi insan tanıdım.
    haddinden fazla.
    en sevdiğimi burada tanıdım, buraya gömdüm.
    çok fazla iyi insan var etrafımda.

    "kalk, menderes'e gidiyoruz! bici yedirecez sana!"

    "- abi param yok:/
    - siktiret parayı, bizde de yok amk:) şahin gil mangal yapıyo damda, mangala gidiyok!"

    "-hacı haber montajı yetişmeyecek :/
    - hangi haber? belediyenin mi? siktiret yapma, idare ederik:)"

    "- abi anahtarı kapının arkasında unutmuşuz da eğer sıkıntı olmazsa balkonun ışığını yakıp bize bakar mısın? sizin balkondan üst kata tırmanıcaz da. hırsız sanmasınlar.
    -???? tırmanabilecek misiniz ki?
    - çocuk oyuncağı abi:)
    (5 dakika sonra kapı çalınır) - abi sağol baktığın için. bira var içen mi abi:)"

    memleketim olsun adana.